iç mimari

dfot

 

EVDE ENERJİ

YÖNETİMİNDEN BİZ SORUMLUYUZ!

Evlerimizdeki enerji yönetimi konusunda küçük notlar vermeyi sürdüreceğiz. Çünkü biz ekip olarak modern insan olmak sorumluluğunun, şık koleksiyonları ve yeni tasarımcıları yakından takip etmekten, mimari ve iç mimari gelişmeleri izlemekten çok öteye gitmesi gerektiğine inanıyoruz. Şehir dokusu, çevre ve hayvan bilinci, kültürel miras hepsi bizim bir ileriye taşımamız gereken sorumluluklar. Biliyoruz ki okurlarımız da bizimle aynı düşünce de bu yüzden elimizin altında hepimizin aslında bildiği ama zaman zaman hatırlamasında fayda olacak bir takım check listler olsun istiyoruz. Bakalım enerji yönetimi adına evlerimizde alabileceğiz basit önlemler nelermiş?

Mutfakta nasıl enerji tasarrufu yapılır?

Mutfak birçok evin kalbinin attığı yerdir. Dolayısıyla enerji tüketimimizin de en yoğun olduğu alan. Sırf yiyecek hazırlama ve pişirme faaliyetlerinde doğru tipte pişirme araçlarının kullanımı ile de enerjiden büyük oranda tasarruf sağlanabilir. İşte bu yüzden kullanımda alınacak küçük önlemleri aşağıda sizin için sıralamaya çalıştık.

Ocak Kullanımı

Yemekler mümkün olan en az suyla pişirilmeli ve tencerenin kapağı sıkı bir şekilde kapalı tutulmalıdır.

Yemek kaynamaya başladıktan sonra ocak iyice kısılmalıdır. Çünkü kaynama başladıktan sonra verilen yüksek ısı daha çok suyun buharlaşmasından, dolayısıyla da enerjinin boşa harcanmasından başka hiç bir işe yaramaz.

Kapların sadece tabanına ısı verecek şekilde alev ayarlaması yapılmalıdır. Kabın kenarlarından alev taşmamalıdır.

Düdüklü tencere olarak adlandırılan basınçlı tencereler, özellikle uzun süre pişmesi gereken yiyeceklerin pişirilmesinde yakıt tasarrufu sağladığı için tercih edilmelidir.

 

Basınçlı tencerelerin kullanılmadığı pişirme işlemlerinde ise pişirmenin daha kolay ve kısa sürede olması için kenarları kıvrımsız, tabanı düz, yan yüzleri dik ve tabanla birleştiği yerde hafif yuvarlak olan kaplar kullanılmalıdır.

Ocakların verimli yanmalarını sağlamak için daima temiz tutulmalıdır.

Yiyecekler pişerken fırın kapağını sık sık açmak her seferinde soğuk havanın fırın içine girmesine, dolayısıyla da enerji kaybına neden olmaktadır. Bu nedenle kapak gereğinden fazla açılmamalıdır.

Her yemekte fırın yemek hazır olmadan açılmamalıdır. Çünkü birçok yiyeceğin pişirilirken fırının önceden ısıtılmasına gerek yoktur.

 Buzdolapları

Buzdolaplarının verimli kullanılmasında düzenli bakım esastır. Düzenli bakım programı sistemin verimliliğini artıracak ve aletin ömrünü uzatacaktır. Serpantinler aylık olarak metalik olmayan bir fırça ile temizlenmeli, otomatik defrost yılda bir servis elemanına ayarlatılmalı ve kapıların açık pozisyondan otomatik olarak kapanması için seviye ayarı yapılmalıdır.

Serpantinli buzdolaplarının arkasında duvar ile en az 10 cm mesafe olmalıdır. Buzdolabının etrafı toz ve hava sirkülasyonunu etkileyici diğer maddelerden uzak tutulmalıdır. Hava ne kadar rahat dolaşırsa, serpantinler de ısıyı o kadar iyi yayacaktır.

Fırın ve diğer ısı kaynaklarından gelen sıcak hava, buzdolabınızın serin kalmak için daha çok çalışmasına neden olacaktır. Buzdolabınızı güneş alacak yere veya radyatör yanına yerleştirmemelisiniz.

