hizmet

dfot

 

Heybeliada

Heybeliada İstanbul’un Büyükada’dan sonra gelen en büyük adası. Adaya Heybeliada denmesinin sebebii ise uzaktan bakıldığında şeklinin yere bırakılmış bir heybeye benzemesidir. Adanın nüfusu yaklaşık 7000 civarındadır. Bu rakam yaz aylarında 50.000e kadar ulaşır.

Heybeliada SANATORYUMU

Heybeliada’nın güney tarafındaki Çam Limanı’nına bakan bir tepede İsviçre’deki bir sanatoryum model alınarak inşa edilen bu hastane, başlangıçta 16 yatak kapasitesiyle hizmet veriyordu. 1940’lı yılların ortalarında bir bina daha ilave edilmiş, daha sonraları idare binaları ve hemşire lojmanlarının da ilavesiyle imkânları daha da genişletilmişti. Şehir merkezinden uzak, çam ormanları içinde temiz bir hava ve kuvvetli bir gıda bakımı, dönemin en iyi tedavi şekliydi. Hastalar için balkonunda da birer yatak vardı. Gıda olarak hastalara günde 4 öğün yemek yanında et, süt ve bal veriliyordu.

 

Sağlık hizmetinin yanı sıra tıp eğitimi de veren bu sanatoryum,

Prof. Dr. Siyami Ersek ve daha birçok yerli ve yabancı uzman doktoru da yetiştirmiştir. Bu nedenle, WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından tüberkülozda eğitim ve araştırma hastanesi olarak kabul edilen bu sanatoryum, İsmet İnönü, Rıfat Ilgaz, Ece Ayhan gibi isimlere de hizmet vermişti.

Sanatoryumda  rehabilitasyon  merkezi de bulunuyordu. Ustalar vasıtasıyla hastalara ayakkabıcılık, çorapçılık, fotoğrafçılık, heykeltıraşlık, saatçilik, daktilo gibi kurslar veriliyor, hastalar zenaat öğrenip meslek sahibi olabiliyorlardı. Sanatoryumun kuruluşunun 50. yılında yapılan bir araştırmaya göre, kurslara katılan yaklaşık bin kişinin yarısı meslek ve iş sahibi olmuştu.

 

Sağlık sorunlarında moral desteğin önemli bir yardımcı etken olması nedeniyle sanatoryumda haftada bir moral günleri düzenleniyor, ya sinema gösterisi yapılıyor ya da konser veriliyordu.

DENİZ LİSESİ

XVIII. asrın yarısına kadar Osmanlı donanmasında ve korsan gemilerinde kaptan yetiştirilmesi her hangi bir teşkilata bağlı olmayıp, babadan oğula ve ustadan çırağa ameli olarak yürütülmekte idi. Osmanlı İmparatorluğunda eğitim sistemine dönüş hareketi l734’te Üsküdar Mühendishanesi’nin açılması ile başlar. 

Bugünkü Deniz Harp Okulu’nun nüvesini teşkil eden mektep, ilk defa çeşme mağlubiyeti üzerine 18 Kasım 1776 da (devrin Kaptan-derya’sı) Cezayirli lakabıyla anılan Hasanpaşa’nın teşebbüs ve padişahın iradesi alınarak Kasımpaşa’ da tersane içinde (Mühendishane-i Bahri Hümayun) adı ile kuruldu. 29 Ekim 1784 de Sadrazam Halil Ahmedpaşa’nın teşebbüsü ve iki Fransız mühendisi yardımıyla, mektep programları genişletilerek bir (Bahriye Tatbikat Mektebi) ihdas edildi. Padişah III. Selim zamanında esaslı ıslahat haraketleri neticesi, Kaptaruderya Küçük Hüseyinpaşa’nın hizmeti ile Kadıköy’ de inşa edilen bir binada (1795’ de) Mühendishane-i Amire adında bir mektep tesis edildi.

XIX. asrın başından itibaren, mektebin yeniden ihyası ve devrin icaplarına uygun bir hale getirilmesi hususunda muhtelif teşebbüsler yapıldı. Bu meyanda Padişah III. Selim’in Kaptanıderyası Hüsrevpaşa zamanında Mühendishanei Bahri adı ile Heybeliada’da evvelce Bahriye Kışlası olarak inşa edilen binaya nakledildi (1824). Kırım Harbi sırasında, Bahriye Mektebi yeni zihniyetle ele alındı. Üç çeyrek asır müddetince Deniz Mektebi normal olarak eski yerinde kaldı. Fakat i. Cihan Harbi sırasında (1917’ de) bir defa daha yer değiştirdi ve Türk Ortodoks İlahiyat Mektebi’nde ve Mukaddes Teslis ve Grek Ticaret Mektebi’nde ve Panayia’nın kalıntılarında yerleşti.

