istanbul

Sarıyer Semt Dosyası

İstanbul’un, sayısız tarihi değerinin yanı sıra, doğal güzellikleri ile de öne çıkan semti Sarıyer, bu ay Semt Dosyamızda mercek altında. Tarihi mekanlarının yanı sıra tarihi lezzetlerini de bünyesinde barındıran Sarıyer’in, isminin nereden geldiğine dair birçok rivayet var. Bunlardan en yaygını; ilçede yıllarca altın ve bakır madeni çıkarıldığı için, bugünkü Maden Mahallesi ile Şifa Suyu arasında sarı renkte yarlar olduğu ve o nedenle, ilçenin ismi önce Sarıya, sonra da Sarıyer koyulmuş olması. Bir başka rivayet ise Sarıyer isminin semtte yatan “Sarıbaba” isimli bir şahıstan geldiği yönünde. Eski çağlarda boş arazi ve tepelerden ibaret olan Sarıyer, gerek Antik Çağ’da gerekse Bizans döneminde belli başlı yerleşim merkezleri arasında değildi. Bizans İmpatorluğu döneminde kıyı kesimlerinde çok az yerleşim alanı vardı. Bunlar özellikle kıyılardaki koylarda bulunan bazı ayazma, kilise, eski liman, sarnıç ve eski kaleler çevresindeki birkaç hanelik küçük kırsal yerleşmelerden oluşuyordu. Burada yaşayanlar geçimlerini genellikle balıkçılıktan sağlıyorlardı. Boğaz kıyısındaki küçük köylerin gelişmeye başlaması 16. ve 17. yy’lara rastlamaktadır. 18. yy’a gelindiğinde saraya yakın bazı kişilere ait yalılar bu kıyıda belirmeye başladı. Sonrasında Padişah izniyle bazı gayrimüslim ailelerin bu köylere yerleşmeleri de aynı yüzyıla rastlanıyor.

Belgrad Ormanı

İstanbul dışına çıkmadan doğanın tadını çıkarabileceğimiz ender yerlerden biri Belgrad Ormanı. Her mevsimde bambaşka renklere bürünen Belgrat Ormanında ister koşu, ister bisiklet ister doğa yürüyüşü yapabilirsiniz. Belgrad Ormanı yetmiş bir çeşit kuş ve on sekiz memeli hayvan türü onlarca çeşit ağaca ev sahipliği yapıyor. On üç bin metrekarelik ormanda doğanın tadını sonuna kadar çıkartabilirsiniz. İlkbaharda yeşil ve sonbaharda ise kızılın tüm tonlarını görebilirsiniz.Ormanın derinliklerine doğru ilerlediğinizde sizi burada yer alan tek yeme içme merkezi olan Natural Park karşılıyor.

Belgrad Ormanında birçok mesire yeri de bulunmakta; Ayvad Bendi Mesire Yeri, Binbaşı Çeşmesi, Falih Rıfkı Atay, Fatih Çeşmesi, Irmak, Kirazlıbent Kömürcübent, Kurt Kemeri, Neşet Suyu, Kanuni Sultan Süleyman’ın 1521 yılında yaptığı Sırbistan seferi dönüşünde, beraberinde getirdiği Sırpların orman içine yerleştirildiği yere Belgrad Köyü denmiş, zamanla orman da bu isimle anılmış.

Fakat orman içerisindeki su kaynaklarının köylüler tarafından kirletilmesi nedeni ile köy taşınmış, su kaynaklarının korunmasına bu tarih itibari ile önem gösterilmiş. O yıllarda İstanbul’un tüm su ihtiyacını Belgrad Ormanı’ndan karşılanabilecek olduğu anlaşılmış ve Mimar Sinan tarafından 1554-1654 yılları arasında çeşitli su kemerleri inşa edilmiş.

La Boom

Detaylardaki stiliyle öne çıkan dekorasyonu, muhteşem manzarası ve dünya mutfaklarını buluşturan lezzetiyle boğazın yeni favorisi olmaya aday! İtalyan mutfağı ağırlıklı olmak üzere dünya mutfaklarından örnekler de sunan La Boom’da funk&soul, nu disco, house tarzı müzikler çalıyor. Konseptini kendi müzik ve eğlence tarzıyla bütünleyen La Boom, farklı parti ve etkinliklere ev sahipliği yapıyor.

ATATÜRK ARBORETUMU

Orman Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hayrettin KAYACIK’ ın 1949 yılında Orman Genel Müdürlügü’ne Bahçeköy’de bir arboretum kurma önerisinin uygun karşılanmasıyla, Orman Fakültesi ve Bahçeköy Orman İşletme Müdürlüğü’nün ortaklaşa çalışması sonucu Büyükdere-Bahçeköy-Kemerburgaz asfaltı kenarındaki 38 Ha.lık bir alanda arboretum kurma çalışmalarına başlanmıştır. Daha sonra arboretumun projesini hazırlaması için Sorbonne Üniversitesi Botanik Bahçesi enspektörlerinden Mösyö Camille GUINET İstanbul’a davet edilmiştir. Mr. GUINET’in çalışmaları 1959-1961 yılları arasında aralıklı olarak devam etmiştir ve Atatürk Arboretumu’nun yol ağını planlamıştır. Gerekli ödenekler sağlanamadığından proje hazırlanması yarım kalmış ve Mr. GUINET’ten geriye yol şebekesini içeren ve yollar ile ayrılmış dünya bitki bölgeleri kalmıştır.

Ayrıca bu birimlerde yer alacak ağaç türlerinin latince adlarını içeren listelerini de düzenleyerek bırakmıştır. 1982 yılına kadar alt yapı ve dikim çalışmaları yavaşta olsa devam etmiştir. Bu tarihte Atatürk’ün 100.doğum yılı kutlamaları nedeniyle Atatürk Arboretumu adını almış ve 12.7.1982 tarihinde de Orman Bakanlığının en küçük idari birimi olan İşletme Şefliği statüsü kazanmıştır.

Arboretum kelime olarak ağaç ev demektir. Bir nevi ağaç müzesi diyebileceğimiz bu tabiat ormanında yüzlerce çeşit ağacı görebilirsiniz. Birçok filme ve dizinin çekimlerine de ev sahipliği yapmış Arboretum’da 3 adet gölet bulunmaktadır. Belgrad Ormanları’nın bir kısmını oluşturan tabiat parkı koşu ve yürüyüş parkurları bulundurmaktadır.

FUAT PAŞA YALISI

18. yüzyılın sonlarına doğru inşa edildiği sanılan yalı, bir paşa tarafından yaptırılmıştır. Daha sonra el değiştiren yalı, uzun süre, II. Abdülaziz sadrazamı Keçecizade Fuat Paşa tarafından ev olarak kullanılmıştır. Keçecizade Fuat Paşa döneminden sonra bir süre ev olarak kullanılan yalı, Cumhuriyet döneminde restore edilerek, 1930 yıllarda otel ve pansiyon amaçlı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Keçecizade Fuat Paşa Yalısı, İstanbul’ a eşsiz bir güzellik katan Boğaziçi’ nin en güzel yalılarından biri olup, 1991 yılından bu yana Hotel Fuat Paşa olarak hizmet vermektedir. İki yüzyıldır İstanbul tarihinin sessiz tanıklığını yapan Keçecizade Fuat Paşa Yalısı, bugün Osmanlı mimarisini, modern otelcilik anlayışı ile birleştirip turizmin hizmetine sunmaktadır.

