isveç

Kış Evi Dekorasyonu

Kış Evi Dekorasyonunda Öne Çıkan Tarzlar Kışın evlerimiz ister istemez yaşamımızın odak noktası haline geliyor. Bunda, içeride geçirdiğimiz zamanın artmasının yanı sıra dışarıdayken bile ev sıcaklığını ve rahatlığını daha çok özlediğimiz durumlarda daha çok olmasının ...

dfot

 

Sandberg

İsveç duvarkagıdı ve tekstil sanatı

Sandberg markasının konsepti, alıcılara çevrelerini kişiselleştirme şansı verecek niteliklerde duvar kağıtları tasarlamak ve kumaşlar üretmek.

Güzel bir ev hayali kuran herkese yardımcı olmayı amaç edinen firme resepsiyon alanları, ofisler, otel ve konukevleri gibi ortak alanlarda da duvar kağıdı ve kumaş koleksiyonları ile mekan bütünlüğünü sağlıyorlar. Çevreye zarar verebilecek ya da alerjik herhangi bir materyali asla kullanmıyorlar.Sadece sürdürülebilir materyal ve üretim metodları ile florokarbon, pvc, renklendirilmiş plastik içermeyen ürünler yaratıyorlar. Su haricinde hiçbir çözücü maddeyi fabrikalarına bile sokmuyorlar.

Sandberg tasarım stüdyosu Göteborg’da. Tasarımcılar inovatif renk ve stilleri, klasiklerle kombine ederek, yarının klasiklerine imza atıyorlar. İlhamlarını, kitaplarsan, seyahatten, doğadan, sergilerden alıyor,  kısaca çevrelerindeki her şeyden etkiler taşıyan ürünler meydana getiriyorlar. Prodüksiyon mühendisleri ve renk uzmanlarıyla her koleksiyonun, deneme baskıları alındıktan sonra üretim aşamasına geçilmesine dikkat ediliyor.

Tüm çizimleri el ile yapıyorlar. Bunun sebebi teknolojiye asla karşı olamları değil, kağıt üzerinde müdahale edilen çizimlerde çok daha iyi sonuç alındığını bugüne kadar deneyimlemişler. Firma İsveç’in çok önemli iç mimarlarıyla çalışmalar yapıyor. Projelerini bu deneyimli snaatçılarla uygulayarak olası en mükemmel sonucu elde ediyorlar. Böylece marka sürecin başlangıçtan bitişe kadar profesyonel ilerleyişini garantilemiş oluyor.


dfot

dfot

 

MAMMA MIA

Ve her şeye rağmen bahar geldi…Bizim keyfimizi, moralimizi, ülkenin halini vb. beklemez mevsimler olması gerektiği gibi tam zamanında gelirler. Umalım ki gelen bahar tüm doğayı temizlediği gibi bizim üstümüzde dolanan kasvetli, bulutlu havayı da temizlesin…

İçimizi ısıtacak Mayıs ayı için size harika bir film seçtim. Geçen ay korkuttuysam affola ama bu tekrar yapmayacağım anlamını da gelmez. Ben bu sayfalarda her sayıda iç ısıtan, ferahlatan lay lay lom evlerin sözünü verdiğimi hatırlamıyorum, siz?
Neyse filme gelelim artık. Nedir filmimiz, şudur: Mamma Mia!

Nereden duyduk ilk bunu? Tabii ki ABBA’dan. ABBA kim? Yeni kuşaklar için bebeklerin ilk söylediği kelimelerden biri gibi gelebilir kulağa ama kazın ayağı öyle değil. Çok kısa hatırlayalım: 1966 yılında bir müzik grubu kurmaya karar veren Björn Ulvaeus ve Benny Andersson, 1969 ilkbaharında ABBA’nın diğer yarısını oluşturacak olan Agnetha Faltskog  ve Anni-Frid Lyngstad’in  katılımı ile grubu tamamladılar ve üyelerinin adlarının ilk harflerinden oluşan ABBA adını aldılar.”People Need Love” kırkbeşliğini kaydettikleri 1972 ilkbaharında kendilerini Björn & Benny, Agnetha & Anni Frid olarak adlandırıyorlardı.