Bir sene sonra tekrar eski yerine döndü. İnşaiye sınıfı yeniden ihdas edildiği gibi Kasımpaşa’da “Haddehane” tabir edilen mektepte lüzumlu makine zabiti yetiştirilmekte iken devrin tekniğine uygun evsafta makine zabiti yetiştirilmek üzere şimdiki makine sınıf okulları binasında Çarkçı Mektebi ihdas edildi. Bunlara ilaveten bir namzet mektebi kuruldu. Bu mektebin yeri şimdiki Ruhban Okulu olup keza bu bina Mondros mütarekesi ve beynelmilel bir anlaşma gereğince Rum tebaya terk edilerek “Rum OrtodoksIarın Ruhban Okulu haline” dönüştü. 

(Halen aynı maksatla kullanılmaktadır.) Bu binanın terki ile talebeleride Çarkçı Mektebi talebeleri gibi Bahriye Mektebi’ne nakledildi. Bu suretle her iki mektep Mekteb-i Bahriye adı altında çalışmalarına devam etti. 27 Mayıs 1928’de Erkanı Harbiye-i Umumiye Riyaseti emirleri ile “Mekteb-i Bahriye” tedrisatı maarif esaslarına inkılap ettirildi. Ve Deniz Lisesi adını aldı. Üç yıllık lise tahsilini müteakip, iki yıl süreli harp mektebi tahsili ikame edilerek mektebin ismi DENİZ HARP MEKTEBİ ve LİSESİ oldu.

 

Triada Manastırı Ve Kilisesi

Ada’nın kuzeyinde, bugünkü adıyla Ümit Tepesi’nde adalıların deyimiyle Papaz Dağındadır. İlk adı Sina kilisesine bağlı anlamına gelen Siyon idi. çünkü muhtemelen Kudüs Patrikhanesine bağlıydı. Ancak sonradan Hristiyanlığın temel ilkesi olan Tanrı, Hz. İsa ve Ruh-ü! Kudüs (Kutsal Ruh) üçlüsü anlamına gelen “Triada” adı verilmiştir. Manastır sonradan Ruhban Okulu’na dönüştürülmüştür. Kilise ise okulun bahçesinde uzaktan bakıldığında görülemeyecek kadar küçük bir yapıdır. Aya Triada Ada’nın en eski manastın ve kilisesidir. Çok eski bir inanışa göre manastırın kurucusu Patrik Fotiyus’dur.

UÇURUM MANASTIRI

Heybeliada’nın Büyükada (Nizam semtine karşı) cephesinde, sanatoryum yolu üzerinde yüksekçe bir falez üzerinde olması sebebiyle, Krimnos Precipise Uçurum manastırı da denir.

S.Vizandios’a göre manastır kolay kırılan bir kaya üzerindedir. 1862’ de toprak kaymasını önlemek üzere bir keşiş Aya Effimia ayazması üzerine duvar yaptırmıştır.

Hüseyin Rahmi Gürpınar Evi

Heybeliada tepelerindeki Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın evi, İstanbul’daki sayılı müze-evlerden.

Cumhuriyet dönemi yazarlarından Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Heybeliada’da, 1912-1944 yılları arasında yaşadığı evin, Kültür Bakanlığı`nın yaptığı restorasyonla müzeye çevrilmesiyle oluşturulmuştur.

İskeleden yürüyerek yarım saatte ulaşabileceğiniz Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın müze-evi büyüleyici olmasının yanında ne yazık ki bakımsızlığı ile göze çarpıyor. Her şey orijinal, oturma odasının iki duvarında kitaplık ve ortada da dört kişilik yemek masası var. Masanın üzerinde porselen yemek takımları ve kadehler…Sanki biraz sonra Hüseyin Rahmi yemek yiyecek gibi, sofra hazır vaziyette. gibi Kitaplık yok olmuş ama  kitaplar duruyor en azından : 350 Türkçe, 304 Fransızca kitap ve  110 cilt gazete koleksiyonu var.Ziyaretçiler bunların yalnızca bir kısmını görebiliyor. Çoğunlukla Fransızca-Türkçe sözlükler, Edgar Allan Poe ve Shakespeare kitapları, bir de Hüseyin Rahmi’nin gizli romantikliğini dışa vuran ‘Rüzgar Gibi Geçti’ dikkati çekiyor.