Yiyeceklerimizin paketlerinin kalınlığı arttıkça, buzdolabı içindekileri serin tutmak için daha çok çalışacaktır. Bu nedenle buzdolabına koymadan önce, gıdaların fazla olan paketleri çıkarılmalıdır. Boşluk kadar enerji tasarruf edeceğinden ince plastik filmlerin kullanılması daha iyi olacaktır.

Buzdolabınızdaki buz kalınlığının 5 mm’ yi geçmemesine dikkat ediniz.

Buzdolabının kapağını mümkün olduğu kadar az açınız veya uzun süre açık tutmayınız. Buzdolabının dondurucu ve gövde kapısının açılıp kapanması esnasında önemli ölçüde soğuk hava kayıpları olur. Bu yüzden kapıları mümkün olduğu kadar az açık tutmaya özen gösterilmelidir.

Buzdolabına sıcak malzeme koymayınız. Aksi halde üniteniz ısıyı uzaklaştırmak için daha uzun süre çalışarak enerjiyi fazla tüketecektir.

Sıvı yiyeceklerin üzeri kapatılmalıdır. Aksi halde dolabın içindeki nem oranını arttırarak kompresörün daha fazla çalışmasına neden olur.

dfot

 

Huzur Dolu  ve Zarif: Casa Tataui

Kim böyle bir yazlık evi düşlemez ki? Portekiz’li  Vera Lachia projesi Casa Tatui sımsıcak bir yaz tatili için tasarladığı bu evde güneşi ve neredeyse ayaklarınızın altında sıcak kumu hissedebilmek mümkün.

Konfor ve doğallık evin her yaşam alanında iki temel öncelik olarak karşımıza çıkıyor. Yazlık bir evde temel olarak bulunması gereken tüm ayrıntılar büyük bir zarafetle evin içerisine göze batmayan detaylar şeklinde dağıtılmış. Ailenin tüm ihtiyaçlarına cevap vermek üzere çokluk duygusundan uzak bir yalınlıkla fonksiyonellik ön planda tutulmuş.

Muhteşem çizgili ışık oyunları yaratan, dikey yerleşmiş, çatıda ve evi bölen doğal ağaçlar sayesinde eve hem dışarıya ait dahil olan doğal ışık giriyor hem de güneşin etkisini azaltarak adeta evi bir tapınak haline getiriyor.

Belki de iç mimarideki en belirgin vurgu bu ağaçlar. Duvar panellerde de devam etmesi iç ve dış bağlantıyı koruyor ve böylece doğayı kucaklıyor.

Kullanılan renk paletinde doğal pastel tonlar, beyaz, mavinin soluk ışıkları ve toprak tonlar yer alıyor.

 

dfot

 

GOTWOB

 

GOTWOB Tasarım Atölyesi, mimarlar Begüm Çelik ve Berk Şimşek tarafından 2009 yılında İstanbul’da kuruldu.

GOTWOB Tasarım Atölyesi’nin faaliyet alanı, mobilya tasarımının yanısıra, geniş bir yelpazede mimari ve iç mimari projeleri de içermektedir.

2010 yılında GOTWOB, Dank ile işbirliği yaparak GOTWOB ofisinin de içinde yer aldığı ve GOTWOB tasarımlarının satışa sunulduğu İstinye’de HANGAR’ı kurdu.

GOTWOB 2013 yılında Alman Brickhous Publications Interior Designs kitabında gerçekleştirdiği bir restoran projesi ile yer aldı.

GOTWOB süreklilikle, Milano Il Saloni gibi uluslararası tasarım fuarlarında ürünlerini sergilemeye ve kendini geliştirmeye devam ediyor.

dergi_form_nisan

 

MODA DOSYASI

 

iSTANBUL’UN EN ESKiLERiNDEN OLSA DA HEP EN GENCi KALACAK SEMTi MODA                    

Kadıköy’ün, dolayısıyla Moda’nın tarihi İstanbul’un kuruluş tarihinden eskiye dayanır. Moda’nın geçmişi Fenikeliler’e kadar uzanır. Moda, Fenikelilerin Karadeniz kıyılarında kurdukları şehirlere hareket etmeden önce durup, gereksinimlerini tamamladıkları bir merkezmiş başlarda. Osmanlı dönemine gelindiğinde ise Semt, özellikle Avrupa’dan gelen azınlıkların 19’uncu yüzyılın sonlarına doğru yoğun bir şekilde yerleştiği yer olarak tarihe geçmiş.