Lokanta Armut

Tülin Bözüyük ve Şef Burak Zafer Sırmaçekici’nin kurduğu Lokanta Armut şehrin trend noktalarından uzakta olmasına rağmen şimdiden kendi kitlesini oluşturmaya başlamış bile. Menü sade ve öz, yemek deneyimi ağırbaşlı ve gösterişten uzak.

İyi Yemek sloganı ile yola çıkan Lokanta Armut, kapıdan girdiğiniz anda sizi sade ve zarif ambiyansı ile sarıp sarmalıyor. Açık mutfağından mis gibi yemek kokuları yayılıyor, şefler harıl harıl hazırlıklarını yapıyor. Mumlarla donanmış bembeyaz örtülü masalar, loş ve yumuşacık bir aydınlatma, toprak renkerinin hakim olduğu, sade ve samimi bir mekan Armut. Lokantanın köşesinde yer alan açık mutfağı beyaz ışıl ışıl aydınlatması, duvarlarında parliament mavisi çinileri, mermer barı ile kendini ayrıştırıyor ve merak uyandırıyor.

Hiçbir abartısı olmayan aksine son derece samimi bir ortama sahip olan Lokanta Armut’un tek amacı leziz bir yemek deneyimi yaşatmak.

SURP SANTUHT ERMENİ KİLİSESİ

Ermeni Gregoryen kilisesi de olan bu yapı; Rumeli Hisarı, Durmuş Dede Sokağı’nda yer alıyor. Tateosyan Okulu,mezarlığı  kulüpleri ile bir kompleks oluşturan kilisensin tarihi 18.yy kadar uzanmakta.Eski kayıtlarda adı ‘’ Aziz Bakire Sandukhd’’ diye geçiyor.Ahşap kilise 1816’da tamir edilmiş.Sonrasında değişik dönemlerde onarım gören bina,29 Temmuz 1856’da tam olarak ibadete açılmış.Birkaç kez yangın geçiren kilise,son kez Temmuz 1972 de yanarak harap olmuş.Geçici onarımdan sonra 5 Ocak 1973’te ibadete açılmış.Kilisenin günümüzdeki binası moloz taştan örülü yığma bir yapı halini almış.Kilisenin tüm pencereleri kemerlidir.Giriş cephesindeki pencereler narteksi,üst kattakiler galeri katı,nefin iki yanındaki pencereler ise nefi aydınlatır.

Telli Baba Türbesi

İstanbul Sarıyer’de genellikle genç kızların ve kadınların kısmetlerinin açılması için ziyaret ettiği Telli Baba Türbesi hakkında net olarak bir bilgi olmamakla birlikte, inanılan en bilinir rivayet şöyledir; İmam Abdullah Efendi, Fatih Sultan Mehmed zamanında tabur imamı olarak görev yaparken şehit düşmüştür.

1930’lu yıllar olduğu tahmin edilen bir zamanda hastalıklı bir kız rüyasında İmam Abdullah Efendiyi görür ve burada türbe açılmasına vesile olur. Telli Baba ziyaretinden sonra iyileştiği söylenen kızı duyanlar da bu türbeyi ziyaret edip dua etmeye ve hayırlı kısmet istemeye başlarlar.

Telli Baba Türbesi cuma günleri, hafta sonları ve özel günlerde yerli ve yabancı ziyaretçi akınına uğrar. Telli Baba Türbesinde dua ettikten sonra oradan alınan telin boyu ile dua edenlerin dileklerinin gerçekleşme süresinin doğru orantılı olduğu söylenir. Ne kadar kısa tel kesilip alınırsa o kadar hızlı dileklerin gerçekleştiğine inanılır.

Günümüzde halen yeni evli çiftler evlendikleri gün Telli Baba Türbesini ziyaret ederek evlerine bereket, evliliklerine muhabbet geleceğine inanarak ziyaret ederler. Telli Baba aynı zamanda İstanbul’un dört manevi bekçisi olarak bilinen evliyadan biri olarak anılmaktadır.

Japon Bahçesi

Türk ve Japon halklarının kardeşlik duygularını pekiştirmesi, her iki ulusun kültürel iletişimi gerçekleştirmesi ve birbirlerini daha iyi tanıyabilmeleri adına planlanmış, iki ülke arasında binlerce kilometrelik mesafe olmasına karşın ulusların birbirlerine gösterdikleri sevgi ve saygı neticesinde, 2003 yılının Japonya´da Türk Yılı ilan edilmesi ve Japonya´nın Shimonoseki Kenti ile İstanbul´un Kardeş Şehir olması nedeniyle Japon bahçesi çalışmalarına başlanmış. Japon Bahçesi´nin en önemli materyallerinden biri de giriş ve çitlerdir.

Tasarımda Japon bahçelerinde sıklıkla kullanılan bitkiler yer alıyor. Bahçenin düzenlenmesinde Japon Bahçe Sanatı´nın genel karakteri olan doğal malzemeler kullanılmış. Japon Bahçesi´nin tüm özellik ve öğeleriyle yaşatılacağı bahçede; Şelale, Doğal Gölet, Ada, Ada´yı her iki yönde kıyılara bağlayan Taş ve Ahşap Köprüler ve Kuru Köprü inşa edilmiş. Japon Çayevi bulunmaktadır. Parkta, 4850 adet ağaç ve bitki kullanılmış. Bahçenin Japon Kültürü´nü yansıtan iki adet kapısı, bir adet çeşmesi ve kuru bahçesi bulunuyor. Bahçe, çok sayıda doğal taştan imal edilmiş fenerler bulunuyor. Bahçenin etrafı ise, Japon stili duvarla inşa edilmiş.

Tarihi Sarıyer Muhallebicisi

1912 yılında, Balkan savaşlarından dolayı kurucumuz merhum (Hacı) Şakir Göçmen, Arnavutluktan Osmanlı devletine göç etmek zorunda kalmıştır.1928 yılında İstanbul’un Sarıyer ilçesinde bulunan Tarihi Sarıyer Muhallebicisini kurmuştur. O dönemde tatlılarına lezzet katabilmek için Zekeriyaköy’de kendisine bir hayvan çifliği açmıştır. 1988 yılında vefat eden (Hacı) Şakir Göçmen’nin yerine görevi oğulları Kemal ve Merhum Resai Göçmen almıştır. Silsile bu şekilde devam edip üçüncü kuşak görevi devralmıştır. İlerleyen zaman içerisinde, bünyesine iki yeni şube ekleyerek Bahçeköy ve Zekeriyaköy (Göçmen’s Rach) faaliyete geçmiştir. Hayvanlardan elde ettiği doğal sütler ve tavuk göğüsleri ile yaptığı tatlılarla meşhur olan Tarihi Sarıyer Muhallebicisi, tadını bu günlere kadar ulaştırmıştır.

