hotel

Hotel Vincci Gala

Bu 4 yıldızlı oteli tanımlayacak en iyi kelimeler özgünlük ve konfor olmalı. Barselona’nın kalbinde yer alan, Plaza de Cataluña ve Las Ramblas’a çok yakın konumda bulunan ve Vincci Otel zincirinin bir parçası olan Vincci Gala, ana ticaret ve kültür merkezine çok yakın.

Projesi 1900’lerden kalma mimari stilin tekrar modellenmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Ana merdivenler, ana cephe ve hidrolik zemin karoları kültür mirası olarak muhafaza edilmiştir.

Sonuç olarak gelenek ve tasarımın mükemmel bir denge ile hayat bulduğu ve kentin Modernist özüne saygılı eşsiz bir yapı ortaya çıkmıştır.

Rahatlatıcı ve büyüleyici bir teras şehrin kalbinde yer alıyor dersek abartmış olmayız.

Vincci Gala otelinin konforlu ve modern 2 yataklı veya 1 çift kişilik yataklı,özel kasalı TV ve mini barlı ve büyüklüğü 20 ye kadar çıkabilen seçenekleri ile 78 odası bulunmaktadır.

JHD Dunant Hotel

Hiçbirşey yaratılmamıştır! Hiçbir şey yok edilemez. Sadece dönüşür!

Antoine-Laurent de Lavoisier’in objeleri kendilerini dönüştürürler. Fonksiyon ve yerlerini bizlerin hayal güçlerine göre uzayda dönüştürürler. JHD Dunant Otel’de 18.yy a ait kanepeler havada duvarlarda asılı dururlar.

Rustik sandalyeler ayaksız ve 1900 lü yılların başlarına ait komidin ve dresuarlar bambaşka bir şeye dönüşerek uzaya enerji verirler. Demirden bahçe masaları yerden fışkıran çiçeklerin yanındaki böceklerdir. Bu hareketler hayatımızın yeni rolü ve yeridir.

Küresel tasarım objelerinden bir kısmı toplanmış ve oturma yerlerinde sergilenmektedir.

“Odanızda bir Saariner veya Eames sandalyesi gördüğünüzde şaşırmayın.Tamamı orjinal olan bu parçalar bir eğitim gezisinin parçalarıdır. Bize göre misafirlerimizin üzerine atlaması gereken bir olaydır.

JHD Dunant Otel’i ziyaret eden herkesin bu zenginleşmeyi yaşayıp gitmelerini ümit ediyoruz.”

 

Ermando Preti – Tasarımcı

“JHD Dunant Otel’de, duyguları gerçek bir arama motoru mantığıyla kullanabilecek bir alan hayal ettim. Herkesin içinde değişik arama enstrümanları var ve herkesin kendi rotası var. Ben, kendi tasarladığım 3D, heykel, kavramsal grafik gibi görsel sanatları kullanan bir çeşit duygusal navigasyonu, aklı ve kalbi toplaması için yönlendirme fikrini çok sevdim.”

Bold Hotels

BOLD sadece bir otel adı değil aynı zamanda bir açıklama ve bir misyondur. BOLD kendini cesur, vahşi, korkusuz ve her zaman açık ve cüretkar olarak tanımlıyor.

Bu da, cazip bir fiyatla bir otel sahnesi tasarlanırken hissedilen duyguların karşılığı olmuştur. Otel müşterilerine  “BOLD’u hissedin“ mesajı verilirken oluşturulan içeriktir. Ve şimdi herkes bu tasarıma kolayca internet üzerinden ulaşabilir.

Tasarımın Karşılığını Alabileceğiniz Bir Fiyat

Tasarımın karşılığını alabileceğiniz bir fiyat ile aynı zamanda değerli, stil sahibi ve farklı bir karaktere ulaşabileceksiniz. Sizce bu özelliklerde, Münih’teki kadar pahalı bir otelin şehirde olması mümkün değil mi?