Örneğin İstanbul’da yaşayan İngilizlerin tamamına yakını burada ikamet ederlermiş. Batılaşma hareketlerinin yoğunlaştığı dönemde Osmanlı ileri gelenleri, Rumlar, bürokratlar, sanatçı ve bilim insanları da bu semte akın etmeye başlamış. Böylece semt, insanlar arasında Moda adıyla anılır olmuş. O dönemden kalma çeşitli mimari eserler, batı kökenli okullar ve kiliseler semtin batılılaşma sürecinin en yakın tanıkları olarak bugün hala ayaktalar.

Tabii her yapı, onlar kadar kararlı direnememiş akıp giden zamana. Cumhuriyetin ilk yıllarında, 2-3 katlı bahçeli evlerin yaygın olduğu Moda’da, 1960 yıllardan itibaren bitişik düzenin hüküm sürdüğü 5-6 katlı binaların yanyana sıralandığı ve genellikle ön taraflarında değil arka cephelerinde bahçelerin konumlandığı bir mahalle düzeni yaygınlaşmış. Geçirdiği dönüşümlere rağmen Moda bugün de kendine özgü bir orta sınıf ve entelektüel semti olma özelliğini korumaktadır. Çeşitli sanat ve kültür merkezlerine ev sahipliği yapıyor oluşu, Kadıköy’e çok yakın olmasına rağmen kaybetmediği doğal dokusu, şehrimizin sembolleri arasına girebilecek tarihi iskelesi, birbirinden renkli butik mekanları,eşsiz manzarası ile Moda köklü tarihçesine inat asla eskimeyecek bir İstanbul geleneği olmaya devam edecektir diye düşünüyoruz. Siz ne dersiniz?
dergi_form_nisan

dergi_form_nisan
Bir 18.yy Burjuva Evi Domaine De La Baume

Provans’ın kalbinde 99 hektarlık muhtesem bir malikane. 

 

Provans’ın tepelerinde, göletleriyle birlikte fransız bahçeleri, zeytin korusu, mütavazi şapeli ve dikkat çekici doğal güzellikleri ile seyirlik ve bir defa baktıktan sonra bir mekandayız. Her şeyi kolayca unutarak, sadece o anı tam anlamıyla yaşamanızı sağlayan huzur dolu bir cennet burası adeta. 99 hektarlık bu masal diyarında ağustos böceklerinin ninnisi, atların kişnemesi ve suyun sesi ile atmosferin büyüsü iyice yükseliyor.
Burası eskiden ressam Bernard Buffet’ın eviymiş. Bu görkemli arazinin, eserlerine fazlasıyla ilham kaynağı olduğu söyleniyor. Sevdiği birinin resmini yapar gibi bir şevkle ve tutkuyla buradaki manzara ve iç mimari detayları olağanüstü şekilde eserlerinin bir çoğunda resmetmiş. Sanatçının burayı konu alan her eserinde hassasiyeti, evine olan hayranlığı açıkça gözlemlenebiliyor.
Bu muhteşem bina kestane ağaçlarının gölgesinde, taş avlusu ile, parlak gök mavisi ve güneşin sıcak ışıklarının vurduğu pencereleriyle tipik bir 18.yy fransız stilinin yorumu.
Evin genelinde Hint kumaşları, sıcak kahve, toz pembe, soluk yeşil ve mavi tonları, 18.yy’da inanılmaz popüler olan“toile de jouy” kumaşları bir arada kullanılmış.
Stilize edilen çiçek tablolarında, günlük hayata dair basit detaylar, estetik bir mercekle adeta yeniden şekileniyor ve gerçekliğin tanımını yeniden yapmamıza neden oluyor. Zarif dokunuşlarla yenilenmiş antika mobilyaların yanında Kabriole ve Berjer, Louis XV döneminden koltuklar yer almış. Zeminde ise geometrik parke döşemelerin üzerinde genel olarak el dokuma kilimlerin kullanıldığını gözlemliyoruz.
Ortak alanlarda özellikle restoranda, birçok elementin zevkli karışımından mutlak bir estetik anlayışı ortaya çıkmış. Şef Francois Martin taze sebzeleri ile ve en iyi provansiyel yemekleri pişiriyor ve büyük bir özenle misafirlerine ikram ediyor. Kendi üretimleri olan kovan balı ve taze zeytinyağı ise mekanın konuklarına adeta doyumsuz bir ziyafet yaşatılmasındaki başrol oyuncuları olarak konumlandırılmış menüde.
3 adet süit, 15 yatak odası, panoramik teras, mahzen, yemek dersleri, butik, fransız ve sebze bahçeleri, bal, zeytinyağı üretimi, çiftlik, tenis kortu, sauna, hamam, havuz, doğal şelaleler, yüzülebilen bölümleri olan nehirler provans rüyasının bonkör tamamlayıcıları.
dergi_form_nisan