 

İkinci kata çıkıldığında, karşılıklı duran çalışma odası ve yatak odasını görülüyor.Bolca ışık alan miniminnacık abanoz bir masa, iskemle, kesme kristalden yazı takımları var.Olabilecek en düzenli çalışma yeri burası olsa gerek. Duvarlarda aile fotoğrafları ve kendi yaptığı yağlıboya tablolar, raflarda Rus malı bir fotoğraf makinesi ve yere serilmiş şık kilim de etkileyici detaylardan. Yatak odası ise evin en büyüleyici bölümü. Sadece tek bir sebepten: Yatağın üzerine serilmiş gül rengi örtüyü, Hüseyin Rahmi kendi eliyle işlemiş meğer! Üzerinde titizlikle çalışıldığı çok belli.

Cam çerçevelerin ardında sergilenen onlarca danteli de yakından inceleyebilirsiniz. Evinin en şahane manzaralı odasını ise  arkadaşı Hulusi Bey’e vermiş Hüseyin Rahmi.Üçüncü katı; yani çatı katını.Muhteşem bir manzaraya sahip olan bu kat sanki bütün Heybeliada ayaklarınızın altındaymış hissiyatı veriyor insana. Umarız en yakın zamanda bakımı yapılır bu büyüleyici müze evinin.Çünkü bu şekilde bırakılmış olması ve sahip çıkılmaması  insanın içini acıtıyor.

İSMET İNÖNÜ KÖŞKÜ

Asıl adı Mavromatakis Köşkü olan, Refah Şehitler Caddesi, No:73’teki konak bugün, Türkiye’nin ilk başbakanlığını, daha sonra da Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanlığı yapmış olan İsmet İnönü’nün ailesi tarafından yönetilen İnönü Vakfı’na bağlı olarak müze olarak kullanılmaktadır. 

İsmet Paşa adıyla bilinen İsmet İnönü, bu konağı ilk olarak 1924 yılında, yazlık ev olarak kiralamıştır. İnönü ailesi evi, 1934 yılında 9,500 lira karşılığında satın almıştır; ev, kendilerine Atatürk tarafından hediye edilen mobilyalarla döşenmiştir. İsmet Paşa, 1937 Eylülünde eve yerleşmiş ve aynı yıl, burada, yeni başbakan Celal Bayar tarafından ziyaret edilmiştir. İsmet Paşa, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı görevini yürüttüğü 1938-50 yılları arasında, maiyetini oluşturan görevlilerin sayısından dolayı, Florya ve Yalova’daki resmi yazlık konutlarda konaklamıştır; karısı Mevhibe Hanım ise yazlarının çoğunu, çocukları Ömer, Erdal ve Özden’le birlikte Heybeli’deki evde geçirmeyi tercih etmiştir.

İsmet Paşa, muhalefet partisinin başkanlığını yaptığı 1950-60 yılları arasında, yazlarının çoğunu, ailesiyle beraber Heybeliada’daki bu evde geçirmiştir; bu dönemde, İsmet Paşa’nın sahilde yaptığı kısa gezintilere kasaba halkı da eşlik eder, İsmet Paşa, kasabanın gençleriyle beraber iskeleden denize çivileme atlardı. Başbakanlığının ikinci dönemi olan 1961-65 yılları arasında da programının elverdiği zamanlarda ve görev yapmadığı yaz aylarında yine Heybeliada’ya giderdi.

 

İsmet İnönü’nün 25 Aralık 1973’te Ankara’da, seksen dokuz yaşında ölmesinin ardından Heybeli’deki ev birkaç yıl kapalı kaldı; fakat daha sonra Mevhibe Hanım, yazlarını Heybeli’deki eve komşu bir evde geçiren oğlu Erdal ve onun eşi Sevinç’le beraber, ara sıra bu eve dönmüştür. En sonunda ise aile, evin, vakıf bünyesinde bir müze olarak korunmasında ve İsmet Paşa’nın buraya ilk olarak yerleştiği 1937’deki haliyle, Atatürk’ün hediye ettiği mobilyalarla kalmasında karar kılmıştır. Ziyaretçiler, müzede, çeşitli eşyalar, resimler ve İsmet Paşa’nın kamu ve aile yaşantısıyla ilgili anı eşyalarını görebilir.

