ışık

Enes Türk
dfot   SAMSUNG GALAXY S5

Galaxy S5, daha hızlı ve iyi sensöre sahip bir kamera, Gear Fit ile daha gelişmiş fitness-izleme özellikleri ve parmak izi tarayıcısı gibi yeniliklerle geldi. Cihazın pili artık daha büyük, ekranı daha parlak ve işlemcisi ise daha güçlü. Yeni tasarımı ise telefonu tutmayı kolaylaştırıyor. Kömür grisi, altın bakırı, beyaz ve elektrik mavisi renk seçenekleri olmak üzere, toplamda 4 farklı renk seçeneğine sahip olan Galaxy S5, aynı zamanda pek çok aksesuarla beraber satışa sunuldu. Galaxy S5’i detaylı incelerken, Samsung’un S5 ile piyasaya sürdüğü spor ve sağlık odaklı akıllı bilekliği Gear Fit’i de inceleyeceğiz.

Hızlı Otomatik Odaklama Çekim yapmaktan çekinmeyin ve hareketi gerçekleştiği anda yakalayın! Galaxy S5’in daha hızlı olan Otomatik Odaklama özelliği, hiçbir önemli anı kaçırmamanız için fotoğrafları harekete ve aksiyona odaklanarak çekebilmenizi sağlar. HDR (Zengin tonlar) Fotoğraf veya video çekerken, karşıdan gelen güçlü bir ışık varsa veya özne gölgede ise HDR özelliğini açın. Çekiminizi yaparken, doğal ışığın ve renklerin canlı ve net biçimde yeniden üretilmelerini gerçek zamanlı olarak izleyin. Selektif Odak Selektif odak arka planı bulanıklaştırır ve ana nesneye gömülü ayrıntıda odaklanmanızı ve belirginleştirmenizi sağlar. Android 4.4 KitKat ve en yeni TouchWiz arayüzünü kullanan Galaxy S5, HTC’nin BlinkFeed özelliğine benzer bir Dergim uygulaması var. Böylece ana sayfanın en solunda, sizi, tüm içerikleri görebileceğiniz bir sayfa karşılıyor. Samsung, Galaxy S5 üzerindeki parmak izi okuyucusu ile PayPal üzerinden ödemeler yapabiliyorsunuz. Samsung Galaxy S5 Su ve Toza Karşı Dayanıklı IP67 sertifikasına da sahip. Böylece yoğun yağmurlarda, çok derin olmayan su birikintilerine cihaz düştüğünde koruma sağlanmış oluyor. Gelişmiş Kamera Özellikleri Dünyada ilk ISOCELL sensörünü kullanan akıllı telefon olan Galaxy S5, sensör boyutuyla da iddialı. Galaxy S5’te Samsung, 1/2.6 inç büyüklüğünde sensör kullanılırken, Xperia Z2’de 1/2.5,Nokia Lumia 1520 gibi modellerde 1/2.3 inç sensör kullanılıyor. Yani Samsung, Galaxy S5’i kamera konusunda en iddialı telefonların biri haline getiriyor. Galaxy S4’teki 13 MP’lik kamera, 16 MP’e yükseltilirken, Galaxy S5’in çekim performansı inanılmaz başarılı. Video’da, Samsung Galaxy S5 ile çektiğim fotoğraf ve videoları inceleyebilirsiniz.

Değiştirilebilir Bantlar

Samsung Gear Fit gelişmiş kavisli Süper AMOLED dokunmatik ekran gösterimi ve değiştirilebilir bantlar en zor etkinlikler sırasında bile tarz görünmenizi sağlar.

Kişisel Sağlık Motivasyoncusu

Kalp Atış Sensörü ile, Samsung Gear Fit etkin olarak destek alacağınız ve fitnes hedeflerinizi başaracağınız gerçek zamanlı koçluk sağlar.

Bağlantı Bildirimi

Samsung Gear Fit sizi bağlantıda kalmanızı sağlayan anlık bildirimler, e-postalar, SMS, gelen çağrılar ve 3. parti uygulamalarla donatır.

