gök

dfot

 

ASLAN BURCU

Günlük hayatımızda ufak ya da önemli kararlarımızı alırken kadim bir öğreti olan astrolojiden sıkça yararlanıyor ya da iç dünyanızı yansıtmadığı düşündüğünüz için inanmıyor olabilirsiniz. Astroloji yüzyıllardır “Gökte ne varsa yerde o vardır” dan yola çıkarak gezegen ve yıldızların ışığında insanlara yol göstermiştir. Gökyüzünde her an yeni bir an’dır. Bu gök kubbe altında doğan her birey ise bir diğerinden farklıdır.

 

Yıldızların, gezegenlerin, yani gökyüzünün aynı an’a geri dönerek aynı noktalarda bulunması mümkün olmadığından; her bireyin doğduğu an yeni bir an ve doğum haritası “kişisel” bir haritadır. Bu harita adeta bireyin barkodu gibidir. Aynısından bir tane daha olmadığı için aynı burcu paylaştığınız kişilerle az ya da çok benzer özellikleriniz olsa da aynı değilsinizdir. Ancak yüzyıllardır insanoğlunun incelemeleri sonucu ortaya koyduğu, burçların hayatımıza etki eden, benzer özellikleri mevcuttur.

 

Yaşam tarzımızı, kendimizi ifade ediş, kendimizi ortaya koyma şeklimizi genel olarak Güneş Burcu belirler. Burcumuz olarak bildiğimiz aslında Güneş Burcudur. Güneş bizi en çok etkileyen gezegen olduğu için hayatımızdaki rolü de büyüktür.

Aslan burcu ise Güneş tarafından yönetilen Zodyak’ın 5. burcudur. Aslan burcu insanı Ateş’in Sabit halindedir. Yani yaşam enerjisi, kendini gösterme en üst seviyededir. Aslan Burcu insanı hayatını sahnede gibi yaşama ya da sosyal çevresine kendini ispat etme durumundan kendini alıkoyamaz. İlginin merkezi olmak arzusu ağır basar çünkü onlar güneşin enerjisini içinde tutar. Doğal liderlik yeteneği ile etrafındakileri etkilemeyi de başarabilecektir.

Güneşin tüm sıcaklığını içinde barındıran Aslan Burçları hayattan zevk almayı ve eğlenmeyi çok iyi bilirler. Neşesi her daim kulaklarınızda çınlayacak türden bir kahkaha ile tamamlanır. Bütün bu özellikleri ile Aslan Burçları, Yükselen Aslan burçları, doğum haritalarında Güneş’in kuvvetli olduğu kişiler ya da kuvvetli bir 5. Ev sahibi kişiler için evlerinin en önemli mekanı salonları, oturma odaları ya da misafir ağırladıkları tüm mekanlardır. Yani bir veranda, bar, havuz başı da önemli bir mekan olabilir.

Aslan Burcu ve Mekan Tasarımı:

 

Astrolojik göstergelerin evinizde uygulanması sizi “kendiniz gibi ve evinizde” hissettirecektir. Yaşam tarzı olarak Güneş’in liderliğinde bir Aslan Burcu olarak yaşıyorsanız evinizde de onun ihtişamı, karizması ve büyüklüğünü ortaya koyacak bir tasarım kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Sıcak renkler, özellikle sarıdan kırmızıya giden tonların kullanımı çok önemlidir. Küçük de olsa altın dokunuşlar, ışığı yansıtan objeler evinizde kişiliğinizi yansıtmanızı sağlar.

 

Mobilyaların ünlü bir mimarın ya da tasarımcının çizimi olması size keyif verebilir. Ancak ünlü bir otelde ya da beğendiğiniz bir ünlünün evinde gördüğünüz mobilyaları yaptırmanız da aynı etkiyi yaratacaktır. Büyük ve ihtişamlı olması en önemli noktadır.

Evinizin salonunda bir şömine yine rahatlamak ve huzur bulmak için önemli olabilir. Zira tüm yıl boyunca Güneş alan kış bahçeleri ya da aydınlık bir salon da aynı etkiyi yaratacaktır.

 

Aslan Burcu Çocuklarının Odaları Nasıl Tasarlanmalı?