 

Evin bahçesi, Adalar Müzesi’nin açık sergi alanı olarak kullanılmaktadır. Bahçede yaz aylarında konser, çocuk ve sanat atölyeleri, film gösterimleri gibi külturel etkinlikler yapılmaktadır.

PERİLİ KÖŞK

Muhteşem manzarası,huzur veren sakinliği ve özel detaylarıyla Perili Köşk misafirlerini bekliyor. otelin sahibi Doğan Olguner, Perili Köşk’ün hikayesini Otel sahibi Doğan Olguner anlatmış;Mimar Ekrem Olguner, 1952 yılında Heybeliada Sanatoryum‘unu (Akciğer Hastalıkları Hastanesi) inşa ederken aldığı arazi üzerine, hastanenin inşaatından kalan zamanlarında şu an “Perili Köşk” olarak faaliyet gösteren evi yapmış. Başlarda yazlık olarak kullanılan eve, ailede yaşanan kayıplar nedeniyle uzun yıllar gidilmeyince bina, neredeyse kullanılamaz bir hale gelmiş.

Ve Heybeliada çocukları bu eve ‘’Perili Köşk” adını vermişler. Ekrem Olguner’in oğlu Doğan Olguner’in evi defalarca yaşanabilir hale getirme çabaları sonuç vermeyince, Doğan Bey’in oğlu, Ozan Olguner, ailesine evi otele çevirmenin daha doğru olabileceğini söylemiş. Ve otel için gerekli olan izinleri almaya başlamış. Kardeşi Can Olguner ile birlikte tadilata başlayan Ozan Bey, konu otel için isim bulmaya gelince yıllar önce çocukların evleri için taktıkları “Perili Köşk” isminin uygun olabileceğini düşünmüş.

Heybeliada’daki Perili Köşk 5 oda ile hizmet veriyor. Buranın bizi etkileyen özelliği ise evcil hayvanlarınızla gönül rahatlığıyla kalabilmeniz.Her odası, deniz veya orman manzarası gören bu otel, aynı zamanda birçok değerli müzisyene de ev sahipliği yapıyor.

Yakın ve uzak bir tatil kaçamağı yapmak isterseniz işte size harika bir alternatif.

Sedefadası

Adalar’ın yerleşime açık olan en küçük adasıdır. 1300X1100 metre büyüklüğündedir. Üzerindeki bitki örtüsü uzaktan bakıldığında sedefe benzetildiği için Sedefadası adı verilmiştir. Eskiden tavşanı bol olduğu için Tavşanadası adı da kullanılmıştır. Adada iki plaj vardır.

Club Ada Sedef

İstanbul’daki Prens Adaları içinde en nezih ada olan Sedef Adası; yazın eğlence sektöründe Boğaz’a rakip olmaya başladı. Bu rekabet, bu sezon açılan CLUB ADA SEDEF ile daha da artacak. İstanbul’un ve Sedef Adası’nın en yeni mekanı CLUB ADA SEDEF, plaj,

yeme-içme ve eğlence keyfini bir arada sunuyor.

CLUB ADA SEDEF, yeme-içme ve eğlence sektörünün en deneyimli ve en tanınmış isimlerinden biri olan Aydın Samanlı ile genç işadamları Emay İnş. A.Ş Yönetim Kurulu Üyesi, Kentplus ve Brandium markalarının sahibi Burak Gören, Fatih Uğuz ve Habil Gürsoy ortaklığıyla kuruldu. Plaj, restoran-bar ve kulüp bölümlerinden oluşuyor. Plaj; pırıl pırıl bir denize ve geniş kapasiteli bir sahile sahip. Plajda gün boyu yeme-içme servisi veriliyor. Güneşlenirken bir şeyler atıştırmak veya içkisini yudumlamak isteyenlere çok özel yiyecekler ve kokteyller servis ediliyor. Restoran-barı, adanın dokusuna uygun taş bir binada İstanbulluları ağırlıyor. Çok sıcak ve samimi bir ambiyansı olan restoran-bar 200 kişilik kapasiteye sahip. Restoranın mönüsü Akdeniz mutfağının en özel lezzetleri ve deniz mahsullerinden oluşuyor. Restoranın plaj için de özel bir mönüsü bulunuyor. Restoran-barı gece olunca bir kulübe dönüşüyor.