Kişiselleştirilebilir Temalar

Samsung Gear Fit size zevkinize göre ayarlayabileceğiniz çeşitli arka plan renkleri, duvar kağıtları ve saat tasarımları sunar.

7 / 24 Giyilebilir

Samsung Gear Fit’in daima açık aktivite izleme özelliği, gün içinde aktivitelerinizi takip etmenizi ve toza ve suya dayanıklı koruması (IP67) ile her zaman maceraya hazır olmanızı sağlar.

dfot

 

YAZ SOFRALARI

Uzun ve keyifli sohbetler açık havadaki buluşma mekanları, davet sofraları, büyüleyici renkler ve temalarla hayat buluyor. Yazın bu güzel havasını siz de sofralarınıza yansıtın ve birbirinden şık sofralar hazırlayın. Kır çiçekleri ile masalarınıza tazeliği, farklı kumaş ve aksesuar seçenekleriyle zıtlığın uyumunu sofralarınıza taşıyın.

Provans’ın tazeliği…

Sofranıza ayak uyduracak patine, doğal ahşap veya  mobilyalarınızı çiçek desenli minderlerle taçlandırın. Provans bir davet sofrası hazırlarken ağaç dallarına asacağınız kumaş fenerli ışık demetlerinden destek alarak, mevsimsiz ve leziz bir mutluluk merkezi oluşturabilirsiniz.

Doğallıktan  ilham alın…

Yalın, fonksiyonel ve aydınlık bir izlenim yaratmanın peşindeyseniz doğal  sofralardan ilham almalısınız. Pastel tonların sıkça kullanıldığı bu stilde, keten masa örtüleri, pembe ve morlarla oluşturulan çiçek düzenlemeleri, kristal kadehler ve seramik yemek takımları ile sofralar doğal ve şık görünecektir. Rafine bir doğallık yaratmak için renk paletinize beyaz, pastel bir sarı, ekru ve mavinin en uçuk tonlarını kullanarak doğallığı masalarınıza taşıyabilirsiniz.

Yazın enerjisiyle doğan rengarenk masalar…

Yazın canlı renklerini siz de sofralarınızda kullanabilir, tabak ve bardaklarınızı canlı renklerden seçerek sofralarınızın çiçek açmasını sağlayabilirsiniz. Kullanacağınız rengarenk detaylar ile masanızda zıtlığın uyumunu yakalayabilirsiniz. Turuncu, mavi, pembe, yeşil, sarı…Doğadaki tüm renkleri masanıza taşıyarak enerjinizi tazeleyebilir, farklı desen kumaşlar veya objeler ile de özgün bir tarz yakalayabilirsiniz. Farklı motiflerle bezenmiş el işi masa örtüleri, ağaç dallarına asacağınız renkli aydınlatmaları ve kır çiçeklerini bir arada kullanarak enerjik bir sofra yaratmanız mümkün.

 

dfot

 

Kır Evi Country Cottage Stili

Rahatlığı ön planda tutan, dingin ve huzurlu bir yaşam sunan, kendini tatile gitmiş gibi hisseden ve doğayla iç içe bir yaşam arayanların tercihidir . Country kırsal, yani geleneksel tarz dekorasyon demek; yaşanmışlık, yani bir eskiye gidiş, eski dönemi anımsatan objeler, eskitme masif mobilyalar, farklı bir romantizm, romantik sıcacık evler demektir. Kısacası modernin tam zıttı bir tarzı temsil eder, daha çok kır evi olarak biliniyor ve kökeni Fransa’ya dayanmaktadır. Amerikan Country,İngiliz Country ve Fransız Country en çok bilinenler arasındadır.

