mobilyalar

Belçika’lılar da Outdoorda İddialı

Manutti, Belçika’nın zarif ve özel outdoor mobilyalar tasarlayan ve imalatını yapan en iyi markalardan biri. Manutti sadece masa ve aksesuar tasarlamıyor aynı zamanda iyi dikişin ve uyumlu renklerin ön planda olduğu modüler kanepeler de koleksiyonlarında mevcut. Uzmanlıklarının, insanların kendilerini evin içinde olduğu kadar rahat hissedeceği outdoor ürünler olduğunu her fırsatta dile getiriyorlar. İç ve dış mekanların usta çözümlerle uyum içerisinde birlikte kullanıldığı yaşam alanları özel projelerinin temelini oluşturuyor.

Markanın sahibi ve tasarımcısı olan Stephane De Winter, yeni jenerasyon outdoor mobilyalar tasarlıyor. Kendisi iç mekan mobilyalarını dış mekan mobilyalarına dönüştüren başarılı isimlerden biridir.

Yaratıcı koleksiyonu, mesela Zenda ve Flow da yapay deri ve uyumlu renklerin kombinasyonu ile  dünyadaki en iyi bahçe ve teras mobilyalarını tasarladıklarını görmekteyiz.

Manutti’nin başarısı, kurucusunun sezgisi ve deneyimlerinin sonucudur. Onun araştırma tutkusu ile teknolojideki gelişim önemli etkenlerdendir. Aynı zamanda Stephane De Winter’in ürün tasarımları sadece dış mekanlar için değil, hem iç mekanda hem de dış mekanda kullanılabilecek niteliktedir. Markanın sırayla: sandalyeler, koltuklar, kanepeler, şezlonglar, modüler kanepeler, masalar, şezlong şemsiyeleri; aksesuar olarak da vazolar, saksı altlıkları, lambalar ve çeşitli halı ve kilimleri bulunmaktadır.

Bunlar için bir çok materyal kullanılmış; işlenilmiş alüminyum, paslanmaz çelik, tik ağacından elde edilen ahşap, dövme demir, sentetik lifler; granit, doğal taşlar, seramik, mermer, asitlenmiş camlar ise Trespa’nın ve Silestone’un masaları ve küçük sehpalarında kullanılan ürünlerdir. %100 geri dönüşümlü Batyline ve Lotus kumaşlarından yapılan koltuklar, dış mekan ve diğerleri içinde işlenmiş yapay deri kaplamalar kullanılmıştır. Kendi koleksiyon serisi geleneksel ve modern tarza uygun şekilde tasarlanmıştır.

Manutti yıllardır gelişmiş güçlü kimliğiyle sağlam uluslararası profile sahip bir markadır. Şirketin 40 ülkede yerel, perakende ve bağımsız özel şirketlerle bağlantısı vardır.

Manutti sadece mağazacılıkta değil özel projelerde de yer alıyor. Koleksiyon çeşitliliği, uzmanlığı ve tasarımdaki esnekliği markanın kendisini güçlü bir yere getirmiştir. Manutti markası, geleneksel bahçe mobilyaları ile modern dış mekan parçalarını böylelikle müşterilerine gururla sunuyor.

Muji Mobilya

MUJI mobilya koleksiyonunun Chodo-Yoi konsepti, iç mekanlarda ferahlık sağlıyor ve  uygun bütçe ile kaliteli ürünler sunuyor. MUJI mobilyaları, alanları verimli kullanarak huzurlu bir ortam sağlamak için tasarlanmıştır.

MUJI mobilya serisi ev ve ofisler için yatak, masa, sandalyeler, raf ve çekmece içerir. Mobilyalarla koordine şekilde çalışan fonksiyonel ev aksesuarları da mevcuttur.

Sakin bir ambiyansı doğal malzemeler ile oluşturan MUJI,

“Chodo-Yoi” felsefesi sayesinde kalite ve fiyat arasındaki ‘doğru dengeyi bulmanızı sağlıyor.

