mağaza

Katia&Bony / Designmixer

Alışverişi Eğlence Haline Getirmek Için Tasarlanan Mağaza

Katia&Bony

Hayata renk katmak, alışverişi eğlenceli kılmak ve akılda kalıcı olabilmek sanırım çoğu markanın hedefidir. Ancak, bazen bu arzu sadece toplantılarda tartışılan gündem konusu olarak kalır,bazen de hayal edilen planlar gerçeğe döner.  Böylesine bir çalışma ile Katia&Bony markası için yaptığımız  uzun süreçli beyin fırtınalarımızın, taslak proje ve uygulamalarımızın ardından sonuç olarak hayal ettiğimiz dünyayı karşımızda bugün şekillendiğini görmek marka ve yaratıcı ekip adına büyük bir zevk olduğunu söylemeliyim.

Bugün 20 mağazaya sahip Katia&Bony markası  Türkiye’nin en büyük çorap üreticilerinden Bony’ nin tescilli markası. Uzun yıllardır yurt dışına, dünyanın en tanınmış markaları ile üretici olarak yaptığı iş birlikleri, tasarım açısından oldukça çağdaş ve yenilikçi bir vizyona sahip olması, kalite bilinci, sıra dışı çizgiyi markaları ile bağdaştırabilmeleri, tasarım ekibimizi takım arkadaşları haline getirdi. Sacura Mimarlık olarak mağaza tasarımı, mimari proje ve uygulayıcı kimliği ile çıktığımız yol bugün ürün koleksiyon tasarımı ve marka konseptini de kapsayan geniş kapsamlı bir projeyi de içerisine dahil etti. Markanın tüm konsepti ile koleksiyona kadar dağılan geniş çaplı bu çalışma; projeyi mağazadekorasyonuna, marka imajına ve ürünlerine kadar aynı vizyon çatısı altında odaklanmış bir şekilde yürütmeyi hedeflemesinden dolayı oldukça anlamlı.

Yenilikçi ve farklı olma isteği, klasik mağazacılığın gerekleri ve vazgeçilmezlikleri ile harmanlandı bu konsept projede.  Genç hedef kitleye hitap ederken ürün gamında bebek’den yetişkine kadar  geniş bir yaş grubuna ait ürünleri satışa sunması ürün çeşitliliğini ve sayısını da beraberinde getirdi. Makul fiyatlar ile hızlı ve kolay alışverişi teşvik etmesi market teması ile uyum sağladı..

Puck ajans tarafından Katia&Bony için özel tasarlanan süt kutuları, sandviç paketleri, kavanozlar gibi klasik market alışverişini anımsatan paketlemeler içinde sunulan tekstil ürünleri hem markaya espritüel bir hava kazandırdı, hem de verilmek istenilen market alışverişi imajını ürünlere taşımış oldu. Mekan içinde dekoratif olarak yüzeyler ve paketler market konseptindeki illüstrasyonlar ile süslendi.

Fikir, ürün tipi ve yaş grubu olarak geniş  skalayı içinde barındıran bu markayı sınırlı metrekareler içine sığdırmak kuşkusuz projenin en zorlayıcı kısmı oldu. Farklı ürün ve yaş gruplarını gösteren özel bölmeler ve sergileme üniteleri yapıldı. Genelinde tavana kadar sıra sıra askıların yanyana geldiği klasik bir mağaza görünümündenprojemizi elimizden geldiğince özgürleştirmek istedik. Ürünler için çeşitli esprili duruşlar yarattık. Örneğin, geçmişte çorapları kurutmak için kullanılan vintage ahşap kalıpları çeşit çeşit desenli renkli çorapları sergilemek için kullanıldı. Enerjisi en yüksek renklerden olan sarıyı markanın genç ve dinamik rengi olarak seçtik. Gri erkek bölümünü, beyaz ise saflığı ve tazeliği  ile bayan bölümünü temsil etti. Genelde mağaza tasarımlarında atlanan fazla ilgi görmeyen tavan bölümünde ise markanın kimlik renklerinden gri ve çarpıcı sarı renk olarak kullanıldı. 

Mağazanın en ilginç  alanlarından biri ise ortada yer alan sempatik market konsepti için ayrılan manav standı şeklindeki modül oldu. Üzerinde elma, domates, yumurta şeklindeki rengarenk ve eğlenceli paketlemelerde sunulan  çeşitli  organik kremler, masklar ve sabunlardan oluşan Tony&Moly kozmetik markası ürünleri markanın özel market konsepti ile paketlenmiş ürünleri ile satışa sunuldu. İç çamaşırı, çorap, ev giyimi ve kozmetik gibi

sürekli ihtiyaç duyulan cilde teması en yüksek olanürün gruplarının satışa sunulduğu marka sempatik olduğu kadar kaliteli. Marka Göktürk’ deki mağazası ile ilk startı verdiği konsepti kısa zamanda tüm mağaza zincirlerine yaymak için kolları sıvamış durumda. Eğlenceli alışveriş konsepti ile kısa zamanda yurt içi ve yurt dışına hızla yayılacak olan bu genç ve dinamik marka perakende sektöründe kendinden çok söz ettireceğe benziyor.

Tijen Samuray Öztek

dfot

 

BİR DÜNYA DEVİ DAHA  İSTANBULDA…

 

Crate&Barrel

Çok değil, bundan 10 yıl önce dünyanın bir ucunda gördüğünüz, hayranlık içinde takip ettiğiniz markaların pek çoğu yanıbaşınıza açılacak deselerdi inanır mıydınız?