Gerçekte “kır evi tarzı” olarak benimsediğimiz hayatın içinden gelen bu stil, şehir yaşamından uzaklaşmak için sıcak ve davetkar havasıyla kucaklayıcı bir etki yaratmaktadır.. Konforlu, rahat, sıcak ve samimi, pastel veya toprak renklerinin hakim olduğu, yumuşak detaylara sahip mobilyalarla döşenmiş dekorasyon olarak tanımlanabilen Country tarzın doğum yeri Fransa olarak bilinmektedir. 17. ve 18. Yüzyılda Fransa dışında üretilen mobilyaları yapan marangozlar, saray ya da asiller için üretim yapmamaktaydılar. Bu nedenle onların ürettiği mobilyalarda daha basit malzemeler kullanılıp, işçilik daha basit tutulmaktaydı. Ahşap malzeme cilalanmak ya da yaldız kaplanmak yerine sadece boyanıp, kimi zaman kendi renginde bırakılmaktaydı. Kullanılan malzeme daha çok meşe, meyve ağaçları, ceviz ve bazen de maundu. Yüzeyler süslenmemekte, cilalanmamaktaydı ama biçim olarak mobilyalar asillerin evlerinden ilham alınmaktaydı. Paris’i hariç, Fransa’nın ‘Provans’ olarak adlandırılan bölgesinde üretilen mobilyaları ve mimariyi referans alan country stiline bugün beyaz mobilyalar, patine zeminler ve ahşap dokular eşlik ederek özellikle kır evi stili olarak bilinen stil günümüzde modern country olarak yeniden şekillendirilmektedir.

Country tarzı uygularken unutulmaması gereken ilk ve en önemli detay; sadelik, ferahlık ve samimiyettir. Daha çok pastel ve toprak renklerinin hakim olduğu ve ayrıca içine doğada bulunan renklerin estiği bir tarz olarak karşımıza çıkmaktadır.

Renk kullanımı

Bir kır stili olduğu için pencereden bakıldığında görülebilecek  tüm doğa renkleri ilham kaynağı olabilecektir. Yeşili, maviyi, çiçek renklerinin güneş ışığında biraz  soldurulduğunda oluşan bu mat renkler desenlerle birleştirilip kullanılır genellikle. Bunlar beyaz, krem veya toprak tonlarıyla kombinlenebilir, pastel renk tonları üzerinde gitmek harika sonuçlar verecektir.

Zemin beyaz, mobilyalar kahverengi, krem ya da toprak tonlarında kurgulandığında genel renk seçiminin yapılırken  aynı renk paleti üzerinde gidilmesi homojen bir etki verecektir. Kontrastlık oluşturulmak  istendiğinde, seçilecek rengin mekanda kargaşa yaratmaması için kontrastlık oranının birbirine yakın tutulması uygun olmaktadır. Evin tamamında ferah ve havadar bir ortam yaratmak için kesinlikle koyu kırmızı, koyu mor gibi tonlardan kaçmak gerekmektedir.

 

Mobilya seçimi

 

 

Country tarzda daha çok açık renkli ahşap malzemeler kullanılmaktadır. Doğal ahşaplar, ceviz, maun en fazla tercih edilenlerdendir. Ayrıca hasır ve bambu mobilyalar da özellikle kış bahçelerinde, teraslarda veya evin herhangi bir köşesinde kullanılabilmekte ve oldukça şık bir hava vermektedir. Büyük kanepeler, yumuşak sandalyeler, cilasız masif mobilyalar, antika objeler, ahşap sehpalar, masalar sayısı çok tutulmadan ve karmaşa yaratılmadan doğru konumlandırma ile bu tarz bir dekorasyonda yerini almaktadır. Tarzın koltukları oldukça geniş, oturma ve yaslanma yerleri tanımlanabilmektedir. Keskin değil yuvarlak hatlı mobilyalar daha sıcak ve samimi etki yaratmaktadır. Her ne kadar eskilerde kaldığı düşünülse de ahşap camlı bir vitrin bu tarzın tamamlayıcısı olmaktadır. Mobilyalarda el işçiliği çok önemlidir. Çok az da olsa oymalar kullanılır ama bu durum genel görünümün sadeliğini bozmamalıdır.

Country tarz bir dekorasyonda, yeniden kazanılmış mobilyalar ön plana çıkmaktadır. Aileden kalma bir konsol ya da eski bir ahşap ustasının elinde çıkmış yemek masası evin en önemli parçası haline gelebilmekte ve eski bir mobilya gerçek kullanımından başka bir amaçla yeni bir işlev kazandırılarak tarzın daha etkin olarak uygulanması mümkün olabilmektedir.