Tarihi Sarıyer Muhallebicisinin ustası mısır ve buğdayla beslenen tavukların göğsünden, çiflikte çeşit çeşit doğal otla beslenen ineklerden sağılan sütten ve suda beklettiği pirinci değirmende çekerek elde ettiği subye denen doğal kıvam arttırıcıdan tavuk göğsünü yapıyor ve bu döngü 1928’den beridir büyük bir titizlikle devam ediyor.

SADBERK HANIM MÜZESİ

Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi 14 Ekim 1980 tarihinde Sarıyer-Büyükdere’de Azaryan Yalısı olarak adlandırılan yapıda, Vehbi Koç’un eşi Sadberk Koç’un anısına, O’nun kişisel koleksiyonunu sergilemek üzere açılmış, Türkiye’nin ilk özel müzesidir.

19. yüzyıl sonlarında inşa edilmiş olan Azaryan Yalısı, 1950 yılında Koç ailesi tarafından satın alınmış ve müzeye dönüştürülmesine karar verilen 1978 yılına kadar da yazlık olarak kullanılmıştır. 1978-1980 yılları arasında, Sedat Hakkı Eldem’in hazırladığı restorasyon projesinin uygulanmasıyla müzeye dönüştürülmüştür. Sadberk Koç’un kişisel koleksiyonunda yer alan geleneksel kıyafet, işleme, tuğralı gümüş ve porselen gibi eserlerden oluşan müze koleksiyonu zaman içinde hibe ve satın alma yoluyla zenginleşmiştir. Türkiye’nin büyük koleksiyonerlerinden Hüseyin Kocabaş’ın vefatından sonra, koleksiyonu Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonuna katılmıştır.

Vehbi Koç Vakfı’nın 1983 yılında Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonlarına kattığı Hüseyin Kocabaş Koleksiyonu’nda yer alan arkeolojik eserlerin sergilenebilmesi için mevcut binanın hemen yanındaki 20. yüzyıl başlarında inşa edildiği sanılan yalı da satın alınmış ve ön cephesi aslına uygun olarak restore edilmiştir. Restorasyon projesi Mimar İbrahim Yalçın tarafından hazırlanan bu yalı, 24 Ekim 1988 tarihinde “Sevgi Gönül Binası” adıyla ek müze binası olarak hizmete açılmıştır. Sergileme düzeni bakımından çağdaş bir müze uygulamasına örnek olarak değerlendirildiği için 1988 “Europa Nostra” Ödülü’ne layık görülmüştür. Sadberk Hanım Müzesi kuruluşunda yaklaşık 3 bin esere sahipken bugün 18 bini aşkın eseri bünyesinde toplamaktadır. M.Ö. 6. bin yıllarından Bizans dönemi sonuna kadar Anadolu’da yaşayan uygarlıkların maddi kültür kalıntılarını yansıtan arkeolojik eserler Sevgi Gönül Binası’nda, Osmanlı ağırlıklı İslâm eserleri, Osmanlılar için yapılmış Avrupa, Uzak ve Yakın Doğu eserleri ile Osmanlı dönemi dokumaları, kıyafetleri ve işlemeleri Azaryan Yalısı’nda sergilenmektedir.

ISIYI NASIL TASARRUFLU KULLANIRIZ?

ISIYI NASIL TASARRUFLU KULLANIRIZ? ENERJİ ve ISI TASARRUFUNDA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

  • Özellikle kış aylarında kabaran Doğal gaz ve Elektrik faturaları, tüketicilerin en önemli şikayetlerinden biri. Oysa ihtiyaç duyulan enerji ile ihtiyaç dışı tüketim arasındaki fark, yani enerji israfı konusunda bilinçlenerek ve bu bilinçle adımlar atarak tasarruf yapmak mümkün.
  • Çözüm, çoğu zaman uygun maliyetlerle kolayca tatbik edilebilen uygulamalardan ve kimi alışkanlıkları gözden geçirip değiştirmekten geçiyor.

Türkiye’de enerji ve ısı tasarrufu bilincini artırmayı amaçlayan ve bu amaçla kamu yararına etkinlik gösteren ETADER (Enerji ve Isı Tasarrufu Derneği), pahalı ve az olan enerji kaynaklarımızdan ihtiyacımız kadarını tüketmenin milli ekonomiye ve çevre korunmasına da katkı sağlayacağının altını çiziyor.

 

Enerji tasarrufu konusunda bilinçlenmek ve faturalar elimize ulaştığında şikâyet etmeye başlamadan önce harekete geçmek, sandığımızdan çok daha kolay. Evimizde ve alışkanlıklarımızda yapacağımız küçük değişikler imdadımıza yetişebilir.

 

İşte enerji tasarrufunda doğru bilinen yanlışlardan birkaçı:

 

YANLIŞ 1:   Sıcak bölgelerde ısı yalıtımı yapılmasına gerek yoktur.

 

DOĞRU:  Isı yalıtımı kışın ısınmak, yazın serinlemek için harcanan enerji ve yakıttan tasarruf sağlamaktadır. Bir binanın soğutulması için harcanan enerji, ısıtılması için harcanan enerjiden daha fazladır. Bu yüzden sıcak iklim bölgelerinde, soğuk iklim bölgelerine kıyasla ısı yalıtım ihtiyacı daha fazladır.

 

YANLIŞ 2:   Mantolama ile ısı yalıtımı, enerji tasarrufu yapmak için yeterlidir.

 

DOĞRU:   Binalarda insanların yaşam kalitesinden ve konforundan ödün vermeden, enerji tasarrufu sağlamak için alınabilecek üç önlem vardır. Bunlar, ısı yalıtımı yapmak, otomasyon sistemleri kullanmak ve yüksek verimli cihazların kullanılmasıdır. Merkezi olarak ısıtılan binalarda, tüketim ısı pay ölçer cihazlarıyla ölçülmez ve termostatik vanalar ile fazla ısı kontrol edilmezse tasarruf etmek mümkün olmaz. Ayrıca tamamlayıcı unsur olarak kazan ve pompa sistemlerinin yüksek verimli olmasında yarar vardır.

 

YANLIŞ 3:   Isı Pay Ölçer sistemi tasarruf yapmaz.

 

DOĞRU:   Isı Pay Ölçer sistemi, merkezi olarak ısıtılan binalarda ısı tasarrufunun en doğru ve adil yapılmasını sağlayan sistemdir. Tüketimin ölçülmesinin kullanıcılarda tasarruf etme refleksini harekete geçirdiği kanıtlanmıştır. Daha önce Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Ankara, İstanbul, Bursa, Eskişehir ve Kocaeli’nde 361 binada bulunan toplam 11 bin konutta yaptığı araştırma bize, ısı paylaşım sistemlerine geçen binalarda ciddi bir enerji tasarrufu sağlandığını gösterdi. Araştırmaya göre ısı pay ölçüm sistemine geçilen binalarda ortalama yüzde 27,5 enerji tasarrufu sağlanabiliyor. Bu da yaklaşık 3,5 milyon metreküp daha az enerji tüketmek ve ulusal ekonomiye 3 milyon 650 bin lira katkı sağlamak demektir.