Şahsen ben net bir evet yanıtını veremezdim bu soruya. Bunun şaşkınlığı, heyecanı ve neşesiyle yazıyorum bu yazıyı…

Ev dekorasyon ve mobilya firmalarının yakından takip ettiği, hatta zaman zaman ilham aldıkları Amerikalı dünya devi Crate and Barrel artık Türkiye’de. Sektörde çalıştığım yıllarda her fırsatta mağaza ziyareti yaptığım, internetten hemen hergün takip ettiğim ve kataloglarının çıkmasını heyecanla bekleğim markalarlardan biriydi Crate and Barrel. Markanın katalogları yanlızca ürünleri değil, sezonun trendlerini, dekorasyon dünyasının nereye gittiğine dair ipuclarını verir, size bambaşka bir dünyaya sürükler. Styling ve mağaza görsel düzenlemeleri konusunda ise hem öncü hem de örnek bir markadır.

Bu dünya devi artık İstanbul’da. Söylerken yüzümde bir tebessüme neden oluyor bu cümle. Türk perakende sektörünün çok kısa sürede nereden nerelere geldiğini gösteriyor bu güzel haber. Demek ki artık dünya devleri ve Türk markaları aynı pazarda kıran kırana rekabet edebiliyorlar. Hatta dünya markalarının sektöre girmesiyle, yerli markalar da yenilenmenin, ürün ve hizmet kalitesini artırmanın önemini her geçen gün daha iyi anlıyor.

Tek bir çalışanla, yazar kasası olmadan açılan mağaza

Bütün başarı hikayeleri gibi, Crate and Barrel’ın arkasında da tutku, azim ve cesaret var. Chicago’lu genç girişimciler Gordon ve Carol Segal çiftinin, balayı sonrası evlerini dekore ederken akıllarına gelen bir projeyi hayata geçirmeleriyle başlamış bu uzun serüven. Büyük bir emek ve özenle dekore ettikleri ilk mağazalarını 1962 yılında Chicago’da eski bir asansör fabrikasında açmışlar ve başlıktan da anlaşıldığı gibi, açılışta unuttukları tek şey bir yazar kasaymış!

Kısa sürede Kuzey Amerika bölgesinde popüler bir marka olduktan sonra, Amerika’nın tamamına yayılmışlar. Bugün hemen her eyaletin en popüler caddelerinde dev bir Crate and Barrel ile karşılaşabilirsiniz.

Crate and Barrel’ın Amerika dışındaki macerası ise 2008’de Kanada ile başlamış. İlk olarak Toronto’ya açılan mağazayı, Calgary, Mississauga, Edmonton, Montreal ve Vancouver izlemiş. Ardından Dubai, Singapur ve Meksika’ya açılan mağazalarla dünyanın uzak noktalarına yayılmaya başlamışlar.  Ve işte 2014 yılına gelindiginde Avrupa’daki ilk durak, huzurlarınızda İstanbul Crate and Barrel.

İlk İzlenimler

Kurumsal firmanın hali başka oluyor. Bunu sektörde dirsek çürütmüş biri olarak derin bir iç çekerek söylediğimden emin olabilirsiniz. Öncelikle Zorlu Center ve Akasya gibi çok doğru iki nokta atışıyla pazara girmiş olmaları, pazar araştırmasının iyi yapıldığının alameti. Yakında İstinye Park’la 3. Şubenin açılacak olması ise, sektörde emin adımlarla hızlı büyüyecekleri konusunda göz kırpıyor bize. Çok doğru zamanda şehrin pek çok noktasına girdikleri outdoor ve diğer reklam araçları markayla ilk kez tanışanlar için farkındalık yaratırken, merak uyandırıyor.

Mağazaya girdiğiniz anda titizlikle yapılan çalışmayı ve profosyonelliği hissediyorsunuz. Parkelerden, halı teşhirlerine kadar herşey dünya standartlarına uygun. İşi şansa bırakmamışlar, Amerika’da merkez ofisten gelen ekip tüm mağazayı dekore etmiş ve belli ki personel ciddi bir eğitimden geçmiş. Kesinlikle bilgili ve ilgililer. Üstelik bu ilgi, size alan tanımayarak, rahatsız eden satış elemanı ilgisinden değil. Saygılı, seviyeli ve profesyonelce. Güven veren türden.

Perakende tecrübesi olanlar çok iyi bilir, Türkiye’de kalifiye satış elemanı bulmak gerçekten de zordur. Hitabetten tutun, servis hizmetine kadar ciddi sıkıntılar yaşanır. Bu ne yazıkki, bugün büyük ve yaygın markaların en ciddi problemlerden biri.

Crate and Barrel, bu sorunu da tespit etmiş ve iyi yetişmiş bir kadro ile müşterileri karşılamayı başarmış.

Meraklı Türk Tüketicisi

Her iki mağazaya da yaptığım ziyarette ilgimi çeken heyecanla markayı keşfetmeye ve kafalarında bir yere oturtmaya çalışan müşteriler oldu. Bir kez daha emin oldum, meraklı bir milletiz ve yeniliği seviyoruz.

Crate and Barrel’ın ürün gamı oldukça geniş. Mutfaktan, banyoya, salondan, çalışma odasına kadar evinizin, işyerinizin ihtiyacı olan herşeyi bulabiliyorsunuz. Orjinal ve kaliteli dekoratif objeler oldukça makul fiyatlarda. Bazı ürünler, emsallerinden pahalı gelebiliyor ilk bakışta ancak kalite farkına ve hizmete bu bedelin değer olduğunu düşünebilirsiniz. Fiyat etiketlerine kdv ve nakliye eklendiği için farklı gelse de, tüm fiyatlar Amerika ile aynı.

Oturma grupları, çalışma masaları ve bar büfeler benim favorilerim arasında. Mutfak reyonu ise gerçekten çok keyifli. Bugüne kadar meraklılarının yurt dışından taşıdığı profosyonel pek çok ürünü bulabilirsiniz.