1973’te İsveç’i Eurovision da temsil etmek için katıldıkları ulusal İsveç Melodifestivalen finaline “Ring Ring” adlı parçayla katıldılar; fakat üçüncü oldular. Yine grup 1974 yılında “Waterloo” ile Eurovision Şarkı Yarışması’na katıldı. Bu sırada grup ABBA adını aldı. 6 Nisan 1974’teki Eurovision Şarkı Yarışması’nda ABBA “Waterloo” ile birinci oldu. Bu başarı ABBA`nın tüm Avrupa ülkelerinin yanı sıra ABD`de de ünlü olmasını sağladı. Abba, “SOS” adlı üçüncü albümüyle ününü pekiştirdi.

1976 yılında “Greatest Hits” ve “The Best of ABBA Respectively”, İngiltere ve Avustralya’da piyasaya sürüldü. Tüm dünyada büyük ilgi gören “Fernando” ve “Dancing Queen” gibi single çalışmaları, kısa sürede klasikler arasına girdi. “Dancing Queen” İngiltere listelerinde bir numaraya yükselen ilk ABBA şarkısı oldu. 1976 yılında “Greatest Hits” ve “The Best of ABBA Respectively”, İngiltere ve Avustralya’da piyasaya sürüldü.

Tüm dünyada büyük ilgi gören “Fernando” ve “Dancing Queen” gibi single çalışmaları, kısa sürede klasikler arasına girdi. “Dancing Queen” İngiltere listelerinde bir numaraya yükselen ilk ABBA şarkısı oldu. 1976 sonunda dördüncü albümleri olan “Arrival” piyasa çıktı. “Money Money Money” ve “Knowing Me, Knowing You” başta olmak üzere tüm parçalar büyük başarı kazandı.

Ardından 1977 yılının başlarında Avrupa ve Avustralya turnesine çıktılar. Yıl sonunda ABBA için bir film çevrildi. Grup elemanlarının tamamı filmde rol aldı. Filmin vizyona girişini, “The Album” isimli yeni albümün piyasaya çıkışı izledi. 1979`da “Voulez-Vous” albümü piyasaya çıktı. Bu yılın son çeyreğine girilirken “Gimme! Gimme! Gimme! (A Man After Midnight)” adlı single çalışma piyasaya sürüldü. ABBA’nın en çok beğenilen parçalarını içeren toplama albümün ikincisi, “Greatest Hits Vol. 2” de, aynı yıl uluslararası başarı yakaladı.1980 yılının Mart ayında ABBA, Japonya’da bir konser verdi. Birkaç ay sonra, “The Winner Takes It All”u da içeren “Super Trouper” adlı albüm piyasaya çıktı.Yıl sonunda ABBA’nın sekizinci albümü olan “The Visitors” piyasaya sürüldü. Öne çıkan parçaların başında “One of Us” geliyordu. 1982’de grup dışı çalışmalara başladılar. Björn ve Benny çeşitli müzikal denemelere yönelirken Agnetha ve Frida da solo kariyerlerini sürdürdüler.

Bu dönemde tek çıkan albüm “ABBA LP” grubun ilk on yılında kaydettiği en iyi şarkıları içeriyordu. Aynı yılın sonunda ABBA, müzikal çalışmalarını bir süreliğine askıya alma kararı aldı ve dinlenmeye çekildi. Birkaç yıl sonra yeniden bir araya gelseler de kayıt yapmadan ayrılarak ABBA’nın aktif yaşamına son vermiş oldular. ABBA müzik tarihini o kadar etkiledi ki iki kadın iki erkek vokalden oluşan pek çok grubun kurulmasına yol açtılar. Besteledikleri şarkıların özellikle nakarat kısımları çok kolay ezberlenip söylenebiliyordu.

Deyim yerindeyse bir dönem tüm dünyanın; sonra da fanlarının hayat boyu sevgilisi oldular. Ve bizim asıl konumuz olan Mamma Mia filmi için bu güne dek besteledikleri en güzel eserler müzikal olarak uyarlandı. Sonuç bizce mükemmel… Bakalım siz ne düşüneceksiniz hem film hem de ev için? Phyllida Lloyd’un yönettiği ve Meryl Streep, Pierce Brosnan, Colin Firth, Stellan Skarsgård, Billy Nighy Christine Baranski, Julie Walters, Amanda Seyfried ve Dominic Cooper’ın oynadığı Mamma Mia, Merly Streep’in en eğlenceli filmlerinden biri… Bir anne ve kızı ile üç muhtemel babanın öyküsünü anlatan bu filmde Yunan adalarından birisinde küçük bir otelin sahibi olan bağımsız ruhlu bekâr anne Donna (Meryl Streep), tek başına büyüttüğü kızı Sophie’yi (Amanda Seyfried) evlendirmek üzeredir. Kızının nikâhına çok yakın iki arkadaşını davet etmiştir. Bunlardan birisi pratik zekâya sahip, gevezelikten hoşlanmayan Rosie (Julie Walters), diğeri ise başından çok sayıda evlilik geçmiş zengin arkadaşı Tanya’dır (Christine Baranski). Her ikisi de bir zamanlar beraber müzik yaptıkları Donna and the Dynamos adlı grubun üyeleridir. Ancak kızı Sophie de gizlice üç konuk davet etmiştir.