1980 yılında Japonya’da sadece 40 ürün ile başlayan MUJI, şimdi kıyafetten kırtasiyeye, ev eşyalarından kozmetiğe kadar uzanan geniş, 7.000 ürünlük yelpazesi ile gelişimini sürdürüyor.

Bütün MUJI ürünleri doğal malzemelerden son derece minimal bir şekilde üretilmiştir, ürünlerde fırfırlar, etiketler gibi gereksiz malzemelerden kaçınılırken, ambalajları da ses çıkarmayan plastik malzemeden üretilmiştir.

 

Ercol

Tasarım her zaman Ercol’un kalbi olmuştur, konfor için tasarım, fonksiyon için tasarım, güzellik ve estetik için tasarım…

İngiltere’nin en yetenekli tasarımcılarından oluşan İç mekan tasarımcı ekibi benzersiz Ercol ürünlerini tasarlıyorlar. Tasarımlar gündelik yaşamınızdan esinlenilerek, usta ellerde şekilleniyor. Zarafet ve estetiği öncelik alan marka yarattığı ürünlerin konforlu olmasına  da aynı oranda dikkat ediyor.

Görünümün yanı sıra fonksiyonellikte de en iyiyi üreten Ercol, geniş büfeleri, yatak odası takımları, elektronik ürünler için hazırladığı özel masalar ve alan aksesuarları, esnek yemek masaları gibi birçok ürünü müşterilerine sunuyor. Kumaş seçeneklerinde de her zevke hitap edecek oldukça genis bir renk skalası kullanıyorlar.

Göze hitap ettiği kadar ürünlerin dayanıklılığı da marka için en önemli prensipler arasında yer alıyor.Bunun için en sağlam malzemeleri kulanmaya gayret ediyorlar.

Ercol mobilyalarında külden karaağaca kadar değişen ahşap renk seçenekleriyle, tamamen kişiye özel tasarlanan yüzlerce farklı kumaş kullanabilirsiniz. Ayrıca koruyucu özel cilası ile, meşe ağacı, vitrinlerde en çok tercih edilen ahşap seçeneklerinden.

Pastoe

Pastoe koleksiyonları, bugüne kadar kaliteli mobilya üretmek ve bu kaliteyi daha da geliştirmek için yaptıkları yatırımlarla edindikleri tecrübelerin bir sonucu. Her zaman ürünlerini yenilemek, daha işlevsel olmaları için yeni teknikler geliştirmek için çalışan Pastoe ekibi, bu çalışmalarını gidebileceği yere kadar yani en iyi ürünü üretinceye kadar sürdürmek istiyorlar. En küçük detayların, örnek olarak görünen bir vida veya civata şeklinin bile önemli olduğu Pastoe tasarımlarında, ekip malzemelerin kalitelerin ve birbirilerine olan uyumlarını geliştirmek için çaba harcıyor. Ürünlerde mükemmeliyeti yakalamak Pastone’nin sonsuza kadar sürdürmek istediği bir gelenek. Mobilyalar Utrecht’de bulunan fabrikalarda, büyük emekerle, yerli ustaların elinde şekillenerek üretiliyor. Estetik ve fonksiyonel olgulara çok önem veren ustalar, ürünlerin kaliteli olması için en ufak detayları incelerler. Asil bir Pastoe ürünü, özveri ve uzmanlıkla üretilmiştir.

 

Columbia County’de Country Endüstriyel bir Ev

Selina evdeki beyaz duvarlara hareketlilik katmak için farklı dekorasyon öğeleri ile renkler ve farklı türden dokular eklemiş. Çoğunlukla koyu tonlarda ahşap ve deri mobilyalara, yumuşak ve şehirli, kahverengi ve beyazın tonlarından oluşan renk paleti ile beraber renkli türk kilimleri de bu bütünde yerini almış. Ayrıca bu bütüne biçimsel element ve materyaller de eklenmiş.

Elle dövülmüş demir malzeme evin tüm iç kapılarında ve aydınlatmalarında kullanılmış. Ayrıca galvaniz bir teneke kova lavaboya dönüştürülmesi gibi yaratıcı projeler de bu bütünün parçası olmuş.