 

YANLIŞ 4:   Oda Termostatını yükselttiğinizde eviniz daha hızlı ısınır.

 

DOĞRU:   Oda Termostatı, ayarlanan ısıya göre ısıtma sistemini devreye sokar ya da kapatır. Merkezi Sistemle ısıtılan binalarda ısıyı ne kadar yükselttiğinize bağlı kalmaksızın sistemin dağıttığı ısı sabittir. Evinizi daha hızlı ısıtmak için duvar, pencere ve zemin izolasyonunun daha iyi yapılması gerekir.

 

YANLIŞ 5:   Televizyonlar, dizüstü bilgisayarları, telefon şarj aletleri gibi elektrikli aletler fişe takılı olmalarına rağmen kullanılmıyorlarsa elektrik tüketmez.

 

DOĞRU:   Bazı elektrikli aletler ve telefon şarjları, cihazlar kullanım dışıyken bile elektrik tüketir. Bu “vampir güç” enerji israfına neden olur.  İdeal olan hepsini fişten çıkarmayı unutmamaktır. Bekleme (stand-by) konumundan kaçınmak yılda ortalama 180 lira ila 280 lira tasarruf etmenizi sağlar.

 

YANLIŞ 6:   Geleneksel ampul teçhizatlarına doğrudan enerji tasarruflu ampul ve LED aydınlatmalı ampul takamazsınız.

 

DOĞRU:   Enerji tasarruflu ya da LED ampullerin her şekli ve boyutu üretiliyor; dolayısıyla avizelerden ayaklı lambalara kadar her türlü aydınlatma teçhizatına uygun olanları var.

 

YANLIŞ 7:   Pencerelerdeki boşlukları izole bant ve streç film ile kapatmak izolasyon çıtaları ya da çift cama göre daha fazla ısının içeride kalmasını sağlar.

 

DOĞRU:   Pencerelerinizin etrafındaki boşlukları streç film ya da izole bant ile kapatmak cereyanı durdurup ısı kaybını azaltmasına karşın izolasyon çıtaları ya da çift cam kadar etkili bir yöntem değildir. İzolasyon çıtaları ya da çift cam sayesinde daha fazla tasarruf edersiniz.

 

YANLIŞ 8:   Evin duvarlarını ve çatıyı koyu renge boyamak enerji tasarrufu yapmanıza yardımcı olur.

 

DOĞRU:   Tam tersine evin iç ve dış duvarları ile düz çatılarda ısı iletkenliği düşük olan yalıtımlı açık renk boyaları tercih etmelisiniz. Böylece yüzde 25’e kadar ısı yalıtımı sağlayabilirsiniz. Ayrıca bu tür boyaların yüksek yansıtma özelliği sayesinde iç mekânlardaki aydınlatma donanımını daha az kullanarak tasarruf yapmış olursunuz.

 

YANLIŞ 9:   Güneş panelleri bulutlu günlerde elektrik üretmez.

 

DOĞRU:   Güneş panelleri parlak güneş ışığında daha randımanlı çalışmasına karşın bulutlu günlerde dahi dağılan ışıktan enerji biriktirmeye devam eder. Ancak elbette kış aylarına oranla aydınlık saatlerin daha uzun olduğu yaz aylarında verimlilikleri artar.

 

YANLIŞ 10:  Masa üstü bilgisayarı kullanırken ekran koruyucuyu tercih edersiniz enerji tasarrufu yaparsınız.

 

DOĞRU:   Ekran koruyucular da tıpkı diğerleri gibi enerji tüketen bir programdır ve ekran koruyucu devreye girdiğinde ekranınız açık kalmaya devam eder. Bilgisayarınız uyku modundayken nispeten az enerji tüketmesine karşın mola verdiğinizde ekranınızı kapatmak, hatta bilgisayarınızı tamamen kapatmak enerji israfını önlemenin en etkili yoludur.

 

Enerji ve Isı Tasarrufu Derneği (ETADER) Hakkında:

 

Türkiye’de enerji ve ısı tasarrufu bilincini arttırmak ve bu amaçla kamu yararına etkinlik göstermek üzere kurulan Enerji ve Isı Tasarrufu Derneği (ETADER), Türkiye’nin bu alandaki öncü sivil toplum kuruluşlarından biridir.

ETADER, tüm insanlığın ve canlıların ortak kullanım alanı olan dünyamızdaki kaynakların daha etkin ve verimli kullanılması amacı ile Türkiye ve dünyada sosyal sorumluluk projeleri geliştirmekte ve bunları hayata geçirmek üzere çaba göstermektedir.

Isı tasarrufu ise enerji kaynaklarının daha etkin ve verimli kullanılmasının, dolayısıyla enerji verimliliğinin en öncelikli konusudur.

 

Bağdat Caddesi

BAĞDAT CADDESİ Sadece Kadıköy’de yaşayanların değil, hemen hemen tüm İstanbul’da yaşayan herkesin bildiği tek caddedir Bağdat Caddesi… Bağdat Cadddesi ve civarı bugün İstanbul’ un ve hatta ülkemizin en düzenli yapılaşmaya sahip ve kişi başına düşen ...

Bir Fenomen haline gelen Cahide Cabaret

CAHİDE CABARET Şayet eğlence anlayışınız keyifli bir şov izlemek, görkemli bir mekanda birbirinden lezzetli içki ve yemek menüsünü tadına bakmaksa tam yerindesiniz. Dünyadaki benzerlerinin hiç de altında kalmayan bir Show mekanı var İstanbul’da. Bir fenomen ...

dfot

 

Sedat Girgin(İLLÜSTRATÖR)

 

 

 

Sedat Girgin 1985’de İstanbul’da doğdu.İstanbul Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü’nün ardından, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Endüstri Ürünler Tasarımı Bölümü’nden mezun oldu.Bir çok yayın evinde 60’a yakın kitap resimledi. Dergi ve ajanslarda serbest illüstrator olarak çalıştı. 2007 yılında Suna Dölek ile hazırladıkları “Karıncanın Kardeşi” isimli kitap Tudem Kitap yarışmasında üçüncülük ödülü aldı ve almancaya çevrildi. 2010 yılında katıldığı Art Vespa tasarım yarışmasında birincilik ödülü aldı. Çeşitli karma sergilere katılan sanatçı, ilk kişisel sergisi Hayretler Sirki’ni 2013 yılında açtı.

 

  •   Takip ettiğiniz siteler ?

Şu ara en çok yeni işleri Behance.net üzerinden takip ediyorum.

 

  •   Çalışırken olmazsa olmazınız?

Sakin bir çalışma ortamı ve masa lambam.

 

  •   En sevdiğiniz dönem veya akım?

Ekspresyonizmi çok seviyorum. Beni çok etkiliyor.

 

  •   Favori mekanınız?

Kadıköy Moda

 

  •   Atölyenizde asla neye rastlamayız?

Her şeye rastlamanız mümkün  🙂

 

  •   Nelerden ilham alırsınız ?