Nikâh sırasında kendisini rahibin karşısına götürecek babasının kimliğini bulma arzusuyla yanıp tutuşan Sophie, 20 yıl önce annesinin ziyaret ettiği Yunan adasında tanıştığı ve onun mazisinde büyük yeri olan üç erkeği bulup getirmiştir.

Müzikal, dünyanın çeşitli ülkelerindeki 160 kentte 8 ayrı dilde 30 milyon insanın izlediği çok sevilen bir eser…Filmin ve müzikalin adı ABBA’nın 1975 yılında müzik listelerinin zirvesine çıkan Mamma Mia adlı şarkısından alınmış. Çeşit çeşit olasılıklarla dolu bu cennet gibi adada kimi zaman kaos dolu, kimi zaman büyüleyici 24 saatlik zaman diliminde yeni bir aşk filizlenecek ve küllenmiş romantik duygular yeniden canlanacaktır.

Başrolünde 14 kez Oscar adaylığı elde eden ve iki kez Oscar kazanan efsanevi oyuncu Meryl Streep’in oynadığı Mamma Mia, İsveçli müzik grubu ABBA’nın şarkılarını temel alan aynı adlı Broadway müzikalinin sinema filmi uyarlaması.

“Dancing Queen”, “S.O.S.”, “Money, Money Money” ve “Take a Chance on Me” gibi unutulmaz ABBA şarkılarından esinlenilen bu büyüleyici öyküde annelerle kızlarının, eski dostların ve yeniden kavuşulan ailenin kutsanması da var. “Mamma Mia”nın yapım amirliğini iki Oscar ödüllü Tom Hanks ve eşi Rita Wilson, yapımcılığını ise Tom Hanks’in Playstone yapım şirketindeki ortağı Gary Goetzman üstlenmiş.

Tom Hanks ile eşi Rita Wilson’ın yapımcılığını üstlendiği “My Big Fat Greek Wedding” 5 milyon dolara malolmuş ve dünya sinemalarında 368 milyon dolar hasılat elde etmişti. Tom Hanks’ten iki çocuğu olan Rita Wilson’ın annesi Yunanlı olduğundan “Mamma Mia”nın çekim mekânları arasında Yunanistan da bulunuyor. “Mamma Mia”nın diğer çekim mekânları arasında Londra ve İngiltere’deki Pinewood Stüdyoları da bulunuyor. Donna’nın Yunan adalarından birinde bulunan minik butik oteline gelince size bu yazıda öyle ihtişamlı tasarımcı, mimar mekânları, objeleri, mobilyaları, kumaşlar veya lambaları hakkında bilgi veremeyeceğim. Zira bunlar yok bu filmin mekânlarında…

Onun yerine içinizi ısıtan Akdeniz ruhu ve renkleri var, cıvıl cıvıl çiçekler var, yaşanmışlığın kokusu var, rustik duvarlar var, yıpranmış ahşap döşemeler var, demir karyola başlıkları var, boyaları aşınmış merdiven tırabzanları var, odalarında kalan hayat dolu insanlar var… Hepsinin bir araya gelmesi ve ABBA’nın harika müzikleriyle ortaya çıkan ve orada bulunma isteği yaratan büyülü bir atmosfer var.

Başka söze gerek var mı bu ütopik mekan ve film için? Var, Meryl Streep’in kendi sesiyle söylediği “The Winner Takes It All” var… Filmi izleyin ve kendiniz karar verin.Yaza görüşürüz…

 

dfot

dfoit_mayis

 

Ambiente’den Büyüleyici Sofra Tasarımları
Messe Frankfurt tarafından 7-11 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Ambiente Fuarı ‘Dining’ bölümündeki sofra tasarımlarıyla göz doldurdu. Birbirinden çarpıcı markaların şık sunumlarına sahne olan fuar sofra tasarımı konusunda yeni trendleri ve fikirleri bulabileceğiniz harika bir şov.