Aynı zamanda bir de Rum meyhanesi bulunuyor. Denize sıfır konumlanan Rum meyhanesinin başında ise Theo bulunuyor. Rum meyhanesi ve eğlencesinde en önemli isimlerden biri olan ünlü şarkıcı Fedon’un oğlu Theo, bu yaz sedef’te müdavimlerini ağırlayacak.

200 kişilik düğün, davet ve parti organizasyonları için de İstanbullulara hizmet verecek. Kokteyl porolonge konseptinde ise 300 kişilik organizasyonlar gerçekleştirilebilecek.

dfot

 

Ortunç Cunda

Ege’nin incisi Cunda Adası’nda bir dinlence efsanesi haline gelen Ortunç, eşsiz manzarası, doğanın sesi, huzurlu ortamı ve kusursuz hizmet anlayışıyla misafirlerine unutulmayacak anılarla dolu bir tatil yaşatıyor.

Ortunç hikayesi mübadele zamanı Midilli Adası’ndan Cunda’ya gelen göçmen bir aileye dek uzanmakta olup, 1960 yılında 23 yaşındaki OrhanTunç’un bölgeyi keşfetmesiyle hayat bulmuştur.

Ortunç, 1980 yılında Devlet Opera ve Balesinde sanatçı olarak görev yapmakta olan Necla – Orhan Tunç çifti tarafından aile işletmesi olarak kurularak turizm sektörü içerisindeki yerini almıştır.

Yıllar içerisinde yerli ve yabancı misafirlerin keşif noktası olan Ortunç, onlara çevredeki tarihi ve doğal zenginliklerin tanıtımını misyon edinmiştir. Minimalist konsepti, dingin ortamı, doğal ürünlerden hazırlanan mutfağı ve bu güzelliklere eşlik eden müzikleri ile öne çıkmıştır.

Doğaya yıllar boyu yapılan yatırımlar beraberinde Ortunç, Mavi Bayrak ödülü, Yeşillenen Oteller Sertifikası ve Yeşil Anahtar ödülüne laik görülmüştür.

Sürdürülebilir turizmin öncüsü Ortunç, doğal olanı en kaliteli hizmet anlayışı ile misafirlerine sunmaya ikinci kuşak Onur Tunç ile devam etmektedir.

dfot

Modern İlham Perileri

PALMARINA

BODRUM

‘Türk Rivierası’nın göz bebeği’

Palmali Grup tarafından 2011 Mayıs ayında satın alınarak ve tamamen yeniden inşa edilerek, üstün kalite ve hizmet anlayışı  ile Türkiye’nin ilk mega yat projesi olarak 2013 Haziran ayında tam kapasite ile hayata geçirilen Palmarina Bodrum, 2014 yaz sezonunda da dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen denizcileri, yerli ve yabancı ziyaretçileri uluslararası standartlarda ağırlamaya hızla devam ediyor.

Dünyadaki pek çok emsalinden farklı olarak, ‘kamusal kullanım potansiyellerinin arttırılması’ gözetilerek tasarlanan Palmarina Bodrum; yaz döneminde her gün farklı sosyo-kültürel geçmişe sahip binlerce kişi tarafından ziyaretçi akınına uğruyor. Sadece tekne sahipleri için değil, her türlü kesimden ziyaretçilerin tüm gün vakit geçirebilecekleri ve her türlü ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bir sosyal yaşam alanı sunuluyor. Yaz boyu verilecek çeşitli konserler, sergiler ve etkinlikleri ile bölgeye canlılık kazandıracak Palmarina Bodrum bu yaz sezonunda da ziyaretçilerini pek çok sürprizle karşılıyor.

105 mağazalık yenilenen açık AVM’si, eğlence adası, restaurantları ve gece klübü, benzersiz etkinlikleri ile bölgenin sosyo-kültürel nabzını tutan Palmarina Bodrum; sürprizlerle dolu yeni yaz sezonuna merhaba dedi. Palmarina Bodrum’da güvenli bir limanda konaklama, yat acenteliği, yat sigorta işlemleri gibi servislerinin yanı sıra dünyaca sevilen yerli ve yabancı  markalardan oluşan açık AVM, dünyaca ünlü restaurant, cafe ve gece klüplerinden oluşan benzersiz bir ortam sağlanarak ziyaretçilerin tüm gün boyunca güzel vakit geçirmeleri hedeflenmiş. Dileyen ziyaretçiler için Palmalife Marina Hotel ve Palmarina Butik Hotel’in sunduğu konaklama alternatifleri de mevcut bulunuyor.