Yatak başı olarak ferforje kullanmak etkili olmaktadır. Beyaz ya da pastel tonlarda boyalı ve eskitmeli olarak kullanılabilir. Salon için ağaçtan bir yemek masası seçilebilir. Üzeri sıfır zımparalanmış ve cila atılmış modeller yerine direkt ağaç görünümlü ve mat cilaya sahip modellerle daha doğal bir görüntü yakalanabilir.

 

Kumaşlar

 

 

Koltuk ve sandalye döşemelerinde, yastıklarda daha çok pamuk, keten  kumaşlar tercih edilmelidir. Düz, çizgili, ekose veya çiçekli desenler birbiriyle kolaylıkla kombin edilebilir.

Minik çiçek desenli kumaşların düz ve açık tonlarda kumaşlarla birlikte kullanılması tavsiye edilir, son yıllarda ayrıca çiçeklilerin pastel baskın olmayan çizgili desenlerle de kullanımı artmıştır…Ayrıca çıkış noktası ile bağlantılı olarak lavanta, zeytin, üzüm ve kelebek desenleri tarza imza atmaktadır. Göz yormayan renklerden oluşturulacak bu desenler evin daimi baharda olmasını sağlayacaktır.

 

Aksesuarlar

 

 

Aksesuar denilince bu stilin iki ana kahramanı vardır; biri ferforje objeler diğeri ise hasır sepetler. Seramik ve topraktan yapılmış aksesuarlar da aralara serpiştirilebilir. Doğal olan her şeyin bu stilde yeri olduğu kesin. Ayrıca mutlaka abajur kullanılmalıdır. Sadece yatak odası için değil salon aydınlatması için de abajur stilin olmazsa olmazlarından biridir.

Büyüleyici porselen tabaklar, eski şapkalar, antika müzik aletleri, aileden kalma objeler, koleksiyon parçaları bu stilin en önemli aksesuarlarıdır. Desenli kırlentler bakır tencereler, hoş kokulu doğal sabunlar, saksılarda canlı çiçekler, yeşillikler dekorasyonu tamamlayan ince detaylardır. Bu tarzda bakırlar, çömlekler, döküm tencereler temel işlevlerinin yanı sıra birer dekorasyon objesine dönüşmektedir. Çekmece ve dolap diplerinde sergilenmeyi bekleyen aile yadigarı objeler, pastel tonlardaki ev tekstilleri ve taze çiçekler bu stilin anahtar parçalarındandır. Tarza uyumlu şamdanlar, mumluklar ve kuş kafesleri kalabalık yaratmamak şartıyla zeminde de kullanılabilmektedir.

 

 

Country tarzla uyumlu detaylar
Beyaz, krem mobilyalar ve özellikle eskitme mobilyalar
Evde bir yerlerde taze çiçek yada koltukta, minderde, perdede çiçekli desen
Bir kuş kafesi objesi, gösterişli şamdanlar, uzun zarif mumlar, fenerler…
Şömine, doğal taş duvar kaplaması
Rustik  taş desenler ve tuğlalar,
Ferforje objeler
Hasır sepetler, ahşap objeler

 

 

Country tarza asla uymayacak detaylar

 

Metal ve dijital objeler
Modern raflı duvar üniteleri
Ses sistemi, hoparlörleri vs gibi ev teknolojilerinin açıkta ve çok göz önünde olması,
Köşe koltuk takımları kullanılması
Lake, parlak kapaklı mutfak dolapları ve tezgahlar tercih edilmesi,
Düz hatlı, metal, modern avizeler, spotlar, aplikler seçilmesi, Fresh bir etki, pastoral bir hava ve romantik çağrışımlar için bu yaz evinizde tam da country tarz uygulama zamanıdır.