Mateus
Mateus; kültüründe seramiğin köklü ve tarihsel bir yeri olan Portekiz ile moda ve tasarıma geniş ilgi duyulan İsveç’ten ideal bir kombinasyon sunuyor.
Tümü el yapımı olan ürünlerin her biri Portekizli usta zanaatkarların kişisel dokunuşunu taşıyan nadide parçalar. Tasarımların bu kalıcı niteliği, her özel durumda mükemmeli yakalayacak sonsuz bir kombinasyon yelpazesi sunuyor.

Villeroy Boch
Tasarımlarında ‘duygusal sadelik’ mottosuyla öne çıkan Villeroy Boch ‘New Wave’ serisini Ambiente fuarında tanıttı. Bu yılın trendleri arasında yer alan ‘seyahat’ temasına vurgu yapan marka Paris’ten Rio de Janerio’ya, Tokyo’dan Sydney’e kadar dünyanın en güzel kentlerini ‘New Wave Cities of the World’ adlı serisine taşımış.

Vista Alegre Atlantis
1824 yılında Portekiz’de kurulan porselen fabrikalarıyla bu sektöre adım atan Vista Alegre Atlantis hem porselen, hem cam tasarımı ve üretimi yapıyor. Firmanın 2014 ana koleksiyonunda, iki yüzyıla yaklaşan marka mirasındaki klasik unsurları porselen ve cam sanatında tarih ve deneyimden gelen bir koleksiyonda en yenilikçi uluslararası tasarımcıların elinde şaşırtıcı bir yeniden yorumunu sunuyor.

Royal Albert
Miranda Kerr, Royal Albert markasının ruhunu ve doğasını mükemmel olarak bütünleştirdi. Özgür ruhlu modern kadını yansıtan tasarımlar şimdiden incecik bone china çay takımı ve hediyeliklerde görülmeye başladı. Yemekli çaylar tüm dünyada popüler trendler arasında yer almaya devam ederken bu geleneksel İngiliz eğlencesine yaratıcı dönüşümler getirecek arayışlar da sürdürüyor. Miranda Kerr for Royal Albert, manken adımlarının cazibesini öğle sonrasındaki çaylara taşırken moda tutkunlarına kendi evlerinde gözde bir yemekli çay seçeneği sunuyor. Miranda Kerr, Royal Albert ile ortaklığı hakkında şunları söyledi, “İlk koleksiyonumu tasarlamaktan, doğaya duyduğum aşktan aldığım ilhamın, bahçemdeki renklerin, yolculuklarımın, hatta büyükannemin kendi Royal Albert çay takımından süzülen anıların hepsinin burada toplanmasından büyük heyecan duyuyorum’. Royal Albert için bu işbirliği, markanın gerçek kimliğini eğlenceli ve modern bir koleksiyonla tüm kitlesine yansıttığı harika bir fırsat oluşturuyor.

Nude
Şişecam Topluluğu’nun ilk global tasarım markası olan Nude Ron Arad, Rony Plesl ve Alev Ebüzziya’nın da aralarında olduğu dünyanın saygın tasarımcılarının birbirinden özel tasarım parçaları ile dikkat çekiyor. Markanın yalınlıkla tasarım zevkini buluşturan ev akseuarları koleksiyonu görülmeye değer.

Pordamsa
1976’da İspanya’nın geleneksel seramik bölgesi olan La Bisbal d’Empordà kurulan Pordamsa porselen üretimi ve pazarlaması yapan büyük bir firma.
Uluslararası arenada modern ve fonksiyonel tasarımlarını ulaşılabilir fiyatlarla tüketiciye sunmaktan gurur duyan Pordamsa masaüstü ve mutfak aksesuarları,cam eşya,çatal-bıçak takımı,banyo aksesuarları ve hediyelik eşya gibi pek çok alanda birbirinden şık tasarımlarıyla dikkat çekiyor.
dfoit_mayis

