moda evleri

Canavarların İstilası

Dikkat! Dikkat!  Bu bir uyarıdır; canavarlar moda dünyasını işgal etmiş bulunmaktadır!

Evet doğru duydunuz, modanın içindeki bu hareketin, hiç bu kadar eğlenceli olacağını düşünmemiştik. Şeytan detaylarda gizlidir mottosunun yerini, canavarlar detaylarda gizlidir şeklinde yeniden yorumlarsam sanırım durumu özetlemiş olurum.

Ben canavarları moda dünyasından önce, Tim Burton ile sevdim, hem de yıllar önceki filmi Beetle Juice ‘da.  Komedi unsuruyla, gerçek ve gerçekdışı olanı en iyi harmanlayan yönetmen benim için… İtiraf ederim ki, o zamanki yaşımda üç defa Beetle Juice demekten biraz korkuyor, ama bir yandan deyip biran önce karakterlerin yanına gitmek istiyordum. Tüm cesaretimi toplayıp içimden bu kelimeleri tekrarlarken soğuk bir ter döktüğümü hatırlarım. Baktım ışınlanmıyorum, ardarda yüz defa herhalde tekrar etmişimdir…

 

Geride bıraktığımız kış sezonunun modasında canavarları sahnede görmeye başladık, bu trendin devamı olarak da yaz sezonunda başımız onlarla dertte Şaka bir yana, moda son birkaç yıldır şu ikilemi savunuyor; kadınsı bir kıyafeti  çocuksu bir desenle veya aksesuarla hareketlendirme.

 

Bunun iki sebebi var; kan değişimi yaşayan köklü moda evlerine atanan genç soluklu tasarımcılar ve modaya para harcayan kitlenin kimliğinin doğuya kayması.

 

Öncelikle ilk maddeyi açalım; 1950’ler itibariyle ismini duyurup, köklerini günümüze uzatmış olan modaevleri, kaliteyi verebiliyor ancak tasarımda geri kalıyordu.  Çünkü iyi birer terziydiler, şimdikiler ise iyi birer tasarımcı.  Arada fark var dikkatinizi çekerim; terzilik zanaat iken tasarımcılık sanattır.  Ben tasarımcıyım, bir hikaye yazarım, tüm karakterlerini, yan unsurlarını, dekorunu, mutfağını en ince ayrıntısına kadar hazırlarım ama zanaatçim yani bu malzemeyi bütünleştiren ustamdır.

 

İşte tam da bu noktada iflasın eşiğine gelen moda evleri akıllıca bir karar aldılar. Yeni nesil tasarımcıları, kreatif direktör ve baş tasarımcı olarak markalarına atayarak, doğru zamanda doğru bir hamle yapmış oldular. Böylelikle, günümüzün ses getirecek tasarımları ile kaliteli işçilik birleşmiş oldu.

 

Bu geçen süre zarfında önemli bir unsur Batı’dan Doğu’ya kaydı; alım gücü yani para.  Avrupa geneli ve Kuzey ülkeleri çeşitli sebeplerden ötürü ekonomilerinde kan kaybı yaşarken, Orta Doğu ve Uzak Doğu ülkeleri piyasanın yeni patronları oldu.  Bunu gören moda dünyası, tasarımlarında algıda seçicilik yaparak, müşteri profillerinin tercih edebileceğini umdukları tasarımlar yapmaya başladılar.

 

Stillerini tamamen kendi istedikleri hayal dünyasında yorumlayan Uzak Doğu insanına göre daha eğlenceli, komik,  sıradısı, biraz da çocuksu koleksiyonlar hazırladı moda duayenleri.  An itibariyle canavarlar, önce podyumları, ardından da sokakları istila etti J

 

Üretimde piyasaya en çok hareket getiren ürün tabii ki çantalar oldu.  Beklenen talebin karşısında şaşıran tasarımcılar, ardı ardına ilave kapsül koleksiyonlar hazırlayarak, reyonların boş kalmasını engelledi.  Pahalı markalarda bu akışı gören hızlı moda markaları çocuksu unsurlardan ilham alarak, genç koleksiyonlarının üzerine ilaveler yapıp, Çin üretim adetlerini daha da büyütmüş oldular.

 

Gabriel Chanel’in ruhunu, markaya yansıtan Karl Lagerfeld, tasarımlarında sınırlı da olsa bu detaya yer verdi. Kendi adını taşıyan markasında ise ruhu tamamen özgürdü. Fendi adına hazırladığı kolekesiyonda da görünen o ki, bize lüksün içindeki alaycı ifadeyi vurguladı.

 

Bu renklilik ve sıradışı baskılardan elbette ki modayı takip eden yan sanayiler de nasibini aldı. Denizkızından hallice renklenen saçlarımız, küçük Ponylerin yeleleriyle yarışıyor.

 

Ojeler ise altın çağını yaşıyor. Eskiden iki üç renkten birini alırken şimdi yüz renkten yüzünü de almak istiyoruz. Manikürlü manikürsüz demeden renklere bulanıyoruz.  Aslına bakarsanız da iyi oluyor, moral oluyor. Dünyanın ve de ülkemizin gündemindeki can sıkıcı ve üzücü olayların negatifliğinde, birazcık pozitif enerji verebiliyorsa bize ne mutlu…

 

Dünya markalarından bu tasarımları almak birhayli güç ama biraz hayalgücünüz ve elbeceriniz varsa internette biraz araştırma yaptıktan sonra kendinize uygun canavarlar, robotlar veya sıradışı yaratıklar yapabilirsiniz. Hem de kimsede olmayacak olmasının güveniyle, göğsünüzü gere gere kullanırsınız .

 

Sevgilerimle,

Begüm Akdoğanlar

dergi_form_nisan

 

Özgün ve yaratıcı işleriyle ön plana çıkan Merci mağazası ‘Kurdeleler’ sergisiyle büyük mağazalar ve moda evleri için tarihin arka odalarını açtı.

Kurdeleler 18. yüzyılda moda endüstrisi için Fransa’nın Saint Etienne şehrinde geliştirilmeye başlandı. I. Dünya Savaşı başlayana kadar yaklaşık 30 bin kişi kurdele fabrikalarında çalışıyordu. Bir zamanlar bu kadar yoğun bir üretimin yapıldığı kurdele sanayi günümüzde maalesef çok az fabrikayla sınırlı kaldı. Birçok anı ve bilgi içeren, tarihe ışık tutan bu güzel sergi stilistler ve tasarımcılar için harika bir ilham kaynağı. Yenilik ve yaratıcılık için aradığınız renk, kumaş, materyal ve grafikleri bir arada bulabileceğiniz sergi adeta değerli bir kaynak niteliğinde.
Kurdelenin yanı sıra sulu boya ile boyanmış kumaşlar, ipek kravatlar, omuz askılarının da sunulduğu sergi aynı zamanda bize o dönemlerdeki gazete ilanlarıyla ilgili fikirler de veriyor. 6000’den fazla orijinal dökumanın ortaya çıkarıldığı ‘Kurdeleler’ sergisindeki iplik koleksiyonları da görülmeye değer.
Tekli panoların 15 Euro’dan satıldığı sergide birkaç bölümden oluşan renkli kumaş örneklerinin fiyatı ise 50-100 Euro arasında değişiyor. Sergilenen müze kalitesindeki tescilli katalogların kolleksiyonerlere ve moda evlerine satışı da yapıldı. www.merci-merci.com
dergi_form_nisan