Her bir oda, en küçük detaya kadar meşe parkesinden lavabosuna kadar tarz sahibi tasarımcılar tarafından tasarlandı.

Gezginler için rahat yataklar, internet meraklıları için ücretsiz wi-fi, sinema meraklılarına düz ekran TV ve estetik fikirleri sevenlere nefes aldıracak, bagajlara ve fazlasına yer verebilen derli toplu bir oda.

Çalışmak için de, rahatlamak için de mükemmel bir yer. İhtiyacınız olan her şey için sadece sormanız yeterli.

dfot

 

Kavalari Hotel

Aslen bir kaptanın evi olan mekan, bir yıl süren bir mimari çalışmayla hotele dönüştürülür. Eski liman, volkan ve gün batımının nefes kesen manzarasına sahip Kavalari Hotel, Caldera tepesinin üstünde konumlanmış. Terasından bölgenin geleneksel mimarisinin ve eşsiz doğasının birlikteliğinden oluşun en güzel mavi beyaz kombinasyonlarını keyifle izlemeniz mümkün

Mekanın geleneksel mimari tarzı, uçurum boyunca uzanan sarmal yapıdaki çiçeklerle dolu merdivenleriyle kendinden söz ettiriyor.
Yerel dokunun ve lezzetlerin keyfini yaşamak isteyen seyahat severler için en ideal noktalardan birisi Kalavari Hotel.

Fira’nın kalbinde, kasabanın doğal turistik mekanlarının merkezinde, Rum Ortodoks Katedrali’nin karşısında bulunan yapı, misafirlerine kalabalıktan uzakta, sonsuz bir huzur ve mahremiyet vaad ediyor.

Santorini’nin klasik tarzında dekore edilmiş, birbirinden farklı 18 konforlu oda ve bir aparttan oluşan Kaptan’ın Ev’i, lokal tasarımlarla zenginleştirilmiş Kavalari Otel’de bir açık hava jakuzisi, bir güneşlenme terası ve bir lounge de terası vardır.

Otelden yürüme mesefesinde Yunan Ortodoks Katedraline, teleferiğe ve eski liman, Prehistorikik Müzesine, Arkeoloji Müzesine, yerel dükkan ve restoranlara ve gece kulüplerine rahatlıkla ulaşabilirsiniz.

Taksi veya kiralık araba ile Oia, Pyrgos Ortaçağ köyü, UNESCO dünya mirası köy kalıntıları, Antik Thira, Akrotiri kazıları, siyah kumlu plajları ve yerel şarap imalathanelerine de gidebilirsiniz.

Tekne ile de Volkan Adası, termal sular, Thirassia Adasına ulaşmanızı şiddetle tavsiye ederiz.

dfot

dfot

 