dfoit_subat
1757 senesinde, İsveç Devleti Beyoğlu’nun ortasında yer alan bu binayı satın almıştır. Yapı, İsveç Devleti’nin yurtdışında sahibi olduğu en eski binadır. 250 seneden fazla bir zamandır İsveç – Türk bağı bu yer sayesinde daha da pekişmiştir. O yıllardaki ilk binalar bugün ayakta değil,; binalar ya yıkılmış ya da yangınlarda harabeye dönmüştür. Başlangıçta arsa üzerinde mevcut olan bina, büyük bir ihtimalle 1700’lerin ilk başlarında inşa edilmiş, bu bina da 1818 senesinde çıkan bir yangında yanmıştır. Bugün İsveç Başkonsolosluğu’nun bulunduğu mevcut bina 1870 senesinde Avusturya’lı mimar Domenico Pulgher tarafından çizilmiştir. Bahçede ayrıca İsveç Araştırma Enstitüsü’nün bulunduğu Drogmanhuset (1870) ve halen Fin Protestan cemiyeti tarafından kullanılmakta olan bir kilise de(1878) bulunmaktadır. Başkonsolosluk, İstiklal Caddesi’nin ortasında bulunmaktadır; bu cadde şehrin en popüler ve en canlı alışveriş alanında yer almaktadır. İsveç Sarayı’nın etrafını büyük bir bahçe sarmaktadır ve Boğaz’ın Marmara Denizi ile buluştuğu Haliç’i gören şahane bir manzarası vardır.

 

Uzun süreli dostluk

İsveç’in Türkiye ile olan diplomatik ilişkileri 1600 senelerine kadar dayanmaktadır. O yıllardaki diplomatik ilişkiler geçici misyonerler vasıtasıyla gerçekleşmekteydi. XII Karl’ın Türkiye’de bulunduğu 1709-14 seneleri arasında Konstantinopel’de padişah sarayının yakınında bir İsveç sefarethanesi  kurulmuştur.İsveç, 1737 senesinden itibaren Türkiye’de devamlı bir sefarethane bulundurmuştur; İlk senelerde şu an Başkonsolosluğun bulunduğu arsadaki binayı kiralanmıştır.

 

Avusturya Trieste’den bir mimar

Önceleri bulunan binalar artık mevcut değildir,binalar ya yakılmış ya da 1818 senesinde meydana gelen bir yangında yok olmuştur.. Yeni bir elçilik binası için para bulunması kararı 1869 senesine kadar sürmüştür.Yeni elçilik binası, şimdiki Başkonsolosluk binası Avusturya’lı mimar Domenico Pulgher tarafından çizilmiş ve 1870 yılında tamamlanmıştır. Mimar Pulgher, üzeri sıvalı üç kat yüksekliğinde ve bodrumu olan tuğladan bir bina çizmiştir. Tarzı; İtalyan son Rönesans zamanlarını yansıtmaktaydı. Pulgher, o zamanlar Avusturya’ya ait olan Trieste’de doğmuş ve eğitimini Venedik’te görmüştü.

 

Görkemli temsilcilik dairesi

Konsolos ve ailesinin yaşadığı temsilcilik dairesi, binada bir kat yukarıdadır. Odalar, sekizgen bir holün etrafında toplanmıştır. Bütün odalar deprem güçlendirilmesinden sonra yenilenmiştir. SFV, ortaya koymuş olduğu yeni bir bakım programı ile bütün temsilcilik dairesinde eski renklere dönmeyi tercih etmiştir. Temsilcilik dairesinin bir kısmı mobilyalar ya yeniden kılıflandırılmış, boyanmış ya da yenilenmiş ve bütün perdeler yeni dikilmiştir. Amaçlanan hedef, binanın geri kalan kısımlarıyla uyumu yakalamak ve aynı zamanda  modern faaliyetlere uygun bir daire ortaya çıkarmaktır. Karanlık bir ofisi olan bu yıpranmış saray, bugün aydınlık ve modern bir ofise ve eskisinden çok daha güzel, amacına uygun temsilcilik bölümüne sahip olmuştur.

 

Büyük salon 

Rokoko tarzından esinlenmiş tavanı ve şaheser dekorlu Türk parke zemini ile büyük salon, bir balo salonunu andırmaktadır. 1870 senesinin sonbaharında saray, büyük bir balo ile açılmıştır. Zemin, odanın bütününü hissedebilmekte çok önemli bir rol oynamaktadır. Zemin, çeşitli tropik ahşaplardan oluşmaktadır ve birçok defa yenilenmesine rağmen halen harika bir görünümü vardır. Tavan, son olarak 2009-10 senesinde yapılmış olan büyük tadilat sırasında yenilenmiş ve büyük bir itina ile yapılan bu yenilenme sırasında orjinal yaldızlı süslemeler muhafaza edilmiştir. Aynı zamanda renkler de elden  geçirilmiş ve daha evvel duvarlarda boyanmış olan bölümler değiştirilerek azaltılmıştır ki bu da çok daha sakin bir izlenim yaratılmasını sağlamıştır.

 

dfoit_subat