 

Doğumdan itibaren çocuklarımızın kendini daha huzurlu hissettiği mekanları ebeveynler olarak hissederiz. Bazı yerlerde sakin ve neşeliyken bazı yerlerde gergin olabilirler. Hatırlamamız gereken en önemli nokta bir ortamın enerjisini içindeki insanlar ve dekorasyonu oluşturur. Çocuğunuzun en çok zaman geçirdiği odası, oyun odası ya da oturma odası gibi yaşam alanlarına ne gibi değişiklikler yaparsam kendini daha huzurlu hisseder bir bakalım:

Aslan burcu çocukları doğdukları andan itibaren sıcak, sevgi dolu ve kuvvetlidirler. Varlıklarını belli ederek ortamda ilgi odağı olurlar. Görselliğe hitap eden oyuncaklardan keyif alır. Sesli, çok sesli, renkli, çok renkli oyuncaklar ve öğelerle odasını süsleyebilirsiniz. Sarının tonlarını unutmamalısınız. Sınırları sevmediği için yeni yürümeye başladığı zamanlarda evinizi ona minimumda “hayır” diyecek şekilde güvenli hale getirmelisiniz. Sosyalleşme çağına geldiğinde ise arkadaşlarını odasına davet edebileceği büyüklükte bir odası olması onu mutlu edecektir.

Aslan Burcu Özellikleri:

 

NİTELİK: Sabit

 

ELEMENT: Ateş

 

YÖNETİCİ GEZEGEN: Güneş

 

MADENİ: Altın

 

DEĞERLİ TAŞI: Pırlanta, Elmas, Yakut, Sarı Safir

 

RENKLER: Altın Sarısı, Sarı, Turuncu, Kırmızı

dfot

MR.BROOKS’UN İNİ

 

 

“Bütün insanlar iyiyle kötünün karışımıdır.” – Robert Louis Stevenson, Dr. Jekyll and Mr. Hyde

Selam! Öyle bir havada yazmaya başladım ki bu ayın yazısını “House on Haunted Hill”, “The Last House On The Left” ya da “The Haunting” yazısı yazsam yeriydi. Birden kararan bir gök, gök gürültülerine karışan bir rüzgar ve yağmur… Eh yazının da yetişmesi lazım bir şekilde, yazı işleri “bu ayın filmi ne ki acep” tadında ufaktan maillere başlamış. İstesem de yazlık bir film ve onun evinin havasına giremezdim. O yüzden yazarınızın daha önceki yazılarında ara ara göz kırpacağını söylediği gerilimli bir film ve onun tematik evini otopsi masasına yatıracağız bu ay.

 

Filmimiz Mr.Brooks…Başrolünde bazen öle bayıla izlediğimiz bazen de oynadığı kötü filmlerle bize fenalıklar geçirten kariyerinde istikrarsız ama yakışıklı bir aktör olan Kevin Costner var. The Bodyguard ile kadınların sevgilisi olmuştu, No Way Out ile oyunculuğuna bayılmıştık, Robin Hood, The Untouchables ve tam 7 Oscar ödüllü Dances With Wolves ile önünde saygıyla eğilmiştik. Sonrasında The Postman ve Waterworld ile yapım şirketlerini batma noktasına getirmişti. Sonrasında zaman zaman ışığı olan işlere -JFK, Thirteen Days gibi- imza atsa da genelde daha ortadan işlerle düşe kalka ilerleyen bir kariyer çizdi. Çoğu filminde hep iyi adamı oynayan Costner yapımcılığına da el attığı bu ay üzerine yazıp çizeceğimiz Mr.Brooks’da çok farklı bir şey deniyor ve “kötü adamı” oynuyor. Hem de epey kötü bir adamı: Acımasız bir seri katili…

Filmin diğer rollerinde de hiç fena isimler yok bu arada. William Hurt (filmde kimdir söylemem filmi izleyin!) Demi Moore, Jason Lewis, Dane Cook, Marg Helgenberger, Ruben Santiago-Hudson ve Danielle Panabaker gibi…

Gelelim filmin hikâyesine;

 

Başarılı bir işadamı, cömert bir hayırsever, sevgi dolu bir koca, baba ve toplumun düzgün bir üyesini hayal edin… İşte Bay Brooks’la tanıştınız. Herkes onun mükemmel bir olduğunu düşünmektedir. Bununla birlikte, Bay Brooks’un çok büyük ve tehlikeli bir sırrı vardır:  Tüm bu harika özelliklerinin yanında şimdiye kadar hiç kimsenin kendisinden şüphelenmediği, keskin zekâlı ve doyumsuz bir seri katildir. Earl Brooks (Costner) onu çok seven bir eş (Marg Helgenberger), kendisine çok düşkün bir kız evlat (Danielle Panabaker), toplumun saygısı ve devamlı gelişmekte olan kendi işi de dâhil olmak üzere hayatta hemen her şeye sahiptir. Oysa Bay Brooks başkalarınca hiç bilinmeyen bambaşka bir hayat daha sürdürmektedir. O aynı zamanda “Parmak İzi Katili” namıyla ün salmış seri bir katildir.