Yenilenen projesiyle 2014 yazında da yerli ve yabancı turistlerin çekim merkezi olmaya hedef gösterilen Palmarina Bodrum’un açık AVM’sinde Dream’den, Demsa Group’a, Vakko’dan Versace’e, Brandroom’dan, Valentin Yutashkin, Armani Jeans, Mudo Concept’e; dekorasyondan, teknoloji markalarına, kozmetikten ünlü giyim markalarına kadar  ziyaretçilere geniş alternatifler sunuluyor, ihtiyaçlarını karşılamalarına olanak tanınıyor.

‘Japon mutfağının devi NOBU Türkiye’de’

Palmali Tourism Grubu; dünyaca ünlü Şef Nobu Matsuhisa ve ünlü aktör Robert de Niro ile antlaşma sağlayarak, sahibi oldukları ikonik restaurant Nobu’yu Türkiye’ye getirmeye ikna etti. New York, Londra, Milano, Monte Carlo, Moskova, Tokyo, Hong Kong, Beijing, Melbourne, Perth, Miami, Malibu, San Diego, Las Vegas, Mexico City, Bahamas, Cape Town, Dubai gibi dünya merkezlerinin ardından Nobu; Türkiye’deki ilk şubesini Palmarina Bodrum’da açtı.

 

Kids Paradise

‘Çocuk Cenneti’ anlamına gelen eğlence merkezi ‘Kids Paradise’ içerisinde bulunan su parkı Aquapark’ın yanı sıra, hayvanat bahçesi, 7D sinema, özel yapım bir carousel (atlı karınca) ve diğer eğlence üniteleri de bulunuyor. Yerli yabancı tüm çocuk ziyaretçilerin her türlü ihtiyacı düşünülerek tasarlanan Kids Paradise’da; çocuk restoranı, pop corn, pamuk şeker, macun standları, hediyelik eşya dükkanı da yer alıyor.

Kids Paradise’da bulunan üniteler 5-12 yaş grubu çocuklar  tarafından kullanılabiliyor. 7D sinema ise 8 yaş ve üstü her yaş grubunun kullanımına açık olarak hizmet veriyor. Kids Paradise; sabah 10.00 akşam 19.00 saatleri arasında; 7D sinema, diğer eğlence üniteleri ve carousel (atlı karınca) ise sabah 10.00 gece 00.00 arasında hizmete açık olarak hayata geçirildi. Her yaş grubundaki çocuklara bir yetişkin refakati ise zorunlu tutuluyor.

dfot

 

AMMOS HOTEL,GİRİT
Lezzet, Konfor ve Tasarım
Otelin sahibi Nikos Tsepetis’in “Hiçbir zaman büyüme, fakat her zaman geliştir” felsefesi tesisteki olağanüstü hizmet anlayışının ve gösterilen özenin de temelini oluşturmuş.Hepsi deniz manzaralı ve yattığınız yerden dalgaların sesini dinleyebileceğiniz kadar denize yakın 33 standart odası ve 1 suitiyle Ammos Yunanistan’ın en popüler otellerinden biri.Bu popülerliğin bir sebebi de otelin standartın üstünde bir hizmeti uygun fiyatlara alabiliyor olmaları. Ünlü Yunan mimar Elisa Manola tarafından yapılan çarpıcı ve çağdaş iç tasarımı nedeniyle özellikle otel sade ama konforlu bir tatil geçirmek isteyenlerin gözdesi oluyor. Kendisi de bir tasarım tutkunu olan otel sahibi Nikos, her yıl otelin dekorasyonuna küçük eklemelerle yenilik getirmeyi tercih ediyor. Bunun için de yerel tasarımcıların özel tasarımlarını keşfetmeyi ve onları dekorasyona entegre etmeyi tercih ediyor.Nikos’un son eklediği parçalar arasında Prouvé ve Tapiovaara’dan Ercol’e, orta yüzyılın çağdaş klasikleriyle, Brezilyalı Campanas ve Francois Azanbourg, Adam Goodrum, Nendo ve Tom Dixon gibi modern tasarımcıların yenilikçi ürünlerini kombine edip, karma yemek sandalyeleri ile etkileyici bir koleksiyon oluşturmuş.
Otelin toplu kullanım alanlarında yer alan bu eklektik koleksiyonlar renkli bir Bisazza duvar mozaiği, arabesk karo zeminler, yerel bit pazarlarından alınmış özel dolaplarla ve olağanüstü yetenekli yerel sanatçı Konstantinos Kakanias tarafından özel olarak yaptırılan duvar plakaları ile dengeli bir kompozisyon oluşturmuş. Bu ferah ve konforlu otel aynı zamanda son derece uygun fiyatlara geleneksel Girit yemeklerini de keyifli bir ortamda tatmanız için çok uygun bir zemin hazırlıyor.
Yemekleri “boureki” (börek), güveç yabani enginar ile keçi ve ünlü “galaktompoureko” (muhallebi dolu milföy pasta) şeklinde sıralanabilir.
Geçtiğimiz yıllarda oteli ziyaret eden London Times yemek eleştirmeni, oteli “klasik bir yemek lokasyonu” olarak nitelendirecek kadar etkilenmiş bu büyülü atmosferden. Meraklılarına hemen belirtelim Girit’in batısında yer alan Ammos en yakın havaalanına yalnızca 15 km uzaklıktaki lokasyonu ile lezzete ve konfora doyacağınız çok doğru bir seçenek.