AMMOS HOTEL,GİRİT
Lezzet, Konfor ve Tasarım
Otelin sahibi Nikos Tsepetis’in “Hiçbir zaman büyüme, fakat her zaman geliştir” felsefesi tesisteki olağanüstü hizmet anlayışının ve gösterilen özenin de temelini oluşturmuş.Hepsi deniz manzaralı ve yattığınız yerden dalgaların sesini dinleyebileceğiniz kadar denize yakın 33 standart odası ve 1 suitiyle Ammos Yunanistan’ın en popüler otellerinden biri.Bu popülerliğin bir sebebi de otelin standartın üstünde bir hizmeti uygun fiyatlara alabiliyor olmaları. Ünlü Yunan mimar Elisa Manola tarafından yapılan çarpıcı ve çağdaş iç tasarımı nedeniyle özellikle otel sade ama konforlu bir tatil geçirmek isteyenlerin gözdesi oluyor. Kendisi de bir tasarım tutkunu olan otel sahibi Nikos, her yıl otelin dekorasyonuna küçük eklemelerle yenilik getirmeyi tercih ediyor. Bunun için de yerel tasarımcıların özel tasarımlarını keşfetmeyi ve onları dekorasyona entegre etmeyi tercih ediyor.Nikos’un son eklediği parçalar arasında Prouvé ve Tapiovaara’dan Ercol’e, orta yüzyılın çağdaş klasikleriyle, Brezilyalı Campanas ve Francois Azanbourg, Adam Goodrum, Nendo ve Tom Dixon gibi modern tasarımcıların yenilikçi ürünlerini kombine edip, karma yemek sandalyeleri ile etkileyici bir koleksiyon oluşturmuş.
Otelin toplu kullanım alanlarında yer alan bu eklektik koleksiyonlar renkli bir Bisazza duvar mozaiği, arabesk karo zeminler, yerel bit pazarlarından alınmış özel dolaplarla ve olağanüstü yetenekli yerel sanatçı Konstantinos Kakanias tarafından özel olarak yaptırılan duvar plakaları ile dengeli bir kompozisyon oluşturmuş. Bu ferah ve konforlu otel aynı zamanda son derece uygun fiyatlara geleneksel Girit yemeklerini de keyifli bir ortamda tatmanız için çok uygun bir zemin hazırlıyor.
Yemekleri “boureki” (börek), güveç yabani enginar ile keçi ve ünlü “galaktompoureko” (muhallebi dolu milföy pasta) şeklinde sıralanabilir.
Geçtiğimiz yıllarda oteli ziyaret eden London Times yemek eleştirmeni, oteli “klasik bir yemek lokasyonu” olarak nitelendirecek kadar etkilenmiş bu büyülü atmosferden. Meraklılarına hemen belirtelim Girit’in batısında yer alan Ammos en yakın havaalanına yalnızca 15 km uzaklıktaki lokasyonu ile lezzete ve konfora doyacağınız çok doğru bir seçenek.

 

dfot

dergi_form_nisan

 

Belmond Hotel Caruso

Bahar’da Ravello’da olmak…

 

4 yıllık ummalı bir restorasyon çalışmasından sonra, iç mekan tasarımını uluslararası tasarımcı Federico Forquet’in binanın tarihi dokusu ve ruhuna sağdık kalınarak tasarladığı Hotel Caruso, 2005 Haziranında, Ravello bölgesinde yeniden hizmete açılmış.

Otelin tasarımı esnasında, eşsiz Salerno Gulf manzarsına sahip olan Almafi sahilinden ve tabi ki Ravello bölgesi hakkında ki tarihi dökümanların detaylı araştırılmasından elde edilen bilgilerden bol bol ilham alınmış.

Federico Forquet bu durumu şöyle özetliyor: “Hotel Caruso’nun temel karakteristik yapısını, Ravello kültürünün ve geleneklerinin yeniden yorumlanması oluşturuyor. Ravello konumu dolayısı ile her zaman özel bir yer olarak kabul edilirdi. Geçmiş zamanlarda sadece zengin tüccarların Ravelloda malikaneler ve villalar yaptırarak, eşsiz manzaranın tadını çıkartıyorlardı. Hotel Caruso’nun restorasyonu ve dekorasyonunda, eski aristokrat D’Affilitto ailesinin malikanesinin izlerini taşıyor.”

Kendide de Napoli’li olan Forquet, otelin her mekanında ve ince detayında size Napoli ruhunun geçmesini sağlıyor. Kumaşlar yerel dokuya uygun desenlerde özenle tasarlanmış, bronz lambalar yerli ustaların tarafından işlenmiş, yer döşemelerinin büyük bir bölümünde asırlık sofistike tekniklerle döşenmiş tuğla fayansı kullanılmış. Odalar sıcak atmosferi yansıtmak için, gül, gök mavi, napoli sarısı gibi renklerle suluboya tekniği kullanılarak boyanmış.