Crate and Barrel, gerek ürün çeşitliliği gerekse niteliğiyle pazardaki pekçok markayı zorlayacak hatta hizmet ve kalite çıtasını yükseltecek gibi görünüyor.

dfot

Modern İlham Perileri

PALMARINA

BODRUM

‘Türk Rivierası’nın göz bebeği’

Palmali Grup tarafından 2011 Mayıs ayında satın alınarak ve tamamen yeniden inşa edilerek, üstün kalite ve hizmet anlayışı  ile Türkiye’nin ilk mega yat projesi olarak 2013 Haziran ayında tam kapasite ile hayata geçirilen Palmarina Bodrum, 2014 yaz sezonunda da dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen denizcileri, yerli ve yabancı ziyaretçileri uluslararası standartlarda ağırlamaya hızla devam ediyor.

Dünyadaki pek çok emsalinden farklı olarak, ‘kamusal kullanım potansiyellerinin arttırılması’ gözetilerek tasarlanan Palmarina Bodrum; yaz döneminde her gün farklı sosyo-kültürel geçmişe sahip binlerce kişi tarafından ziyaretçi akınına uğruyor. Sadece tekne sahipleri için değil, her türlü kesimden ziyaretçilerin tüm gün vakit geçirebilecekleri ve her türlü ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bir sosyal yaşam alanı sunuluyor. Yaz boyu verilecek çeşitli konserler, sergiler ve etkinlikleri ile bölgeye canlılık kazandıracak Palmarina Bodrum bu yaz sezonunda da ziyaretçilerini pek çok sürprizle karşılıyor.

105 mağazalık yenilenen açık AVM’si, eğlence adası, restaurantları ve gece klübü, benzersiz etkinlikleri ile bölgenin sosyo-kültürel nabzını tutan Palmarina Bodrum; sürprizlerle dolu yeni yaz sezonuna merhaba dedi. Palmarina Bodrum’da güvenli bir limanda konaklama, yat acenteliği, yat sigorta işlemleri gibi servislerinin yanı sıra dünyaca sevilen yerli ve yabancı  markalardan oluşan açık AVM, dünyaca ünlü restaurant, cafe ve gece klüplerinden oluşan benzersiz bir ortam sağlanarak ziyaretçilerin tüm gün boyunca güzel vakit geçirmeleri hedeflenmiş. Dileyen ziyaretçiler için Palmalife Marina Hotel ve Palmarina Butik Hotel’in sunduğu konaklama alternatifleri de mevcut bulunuyor.

Yenilenen projesiyle 2014 yazında da yerli ve yabancı turistlerin çekim merkezi olmaya hedef gösterilen Palmarina Bodrum’un açık AVM’sinde Dream’den, Demsa Group’a, Vakko’dan Versace’e, Brandroom’dan, Valentin Yutashkin, Armani Jeans, Mudo Concept’e; dekorasyondan, teknoloji markalarına, kozmetikten ünlü giyim markalarına kadar  ziyaretçilere geniş alternatifler sunuluyor, ihtiyaçlarını karşılamalarına olanak tanınıyor.

‘Japon mutfağının devi NOBU Türkiye’de’

Palmali Tourism Grubu; dünyaca ünlü Şef Nobu Matsuhisa ve ünlü aktör Robert de Niro ile antlaşma sağlayarak, sahibi oldukları ikonik restaurant Nobu’yu Türkiye’ye getirmeye ikna etti. New York, Londra, Milano, Monte Carlo, Moskova, Tokyo, Hong Kong, Beijing, Melbourne, Perth, Miami, Malibu, San Diego, Las Vegas, Mexico City, Bahamas, Cape Town, Dubai gibi dünya merkezlerinin ardından Nobu; Türkiye’deki ilk şubesini Palmarina Bodrum’da açtı.

 

Kids Paradise

‘Çocuk Cenneti’ anlamına gelen eğlence merkezi ‘Kids Paradise’ içerisinde bulunan su parkı Aquapark’ın yanı sıra, hayvanat bahçesi, 7D sinema, özel yapım bir carousel (atlı karınca) ve diğer eğlence üniteleri de bulunuyor. Yerli yabancı tüm çocuk ziyaretçilerin her türlü ihtiyacı düşünülerek tasarlanan Kids Paradise’da; çocuk restoranı, pop corn, pamuk şeker, macun standları, hediyelik eşya dükkanı da yer alıyor.

Kids Paradise’da bulunan üniteler 5-12 yaş grubu çocuklar  tarafından kullanılabiliyor. 7D sinema ise 8 yaş ve üstü her yaş grubunun kullanımına açık olarak hizmet veriyor. Kids Paradise; sabah 10.00 akşam 19.00 saatleri arasında; 7D sinema, diğer eğlence üniteleri ve carousel (atlı karınca) ise sabah 10.00 gece 00.00 arasında hizmete açık olarak hayata geçirildi. Her yaş grubundaki çocuklara bir yetişkin refakati ise zorunlu tutuluyor.

dfot

 

Modern İlham Perileri – Starbucks Türkiye

Havalar Isınırken Sizin Üçüncü Adresiniz Neresi?

“Mağazalarımızın, ev ve iş yerlerinizden sonra en rahat hissedebileceğiniz 3. adres olması için çalışıyoruz.”
Misafir olduğunuz mekanın kendisini tanımlarken bu cümleyi kurması çok rahatlatıcı değil mi? Son 11 yıldır Starbucks, bu ilke doğrultusunda bizleri mağazalarında misafir ediyor .