Mimar Selina!nın Country-Endüstriyel diye adlandırdığı bu iki stilin birleşiminin görüldüğü modern evde, sürgülü ahır kapılarının banyoda ve yatak odasında kullanılması gibi çarpıcı fikirler de yer alıyor.

Naver Collection

1995 yılında el işçiliğinin ve geleneklerin homojen etkisini taşıyan bir mobilya markası olarak kurulmuştur. “Geleneklere bağlı kalarak özel ahşap mobilya üretimini” benimseyen Naver Collection, tasarımcılar ve mimarların çalışmalarını üretim çabalarıyla birleştirerek bugünki marka değerine ulaştı. Mimarlar, tasarımcılar, fabrikalar ve satış bölümleri arasındaki işbirliği sayesinde Naver Collection ürün yelpazesi sürekli geliştirilmektedir. NAVER ismi eski geleneksel Danimarka ismi, işini kendisinden daha iyi ustalardan öğrenmek için dünyayı dolaşan “marangoz” anlamına gelen “Navere” den türemiştir. Bu gezgin zanaatkar ve marangozlara bir saygı göstergesi olarak isimlerini NAVER COLLECTION olarak almışlar. “Biz her ayrıntıda gurur duyarız.” Naver Koleksiyonu geliştirirken, tasarım ve üretim aşamalarında bu cümle her zaman onların kılavuzu olmuştur. Naver Collection ürünleri modern ve çağdaş bir çizgiyi tamamlamak amacıyla özel olarak tasarlanmıştır. Ahşap mobilya üretimi hassasiyet ve mesleki becerileri gerektirir. Kullandıkları hammaddeler özenle seçiliyor ve kurutuluyor.

Her parçada ahşapların yapıları, renkleri ve uyumları en ince ayrıntısına kadar gözetiliyor ve bu sayede en kaliteli ürünler üretiliyor. Mobilyalar modern atölyelerde, geleneksel üretim ilkelerine bağlı kalınarak üretiliyorlar. Sürekli yapılan kalite kontrolleri ise mobilyanın güzelliğinin yanı sıra kaliteli olmasını da garanti ediyor.

dfot

 

Datça’da Bir Sahil Evi

Herkese Merhaba, Bu köşede bundan böyle internet aracılığıyla ulaştığımız, takibe aldığımız, özel ve tarz sahibi profiller, sosyal medyada belli bir kitleye ulaşabilmiş blogger ve kullanıcıların, kendilerinden ve hikayelerinden izler bulacağınız evleri tanıtıyor olacağım. Ayşegül Taştaban Erzincanoğlu ve Mehmet Behçet Erzincanoğlu’nun Datça’daki sahil evi bu ayki konuğumuz. Finans sektöründen ayrılıp, Datça’ya yerleşen Ayşegül hanım evinden detayları, birbirinden güzel fotoğraflarıyla “sahildekiev.blogspot.com.tr” adresindeki blogunda paylaşıyor.

Organik bir yaşamı benimseyen Ayşegül hanım, burada tamamen doğal tariflerini, herkesin uygulayabileceği dekorasyon fikirleri ve toprakla iç içe geçen hayatından kesitlere yer veriyor. Ayrıca Facebook, Instagram hesaplarından da kendisini takip edebilirsiniz. Paylaşımlarında, renklerin birbiriyle eşsiz ve saf ahengi, mavinin tonları, her mevsim farklı canlı Datça çiçeklerinin ve doğallığın büyüsü sizi hemen sarıyor.

120m2’lik evleri Datça’daki koylardan birinde bir sitede bulunuyor. Evde İskandinav stilinden de ilham alınarak kullanılmış beyazın hakim olduğu alanlara, yenilenmiş eski mobilyalar, ahşap ve mavi katılarak daha Datça’ya yakın Ege’li bir görünüm yakalanmış. Kedi ve köpeklerinin de evin keyfini rahatça çıkarabilmeleri için koltuklarda kolay leke çıkaran kumaşlar kullanılmış. Yılın 8-9 ayı denize girilebilen, balkonda yaz-kış vakit geçirilebilen, uzun sahil yürüyüşlerinin güne başlarken vazgeçilmez olduğu Datça’daki yaşamlarında ailenin önceliği tabi ki huzur ve rahatlık. Evdeki hobi odasında da, seyahatlerinden ve doğal yaşamdan ilham alan Ayşegül hanım farklı aksesuar ve nesneleri de değiştirerek evine yeni dokunuşlar eklemeyi sürdürüyor.