“Ercolano ve Pompeii etkisini yanıbaşınızda hissedebilirsiniz. Giriş holünde Roma tarzı mozaiklerle, bazı odalarda ise yerler 18. ve 19. yy’ın tablolarından esinlenerek boyanan majolicalardan dekore edildi.” diyor Forquet. Hotel Caruso’nun mobilyaları Napoli tarzını yansıtırken, bazı odalarda 18. ve 19. yy’dan antikalar bulunuyor. Bazı mobilyalar ise binanın geçmişiyle bağlantı kurmaları adına yeniden özenle üretilmiş.

Federico Forquet, ilustrasyon alanında başladığı meslek hayatına, Agnelli Ailesi gibi İtalya’nın öndegelen prestijli ailelerinin iç mekan tasarımcısı olarak devam ettiriyor. İç mekan tasarımlarındaki özgün ve modern dokunuşlarıyla sektörde önemli bir yere sahip olan Forquet, bundan önce 1970’lerde moda tasarımcılığı da yapmış. VIP müşterileri arasında kraliyet aileleri ve birçok sahne ve ekran starı da var, bunu da bizden duymuş olmayın.

Orient-Express Hotels & Resorts, Hotel Caruso’nun 4 yıllık restorasyon sürecinde, İtalyan Sanat otoriteleriyle birlikte çalışılmış, bunu da eklemeden geçemeyeceğiz. Otelin konumlandığı Ravello bölgesi seyahatlerinde özellikle kültürel ve turistik doku arayan İtalyan ve yabancı misafirlere hitap ediyor.

 

dergi_form_nisan

dergi_form_nisan
SANTA CATERINA

 

Portakal ve limon bahçeleri ile çevrili, ışık, alan, ve renklerin ayrılmaz bir parçası olan büyüleyici bir dönem mimarisi ile tamamlanan Santa Caterina’da zamanla ve dünyayla bağlarınızın kopacağı garantisini veriyoruz. Santa Caterina, ışığı, suyu, terasları, huzur veren havuzları, yemyeşil bahçeleri, sofistike dekorasyonuyla, iç ve dış mimarinin bu zevkli buluşmasında  dinlenmek için adeta bir davetiye sunuyor. Klasik ve Akdeniz peyzajıyla,  Amalfi sahilinde geniş bir arazinin ortasında yer alan otel, tüm renkleriyle Akdeniz Ruhunun örnek bir ifadesi.

Önemli bir Avrupa geleneği olan Büyük Tur’un en beğenilen noktası olan bu bölgede Santa Caterina Hotel, konuklarına üst düzey misafirperverlik sunuyor.

Son zamanlarda İtalya’nın en iyi işletmelerinden biri olarak oylanan Santa Caterina Hotel uzun yıllardır,  profesyonel kadrosuyla büyük bir samimiyetle ve zerafetle, misafirlerine hizmet vermeye devam ediyor.

Bir aile oteli olan Santa Caterina bütün bu karakteristik ve benzersiz ambiyansı oluşturmak için tam 4 nesildir emek veriyor ve sevgiyle işletiyor.

Gecesi ve gündüzüyle bambaşka
güzellikleri ortaya çıkan, romantik anlarınıza eşlik edecek, cennetten bir köşe Amalfi. Santa Caterina bu bölgeyi ziyaret etmek isteyenler için ideal istikametlerden biri.
dergi_form_nisan

dergi_format_mart

 

Wombats markası Viyana, Berlin, Münih ve Haziran 2012’de Budapeşte’de bu şehir otelini açmış. Burada tüm dünyadan insanlar tanıyabiliyor, hikayeler paylaşabiliyor, ve seyahat maceralarının bir parçası olabiliyorsunuz. Hostel kelimesi sadece bir yeri değil bir felsefeyi anlatıyor. Bugüne kadar 461 yatağıyla ve banyolu 112 odasıyla bugüne kadarki en büyük mekan burası. Hem büyüleyici bir atmosfer görüyor, hem de makul fiyatlara konaklayabiliyorsunuz. Kalite ve tasarımın parasal değerlerle ilişkilendirilmemesi gerektiğini düşünüyorlar. Lokasyon, Deak meydanına yürüyüş mesafesinde. Burası üç metro hattının birleştiği şehrin ulaşım merkezi. En popüler gece hayatı mekanlarının bulunduğu 6.caddede yer alıyor.