Hiç düşündünüz mü?  “Mekan” dediğimizde daha çok kışın kaçıp sığınılan bir yer aklımıza gelirdi eskiden. İçimizi ısıtan içecekler, sıcak ve konforlu hatta rahatlatan bir ortam. Bu tespit yanlış değil elbette ama durum da sadece bundan ibaret değil. İşin gerçeği, biz şehirlerde yaşayanlar için yaz ve bahar ayları, evimizin ve ofisimizin dışında daha çok vakit geçirdiğimiz dönemler. Kendimizi dışarı daha büyük bir istekle attığımız öğle araları, akşam ofisten çıktığımızda hala aydınlık hatta pırıl pırıl güneşli havanın bize yaptığı baştan çıkarıcı çağrısı, uzayan gecelerin yarattığı rahatlama hissi hepsi baharla beraber yoğun bir gündem halinde hayatımızda. Artık çok resmi olmayan toplantılarımızı bile dışarıda yapmak istiyoruz itiraf edelim. Ya da dışarıda halletmemiz gereken bir işimiz çıktığında, birkaç yere uğradıktan sonra durup bildiğimiz sevdiğimiz bir yerde dinlenmek istediğimiz mevsim çoktan geldi bile…

Peki ya hafta sonları?  Kısa bahar tatilleri, yaklaşan yaz tatilinin tatlı ve huzur veren hayali bizi biraz rahatlatıyor kabul, ama birçok hafta sonumuzu, yaşadığımız şehirde geçireceğimiz gerçeğini değiştirmiyor bu durum.  O zaman kendimizi, yaşadığımız bölgeye uygun aktivitelerle rahatlatmaya çalışıyoruz.  Bisiklet turları, yürüyüşler, arkadaş buluşmaları, şehir içinde küçük gezi planları… Siz de fark etmişsinizdir ki tüm yapılan planların başında, sonunda, ortasında veya tamamında kendinizi rahat hissedeceğiniz, güler yüzle karşılanacağınız, içtenlikle ağırlanacağınız ve tüm ihtiyaçlarınızı karşılayacak, kısacası hayatınızı güzelleştirecek bir mekanda bitiyor iş. Ne gibi özellikleri olmalı bu mekanın peki gelin beraber düşünelim:

Markanın verdiği güven hissi

Hemen şöyle bir senaryo yazalım hafta sonu kalkmışsınız, erkenden kendi ölçeğinizde epeyce uzun bir koşu yapmışsınız, parkurunuzu tamamladığınız noktayı da çok sevdiğiniz bir mekan olarak belirlemişsiniz, son nefesinizle kendinizi kapısına kadar attınız ama o da ne? Kapı duvar ! Normalde açıldığını bildiğiniz saatte henüz kimse yok ortalıkta.
Ya da hafta arası iş toplantınızı yapmak üzere sözleştiğiniz mekanda bugün kablosuz ağ çalışmıyor. Örneklerin sayısı çoğaltılabilir elbette ama hepimiz neden bahsettiğimizi biliyoruz aslında: kötü sürprizler… Oysa her gün aynı saatte aynı standartlarda açık olduğundan gözü kapalı emin olduğumuz bir Starbucks mağazası bizi yarı yolda bırakmayacaktır. Alıştığınız, bildiğiniz sevdiğiniz yönleri ile kesintisiz hizmeti ile sizi, bıkmadan yorulmadan karşılayacaktır.

 

Güleryüzlü ev sahipliği 

Karşılama deyince hemen aklımıza insan faktörü geliyor. Starbucks’ta çalışanlar, “partner” olarak adlandırıyor. Birlikte, herkesin kendisi olabileceği bir mekan yaratmak için de çeşitliliği benimsiyorlar. Birbirlerine daima saygı ve anlayış çerçevesinde yaklaşıyorlar. Bunu neden anlattık derseniz; bu tutum, misafir ilişkilerine yansıyan bir felsefe de ondan. Özetlemek gerekirse; bir Starbucks mağazasından içeri girdiğinizde ne kadar yoğun olursa olsun, Starbucks partneri, birkaç saniye içinde sizinle bir bağ kurar ve bu iyi his orada geçireceğiniz güzel dakikaları başlangıcıdır. Bu, tabii ki istediğiniz ürünü en doğru şekilde hazırlamakla devam eder …Tüm  bunlar çok daha derin bir ev sahipliği düşüncesinin görünen yüzüdür sadece… Eğlenmeye veya dinlenmeye gittiğiniz bir yerde güleryüzden ve iletişime açık bir ortamdan emin olmak, insana huzur veren bir ayrıcalık. Bir Starbucks mağazasına her adım attığımızda bu ayrıcalığı hiç tereddütsüz yaşıyoruz.

Size uygun ürünler

Sevdiğiniz lezzetleri düşünün, gittiğiniz yerin ürün yelpazesinin genişliği kadar önümüze konulan üründeki detayların da sizin için ne kadar önemli olduğunu fark edeceksiniz.  Mükemmel kahve ve lezzetli bir yiyecek gününüzü harika hale getirebilir. O yüzden seçtiğimiz her şeyin en iyi kalitede olmasını isteriz. Starbucks’ta lezzetli, sağlıklı  içeceklerin ,taze ve leziz yiyeceklerin bizi beklediğinden her zaman eminizdir.  Mağazalarda, içeceğinizin tam istediğiniz gibi, size özel olması gerektiği biliniyor, bunun için de içeceğiniz tercihinize göre kişiselleştiriliyor ve her seferinde özenle hazırlanıyor. Bunun yanı sıra küçük sürprizler katarak menüsünü sürekli geliştiriyor ki durağanlık sizi sıkmasın, farklı lezzetleri hayatınıza katmak için fırsatınız olsun.

Örneğin bu yaz Starbucks yepyeni bir lezzet ile merhaba diyor… Starbucks’ta Mocha Coconut tadında bir yaz bizi bekliyor.
Kavrulmuş kahve, hindistan cevizi şurubu, mocha sosu ve kahve özlü Frappuccino karışımının süt ve kırılmış buz ile bütünleşmesi ile hazırlanan Mocha Coconut Frappuccino , kavrulmuş hindistan cevizi ve mocha sosu ile taçlanıyor. Sadece sınırlı bir süre için Starbucks mağazalarında sunulacak olan bu lezzet, serinletici bir içecek tercih eden Starbucks severler için birebir.