dergi_form_nisan
Keyifle çalışmak için tasarlamak

 

İş konusunda verimliliği artırabilmenin en etkin yolu olan çalışan motivasyonunun bilincine varmış firmalar artık mekanların tasarlanması konusunda profesyonel destek talep ederken insan faktörünü odak noktasına koyuyorlar. Hepimizin bir fiil gözlemlediği üzere, uzun iş saatlerinin geçirildiği ofis mekanlarının ev sıcaklığı ile düzenlenmiş olması hem personel, hem de ziyaretçiler üzerinde firma ile ilgili oldukça olumlu bir etki bırakıyor. Aynı vizyon ile hareket eden Güneydoğu Asya’ nın en büyük ödeme servis sağlayıcısı Mol Access Portal’ ın bünyesindeki Mol Turkey’ nin hızlı ödeme sistemleri konusunda faaliyet gösteren Pay to Go markası yönetimi “Çalışanlarımıza nasıl daha keyifli bir çalışma ortamı sağlarız?” sorusundan yola çıkarak, ofis tasarımını değiştirmeye karar veriyor.

Ofisinin dekorasyonunu sıcak ve modern mekanlar tasarlamayı kendine tarz edinmiş Sacura Mimarlığa veriyor. Mimar Barış Öztek ise bu talepler doğrultusunda genç ve dinamik firmaya eğlenceli, estetik ve işlevsel bir mekan haline getirerek yeniden tasarlıyor. Projede klasik açık alan ofis ortamı  sıra dışı dokunuşlar ile canlandırılarak keyifli bir çalışma ortamına kavuşuyor.

Canlı renkler ile hareketlendirilmiş duvarlar ve eski tahtalardan yapılmış separatörler ile çalışma mekanlarına sıcak bir görünüm kazandırılıyor. Giriş, toplantı odası gibi genel trafiğe açık bölümlerde ise, ofislerde çok da rastlamadığımız tarzda aydınlatma elemanları ile sempatik ve estetik bir görünüme kavuşuyor.

Zeminde kullanılan çift renkli karo halılar, transparan cam bölücüler ile zemindeki grafik etkiyi yer yer geniş yüzeylere taşıyarak odaları birbirine dinamik bir şekilde bağlıyor. Genel aydınlatmalar yanında sık kullanılan noktasal aydınlatmalar ile sıcak yüzeylere dikkat çekilerek  yaratılmak istenilen etki doğrultusunda çeşitli odak noktaları oluşturuluyor ve büyük mekanda algı genelden özele taşınıyor.

Sacura Mimarlık’ın özgün tasarımlarıyla “geleneksel ofis” çizgisinin dışına çıkan MOL Turkey ofisi, şimdi yeni tasarımıyla başta çalışanlar olmak üzere herkesin beğenisini topluyor.
dergi_form_nisan

dergi_form_nisan

 

Özgün ve yaratıcı işleriyle ön plana çıkan Merci mağazası ‘Kurdeleler’ sergisiyle büyük mağazalar ve moda evleri için tarihin arka odalarını açtı.