Wombats Budapeşte ekibi bu zarif ve şık tasarımlı otelde sizleri çok canayakın bir şekilde karşılıyor. İçeride, keyifli bir dekorasyon ve rahatlığın tadını çıkaracaksınız. Renkli cam tavanlı lobi, iyi vakit geçireceğiniz çok hoş bir alan. Wombats şimdiye kadar temizliği, etkinlikleri, çalışanların ilgisi ve yardımseverliği ile övgü toplamış. Bir hostelde arayacağınız her şey burada var. Parti yapmak, arkadaş edinmek ve sosyalleşebilmek burada çok önemseniyor. Herkesin ortak vakit geçirebileceği pek çok alan var. Sabaha kadar açık olan Wombats, bilardo masası, jetonla çalışan çamaşırhane, misafirler için ortak bir mutfak her Wombats otelinde bulunuyor. Wombats’ı kuran, kendileri de gezgin olan ekip Marcus ve Sasha 1988’de Melbourne‘de bir gece parasız kalmışlar ve bir pub’ta John isminde bir adamla tanışmışlar.

Beraber bilardo oynamışlar ve iyi vakit geçirmişler. Yollarına devam etmek için otobüs beklerken burada oyalanmayı düşünüyorlarmış. Tüm gece oyun oynadıkları bu adam, onları evine misafir etmiş evinde beş tane wombats varmış. Bu Avustralya’lı keseli hayvanlara deli oluyormuş ve bir gün bir hostel işletip bu ismi vermeyi düşünüyormuş. İki yıl sonra tekrar Melbourne’e gittiklerinde John’un trajik bir trafik kazasında öldüğünü öğrenmişler. Birkaç yıl sonra Viyana’da bir hostel işletmeye karar vermişler ve bu olaydan çok etkilendikleri için verecekleri isim de hiç şüphesiz “Wombats” olmuş. Tüm çalışanlar da gezginlerden oluşuyor. Wombats otelleri bir çok ödül almış. 25.000 işletmenin katıldığı “HOSCARS” ödüllerini yıllardır topluyormuş. Kriterler: karakter, güvenlik, lokasyon, personel, eğlence ve temizlik.

 

dergi_format_mart

dergi_format_mart

 

The Haze Karaköy konforunda tarihin dokusu

 

Karaköy’de limanın yanı başında yer alan The Haze Karaköy, turizmin ve eğlencenin çekim merkezinde, tarih kokan etkileyici yapısıyla dikkat çeken yeni bir butik otel. Toplam 44 odası bulunan The Haze Karaköy, misafirlerine standart oda seçeneklerinin yanı sıra boğaz ve Galata Kulesi manzaralı penthouse suitleriyle farklı konaklama deneyimi sunuyor.

Turizmin ve eğlencenin çekim merkezi haline gelen Karaköy, son dönemde milyon dolarlık yatırımlarla hayata geçen yeni otel projeleri, yeni açılan lezzet adresleri ve sanat galerileriyle adından söz ettiriyor. Karaköy’ün merkezinde, limanın yanı başında yer alan The Haze Karaköy, geçtiğimiz Nisan ayında tekstil ve dış ticaret kökenine sahip, uzun süredir birbirlerini tanıyan Faruk Kiper, Abdullah Zaimoğlu, Faruk Ariti ve Kaan Kasacı’nın ortaklığında açıldı ve Genel Müdürlüğünü Efe Özkil’ in yaptığı bu şık otel; Karaköy İnşaat ve Turizm AŞ tarafından işletiliyor.