Rahat etmek 

Havaların ısınmasıyla bir mekandan karşılanmasını beklediğimiz ihtiyaçlarımız çeşitlenir aslına bakacak olursanız. Kapalı mekanlarının havadar ve serin olmasını arzu ederken, açık hava ortamlarının ferah, güneşe veya aşırı sıcaklara karşı önlemlerinv düşünülmüş olması beklenir. Hatta bölgesine göre bisiklet park etmek, bebek aracı ile girmek vs. gibi ihtiyaçlarımıza cevap verecek şekilde konumlandırılmış olmasını isteriz. Kısacası birileri bizim adımıza, hayatımızı güzelleştirecek detayları düşünsün isteriz.

Böyle alt alta sıralayınca bu yaz da üçüncü adresimizin neresi olacağı çok net ortaya çıkıyor aslında. O zaman bize düşen, sıcak havaların tadını gönlümüzce, bildiğimiz gibi çıkarmak.

 

dfot

dfot

 

WILLIAMS SONOMA İSTANBUL KOLEKSİYONU İLHAM VERİCİ BİR ÇALIŞMA

Williams Sonoma 1956 yılında Chuck Wiliams tarafından, Fransa’dan ithal ettiği mutfak gereçlerini satmasıyla kurulan bir Amerikan markası. Bugün ise Amerika hatta dünyadaki en güzel mutfak gereçlerini bulabileceğiniz marka. Yeme, içme, pişirme meraklıları iyi bilirler; en original ve kaliteli mutfak malzemeleri Williams Sonoma’dadır. Mağazalarında gezmek, alışveriş yapmak büyük zevktir. Mutfak konusunda ufkunuzu genişletip, sizi harikalar diyarına götürebilir. Hatta şanslıysanız, aşçılık workshoplarından birine denk gelmiş ve dünyanın bir ucundaki yöresel yemeği, original malzemeleriyle pişirme şansını yakalamışsınızdır. Benim Williams Sonoma sevdam böyle bir hikaye ile başlamıştı seneler önce. Her Amerika ziyaretimde birden çok kere mağazasına uğrar, uzaktan ise web sitesini takip eder, yeniliklerden haberdar olurum.İnternette ne var ne yok diye bakındığım sıradan bir günde karşıma çıkan Rebecca Seal’in İstanbul; Recipes From the Heart of City yemek kitabına istinaden hazırlanan koleksiyon beni ne kadar mutlu etti anlatamam. Henüz ülkemizde çok bilinmese de, tüm dünyanın yakından takip ettiği bu marka benim şehrimden esinlenmiş, özendirici ve çok şık bir İstanbul koleksiyonu hazırlamış. Amerika ve Kanada’da mağazalarında, mağazalarına gidemeyenler içinse online olarak satılan bu koleksiyona gelin birlikte göz atalım.

 

İstanbul; Recipes From The Heart of City by Rebecca Seal

Rebecca Seal; Financial Times, Guardian, Sunday Times, Evening Standard, Observer, Glamour, Grazia gibi yayınlarda yeme, içme, lifestyle yazan, İngiliz bir gazeteci. Son projesi ise İstanbul; Recipes From the Heart of City yemek kitabı. Kitabın tanıtımından anlaşılan İstanbul’un tarihi ve egzotik dokusunun etkisi altında kaldığı ve bunu yemek tarifleriyle yazıya döktüğü. Kitaptaki fotoğrafları, alanındaki iddialı isimlerden Steven Joyce kadraja almış. Kebaptan, mezelere, bugün pekçoğumuzun bilmediği Osmanlı yemeklerinden, tradisyonel tatlılara kadar geniş bir yelpaze 256 sayfada sunulmuş. Williams Sonoma web sitesinde görebileceğiniz kitap online satılıyor. Fiyatı 39.95$. Williams Sonoma İstanbul Koleksiyonundan seçmeler.

 

Nostaljik sefer tası

Kimimizin annesi okula giderken eline tutuşturmuştur, bazılarımız ise eski Türk filmlerinde görmüştür mutlaka. Bugün unutulan klasikler arasındadır sefer tası. Williams Sonoma’nın geçmişe sadık kalarak modernize ettiği bu eşsiz tasarım beni çok duygulandırdı. Kullanılan bakır malzeme ve zarif çizgisi antika hissi uyandırıyor.

 

İznik Yemek Takımı

Osmanlı mirası İznik seramiklerinden, el yapımı ve her parçası farklı renk ve desenlerden oluşan çok şık bir yemek takımı. Bugün dünya çapında yayılan yerli markalarımızın bile İznik koleksiyonları bulunmazken, bir Amerikan markasının bizim mirasımızdan esinlenip, İznik koleksiyonu hazırlaması biraz ironik değil mi! İznik motiflerini yemek takımının yanı sıra, kavanozlarda, fincan tasarımında ve farklı kullanımlar için tasarlanmış tabaklarda da görebilirsiniz.

 

Güveç

Türk motiflerinden esinlenerek tasarlanmış, mutfağımızın vazgeçilmezi güveç de Williams Sonoma koleksiyonunda yerini almış.

 

Bakır Tepsi

Bunu da mı yapmışlar dedirten bir parça. Orijinal motiflere sadık kalarak tasarlanmış bakır tepsi gerçekten çok şık.

 

Daha başka neler var?

Williams Sonoma ekibi Türk mutfağını inceliklerine kadar işlemiş. Web sitesinde mutfak gereçlerinin yanı sıra, Selamlique Türk Kahvesi, kırmızı pul biber, kebap için hazırlanmış özel bir baharat, zeytinyağı ve mercimek çorbası karışımı da mevcut.