Kurdeleler 18. yüzyılda moda endüstrisi için Fransa’nın Saint Etienne şehrinde geliştirilmeye başlandı. I. Dünya Savaşı başlayana kadar yaklaşık 30 bin kişi kurdele fabrikalarında çalışıyordu. Bir zamanlar bu kadar yoğun bir üretimin yapıldığı kurdele sanayi günümüzde maalesef çok az fabrikayla sınırlı kaldı. Birçok anı ve bilgi içeren, tarihe ışık tutan bu güzel sergi stilistler ve tasarımcılar için harika bir ilham kaynağı. Yenilik ve yaratıcılık için aradığınız renk, kumaş, materyal ve grafikleri bir arada bulabileceğiniz sergi adeta değerli bir kaynak niteliğinde.
Kurdelenin yanı sıra sulu boya ile boyanmış kumaşlar, ipek kravatlar, omuz askılarının da sunulduğu sergi aynı zamanda bize o dönemlerdeki gazete ilanlarıyla ilgili fikirler de veriyor. 6000’den fazla orijinal dökumanın ortaya çıkarıldığı ‘Kurdeleler’ sergisindeki iplik koleksiyonları da görülmeye değer.
Tekli panoların 15 Euro’dan satıldığı sergide birkaç bölümden oluşan renkli kumaş örneklerinin fiyatı ise 50-100 Euro arasında değişiyor. Sergilenen müze kalitesindeki tescilli katalogların kolleksiyonerlere ve moda evlerine satışı da yapıldı. www.merci-merci.com
dergi_form_nisan

dfot

 

BEYOĞLU PERA’DA STİL SAHİBİ BİR BUTİK OTEL

Tarihi doku, duyarlı dokunuş…

İstanbul’un kültürel zenginliğini ve tarihini içinde barındıran CORINNE HOTEL, sizi her detayıyla konforlu bir yolculuğa davet ediyor.

CORINNE HOTEL Çukurcuma’da Ayhan Işık ile Turnacıbaşı sokaklarının kesiştiği noktada, yıllarca Pera’nın yaşadıklarına tanıklık eden yapısıyla sokağın sahibiymiş gibi yükselir.

CORINNE HOTEL’in yükseldiği yapı, Osmanlı – Cumhuriyet mimari tarihinin önde gelen isimlerinden Mimar Kemaleddin Bey tarafından inşa edilmiştir. Mimar Kemaleddin Bey’in adı halen ülkemizde birçok cadde ismi olarak anıldığı gibi, kendisinin İzmir’de heykeli bulunmakta ve 20 Türk Lirası üzerine resmi konularak yaşatılmaktadır.

Geçmişin sihrini günümüze taşıyan CORINNE HOTEL, çevreye saygılı ve geri dönüşümlü malzemelerle teknolojiyi birleştirmek suretiyle, aslına sadık kalınarak özenli bir çalışmayla restore edilmiştir. Otelimiz çağdaş çizgilerle bohem yaşamı birleştirerek oluşturduğu iç mimarisi ve 39 odasıyla, butik hizmet ve lüksü özleyen misafirlerimizi ağırlayacak olmanın heyecanını yaşıyor.

 

YENİ YÜZÜYLE YENİ BİR BUTİK OTEL

 

CORINNE HOTEL, sizi eşsiz lokasyonuyla İstanbul’un merkezi Pera’yı özgürce keşfetmeye davet ediyor.

İstanbul’un merkezinde kendinizle baş başa kalabileceğiniz huzurlu, sıcacık bir dünya hayal edin. Beyoğlu’na 2 dakika, Taksim meydanına ve metro duraklarına 5 dakika uzaklıktaki sessiz ve güvenli bir konumda, İstanbul’u ve Çukurcuma’yı yaşamanın keyfine varın. Sabah martı ve kumru sesleriyle uyandığınız odanızda, tarihi yarımadanın eşsiz manzarasına karşı kahvenizi yudumlarken pencerenizden İtalyan zanaatçıların yaptığı 100 yıllık rölyefleri seyrederek hayal dünyanızın kapılarını aralayın.

Antikacıları, cafeleri, butik dükkanları, sahafları, sanat galerileri, sokak çalgıcıları, kıvrıla kıvrıla uzayan gizemli sokaklarıyla Çukurcuma, yabancı gezginlerin ilgi odağı olmayı haketmiştir.. CORINNE HOTEL’de konaklarken yanı başımızda bulunan tarihi Galatasaray Hamamı’nda günün yorgunluğunu atabilir, Masumiyet Müzesi’ne bir ziyaret ile zamanda yolculuk yapabilir, akşam saatlerinde Fransız Sokağı’nda veya gece hayatı ile dünyaca meşhur Beyoğlu sokaklarında eğlenebilirsiniz.