Mimaride neoklasik üslup

The Haze Karaköy’ün mimari projesi, GB Mühendislik’e ait. The Haze Karaköy, Karaköy’de geçmişte bir dönem fırın olarak kullanılan Keçeli Han ile hemen bitişiğinde, girişi 4.60 m olan tavan yüksekliğine sahip, Neoklasik üslupta anıtsal betonarme mimarlığın bir örneği olan ve 1930’lu yıllarda makara fabrikası olarak kullanılan tarihi binanın mekansal birleşiminden oluşuyor. Makara fabrikası olarak geçmişte faaliyet gösteren tarihi binanın pencere boşlukları altındaki çerçeveler ve pencereler arası düşey silmelerle bir art deco etkisi oluşturulmuş. Zemin kat üzerinde bulunan balkon, yine bir dönem yaygın olarak görülen ‘hitap balkonu’ geleneğini sürdürüyor ve aynı zamanda girişi vurgulayan bir saçak görevi görüyor.

Mekanlarda kullanılan tüm mobilyalar ve dekoratif görsel elementler butik konsept otel için özel olarak tasarlanmış. Malzeme seçimi ve aydınlatma çözümlerinde ise mekanı ferahlatıcı, yumuşak, dinlendirici bir tarz tercih edilmiş. Özellikle giriş katındaki eski Türk mimarisinde kullanılan geometrik ve kırık formlar ise butik otelin çevresindeki bölgesel dokuyla bağ kurması amacıyla tasarlanmış. Buna ek olarak, katlar arasında cam asansörle dolaşırken duvarlara dijital baskı olarak İstanbul’un sembolik grafik görselleri kullanılmış.

 

Penthouse suitleriyle
farklı bir konaklama deneyimi

Toplam 44 odası bulunan The Haze Karaköy, misafirlerine standart oda seçeneğinin yanı sıra, deluxe, superior, family oda seçenekleriyle birlikte boğaz ve Galata Kulesi manzaralı penthouse suitleriyle farklı konaklama deneyimleri sunuyor. Odalarda kullanılan televizyonlardan klimalara, duş başlıklarından banyoda ve odalarda kullanılan tüm malzemelere kadar her şey son teknoloji ürünlerden oluşuyor. Otel, butik bir konsepte sahip olsa da müşteri memnuniyeti anlayışıyla misafirlerine odalarında özel masaj hizmeti verebiliyor. Bunun yanı sıra ön büro çalışanları, misafirlerin dışarıda geçirecekleri zamanlarını en iyi şekilde değerlendirmelerine yardımcı olacak donanıma ve bölgesel bilgiye sahip.

 

ÖZGÜN LEZZETLERE EV SAHİPLİĞİ YAPIYOR

The Haze Karaköy’ün eskiden fırın olarak hizmet veren binasına özdeş olarak Portekizce ‘fırın’ anlamına gelen Forneria Restaurant, otelin giriş katında hizmet veriyor. Arda Türkmen’in iki ay önce taş fırında pişen pizzaları ve küçük potlarda fırında uzun pişen lezzetli yemekler sunmak üzere kurduğu yeni mekanının hiçbir yere benzemeyen, kendi özgü karakteristik bir atmosferi var. Basit, gündelik, sade bir yandan da güzel ve şık bir akşam yemeğine ev sahipliği yapabilecek bir mekan olarak tanımlanabilir.
Otelin en üst katında yer alacak olan boğaz manzarasına rahip restoran ise İtalyan Mutfağı’ndan örnekler sunacak. Şefliğini Alp Çekici’nin yapacağı restoranının en büyük özelliği, İtalya’dan getirilen özel taş fırını. Caserol ve güveçlerde yapılan uzun sürede özel taş fırında pişirilen yemekler ve pizzalar spesiyaller olarak öne çıkacak. Ayrıca ilerleyen dönemlerde Türk Mutfağı üzerine, konuklara özel workshop çalışması yürütme planı da mevcut.