 

dfoit_mayis

dergi_form_nisan

 

Özgün ve yaratıcı işleriyle ön plana çıkan Merci mağazası ‘Kurdeleler’ sergisiyle büyük mağazalar ve moda evleri için tarihin arka odalarını açtı.

Kurdeleler 18. yüzyılda moda endüstrisi için Fransa’nın Saint Etienne şehrinde geliştirilmeye başlandı. I. Dünya Savaşı başlayana kadar yaklaşık 30 bin kişi kurdele fabrikalarında çalışıyordu. Bir zamanlar bu kadar yoğun bir üretimin yapıldığı kurdele sanayi günümüzde maalesef çok az fabrikayla sınırlı kaldı. Birçok anı ve bilgi içeren, tarihe ışık tutan bu güzel sergi stilistler ve tasarımcılar için harika bir ilham kaynağı. Yenilik ve yaratıcılık için aradığınız renk, kumaş, materyal ve grafikleri bir arada bulabileceğiniz sergi adeta değerli bir kaynak niteliğinde.
Kurdelenin yanı sıra sulu boya ile boyanmış kumaşlar, ipek kravatlar, omuz askılarının da sunulduğu sergi aynı zamanda bize o dönemlerdeki gazete ilanlarıyla ilgili fikirler de veriyor. 6000’den fazla orijinal dökumanın ortaya çıkarıldığı ‘Kurdeleler’ sergisindeki iplik koleksiyonları da görülmeye değer.
Tekli panoların 15 Euro’dan satıldığı sergide birkaç bölümden oluşan renkli kumaş örneklerinin fiyatı ise 50-100 Euro arasında değişiyor. Sergilenen müze kalitesindeki tescilli katalogların kolleksiyonerlere ve moda evlerine satışı da yapıldı. www.merci-merci.com
dergi_form_nisan

dfot

 

 

Laura Ashley İngiltere’nin önde gelen hazır giyim, ev tekstili ve mobilya markası. 1953 yılında Laura ve Bernard Ashley tarafından kurulmuş. Bugün markanın 500 mağazası aktif ve dünyanın bir çok yerinde hizmet veriyor. Her yıl metrelerce kumaş üretiyorlar. Ürünlerinde klasik İngiliz zarafeti hakim. Türkiye’de markayı Demsa Group tüketicisiyle buluşturuyor. Koleksiyonlarda yumuşak renkler, çiçekli, çizgili kombinasyonlar, damask desenler, ahşap ve yuvarlak hatlarıyla İngiliz tarzını sevenler için mutlaka öncelikli tercih olacaktır. Çok çeşitli ev aksesuarları, kullanışlı ve zevkli ürünleriyle romantik ve huzurlu bir ortam oluşturmaya olanak sağlıyor. Eskitme mobilyalar, çeşitli aydınlatma modelleriyle de Laura Ashley kış sezonunda da her neye ihtiyacınız varsa karşılıyor.

Audrey Hepburn dünyanın en başarılı moda ve ev mobilya şirketlerinden birinin büyümesine yol açtı. Hepburn Gregory Peck ile oynadığı  1953 filmi  Roman Holiday’de başörtüsü takmıştı. Böylece bir moda ikonu olarak, anında dünya çapında popüler olmuş bir tarz yarattı. Bernard bir kadın adının ürünlerin türü için daha uygun olduğunu hissetti çünkü satışların büyümesi ile başa çıkmak ve personel istihdamı için, şirket adı The Ashleys’den sonra Laura Ashley olarak değiştirildi. Laura Ashley tarzı ile Romantik İngiliz tasarımları ile karakterizedir.

 

 

dfot

 

PENNY BLOOMS&BEANS

Çiçeklerle dolu bir tasarım hikayesi…

Motto Tasarım bu ay çiçeklerle dolu,kahve kokulu,yaratıcı fikirlerin yeni adresi  Penny Blooms&Beans’e konuk oldu. Penny’nin sahibi Ayça Paksoy ile çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik ve Ayça Hanım ile beraber,Bast Home okuyucularına özel bir tasarım hazırladık.

Penny Blooms&Beans herhangi bir günde hemen hemen hepimize keyif veren çiçekleri; canlı form ve renkleriyle, kahveyi; çekici ve davetkar aromasıyla sunuyor. Penny’de sizi şiirsel çiçekler ve kahve keyfiyle hayata dokunduğunuzu hissedeceğiniz bir atmosfer karşılıyor…

 

‘’Penny’de çiçeklerin de bir ruhu yansıtması gerektiği inancıyla canlı form ve renklerin öne çıktığı her tasarımın bir diğerinden farklılaştığı aranjmanlar hazırlamaya özen gösteriyoruz. Bunu başarmak için her mevsimin kendi renk ve dokularını yansıtan çiçekleri bilinçli olarak yaratılmış düzensizlik temasıyla birleştiriyor, farklı mekan ve zevklere uygun şekilde sunuyoruz.’’ Ayça Paksoy Sözen.

 

 

 

 

 

  • Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Yurt dışında ve Türkiye’de lisans ve yuksek lisans eğitimi aldım. Türkiye’nin önde gelen ve sektörlerinde bölgesel lider olan grup şirketlerinde 10 yıl sureyle Stratejik Planlama ve Başkanlık Ofisi Diş İlişkiler görevlerini yürüttüm. Bu görevlerim sırasında kendimden bir şeyler katarak hayata geçirdiğim işlerin beni ne kadar mutlu ettiğini ve dolayısıyla da basarili olduğumu tecrübe etme şansım oldu.