İnsan davranışlarından. Kalabalıkta insanları dışarıdan izlemeyi çok seviyorum.

 

  •   Evde olmazsa olmazınız?

Zaman zaman elime alıp karıştırdığım dergi ve kitaplarım.

 

  •   Kendinizi en çok benzettiğiniz şehir?

Sanırım Prag

 

  •  Tek bir cümle ile kendinizi anlatın  desek…

Sevdiği işi yapmaya çabalayan ve bu dünyaya ve kendisine minimum zarar, maksimum fayda sağlamaya çalışan ölümlü

bir bireyim sadece.

 

  •   Motto’nuz…

Önce herkes bir sakin olsun 🙂

dfot

 

Burgazada

İstanbul adalarının en mütevazısı Burgazada, martı seslerinin yankılandığı sokakları, yazarlara ilham veren kırları ve zarif köşkleriyle huzurlu bir liman arayanları bekliyor…

Burgazada’da

Huzur ve renk

Diğer adalara nazaran daha az bilinen ve tercih edilen Burgaz’ın sakinliği, doğallığı ve eşsiz manzarası bir başkadır. Adaya ayak bastığınızda size en sıcak karşılamayı önce martılar ve kediler yapar. Sonrasında ise iskele meydanında mezeleri ile meşhur restoranlar muazzam kokularıyla aklınızı başınızdan alır.

 

Adayı gezdikten ve yorgunluk sarhoşu olduktan sonra da Ada’nın en meşhur dondurmacısı ile günü büyük bir keyifle noktalayabilirsiniz. Geri dönmek için hazırlanmaya başladığınızda ise içiniz burkulur ve bu huzuru hiç terk etmek istemezsiniz. Bahar Mahmure Derviş ise bu terk etme duygusunu bir daha yaşamamak üzere yıllar önce buraya yerleşip, adayı sindire sindire yaşamaya karar verenler arasında.

Hayatını dolu dolu yaşayan, her dakikasının kıymetini bilen huzur dolu ve inanılmaz hikayeler biriktiren Bahar Derviş Hanım evinin kapılarını Bast Home için açtı. Evin yolunu tutuyoruz ve bir kez daha Burgazada’ya aşık oluyoruz. İnanılmaz bir huzur eşlik ediyor bize. Sessizliği ne kadar özlediğimizi fark ediyoruz o an. Ve öğreniyoruz ki bu adada fayton atları genelde serbest dolaşırmış, eğer evlerin kapısı açık unutulursa bahçede  bir atla karşılaşma olasılığı çok yüksekmiş meğer. Bunu duyunca özellikle Büyükada için temennide bulunduk; en kısa zamanda şartlar değişip de buradaki atlar kadar özgür olabilsinler diye. Ve biraz yokuş çıktıktan sonra bizi bahçesinde çiçekler içinde karşılayan Bahar Hanım ile merhabalaştık ve bize ‘’Adalı” olmanın ne demek olduğunu anlattı.

‘Çocukken aile ile beraber adalarda büyümek ayrı, bir de seneler sonra ada hayatını tercih edip bunu yaşam biçimi haline getirmek ayrı. Ada hayatını tercih ettiyseniz bir kere kendinizi disipline etmeniz şart! Planlı ve programlı olmalısınız ki vapur saatleri programınızı alt üst etmesin.Onun dışında adada iseniz zaten tek yapmanız gereken bu hayata ayak uydurmanız. Unutmayın şehirdeki yaşantınızı buraya adapte etmek değil amaç aksine teslim olmak ve bir bütün halinde yaşamak’ diyor Bahar Hanım. Son 15 yılını Burgazada’da yaşadığını ve artık İstanbul’a yalnızca öğrencileri için gittiğinin altını çiziyor. Tam anlamıyla bir adalı Bahar hanım. Hatta öyle ki tatil tercihini de başka ülkelerin adalarına kaçmaktan yana kullanıyor. Kendi yaşadığı evin bahçesi görülmeye aslında yaşamaya değer diyebiliriz. 20 çeşitten fazla çiçek var bu bahçede.Ve her birine öğle bağlı ki kimseye teslim edemiyormuş.Gittiği yerlerden en nadide çiçekleri bile bu bahçeye taşıyormuş.Tüm bahçe bakımını bizzat kendi yaptığının altını çiziyor ve ekliyor, ‘Her bitkinin bakımı ve ihtiyacı apayrıdır. İşin en keyifli tarafı ise bunca çeşidin içinde her mevsimi bir başka yaşıyor olmanız. Bu bahçede her mevsimde farklı bir çiçek açar ve bahçe kendini yeniler. Öyle muazzam bir oluşuma şahit olursunuz ki bahçeniz adeta masalsı bir görünüme bürünür.’

Sohbet sırasında bir diğer öğrendiğimiz şey ise bu evin bulunduğu yerin Reşat Paşa Köşkü’ne ait olduğu. Sonrasında ise bu köşk kızları arasında bölüştürülmüş meğer.

Bahar hanım’ın bu evi nasıl seçtiği ise onun seneler evvel yaşadığı bir anıda gizli. Bu hikaye şimdilik bizde saklı kalsa da bir kelebeğin insanın hayatını değiştirebildiğini söyleyebiliriz. Evin her köşesi başka hikayelerle, başka anılarla dolu. Her objenin kendine ait bir hikayesi var. Evin içi o kadar sıcak detaylarla tamamlanmış ki kendinizi hiç de misafir gibi hissetmiyorsunuz.Evin başrolü ise şüphesiz kelebekler.Ancak mavi renk, melek figürlü detaylar ve antika objeler de arka planda kalmıyor. Bir oda bir salon olan bu ev son derece kullanışlı dekore edilmiş. Yazlık kışlık olarak kullanılan bu ada evinin her köşesi rahatlığa ve huzura işaret ediyor. Salondan bağımsız, kitabınızı alıp okuyacağınız bir alan dahi oluşturulmuş. Pencerelerden baktığınız bahçe manzarası ise görülmeğe değer. Kendinizi hem dağ evinde, hem de bir ada evinde hissedebileceğiniz nadir yerlerden anlayacağınız. Salondan verandaya açılan bir çıkış var ve Bahar Hanım’ın yine kendi yarattığı; Burgazada hatırası köşesi bulunuyor. Bu eve her gelenin mutlaka bu bölümde bir fotoğrafı ve hatırası olurmuş. Biz de es geçmiyor ve hemen bir hatıra fotoğrafı çekiyoruz elbette. Bahar hanımın hoş sohbeti ve samimiyeti  ile harika geçen bir günün ardından vapura biniyoruz ancak herkes gibi içimiz buruk bir şekilde terk ediyoruz adayı.Tez zamanda yeniden ziyaret etmek üzere…

SAİT FAİK

ABASIYANIK

MÜZESİ

Türk edebiyatının usta isimlerinden Sait Faik’in uzun yıllar yaşadığı tarihi köşke uğramadan yapılan bir Burgazada gezisi eksik kalır. Ada günlerinden geriye ölümsüz eserlerden oluşan paha biçilmez bir miras bırakan yazarın hayatının son yıllarını geçirdiği ev günümüzde bir müze. Güzel bir bahçe içerisinde yer alan köşkte yazarın el yazmaları, fotoğrafları, mektupları, kitapları ve kişisel eşyaları sergileniyor.