 

dfot

dfot

 

 

DOĞAYLA ARANIZA HİÇ KİMSEYİ VEYA HİÇBİRŞEYİ SOKMAK İSTEMEDİĞİNİZ ANLARDA, BU SIRADIŞI BALON EVLER TAM SİZE GÖRE

 

Büyülü hislerin yaratıcısı Attrap Reves 2010’da kurulmuş bir aile şirketi. Otelcilik sektöründe uzmanlık yapan bir ağabey multimedya yayıncılık mezunu bir kız kardeş, inşaat sektöründe bir baba ve dekorasyona özel ilgili bir anne, markanın mimarları.

Fransa’da balonların içinde sıradışı bir konaklama fırsatı sunuyorlar macera ve doğa severlere. Sıcak misafirperverlikleri ve mükemmel hizmetleri ile de öne çıkıyorlar sektörde.

Nicelikten çok niteliği önemsiyorlar. Kalabalıktan uzak, doğanın tam ortasında, 6 balondan oluşan bir kompleks sadece aslına bakacak olursanız, bahsettiğimiz bu özel konaklama serüveni.

Balonlar tamamen geri dönüştürülebilen materyaller ile hazırlanmış. Düşük enerjili aydınlatma, çevreye asla zarar vermeyecek kolay kurulum imkanı ilei ekolojik bir yaklaşımla yola çıkılmış. Konumlandıkları bölge özenle seçilmiş. Farklı bölgelere de açılarak büyümeye devam etmeyi hedefliyorlar. 11000’den fazla ziyaretçileri olmuş bu güne kadar.

Biri sade tasarımlı, beyaz elegan stilde bir balon veya oryantal atmosferi olan güneşin renklerini almış bir diğeri, romantik, zen ve çimle kaplanmış doğal stilde olmak üzere iki konsept seçenekleri var. Ayrıca kapalı ya da şeffaf balon alternetifleri de mevcut, bu sıra dışı konaklama tecrübesini yaşamayı seçtiğinizde.

Kompleksin bütününde konaklanacak balonlar ve duş kabinleri, otopark gibi hizmet amaçlı yapılanmalar birbirinden oldukça uzakta konumlandırılmış özellikle. Alanla ayrı bir bölgede otopark, özel duş kabinleri var. Fenerler, teleskop ve bir yıldız tablosu gece yaşanabilecek, akılalmaz gökyüzü deneyimi için en uygun gereçler. Ziyaretçiler, her bir balona kendi patikasından ulaşılıyor ve böylece kişiye özel bir alanı oluşmasına izin veren bir yerleşim planı ortaya çıkıyor.

Yıldızların altında uyumak, ayı seyretmek, jakuzi balonunda doğayla başbaşa vakit geçirmek, tüm stresten tamamen arınmak galiba tam anlamıyla sadece burada mümkün. Siz ne dersiniz? Doğayla başbaşa kalmak için bundan daha güzel kaç fırsat çıkabilir karşımıza?

dfot

dfot

 

BEYOĞLU PERA’DA STİL SAHİBİ BİR BUTİK OTEL

Tarihi doku, duyarlı dokunuş…

İstanbul’un kültürel zenginliğini ve tarihini içinde barındıran CORINNE HOTEL, sizi her detayıyla konforlu bir yolculuğa davet ediyor.

CORINNE HOTEL Çukurcuma’da Ayhan Işık ile Turnacıbaşı sokaklarının kesiştiği noktada, yıllarca Pera’nın yaşadıklarına tanıklık eden yapısıyla sokağın sahibiymiş gibi yükselir.