Timurtaş Onan
 

Röportaj: Ayşe Gülay Hakyemez
 

Portre fotoğrafı: Sennur Onan
 

dfot

“Sanata yakın duran kişilerin, yaşamı özgürce ve önyargısız olarak algılama şansı vardır.”

Timurtaş Onan – Fotoğraf sanatçısı ve yönetmen. İstanbul’da doğdu. Fotoğraf çalışmalarına 1980 yılında başladı. 25 yıldır profesyonel olarak çalışan Onan, bugüne kadar yurtiçi ve yurtdışında birçok etkinliğe katıldı, ödüller aldı, sergiler açtı, kitaplar yayınladı, belgesel filmler çekti, ulusal ve uluslararası yarışmalarda jüri üyesi olarak yer aldı.

 

İstanbul’da mekanlar ve insanlar üzerine, form ve ışığa yoğunlaşarak çalıştığı fotoğraf eserleriyle tanınan sanatçının  20 Mayıs – 28 Haziran tarihleri arasında Merhart Galeri’de açtığı  “Terk edilmiş” sergisi İstanbul’un kullanılmayan ve düşük kapasitede kullanılan iki tersanesinde yaptığı çalışmalardan oluşuyor.

 

Fotoğraf çalışmalarınızı yönlendiren dürtülerden bahsedebilir misiniz?

 

Çalışmalarımı günlük yaşamda gözlemlediklerim, zıtlıklar, toplumsal olaylar, kendi yaşamımdaki travmalar ve kaygılar tetikler, bir de farklı ortamlardaki insanların hikayeleri..

 

Fotoğraflarınızı ayrıştıran özelliklerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?

 

Her kişinin kendini ifade biçimi ve içsel çatışmaları farklıdır. Benim fotoğraflarımı ayrıştıranın da yaşamın bana sunduklarını kendimce yorumlama çabam  olabilir.

 

Sizce fotoğrafı sanata dönüştüren unsurlar nelerdir?

 

Fotoğrafın sanat olabilmesi için sadece konuyu seçmek yetmez . Bu aşamadan sonra fotoğrafçının kendi tasarımı ve estetik kaygıları devreye girer. Fotoğrafın kendisi bir materyaldir. Türlü şekillerde kullanılabilir. Fotoğrafçı kendi tercihlerini kullanarak  özgün bir anlatımla eserini oluşturur.

 

Sanat ve sanatçı tarifiniz nedir?

 

Sanat, insan aklının, sezgilerinin ve tepkilerinin estetik kaygıyla  yorumlanmasıdır diyebilirim.

 

Sanatı mutlulukla nasıl ilişkilendirebilirsiniz?

 

Sanatçı her şeyden önce insan olmalıdır. Özgür ruhlu ve hayal kurabilen biri olmalı ve ürettiklerinde kendi varlığını ortaya koyabilmelidir.

 

Sanat, şiddeti ortadan kaldırmalıdır, yalnız o yapabilir bunu…

(Jean Jacques Rousseau)

Hayranlık duyduğunuz / izlediğiniz sanatçılar var mı?

 

Fotoğrafçılardan Sebastiao Salgado, Robert Doisneau, Brassai, Edward Weston, Pedro Alvarez Bravo özellikle sevdiklerim.  Diğer sanatlardan çok sevdiğim sanatçılar var ama özellikle sevdiklerimden birkaç tane sayayım: Jim Jarmusch, David Lynch, Fritz Lang, Harold Pinter, Dostoyevski, Patti Smith, Tom Waits, William S.Burroughs, Edvard Munch, Ernst Ludwig Kirchner, David Cregeen.

 

Sanata yakın durmak, sanatı izlemek insana neler katıyor sizce?

 

Sanat eseri bünyesinde evrensel bir bildiri taşır daima. Kişilerin günlük yaşamdaki rastlantılar ve sıradanlıklar dışına çıkmasını sağlar. Hayal gücünü, sorgulama ve anlama yetilerini arttırır. Sanata yakın duran kişilerin yaşamı özgürce ve önyargısız olarak algılama şansı vardır.

“Terk edilmiş” sergisi nasıl çıktı?