Sahildeki eve ve sahiplerine, Datça’nın ılıman ikliminde keyfin asla eksik olmayacağı huzur dolu bir yaşam yolculuğu diliyoruz.

 

www.sahildekiev.blogspot.com.tr

 

dfot

 

 

İçi Dışı Bir, Samimi Tropikal Evler

Doğanın sesleri eşliğinde, çiçek, toprak ve yaprak kokuları Wile bezenmiş bir mekanda  duvar veya pencere gibi klasik yapı bölücüleri ile karşılaşmadan, içsel enerjinin kesintisizce uçuşarak dolaştığı bir ortamda güne uyanmak tropikal evlerde bir hayal ürünü değil doğal yaşam tarzının ta kendisidir. Sazlıktan yapılmış çatıların altına inşa edilen, ağaç kütükler ve taş sütunlar üzerinde yükselen bu evler duruşları ile adeta nefes alan bir canlıdır.

 

Açık olarak planlanmış, yaşam odalarının iç içe geçtiği, sadece panel bölmeler ile separe edilmiş mekanlarında iç ve dış mekan tasarımı birbirinin tamamlayıcısıdır. Ruhsal enerjinin bloke olmadan adeta uçuşarak dolaştığı bu evler “işte tam burada yaşamalıyım, benim yaşam tarzım bu olmalı dedirtir insana”.

Pratik ve fonksiyonel bir yaşam stili amaç edinilerek kurgulanan tropik evlerde gün ışığı ve taze hava müdahale edilmeden  doğal hali ile kendi yolunu bulur. Yaratılan birçok alternatifli oturma köşesi günün farklı saatlerinde evin farklı bölgelerinde vakit geçirme imkanı sunar.  Geceleri ise arı peteğinden yapılma mumların ışığı altında aydınlanan veranda ve balkonlarda elektriğin ve teknolojinin uğultusundan uzak olmak ise ayrı bir ruhsal terapi kaynağı olur. Elbette bu evler ilkel toplumlar tarafından inşa edilirken böylesine bir amaç güdülerek tasarlanmamıştı. Fakat içimizdeki geçmişe dönme ve huzura kavuşma isteği Güney Asya’ nın şimdi çoğu tatil mekanı olarak kullanılan tropikal evlerini popüler ve rüyası gezi mekanları haline dönüştürür. Bazıları için ise bu güzellikleri en doğal hali ile yaşayan ülkelere modern dünyadan göç ettirtir, hayatının geri kalan kısmını geçirecek ülkeler olurlar. İngiliz iç mimar Linda Garland buna güzel bir örnek. Garland 1970 lerde seyahat amacı ile geldiği Bali’de yaşamını sürdürmeye karar verir ve zaman içinde ismi bambunun kraliçesi olarak anılmaya başlar. Doğanın sunduğu zengin malzemeleri ve bambuyu kullanarak tasarladığı mobilyalar ve tropikal iç dekorasyon stili ile dünya jet setinin en favori tasarımcılarından biri olur.