AYA YORGİ

KLİSESİ

17. yüzyılda yapıldığı sanılan manastır, Cennet Yolu’nun altındaki yamaçta inşa edilmiş. Üç katlı ve dikdörtgen planlı taş bina, 1920’li yıllarda Beyaz Ruslar tarafından da kullanılmış. Manastırın yukarısındaki çam ağaçlarıyla kaplı düzlükteki kilise ise 19. yüzyıl tarihli. Kilisenin içi ise resimler ve ikonalarla dolu bir müze gibi. Dekorasyonda kullanılan gümüşler ve ahşap oymalar ilginç.

KALPAZANKAYA

İskeleden yarım saatlik bir yürüyüşle, faytonla ya da gezi tekneleriyle ulaşabileceğiniz Kalpazankaya, adanın görülmeden geçilemeyecek yerlerinden biri. Püfür püfür rüzgârlarıyla yazın sıcağını hiç hissettirmeyen bu güzel doğa parçasının bir tarafı ormanla, diğer tarafı denizle çevrili. Hemen aşağısındaki küçük koy, güneşlenmek ve denize girmek için ideal. Civardaki kır gazinolarında ise balık ve kuyu kebabı çok lezzetli.

 

HRİİıSTOS TEPESıİ VE MANASTIRI

Bizans manastırı olan Theokoryphotos (Hz. İsa’nın Başkalaşımı), adının da söylediği gibi, Hristos (İsa) Tepesi’nin zirvesinde yer alır. Bizans kaynaklarınca doğrulanmamış olmamakla beraber, söylenceye göre, manastır Makedonyalı İmparator I. Basil tarafından (tks 867-86) bir antik Yunan tapınağının kalıntıları üzerine kurulmuştur.

18. yy.ın sonunda ise manastır terk edilmiş, bir harabe haline gelmiştir. Manastırdan günümüze, eski manastır bölgesinin çeşitli yerlerine dağılmış, önceki yapılara ait harabeler ve mimari kalıntıların yanı sıra, 19. yy.da yapılmış bir kiliseyle 18. yy.da inşa edilmiş iki katlı bir yapı kalmıştır. Manastır bölgesi girişinin içinde, çok güzel oyulmuş dört Bizans sütun başını da içeren bir dizi antik mimari kalıntısı bulunur.

Manastır yöresinin sınırları içinde bugün bile hâlâ yağmur sularını toplayan dört adet kocaman, kemerli yer altı sarnıcı bulunuyor.

Tepeden seyredilen manzara harikadır: Bütün Adalar ve Asya sahilleri görülebilir. Rumlar ve diğerleri hâlâ, Hz. İsa’nın Başkalaşımı’nın panigirisini (o yerdeki kiliseye adını veren azizin anısına yapılan şenlik) hatırda tutmak üzere 6 Ağustos’ta kiliseye geliyorlar; bu olay eskiden, tepenin zirvesinde müzik ve danslarla kutlanırdı.

Rum mezarlığı, manastır bölgesinin hemen yukarısında. Mezarlıktaki minik kilise, tapınakları hep tepelerin zirvesinde kurulmuş olan Hagios Profitis İllias’a adanmıştır.

KINALIADA

Krikor Lusavoriç Kilisesi

Ada nüfusunda önemli bir payı Ermeniler oluşturmaktadır. Gregoryen kilisesi sahil yolunda yer almaktadır. Prens adaları içerisindeki tek Ermeni kilisesi olma özelliğine sahiptir. 1857’de kurulmuştur ve 1988’de yeniden inşa edilerek bugünkü halini almıştır. İçerisinde ortaçağ taş oymacılığının güzel örneklerini içeren panolar bulunmaktadır.

KINALIADA CAMİİ

Kınalıada’da yaşayan müslümanların isteği ile modern bir  camii yapılmıştır.Üçgen çatısı, kesik yivli minaresi ve zikzaklı yedigen bir poligon oluşturan ana binasıyla Kınalıada Camii, İstanbul’da örneği bulunmayan modern bir mimari üslup taşıyor. Deniz kenarındaki 450 metrekarelik bir alan üzerine kurulu ibadethanenin avlusunda, şadırvan, cemaat odası, sağlık merkezi, gasilhane ve su sarnıcı bulunuyor.

DÖNÜŞÜM MANASTIRI

Dönüşüm Manastırı, Manastır Tepesi’nin üstündedir. Bu manastır aynı isimdeki Bizans manastırının yerine kurulmuştur. Bu manastırın bazı mimari kısımları katholikon yani keşiş manastırının içine yerleştirilmiştir, diğerleri ise araziye yayılmış durumdadır. Türklerin fethinden sonra manastır yıkılmaya başlamış ama sonra 1722’de İstanbul’da iş yapan Sakızadalı bir grup zengin Yunanlı tüccar tamamen onarımını üstlenmiştir. Bu tüccarlar Bizans katholikonunun yerine yeni bir kilise inşa ettirmiş ve yanına Aziz Paraskevi’ye adanmış bir şapel eklemişlerdir. İconostasis ve piskoposluk tahtı ağaç oymacılığının güzel eserlerindendir. Özgün katholikondaki Bizans ikonları İstanbul’da Rum Ortodoks Patrikhanesi’nde korunmaktadır. Şimdiki kilisenin ikonları Rus yapımıdır ve 1723’te Patrik III. Jeremias’a Çar Büyük Petro tarafından yollanmıştır.

RUM ORTODOKS PANAYİA KİLİSESİ

Adanın doğusunda yer alır ve Bizanslı tarihçiler tarafından bu manastırın İmparator V.Leon’a (813-820) kadar yaşadığı kabul edilir. Temel kazımı sırasında şamdanlar, zeytinyağı elde etmeye yarayan aletler, büyük mermer parçaları ve yazılı sütunlar ortaya çıkmıştır.

SİRAKYAN İKİZ EVLERİ

Ali Baran Meydanında bulunan Sirakyan İkiz Evleri Osmanlı döneminde mesken olarak kullanılmak için inşa edilmiştir. Üç katlı ahşap yapılardır ve Kınalıada’nın simgelerindendir.

 

dfot

 

GOTWOB

 

GOTWOB Tasarım Atölyesi, mimarlar Begüm Çelik ve Berk Şimşek tarafından 2009 yılında İstanbul’da kuruldu.

GOTWOB Tasarım Atölyesi’nin faaliyet alanı, mobilya tasarımının yanısıra, geniş bir yelpazede mimari ve iç mimari projeleri de içermektedir.

2010 yılında GOTWOB, Dank ile işbirliği yaparak GOTWOB ofisinin de içinde yer aldığı ve GOTWOB tasarımlarının satışa sunulduğu İstinye’de HANGAR’ı kurdu.

GOTWOB 2013 yılında Alman Brickhous Publications Interior Designs kitabında gerçekleştirdiği bir restoran projesi ile yer aldı.