Çiçek tasarlamak ise kendi düğün hazırlıklarımız sırasında tanıştığım bir kavramdı. Bunu ne kadar büyük bir keyifle hatta tutkuyla yaptığımı fark ettim ve bu farkındalığı hayata geçirmek için çiçek tasarımını profesyonel olarak yapmaya karar verdim. ‘Flower School New York’ta profesyonel çiçek tasarımı okudum. Ve sonrasında konsept bir çiçek evi olarak Penny’yi İstanbul’da açtım.

 

 

  • Günümüzde bu tür konsept mağazalar ufak ufak çoğalmaya başladı ancak hem atölye hem de kafe hizmeti verme özelliğine sahip olması elbette sizi diğer butik çiçek mağazalarından ayırıyor…Bu konsept fikri nasıl bir araya geldi,hikayesini bizle paylaşır mısınız?

 

Çiçek tasarım evlerinde yaşadığım tecrübeye baktığımda özellikle yurt dışında bu ortamlarda uzun zaman kalıp etrafı incelerken, tasarımı yapanları izlemeyi ne kadar sevdiğimi fark ettim ve bunu yaparken benim için bir başka keyif olan kahvenin bu gecen zamana iyi bir partner olabileceğine karar verdim. Ve Penny Atölye’de bu iki kavramı bir araya getirdim. Bu konsepti periyodik çıkan dergiler/magazinler, çiçek tasarımı üzerine kitaplardan oluşturduğumuz ufak kütüphanemizle birleştirdik. Kahve ile güne başlamak üniversite eğitimim sırasında yerleşen bir keyifti. Buna hiçbir zaman ara vermedim…

Seyahatte bile olsam günün ilk kahvesi benim için hep çok önemli oldu. Bu keyfi bir rituele dönüştürdüm geçen zamanda. Sonra Flower School NY’ta aldigim eğitim sırasında Counter Culture’in coffee Cupping kurslarına katildim. ‘espresso bar’ konseptini çiçek atölyesi ile birlikte tasarladım. O dönemde okuduğum bir kitap 18. yüzyılda oluşan kahve evleri konsepti hakkında detaylı bilgi içeriyordu. ‘Penny’ ismiyle ve kavramıyla o kitapta tanıştım. İkinci bir isim düşünmedim. Böylece 2012 yılında ‘Penny’ markası doğmuş oldu.

 

 

  • Etrafım bu kadar güzel,rengarenk ve farklı çiçeklerle çevriliyken merak ediyorum,nerelerden getirtiyorsunuz bu özel çiçekleri?

 

Penny’ye tüm kesme çiçekleri Hollanda, Venezuella, Ecuador ve Türkiye’nin farklı yerlerinden seçilerek geliyor ve müşterilerin nasıl bir aranjman istediği belirlendikten sonra yine içlerinde Türkiye’nin de bulunduğu çok farklı ülke pazarlarından sıra dışı vazolarla eşleştirilerek hazırlanıyor.

 

 

 

  • Tasarımlarınızı yaparken müşterilerle nasıl bir yol izliyorsunuz?

 

Tasarımların müşterinin tercih ve tarzını yansıtması gerektiği bilinciyle yola çıkan Penny’de aranje edilen tüm tasarımlar hem müşteriyi dinleyerek yaratılabiliyor hem de daha önce tasarlanmış aranjmanlar arasından secim yapılabiliyor.

 

 

 

  • Peki,bizlere çiçek tasarımında birkaç ip ucu verecek olursanız…

 

Çiçeklerin uzun omurlu olması, tazeliğini koruyabilmesi için alındıkları noktadan atölyeye gelene kadar ki bakımları ve bize ulaştıktan sonraki kesim ve bakim teknikleri kritik önem taşıyor. Çiçekler için kullanılan su ve vitaminden çiçeklerin muhafaza edildikleri serinlik derecesine kadar tüm süreçler çiçeğin ömründe ve dolayısıyla tazelik ve güzelliğinde büyük önem taşıyor. Tasarım açısından ise gideceği mekan veya ortamdaki prezansı önemli. Tasarımların sadece belli bir tarzı yansıtması değil, göndericisinin veya alıcısının tarzını ve tercihlerini yansıtması da çok büyük hassasiyetle yönettiğimiz bir konu.Gönderilen çiçek tasarımı gittiği adresin bir parçası olmalı. Bazen tek başına öne çıkarken, bazen de ortamdaki dengeyi yakalayabilmesi önemli. Bunu başarabilmenin en kritik noktası müşterilerimizi dinlemek. Biz Penny’de tasarımda kullanılan çiçeklerimizi bu bilinçle seçiyor ve aranje ediyoruz.

 

 

  • Sizce Türkiye’de çiçek pazarı  geçtiğimiz yıllara nazaran günümüzde nasıl bir yerde ?

 

1950‘lerde global çiçek pazarının büyüklüğü 3 milyar ABD dolarından 1990‘larda yılda %6-7 büyüme oranlarıyla bugün 100 milyar ABD dolarının üzerine çıktı. Ekonomik daralmalarla hızı kesilse de bu dönemleri takip eden süreçlerde kendi hızını yakalayan kesme çiçek sektöründeki büyüme potansiyeli yuksek. Özellikle büyük şehirlerde kesme çiçek sektörünün son birkaç yıldır hızla geliştiğini görebiliyoruz. Bu global gelişim hem sektöre olan ilgiyi, hem de çiçek tasarımındaki çeşitliliği besliyor. Benzer istatistikler Türkiye için derlenen doneler değiller ancak Türkiye’de bu gelişim ve süreçlerin yansımalarını yaşıyor ve yaşatıyor.