 

“Terk edilmiş” sergisinin fikri başlangıçta tüm dünyada eski tersanelerin kapatılıp farklı mekanlara dönüştürülmesinden doğdu. Bir zamanlar belki de yüzlerce kişinin çalıştığı ama şimdi ya terk edilmiş ya da düşük kapasite ile çalışan bu iki tersaneyi, heybetli duruşları ile Haliç’den görürdüm. Dramatik bir şekilde kaderlerini bekliyorlardı. İşte bu yüzden tersaneleri sanki canlıymışlar ve içten dışa bakıyorlarmış gibi algılıyordum. Kırık pencerelerden içeri giren hüzme ışıklar artık kullanılmayan makine parçalarının metal yüzeylerine vurdukça mekana dayanılmaz bir  görsellik kazandırıyorlardı. Çizgiler, dokular, tonlar beni hep provoke etmiştir. Proje böyle başladı işte..

Hedefte neler var?

  

Başlanmış ve başlanacak fotoğraf ve film projelerim var. Önümüzdeki yıl yine yurt içi ve yurt dışı sergilerim olacak. Yurt dışında sergilediğim bazı işlerimi Türkiye’de de sergilemeyi düşünüyorum. Montaj aşamasında “Gezi Direnişi” ile ilgili ropörtajlardan oluşan bir belgeselim var. “Işık ve Gölgeler şehri İstanbul” adlı 200 sayfalık yeni kitabım çıkacak. Paris projem devam ediyor. İlk kısmını bu yıl gösteri olarak sunmuştum. Balkan şehirlerinde ve Doğu Avrupa’da çalışmaya, sosyal konularda video belgesellere devam.. Sürekli  olarak üretim durumundayım anlayacağınız.. bir gün yorulup düşene kadar..

It’s Complicated…

İlişki Durumu: Karmaşık ama ev güzel…

dfot

 

 

Bu yazıyı Soma’da gerçekleşen maden kazası faciasının gölgesinde filmin adı gibi “karmakarışık duygular” içinde yazmaya başladım. Ölenlere rahmet kurtulanlara acil şifalar diliyorum…

 

Bu ay iki tanıdık isimle yolumuza devam ediyoruz. Filmimiz İlişki Durumu: Karmaşık. Daha önce yine bu sayfalara konuk ettiğim güzel evlere sahip Tatil (The Holiday) ve Aşkta Her şey Mümkün (Something’s  Gotta Give) filmlerinin yönetmeni Nancy Meyers’ın filmi. Öğrendik ki bu kadın yönetmen romantik komediden ve güzel evlerden çok iyi anlıyor!

 

Diğer tanıdık isim ise geçen ayın filmi olan Mamma Mia! dan hatırlayacağınız harika kadın Meryl Streep. Zaten onun büyüsüne bir kez kapıldınız mı kolay kolay kurtulamazsınız.

 

Şimdi gelelim oldukça eğlenceli bir romantik komedi olan İlişki Durumu: Karmaşık filmimizin konusuna.

 

Jane Adler’in (iki Oscar ödüllü MERYL STREEP) üç yetişkin çocuğu, Santa Barbara’da başarılı bir pastane ve restoranı ile 10 yıl önce boşandığı eski kocası avukat Jake (ALEC BALDWIN) ile dostane bir ilişkisi vardır. Fakat Jane’le Jake oğullarının mezuniyet töreni için kendilerini şehir dışında bulduğunda işler karışır. Baş başa çıkılan masum bir akşam yemeği; şarabın dozunu kaçırmalarıyla 19 yıllık evlilik anılarından bahsettikleri kahkaha dolu bir akşama ve ardından da bir anda ilişkiye dönüşür!

Ancak Jake artık kendinden çok genç Agness (LAKE BELL) ile evli olduğu için, Jane şimdi öteki kadındır.

 

Tazelenen bu aşkın ortasında kalan kişiyse Jane’in mutfağını yeniden dekore etmek için tuttuğu mimar Adam’dır (STEVE MARTIN). Karısından boşanmış olan Adam Jane’e aşık olmak üzeredir. Fakat çok geçmeden tuhaf bir aşk üçgeninin parçası olduğunu fark eder.