GOTWOB süreklilikle, Milano Il Saloni gibi uluslararası tasarım fuarlarında ürünlerini sergilemeye ve kendini geliştirmeye devam ediyor.

dfot

DOT Design Studio by İrem

İrem Bonfil 27 yıl Ertem Ertunga Mimarlık ofisinde ortak olarak iç mimari ve proje koordinasyonu konularında yaptığı çalışmaların ardından 2013’te projelerinde eksikliğini hissettiği dekoratif obje alanında yoğunlaşmaya karar verir.

Koleksiyon istediği kaliteye geldiğinde şirketi  Dot Design Studio by İrem’i kurar. Dot Design hakkında ilk yazı New York Times’ta çıkar. Arkasından Beymen Home Zorlu’da koleksiyon görücüye çıkar.

Amacı yok olmaya yüz tutmuş el sanatlarını ayakta tutabilmek ve o zanaatkarların el becerileri ile kendi dizaynlarını harmanlayarak daha modern ve etnik dizaynlar oluşturmak. Türkiye, Afganistan, Özbekistan gibi ülkelerin takı, boncuk, topaç gibi nesnelerini  kullanarak tasarladığı objeler hem dekoratif hem de evde kullanılabilen tepsi veya lokumluk olabiliyor. Farklı kültürler ,gelenekler ve dinler  içinde büyüyen İrem bütün bunların etkilerini tasarımlarında yansıtmaya çalışıyor.

Koleksiyonun tüm parçaları, ister el oyması ahşap kaseler olsun, isterse de el ile vurulmuş bakır mumluklar veya Afganistan’dan gelen gümüş topaçlar, çeşitli atölyelerde yapılmaktadır. Ürünlere şu anda Beymen Home Zorlu, Cumba collection Bodrum ve İstanbul, NSCI Gift Shop”  Glencoe, İllinois USA, Altıncı cadde plus Palmira Marina Bodrum’da müşterisiyle buluşuyor. Aynı zamanda talep eden müşterilere online satış yapılıp evlerine teslim ediliyor.

dfot

 

Enerjinin gündemi

Uluslararası Enerji ve Yönetimi Konferansı’nda belirlendi.

Uluslararası Enerji ve Yönetimi Konferansı (ICEM), İstanbul’da düzenlendi. Konferansın açılış konuşmasını İtalya’nın eski Başbakanlarından Lamberto Dini yaptı.

Enerji piyasasının önde gelen şirketlerinden Palmet Enerji A.Ş. 30. yılı kapsamında İstanbul Bilgi Üniversitesi ile beraber düzenlediği ve enerji sektörünün bugünü ve geleceğini global boyutta masaya yatırdığı “Uluslararası Enerji ve Yönetimi Konferansı” düzenledi. Tarihi Haliç kıyısında bulunan İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin santralistanbul Kampüsü’nde düzenlenen konferansa yurtiçi ve yurt dışından pek çok akademisyen katıldı. Bilimsel gelişmeler, yenilikler ve enerji yönetimi yöntemleri hakkında bilgilerini paylaşmak için enerji alanında çalışan araştırmacıları ve enerji sektöründeki kamu veya özel şirketleri bir araya getirmek konferansta bir araya geldi.

İtalya’nın eski Başbakanlarından Lamberto Dini ise önümüzdeki dönemde ülkelerin karşılaşabilecekleri sıkıntılara değindi. Dini, önümüzdeki dönemde endişelenilmesi gereken en büyük konunun enerji çıkmazı için yapılan çalışmalar olduğunu dile getirdi. Dini, konuşmasında arz ve talep dengesizliği, gelişmekte olan ülkelerin petrol stoklarının yeteri kadar olmaması ve bu nedenle dışa bağımlığının hala devam etmesi ve yanlış enerji kullanımının iklim bozukluğuna yol açması üçlü bir enerji çıkmazı olarak görülmektedir ifadesini kullandı.

Palmet Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Doğanay Samuray ise açılış konuşmasında; “Dünyanın ve Türkiye’nin en önemli konularından biri olan enerjiyi dünyanın dört bir yanından bu konferans için gelen çok kıymetli bilim insanlarının ve enerji sektör temsilcilerinin birikim ve tecrübeleri ışığında konuşuyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, insanlığın enerji kaynaklarının doğru kullanımı konusunda sicili ne yazık ki çok da parlak değil. Bu nedenle sadece ülkemizin değil aslında tüm insanlığın geleceği adına, enerjiyi daha çok konuşmalı, tartışmalı, bilimsel platformlarda konuyu enine boyuna ele almamız gerektiğini düşünüyoruz. Bu nedenle de, ülkemizde bir ilk olan Uluslararası Enerji ve Yönetimi Konferansı’nı çok önemsiyoruz. Bu gibi etkinliklerin üniversite-özel sektör ve kamu işbirliği ile artarak devam etmesini temenni ediyorum.” dedi

Düzenlenen bu akademik konferansın İstanbul Bilgi Üniversitesi açısından büyük önem taşıdığını belirten İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Remzi Sanver ise açılış konuşmasında; “Konferans bizim için önemli bir yıldönümüne denk geldi. İçinde bulunduğumuz bu tarihi santral, İstanbul’un ilk enerji santrali olma özelliğini taşıyor. Santralin hizmete girmesinin ardından tam 100 yıl geçti. Zamanla santral üretim anlamında önemini yitirdi. Bu noktada Enerji Bakanlığı’nın desteği ile enerji tesisini yeniden canlandırdık ve topluma kazandırdık. İlk elektrik üretiminden bu yana bir asır geçti, şimdi BİLGİ enerjisini eğitime dönüştürüyor. Bu yıl Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölümü’nün ilk mezunlarını verme mutluluğunu da yaşıyoruz. İstanbul’a, enerji sektörüne, Türkiye ekonomisine ve eğitim sistemimize İstanbul Bilgi Üniversitesi olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da destek vermeye devam edeceğiz” dedi.

İstanbul Bilgi Üniversitesi santral istanbul Kampüsü’nde “Enerji Müzesi” olarak hizmet veren İstanbul’un ilk enerji santralinin hizmete girmesinin 100. yılı. Tarih aynı zamanda üniversitenin Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölümü’nün ilk mezunlarını vereceği yıl olma özelliği de taşıdı.

1984 yılından beri faaliyet gösteren PALMET Şirketler Grubu, 90’lı yıllarda Türkiye genelinde başlatılan doğal gaz hat çalışmaları ile enerji sektörüne adım atmış; 2001’deki Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) kuruluşu ile birlikte Gebze ve Erzurum şehirlerinin Doğalgaz Dağıtım Lisansı İhalelerini alan PALGAZ ve PALEN şirketleri ile resmen enerji sektörünün ilk yatırımcılarından biri olmuştur.

Bugün ise PALMET ENERJİ’nin yürüttüğü faaliyetleri;

 

Şehiriçi doğalgaz dağıtımı (Gebze ve Erzurum),

Doğal gaz (LNG) ithalatı ve toptan satışı,

Elektrik üretimi,

Elektrik Ticareti

 

başlıkları ile özetlemek mümkündür.