Yakın zamana kadar aktif olmamasına rağmen, Bay Brooks’un patolojik dürtüsü, Bay Brooks’un günahları için onu suçladığı tilki gibi kurnaz şeytani ikinci benliği tarafından yeniden harekete geçirilmiştir. Fakat masum bir çifti öldürmek için bir kez daha sadist dürtülerine yenik düşen Bay Brooks ilk hatasını yapar ve Bay Brooks’a tuhaf bir taleple şantaj yapmayı tercih eden fotoğrafçı – ya da röntgenci diyelim- Tom (Dane Cook) tarafından deyim yerindeyse “ebelenir”. Ayrıca bu son cinayeti, kişisel bunalımı yüzünden gözü dönmüş bir şekilde Parmak İzi Katilinin gerçek kimliğini çözmeye çalışan inatçı bir dedektifin de (Demi Moore) kendisinin peşine düşmesini sağlar.

 

Bay Brooks, şimdi şaşırtıcı gizli yaşamını ve gerçek kimliğini gizlemeye ebediyen devam edemezse, oyunun son aşamasıyla karşı karşıya kalacaktır

Karizmatik bir komşunun, iş ortağının veya bir aile üyesinin içinde soğukkanlı bir katili nasıl barındırdığı sorusu uzun zamandır toplumun kafasını karıştırmış ve yazarları ve film yapımcılarını, seyircilerin daha önce hiç içinde bulunmadıkları esrarlı, büyüleyici ve şüphe dolu bir dünyaya götürmek üzere ilham vermiştir. Bay Brooks, hem çok başarılı ve saygın bir adamın hem de tüyler ürpertici cinayetleriyle bir seri katilin aynı anda, nasıl çifte bir yaşam sürdürebileceğiyle ilgili olarak bizlere yepyeni bir bakış açısı getiriyor. Bay Brooks gururla “arkadaşım” diyebileceğiniz harika biri mi, yoksa kötü, karanlık bir gecede kesinlikle karşılaşmak istemeyeceğiniz sapık bir katil mi? ya da siz o anda hangisiyle berabersiniz? Filmin başarısı bu ve benzeri soruları film boyunca size sordurabilmesinden geliyor.

 

Uzun zamandır ortağı olan Raynold Gideon’la birlikte filmin senaryosunu yazan yönetmen Bruce Evans “Mr. Brooks’ta konu şu ki o çok iyi tanıdığınız birisi olabilir” diyor. “Hepimizin karanlık yönleri vardır ama Bay Brooks uç noktalarda yaşıyor. O gerçekten ailesini seven sineği bile incitmeyeceğini düşündüğünüz biri ve standart ölçüleriyle mükemmel bir yaşama sahip. Ama aynı zamanda bir türlü yola getiremediği güçlü tehlikeli istekleri var.”

 

Evans ve Gideon, bir katilin kafasındaki bu ahlaksız deliliğin içine giden orijinal güzergahla birlikte, kendini hem bir dedektif hem de rahatsızlık veren genç bir hayran tarafından takip edilirken bularak, kendisiyle ilgili gerçeğin ortaya çıkması ve ailesini mahvetmesi olasılığıyla yüzyüze kaldığında, Bay Brooks’un en korkunç kabusuna doğru gidişini keşfedebilmişler. Popüler kültür ve aralarında Hannibal Lector serisi, Zodiac, The Talented Mr. Ripley, Seven, Psycho, Karındeşen Jack filmleri ve Showtime’ın büyük beğeni toplayan Dexter isimli dizisinin de olduğu klasik filmler ve diziler seri katillerin çarpık gerçeğini uzun uzadıya anlatmışlardır. Evans ve Gideon Mr. Brooks’un hikâyesinin bu film ve diziler arasında yepyeni bir çığır açacağı ön görmüşler. Bay Brooks’un kurbanlarına ürkütücü bir şekilde kur yapması, onları dikkatlice seçmesi, takip etmesi, onların alışkanlıklarını ve hayat tarzlarını öğrenmesi ve sonrasında, ilişkiyi dehşet verici ama yeteri kadar planlı cinayetlere dönüştürürken yaşadığı canlılık, cinayetleri diğerlerinden farklı kılıyor.

Mr.Brooks’un yaratıcıları Evans ve Gideon 10 hafta gibi kısa bir sürede senaryoyu yazıp bitirmişler. Yazarlarken bile, Bay Brooks rolünü en çok kimin canlandırmasını istediklerine karar vermişler. Ve bu da Kevin Costner’mış. İkili, tamamiyle karşıt bir tipi canlandıracağı için Costner’ın bu role çok uygun olacağını düşünmüş.

 

Kadın dedektifi başarıyla oynayan Demi Moore için “Onun orijinalliği setteki diğer oyuncuların ve ekibin dikkatlerini perçinledi. Karaktere uygun gücü ve korkuyu yanında getirecek belirgin bir aktrise ihtiyacımız vardı ve Demi imdadımıza yetişti” diyerek durumu özetliyor Kevin Costner…

 

Özetle bu film hiçbir standart yöne gitmeyen bir katilin hikâyesi… Kötü biri de olsa, Bay Brooks bir sürü zarı olan bir koza gibi. Onun gerçekten kim olduğunu ve onu rahatsız eden şeyin ne olduğunu öğrenmeyi çok istiyorsunuz.