 

Zincir olmayı hedefliyor

Özellikle internet üzerinden satış gerçekleştiren The Haze Karaköy, büyük tur operatörleri, transfer konusunda deneyimli acenteler aracılığıyla konuklarıyla buluşuyor. Otelde bulunan toplantı salonu ise, büyük şirketlerin The Haze Karaköy’ü seçmeleri için önemli bir kriter oluyor. Otel misafirlerinin büyük bölümü Avrupa’dan geliyor. Almanya ve İsviçre başta olmak üzere İngiltere, İtalya ve Fransa misafir portföyünün önemli bir kısmını oluşturuyor. İstanbul ve Türkiye’nin değişik destinasyonlarında yatırım çalışmalarına devam eden Karaköy İnşaat ve Turizm AŞ, ilerleyen dönemlerde büyümeyi ve zincir marka haline gelebilme hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor.
www.thehazeistanbul.com

 

dergi_format_mart

dfot

 

BEYOĞLU PERA’DA STİL SAHİBİ BİR BUTİK OTEL

Tarihi doku, duyarlı dokunuş…

İstanbul’un kültürel zenginliğini ve tarihini içinde barındıran CORINNE HOTEL, sizi her detayıyla konforlu bir yolculuğa davet ediyor.

CORINNE HOTEL Çukurcuma’da Ayhan Işık ile Turnacıbaşı sokaklarının kesiştiği noktada, yıllarca Pera’nın yaşadıklarına tanıklık eden yapısıyla sokağın sahibiymiş gibi yükselir.

CORINNE HOTEL’in yükseldiği yapı, Osmanlı – Cumhuriyet mimari tarihinin önde gelen isimlerinden Mimar Kemaleddin Bey tarafından inşa edilmiştir. Mimar Kemaleddin Bey’in adı halen ülkemizde birçok cadde ismi olarak anıldığı gibi, kendisinin İzmir’de heykeli bulunmakta ve 20 Türk Lirası üzerine resmi konularak yaşatılmaktadır.

Geçmişin sihrini günümüze taşıyan CORINNE HOTEL, çevreye saygılı ve geri dönüşümlü malzemelerle teknolojiyi birleştirmek suretiyle, aslına sadık kalınarak özenli bir çalışmayla restore edilmiştir. Otelimiz çağdaş çizgilerle bohem yaşamı birleştirerek oluşturduğu iç mimarisi ve 39 odasıyla, butik hizmet ve lüksü özleyen misafirlerimizi ağırlayacak olmanın heyecanını yaşıyor.

 

YENİ YÜZÜYLE YENİ BİR BUTİK OTEL

 

CORINNE HOTEL, sizi eşsiz lokasyonuyla İstanbul’un merkezi Pera’yı özgürce keşfetmeye davet ediyor.

İstanbul’un merkezinde kendinizle baş başa kalabileceğiniz huzurlu, sıcacık bir dünya hayal edin. Beyoğlu’na 2 dakika, Taksim meydanına ve metro duraklarına 5 dakika uzaklıktaki sessiz ve güvenli bir konumda, İstanbul’u ve Çukurcuma’yı yaşamanın keyfine varın. Sabah martı ve kumru sesleriyle uyandığınız odanızda, tarihi yarımadanın eşsiz manzarasına karşı kahvenizi yudumlarken pencerenizden İtalyan zanaatçıların yaptığı 100 yıllık rölyefleri seyrederek hayal dünyanızın kapılarını aralayın.

Antikacıları, cafeleri, butik dükkanları, sahafları, sanat galerileri, sokak çalgıcıları, kıvrıla kıvrıla uzayan gizemli sokaklarıyla Çukurcuma, yabancı gezginlerin ilgi odağı olmayı haketmiştir.. CORINNE HOTEL’de konaklarken yanı başımızda bulunan tarihi Galatasaray Hamamı’nda günün yorgunluğunu atabilir, Masumiyet Müzesi’ne bir ziyaret ile zamanda yolculuk yapabilir, akşam saatlerinde Fransız Sokağı’nda veya gece hayatı ile dünyaca meşhur Beyoğlu sokaklarında eğlenebilirsiniz.