PALMET ENERJİ, Gazport şirketini kurarak EPDK’dan aldığı Toptan Doğalgaz Satışı ve Spot LNG İthalatı Lisansı çerçevesinde, Türkiye’de enerji sektöründe oluşturulan liberal ekonomi içerisinde 2009 yılı itibariyle faaliyetlerine başlamıştır. Gazport şirketini takiben kurulan ve lisansını alan Gasline Doğalgaz Toptan Satış A.Ş. ise 2012 yılı itibariyle faaliyetlerine başlamıştır.

2009’da inşasını tamamlayarak devreye aldığı 60 MW gücündeki Delta Doğalgaz Kombine Çevrim Santrali’ne ilave olarak, 62 MW gücündeki ikinci doğalgaz kombine çevrim santrali olan ve Aydın – Çine OSB içerisinde yer alan Ales Doğalgaz Kombine Çevrim Santrali de Aralık 2012 itibariyle ticari faaliyetlerine başlamıştır. Diğer yandan Erzincan ilinde kuracağı 284 MW gücündeki Eriç Barajı ve HES Projesinin lisansını da almış ve mühendislik çalışmalarına hız vermiştir. Doğal gaz kombine çevrim santralleri ve HES projesi dışında PALMET ENERJİ bünyesindeki diğer firmalar ile Rüzgar Enerji Santrali ve Güneş Enerji Santrali projeleri için de çalışmalarını yürütmektedir.

2009 yılında 25. yaşını kutlayan PALMET, aynı yıl enerji sektöründeki yatırımlarını desteklemek amacıyla 5.000 MW hidroelektrik santrali kurulu gücüne sahip bir dünya devi olan Kanada şirketi Manitoba Hydro International ile Türkiye’de yeni bir ortaklık yapısı oluşturmuştur. Palmet-Manitoba Hyro International Mühendislik ve Müteahhitlik Ticaret A.Ş. (PMHI A.Ş.)  adı altında faaliyetlerini sürdürecek olan şirket; öncelikle PALMET ENERJİ tarafından devam ettirilen hidroelektrik enerji yatırımlarına yönelik planlama, fizibilite, projelendirme, yapım ve işletim hizmetleri verecektir.

PALMET ayrıca Palport Elektrik Tic. A.Ş.’yi kurmuş, 2010 yılı Aralık ayında aldığı Elektrik Toptan Satış lisansı ile toptan satış şirketlerinden nihai tüketiciye kadar geniş bir müşteri portföyüne elektrik arzına başlamıştır.

Palmet Enerji’nin Geleceğe Yönelik Amaçları:

 

• Enerji Piyasasında uzun vadeli yatırımlar gerçekleştirmek

 

• Temiz Çevre Dostu Teknoloji kullanımına önem vermek

 

• Eğitimli ve Uzman personeli ile hizmete devam etmek

 

• Uluslararası Ticaret ve Operasyonlarını genişletmek

 

• Operasyonlarını her yönde mümkün olan en yüksek kalite standartlarına ulaşmak için çaba göstermek

 

• En değerli varlıklarımızın abonelerimiz olduğu gerçeğini hiçbir zaman gözümüzden uzak tutmamak.

 

 

Kullandığımız elektrikli aletlerimiz hem en büyük yardımcılarımız, yanlış seçilirse en yakınımızdaki enerji düşmanlarımız.

Artık elektiikli aletlerin üzerindeki etiketlerden hepimiz haberdarız peki tam olarak ne anlama geldiklerini biliyor muyuz? Gelin hep birlikte bir üzerinden geçelim kafalarımız daha bir netleşsin. AB Enerji Verimliliği Etiketi sınıflandırması ile bir aletin yıllık enerji tüketimi bazında yedi gruptan oluşmaktadır. A harfi en düşük enerji tüketim sınıfını göstermektedir. A sınıfı bir elektrikli alet almanız durumunda ortalama enerji tüketiminden % 45 daha az enerji tüketecektir. Bazen enerji verimli aletler satın alırken daha fazla, bazen ise daha az ödenir. Fakat her iki durumda da enerji verimliliği uzun süre kullanımlarda tasarruf sağlar.

Aydınlatmalar

Evlerde aylık elektrik faturalarının yaklaşık %20’si aydınlatma amaçlı kullanıma aittir. Verimli aydınlatma hem faturalarda hem de gözlerde rahatlama sağlayacağından daha düşük faturalar ve daha kaliteli aydınlatma ile memnun edici sonuçlar elde edilecektir.

Aydınlatmada enerji tasarrufu, aydınlatmanın kalitesini düşürmeden iyi bir aydınlatmanın gereklerini yerine getirerek yapılmalıdır. Düşük verimli ışık kaynakları yerine yüksek verimli ışık kaynakları kullanılarak uygun aydınlatma ve enerji tasarrufu sağlanabilir.

En basit ve etkili yöntem kompakt Fluoresan Lamba kullanımının tercih edilmesidir.

Kompakt floresan lambalar konutlar ve ofisler için uygun olup, akkor lambaları kompakt fluoresan aydınlatmaya dönüştürmek kolaydır. Akkor lamba kullanılan hemen hemen her yerde kompakt fluoresan lambalar kullanılabilir. Örneğin 75 Watt’lık akkor flamanlı lamba yerine, 15 Watt’lık bir kompakt fluoresan lamba kullanarak, aynı aydınlatma %80 daha az enerji tüketerek elde edilir.

 

Aydınlatma ile evimizde alabileceğimiz diğer önlemleri de hızlıca bir sıralayacak olursak;

Eğer kullanıcının bütçesi bir defada bir çok floresan lamba almaya elvermezse, geride kalanları değiştirmek için aylık olarak sıraya konarak tamamlanması mümkündür.

 

Odadan ayrılırken lambalar kapatılmalıdır. Aile bireylerinin odadan ayrılırken lambaları kapatmalarını hatırlatacak notlar konması faydalı olacaktır.

 

Gün ışığından mümkün olduğunca faydalanılmalıdır. Odalar doğal aydınlık avantajını daha iyi kullanacak şekilde düzenlenmelidir. Pencere yakınına bir masa ve sandalye yerleştirerek elektrik faturalarında gerçek bir azalma sağlanabilir.

 

Dış kapı ışıldakları halojen lambalarla değiştirilebilir. 50-90 Watt’lık bir halojen lamba, iki kat fazla Watt’lı standart bir reflektör lamba yerine takılırsa yine aynı aydınlatma elde edilir.

 

Lambaların ve armatürlerin periyodik olarak bakımları yapılmalıdır. Aydınlatma sistemlerinin bakımları yapıldığında daha verimli olarak çalışırlar. İyi yapılmayan bakım sonucunda lamba üzerinde biriken tozlar faydalı ışık miktarını azaltır. Tozlanan armatür ışığın %50’sini yayar, %50’sini yutar.

 

Daha fazla ışığa ihtiyaç duyulan bölümlerde çok sayıda düşük güçlü lamba yerine daha yüksek güçlü tek bir lamba kullanmak daha verimli bir aydınlatma sağlar.

 

Devamı Gelecek….