 

Şimdi de gelelim Mr.Brooks’un neden bu ay Bast-Home’un sayfalarına davet edildiği meselesine. Çünkü onun çok havalı bir evi var!

Seri katiller nadiren sevimli ve rahat banliyö evlerinde otururlar… Onları daha çok kurbanlarına bırakırlar. Ama Mr.Brooks yukarıda anlattığım üzere bildiğimiz seri katillerden çok farklı. Seyirciyi Bay Brooks’un farklı güdülerden oluşan iki ayrı dünyasına götürmek için yönetmen Bruce Evans, ayırt edilen bir görsel tasarım geliştirmiş. Kapsamlı bir story-board’u yavaş yavaş oluşturup, oldukça yaratıcı bir sanatçı ekibi oluşturmuş. Evans en büyük görsel ilhamını, psikolojik yönden gergin insan portreleri, bozuk ailelerin ve Amerikan tarzı evliliklerin rahatsız edici imajlarını resmetmekle tanınan günümüz sanatçısı Eric Fischl’dan almış.

 

“Eric Fischl’in bir sergisine gittiğimde, hemen ‘Bay Brooks aynen buna benziyor’ dedim. Siyahların simsiyah, kırmızıların kıpkırmızı olduğu ve çok kışkırtıcı bir his uyandıran çok canlı bir banliyö dünyası duygusunu veriyor” diye anlatıyor.

Yapım tasarımcısı Jeffrey Beecroft (The Game, Twelve Monkeys ve Dance With Wolves) ekibe katıldığında, Evans, onun çok beğeni toplayan tasarımcı yeteneklerinin filme bu havayı vereceğine güvenmiş. Evans şöyle anlatıyor: “Jeff’in harika bir gözü var. Onsuz bu film, şimdiki kadar katmanlı olamazdı. Birlikte kitaplara bakıp, karakterlere ve hikâyeye gerçekten uyan yerlerin benzerlerini aramak için çok vakit geçirdik.”

 

Çekimlerden önce film için hayati öneme sahip mekanın, yani Mr.Brooks’un evinin bulunması için oldukça fazla vakit harcanmış. Evans bu evi kafasında hep, camlarla, çelikle ve çok açılı görüntülerle parıl parıl parlayan geniş bir modern ev olarak canlandırmış. “Evin kendisi filmin, bir tür karakteri gibi… Aklımızda hep Bay Brooks’un cam bir evde yaşadığını hayal ettik. Onu görebildiğiniz ama hangi taraftan bakarsanız bakın, onu aslında “gerçekten” göremediğiniz fikri hoşumuza gitti. Bay Brooks’un hayatını kutular yaparak kazanması (Costner’in canlandırdığı karakter kutu sektöründe çalışan bir işletmenin patronu bu arada), bu yüzden de bu evin strüktürünün kutularla dolu olması fikri de hoşumuza gidiyordu” diye açıklıyor Evans.

Çoğu iç mekân çekimlerinin yapıldığı yer olan ama aslında modernizmden pek nasibini aldığı söylenemeyecek olan Shreveport/Louisiana’da böyle bir evi bulmak sorun olmuş. Louisiana da bitmez tükenmez arayışlarla evi bulma işini Jim Wilson üstlenmiş. Wilson’ın, bir zamanlar Architectural Design dergisinin sayfalarında yer almış eşsiz bir evi ortaya çıkarması herkesin şaşırmasına ve rahatlamasına neden olmuş. Evans “Ev bir görsel metafordu ve inanılmaz ama Jim onu buldu” diyor. Gerçekten ev filmin harika bir metaforu çünkü iki kanatlı cephe Mr.Brooks’un sürdürdüğü ikili hayatı temsil ediyor: Toplumun saygın üyesini ve seri katili.

Kutu kutu dikdörtgen camlarla dekore edilmiş ana giriş kutu sektöründe çalışan Brooks’un cama, çeliğe ve betona dönüşmüş hali gibi. Mutfakta kullanılan paslanmaz çelik malzemeler onun erkeksi tarafını temsil ediyor. Evin iç dekorasyonundaki beyaz, ahşap ve simetri ise onun toplum tarafından kabul edilmiş saygın kişiliğini…

Evet, bu aylık da bu kadar. Umarım siz bu yazıyı tabletinizden, telefonunuzdan ya da dizüstü bilgisayarınızda okurken hava güzeldir ve denizin kenarında yazın tadını çıkarıyorsunuzdur. İyi tatiller!