Endonezya’nın Bali bölgesi içinde iç ve dış mekanın içiçe geçtiği eşsiz birçok tropikal evi barındırır. Pirinç tarlalarının zengin su yataklarının bulunduğu manzaralar çoğu tropikal evde yeniden hayat bulur. Bahçeleri dereler, göletler  ve havuzlar  ile buluşan evler Bali’nin doğası ile organik bir bağ kurar. Ana bina ve çevresinde küçük kulübeler ile genişletilen yaşam mekanları bambu köprüler ve taş geçişler ile birbirlerine bağlanırlar. Zengin bir fauna ya sahip tropikal ormanların geniş yapraklı muz, kokonat gibi ağaçları ise evlerin içine kadar uzanır ve doğal gölge yaratır. Bu adeta  yeşil bir şemsiyedir. Javanese  stili ağaçların ve sazlık çatıların altında, tik döşemelerin üzerinde, koloniyel tarzda rattan ve ahşap mobilyalar eşliğinde, pamuklu yastıklar, cibinlikler, keten döşemeler ile rahatın en üst düzeye ulaştığı samimi bir  yaşam imkanını sunar. Yağmur ormanının altında ıslanırcasına dışarıda bitkilerin arasında alınan duşlar, taş lavabolar, camsız, penceresiz  banyolar hepsi mekânsal terapinin bir parçasıdır tropikal evlerde.

Hindu ve Budist inançların efsanevi sembolleri ve karakterleri ile yaratılan sanat eserleri ve objeler ile dekore edilen köşeler kırsal yaşam tarzındaki bu evlere dahil olunca çok yönlü Asya kültürünün spiritüel kimliğini mekanlara taşırlar. Karakterleri ile yaratılan sanat eserleri ve objeler ile dekore edilen köşeler kırsal yaşam tarzındaki bu evlere dahil olunca çok yönlü Asya kültürünün spiritüel kimliğini mekanlara taşırlar.

Sıcak ülkelerin renkli ve doğal yapısını yansıtan Tropikal evlerin ekolojik duruşları ile de günümüz modern mimarisine örnek olması gerektiği kanısındayım. Sonuç olarak hangimiz sıra sıra dizilmiş beton kuleler yerine bu samimi, doğal evlerde yaşamayı tercih etmez ki?

 

vitra_rimex

 

 

 

Vitra’dan Rim-ex kanalsız klozet

Kolay temizliğin formülü yok klozeti var ! …

Klozette yeni dönem Vitra‘dan Rim-ex kanalsız klozet daha az kir tutuyor ve maximum hijyen sağlıyor.

  • Tek harekette kolay temizlik sağlar,
  • %95 daha hijyenik
  • Tortu ve kirlere sakalanacak yer bırakmaz

dfot

 

Tarih, doğa ve eşsiz şaraplarla Kasım’da Siena…

 

Castello Banfi İtalya Siena’da yer alıyor. 2007 Mart ayında açılmış. Küçükçe bir şehir olan Montalcino’ya arabayla 12 dakika mesafede, Floransa’nın 130 km güneyinde ve Roma’nın 250 km kuzeyinde, yani arabayla 3 saatlik bir yol aldıktan sonra kolayca ulaşılabiliyor. Ortaçağ tarihinde “Poggio alle Mura” olarak bilinen hisar boyunca dizilmiş evlerden oluşmuştur.17. ve 18.yy’da kalın duvarlar dışında yaşamanın artık güvenilir olduğu, fakat yine de tehlikelere karşı önlem alınması gereken bir dönemde yapılmıştı.

Castello Banfi diye yeniden isim verilen kale, 2.830 hektarlık üzüm bağı arazisinin konaklama merkezi olmuş.

Misafirler ile sıcak ve rafine bir atmosferde, detaylı bir şekilde ilgileniliyor. Kaliteli şarabın servis edildiği, hoş bir ortamda ağırlanıyorlar. Bir kültürel yemek macerası, aşçılık dersleri, şarap tadımları, bağ gezileri bu büyüleyici keyfin alamet-i farikaları.

Castello Banfi il Borgo’nun sahipleri Mariani ailesi. Binaların mimarlığını Montalcino’dan Marco Matteucci yapmış. Süitlerin ve odaların elegan, rahat iç mimari tasarımını ve bahçeleri Cetona’dan Federico Forquet uygulamış.

14 oda ve süit, farklı lokasyon, dekor ve büyüklüktesize sunuluyor. Özenle seçilmiş kumaşlar, mobilyalar, klasik demirbaşlar, gösterişli ve lüks kolaylıklardan yararlanılıyor.

Geleneksel şeflerle özel derslerde yemekler yapılıyor. Brunello ve Montalcino özel toskana şaraplarının tadımı yapılıyor.