 

Jane ve Jake ayrı hayatlarına devam mı etmeli, yoksa geçen zaman onlara aslında ayrı değil bir arada daha iyi olduklarını mı fark ettirdi?  Durum ne mi? Gerçekten “karmaşık”.

 

Son 30 yılda yönetmen Nancy Meyers, uzun zamandır kaçındıkları gerçeklerle yüz yüze gelmek zorunda kalan yetişkin karakterlerin yer aldığı birçok başarılı romantik komedi çekti. Deneyimli sinemacı geçen yıllar içinde kendi yaşam deneyimlerini de işiyle birleştirdi. Yönetmen İlişki Durumu: Karmaşık ‘ta boşanma sonrası hayatın dünyasına giriyor.

 

Başarılı bir anne ve iş kadını olan, boşanmayı nihayet geride bırakıp hayatına devam ettiğini ve istediği hayatı kurmakta olduğunu hisseden 50’lerindeki Jane rolü için Nancy Meyers’in kafasında daha senaryoyu yazarken Meryl Streep varmış: “Bu rolde Meryl’i hayal ettim, onu benim asla cesaret edemeyeceğim şeyleri yaparken düşledim. Meryl’i düşünmek yazarken beni teşvik etti. Jane benden kesinlikle daha cesur. Bu cesareti, yapacağı seçimleri ve alacağı riskleri yazmak zevkliydi. Filmde dediği gibi, ‘kendisinin bir parçası ile deney yaptı’. Ben onun yaptığı seçimleri yapmaktansa filmde bir karakterle deney yapmayı tercih ederim… ama benim için yazması bu yüzden eğlenceli ve cazipti.”

 

Yapımcılar, Jane’in abayı yakmış eski kocasını oynamak üzere iki Emmy ve iki Altın Küre ödüllü oyuncu Alec Baldwin’i seçtiler. Baldwin, senaryo yazdığı dönemlerden beri Meyers’in büyük  bir hayranı… Onun eski filmlerinden güzel anıları var; Private Benjamin, The Parent Trap, daha sonraki yönetmenlik denemelerinden What Women Want ve Something’s Gotta Give gibi.  “Onun filmlerine her zaman bayılmışımdır. Çünkü bunlar yetişkinlerin ilişkileri ve bu ilişkilerde yaşadıkları sorunlar hakkındaki yetişkin filmleridir. Ama bu filmi yapmak istememin asıl bir nedeni de Meryl’dı. Günümüzdeki çoğu erkek oyuncu gibi ben de uzun süre Meryl’a taptım ve onunla bu çalışma fırsatını bulduğum için minnettarım. Ve tabii bir de Steve Martin faktörü vardı. Nancy ile bu tür filmlerde kıdemli idi ve Steve’in filmlerinin sonsuz hayranıyım… Steve’in ve benim karakterim kadar birbirine tamamen zıt iki insan bulmak zordur.”

Filmimizi ve oyuncularını şöyle bir anlattıktan sonra gelelim dergimizin asıl meselesi olan filmdeki eve diğer önemli mekânlara…

 

Brooklyn’den Santa Barbara’ya:

 

İlişki Durumu:Karmaşık ‘ın çoğu Santa Barbara, Kaliforniya’da geçmesine rağmen, çekimlerin dörtte üçü, hemen hemen tüm iç mekânlar dâhil, New York City’de yapılmış. Çekimlere 18 Şubat 2009’da Brooklyn’de Broadway Stages stüdyolarında, Jane’in evindeki sahnelerin çekilmesiyle başlandı. Zengin, gerçek boyuttaki set sıcak, davetkâr Santa Barbara tarzını tasvir ediyordu. Arka planda ustaca yapılmış bir doğa resmi ile çevrili geniş bir çim alan da setin bir parçasıydı.