CORINNE HOTEL’in yükseldiği yapı, Osmanlı – Cumhuriyet mimari tarihinin önde gelen isimlerinden Mimar Kemaleddin Bey tarafından inşa edilmiştir. Mimar Kemaleddin Bey’in adı halen ülkemizde birçok cadde ismi olarak anıldığı gibi, kendisinin İzmir’de heykeli bulunmakta ve 20 Türk Lirası üzerine resmi konularak yaşatılmaktadır.

Geçmişin sihrini günümüze taşıyan CORINNE HOTEL, çevreye saygılı ve geri dönüşümlü malzemelerle teknolojiyi birleştirmek suretiyle, aslına sadık kalınarak özenli bir çalışmayla restore edilmiştir. Otelimiz çağdaş çizgilerle bohem yaşamı birleştirerek oluşturduğu iç mimarisi ve 39 odasıyla, butik hizmet ve lüksü özleyen misafirlerimizi ağırlayacak olmanın heyecanını yaşıyor.

 

YENİ YÜZÜYLE YENİ BİR BUTİK OTEL

 

CORINNE HOTEL, sizi eşsiz lokasyonuyla İstanbul’un merkezi Pera’yı özgürce keşfetmeye davet ediyor.

İstanbul’un merkezinde kendinizle baş başa kalabileceğiniz huzurlu, sıcacık bir dünya hayal edin. Beyoğlu’na 2 dakika, Taksim meydanına ve metro duraklarına 5 dakika uzaklıktaki sessiz ve güvenli bir konumda, İstanbul’u ve Çukurcuma’yı yaşamanın keyfine varın. Sabah martı ve kumru sesleriyle uyandığınız odanızda, tarihi yarımadanın eşsiz manzarasına karşı kahvenizi yudumlarken pencerenizden İtalyan zanaatçıların yaptığı 100 yıllık rölyefleri seyrederek hayal dünyanızın kapılarını aralayın.

Antikacıları, cafeleri, butik dükkanları, sahafları, sanat galerileri, sokak çalgıcıları, kıvrıla kıvrıla uzayan gizemli sokaklarıyla Çukurcuma, yabancı gezginlerin ilgi odağı olmayı haketmiştir.. CORINNE HOTEL’de konaklarken yanı başımızda bulunan tarihi Galatasaray Hamamı’nda günün yorgunluğunu atabilir, Masumiyet Müzesi’ne bir ziyaret ile zamanda yolculuk yapabilir, akşam saatlerinde Fransız Sokağı’nda veya gece hayatı ile dünyaca meşhur Beyoğlu sokaklarında eğlenebilirsiniz.

dfot

 

 

Laura Ashley İngiltere’nin önde gelen hazır giyim, ev tekstili ve mobilya markası. 1953 yılında Laura ve Bernard Ashley tarafından kurulmuş. Bugün markanın 500 mağazası aktif ve dünyanın bir çok yerinde hizmet veriyor. Her yıl metrelerce kumaş üretiyorlar. Ürünlerinde klasik İngiliz zarafeti hakim. Türkiye’de markayı Demsa Group tüketicisiyle buluşturuyor. Koleksiyonlarda yumuşak renkler, çiçekli, çizgili kombinasyonlar, damask desenler, ahşap ve yuvarlak hatlarıyla İngiliz tarzını sevenler için mutlaka öncelikli tercih olacaktır. Çok çeşitli ev aksesuarları, kullanışlı ve zevkli ürünleriyle romantik ve huzurlu bir ortam oluşturmaya olanak sağlıyor. Eskitme mobilyalar, çeşitli aydınlatma modelleriyle de Laura Ashley kış sezonunda da her neye ihtiyacınız varsa karşılıyor.

Audrey Hepburn dünyanın en başarılı moda ve ev mobilya şirketlerinden birinin büyümesine yol açtı. Hepburn Gregory Peck ile oynadığı  1953 filmi  Roman Holiday’de başörtüsü takmıştı. Böylece bir moda ikonu olarak, anında dünya çapında popüler olmuş bir tarz yarattı. Bernard bir kadın adının ürünlerin türü için daha uygun olduğunu hissetti çünkü satışların büyümesi ile başa çıkmak ve personel istihdamı için, şirket adı The Ashleys’den sonra Laura Ashley olarak değiştirildi. Laura Ashley tarzı ile Romantik İngiliz tasarımları ile karakterizedir.