Benim kişisel gözlemlerim ise şöyle; çiçek almak bizim kültürümüzde özel bir sebep gerektiriyor. Oysaki bir parçası olduğumuz Avrupa kültüründe çiçek günlük hayatin içinde var. İşinden çıkıp evine giderken insanlar yollarını değiştirip evlerine çiçek alıyorlar. Kollarında veya çantalarında çiçek buketleriyle yolda yürüyen birçok kişi dikkatimi çekiyor. Veya birçok evin ve ofisin düzenli çiçek siparişleri var. Bizim için bu düzen eğer ailelerimizden gelmişse devam ediyor yaşatılıyor, ama gelmemişse çoğu zaman ihtiyacını duymuyoruz bile. Benim dileğim çiçeklere günlük hayatımızda özel günler haricinde de yer açmak. Bazen bunu Penny gibi profesyonel çiçek evlerinden almak, bazen atölye çalışmalarıyla tasarlamayı öğrenmek, bazen de adetle, demetle tasarlanmadan alarak yaşadığımız ortamlara veya hayatlarımızdaki insanlara götürmek, göndermek.

Penny Blooms&Beans de bu üç yaklaşımı ayrı ayrı çalıştık, farklı zevk ve tarzlara hitap edebilecek tasarımlar yarattık ve bunları çeşitlendirdik. Elde gidecek ufak bir buket çiçek veya toplantı odasına hayat verecek büyük ve yuksek bir tasarım ya da çalışma masanızda alışılmamış bir vazoya tasarlanmış bir çiçek Penny’de her zaman bulabilirsiniz.

 

  • Workshoplar hakkında bilgi alabilir miyiz? Ne zamanda bir gerçekleşiyor ve elbette  ne kadar sürüyor?

 

Penny’de müşterilerimiz/misafirlerimiz tek veya grup olarak beğendikleri aranjmanları yapmayı öğrenmek için her ay farklı bir çiçekle ve o aya ait yılbaşı, sevgililer günü, anneler günü gibi bir tema varsa o temaya ağırlık verecek şekilde düzenlenen atölye çalışmalarına katılabiliyorlar. Bunun yanında kendi merak ettikleri konu ve temaları çalışabilecekleri özel dersler de talep edebiliyorlar. Bu çalışmalar genellikle 2 saate yakin sürüyor ve sonucunda her workshop katılımcısı ismine düzenlenmiş bir sertifika almaya hak kazanıyor.

 

  • Hazır yeni yıla sayılı günler kalmışken ,nasıl bir tasarım hazırlardınız bizim için?Hangi çiçekleri seçer,hangi detayları ön plana çıkarırdınız?

 

Yılbaşı için bir yemek masası düzenlerdik ve hoş geldiniz mesajını konuklarınıza daha kapınızdan girmeden verebileceğiniz bir çelenk tasarlardık.Hatta gelin beraber hazırlayalım…

Farklı büyüklükte cam vazolara yerleştirilmiş şekilde masa çiçeklerinde; suya taneleri atılmış olarak ve vazoda dal olarak rose hip, kırmızı/bordo renkli ranunculus ve dianthus yer alıyor.

Kapı çelenginde kurutulmuş ince dallardan bir araya getirilen çelenk üzerine ufak sarı kabaklar, kurutulmuş lotus flower, juniper berries, puple jalapeno pepper, kurutulmuş yabani çeriler, pamuk, kurutulmuş nelumbo, kurutulmuş equisetum, berberis aquifolium ve başaklar yer alıyor.

 

  • Kis donemindeki projelerinizden bahseder misiniz?

 

Kasım ayında New York’ta Lewis Miller ile birlikte LMD NY(Lewis Miller Design) projelerinde yer aldım. 10 günlük yoğun bir seyahat programında öncelikle Brooklyn Museum’da ….. kişilik bir Bat Mitzvah düzenledik. Ardindan St. Regis’ta xyz kisilik ve The Pierre NY’ta …..  kişilik 2 ayri düğün olmak üzere toplam 3 organizasyon aranje ettik. Aralık ayında özel bir firmanın düzenlediği Four Seasons Bosphorus’ta bir yılbaşı fuarına katılıyoruz. Penny Atölye’de de olduğu gibi Penny ve Bizcotti markaları olarak birlikte yılbaşı tasarımlarımızı, kapı çelenklerimizi, ağaç ve sofra düzenlemelerimizi ve yılbaşı hediye alternatiflerimizi paylaşacağımız bu fuarda tercih eden müşterilerimiz tek veya toplu olarak yılbaşı siparişlerini verebilir ve istenilen günde istenilen adreslere teslimlerini talep edebilirler.

Ocak-Şubat 2014’te ise yine Flower School NY ve LMD NY ile büyük çaplı organizasyonlar için yeni iş birlikleri planladık. Bu organizasyonların en heyecanlı kısmı bazen yarattığınız ortamlarda kış ayında bir bahar havası estirebiliyorsunuz, bazen şehrin ortasında tropik bir kumsal yaratabiliyorsunuz, bazen en ciddi ve sessiz müze ortamlarında en eğlenceli çocuk oyunlarıyla düzenlenmiş atmosferler yaratabiliyorsunuz… Kısacası masalsı projeleri hayata geçirebiliyorsunuz. Olanaklar ve tarzlardaki farklar sebebiyle uzaklıkları göze alıp gelen bu tur işbirliği tekliflerini mümkün olduğu kadar değerlendirmeye çalışıyorum. İlhamınızı ve dolayısıyla hayal gücünüzü canlı tuttuğunuz kadar yaratabilirsiniz… Ben de bunu Penny’de birlikte çalıştığım tüm ekibimiz için on planda tutacak fırsatları yaratmaya özen gösteriyorum.

 

  • Ve son olarak ‘motto’nuz…

...doğanın güzelliğini vurgular…

Penny doğa sayesinde var olduğunun bilincinde, doğaya saygı duyan ve bu saygıdan ödün vermeyecek bir marka olarak kuruldu. Tasarımlarımızın doğanın mevcut güzelliğini ancak vurgulayabilecek nitelikte olduğunun farkındayız…

 

Meral Uyanık