 

Meyers, filmin görüntü yönetmeni olarak neden iki Oscar’lı John Toll’u seçtiğini şöyle anlatıyor: “Işıklandırması çok hassas ve resim gibi. Filmimizin her karesinde böyle bir göze sahip olduğum için çok şanslıydım. Ayrıca John’un Santa Barbara’da bir evi var, yani Jane’in dünyasının görüntüsünü ona açıklamaya gerek yoktu; zaten içinde yaşıyor. Filmin yüzde 70’i Jane’in evinde ve çevresinde geçtiği için, bunu aktarabilecek birini bulmak önemliydi. John bu konuda benim tüm beklentilerimi aştı.”

 

Çekimlerin New York’taki ilk bölümünde başka bazı ana mekânlar kullanıldı. Jane’in sahibi olduğu Village Bakery pastanesi, tamamı Brooklyn’in Prospect Parkı’ndaki geniş, stüdyo ölçeğindeki Picnic House’un içinde inşa edildi; tezgah alanı, yemek alanı, ofisler ve hatta hamur işleri, taze meyve ve gurme ürünlerle dolu kocaman bir dükkanı içine alıyordu. Buraya yolu düşen, ağzının tadını bilen herkes,  baştan çıkarıcı bir gurme dükkanına geldiğini düşündüğü için suçlanamazdı. “Belki de filmi bitirdikten sonra her şeyi olduğu gibi bırakmalı ve bütün Brooklyn’in gelip buradan alışveriş etmesine izin vermeliydik.” diyor yönetmen Meyers. Pastanenin mutfağı ve buzdolabı alanı için Chelsea Çarşısı’ndaki Sarabeth’s Bakery kullanıldı. Adam’ın Santa Barbara mimarisindeki ofisi New York’un Chelsea bölgesinde ticari bir çatı katında çekildi. Nisan 2009’da ekip Los Angeles’a yerleşti. Oradaki zamanının çoğu Jane’in evinin dışında geçen sahneleri çekmekle geçmiş: ön avlu, arka avlu, bahçe ve giriş…

 

Ana üs olarak kullanılan ev L.A.’den 45 dakika kuzeydeki Thousand Oaks’ta bulunan Meksika/ İspanyol “hacienda tarzı” muhteşem bir çiftlik eviydi. 1920’lerin sonlarında tasarlanıp inşa edilen evde daha önce, aralarında W.C. Fields’ın da bulunduğu birçok ünlü oturmuştu. Kiremit çatılı, önünde harika geniş bir verandaya sahip olan evin göz kamaştıran bir mutfağı, müthiş bir çiçek bahçesi ve filmde görünmese de arkada büyük bir havuzu bulunmakta. Veranda zemini taş karolarla; 5 odaya sahip içi mekânlar ise ahşap parkelerle döşenmiş. Bu rüya evin piyasa değerinin yaklaşık 12 Milyon dolar olduğu düşünülüyor!

 

“Harika bir eski Kaliforniya havası vardı. Ben yıllarca ona çok benzeyen bir evde yaşadım. Sonsuza dek arasam kendi evime bundan daha çok benzeyen bir ev bulamazdım. Orası kesinlikle Jane’in yaşayacağını hayal ettiğim ortamdı.” diyor ev için yönetmen Meyers.

Evin geniş arazilerle çevrili olması çekimi daha da çekici kılmış.  Çünkü ev, kameranın görüş alanının tamamen dışında olması gereken karavanlar, jeneratörler ve yemek alanları için çok geniş alanlara sahip. 6000 m2 toplam alandan bahsediyoruz! Evin banyosu filmde tek başına ortada duran bir küvet iken; gerçekte var olan beyaz tonların ağırlıklı olduğu banyo çok daha ihtişamlı ve göz alıcı.

Bir diğer farklılık Jane’in yatak odasında var. Filmde kullanılan ile gerçekte var olan arasında epey fark var ve bence gerçekte var olan hali muazzam…

 

Her yönden harika ışık alan bu doğayla barışık ev, insanı hemen içine çekiyor ve sizde ömrünüzün kalan kısmını orada geçirme isteği uyandırıyor.

İşte bu ay da böyle… Temmuz sıcağında tekrar görüşmek dileğiyle…