Fransız

dfot

 

ÜNLÜ FRANSIZ MİRASININ
UNUTULMAKTAN KURTARILMA HİKAYESİ
Bugün çok sevilen Tolix markası yedi yıl önce oldukça kritik bir durumdaydı. 2004’ten itibaren hızlı bir gelişim sürecine girdi. Bunun başlangıcı Fransa’da yaşayan miras ödülünü alması, çalışanlarından birinin markayı devralması ile oldu. Yeni yönetimi ile beraber firma böylece iyileşme sürecine girdi.

Modernizasyon, kalite, ürünlerin prodüksiyon ve dağıtımı baz alınan anahtar kelimelerdi. Şu anda geldikleri noktada marka 27 ülkede alıcıya ulaşıyor.

Girişimci, markanın CFO’su Chantal Andriot öncelikle ekipman gelişimine en büyük yatırımı yaparak başlamış. Ardından iletişimi kuvvetlendirmek için stratejiler belirlenmiş. Yerel gelişim ve kalite açısından “Made in France” sadece bir slogan olmaktan çok daha önemli bir anlam taşıyor.

Çok geniş bir renk skalası sunuyorlar. Bu sayede ürünlerin kişiselleştirilme olanağı sağlanıyor. Bir sandalye üretimi için minimum 100 farklı operasyon gerektiğinden, verimi artırmak için üretimde optimizasyon yapılarak bu süreç hızlandırılmış.

Tamamen üretimde kaliteyi artırmaya ve kendilerini sürekli geliştiren, herbiri alanında uzman bir ekip sayesinde, 2004’ten bu yana meşhur geleneksel Fransız markası, yenilikçi duruşuyla sektörde örnek olmaya devam ediyor.

 

dfot

dfot

 

Kır Evi Country Cottage Stili

Rahatlığı ön planda tutan, dingin ve huzurlu bir yaşam sunan, kendini tatile gitmiş gibi hisseden ve doğayla iç içe bir yaşam arayanların tercihidir . Country kırsal, yani geleneksel tarz dekorasyon demek; yaşanmışlık, yani bir eskiye gidiş, eski dönemi anımsatan objeler, eskitme masif mobilyalar, farklı bir romantizm, romantik sıcacık evler demektir. Kısacası modernin tam zıttı bir tarzı temsil eder, daha çok kır evi olarak biliniyor ve kökeni Fransa’ya dayanmaktadır. Amerikan Country,İngiliz Country ve Fransız Country en çok bilinenler arasındadır.

Gerçekte “kır evi tarzı” olarak benimsediğimiz hayatın içinden gelen bu stil, şehir yaşamından uzaklaşmak için sıcak ve davetkar havasıyla kucaklayıcı bir etki yaratmaktadır.. Konforlu, rahat, sıcak ve samimi, pastel veya toprak renklerinin hakim olduğu, yumuşak detaylara sahip mobilyalarla döşenmiş dekorasyon olarak tanımlanabilen Country tarzın doğum yeri Fransa olarak bilinmektedir. 17. ve 18. Yüzyılda Fransa dışında üretilen mobilyaları yapan marangozlar, saray ya da asiller için üretim yapmamaktaydılar. Bu nedenle onların ürettiği mobilyalarda daha basit malzemeler kullanılıp, işçilik daha basit tutulmaktaydı. Ahşap malzeme cilalanmak ya da yaldız kaplanmak yerine sadece boyanıp, kimi zaman kendi renginde bırakılmaktaydı. Kullanılan malzeme daha çok meşe, meyve ağaçları, ceviz ve bazen de maundu. Yüzeyler süslenmemekte, cilalanmamaktaydı ama biçim olarak mobilyalar asillerin evlerinden ilham alınmaktaydı. Paris’i hariç, Fransa’nın ‘Provans’ olarak adlandırılan bölgesinde üretilen mobilyaları ve mimariyi referans alan country stiline bugün beyaz mobilyalar, patine zeminler ve ahşap dokular eşlik ederek özellikle kır evi stili olarak bilinen stil günümüzde modern country olarak yeniden şekillendirilmektedir.

Country tarzı uygularken unutulmaması gereken ilk ve en önemli detay; sadelik, ferahlık ve samimiyettir. Daha çok pastel ve toprak renklerinin hakim olduğu ve ayrıca içine doğada bulunan renklerin estiği bir tarz olarak karşımıza çıkmaktadır.

Renk kullanımı

Bir kır stili olduğu için pencereden bakıldığında görülebilecek  tüm doğa renkleri ilham kaynağı olabilecektir. Yeşili, maviyi, çiçek renklerinin güneş ışığında biraz  soldurulduğunda oluşan bu mat renkler desenlerle birleştirilip kullanılır genellikle. Bunlar beyaz, krem veya toprak tonlarıyla kombinlenebilir, pastel renk tonları üzerinde gitmek harika sonuçlar verecektir.

Zemin beyaz, mobilyalar kahverengi, krem ya da toprak tonlarında kurgulandığında genel renk seçiminin yapılırken  aynı renk paleti üzerinde gidilmesi homojen bir etki verecektir. Kontrastlık oluşturulmak  istendiğinde, seçilecek rengin mekanda kargaşa yaratmaması için kontrastlık oranının birbirine yakın tutulması uygun olmaktadır. Evin tamamında ferah ve havadar bir ortam yaratmak için kesinlikle koyu kırmızı, koyu mor gibi tonlardan kaçmak gerekmektedir.

 

Mobilya seçimi

 

 

Country tarzda daha çok açık renkli ahşap malzemeler kullanılmaktadır. Doğal ahşaplar, ceviz, maun en fazla tercih edilenlerdendir. Ayrıca hasır ve bambu mobilyalar da özellikle kış bahçelerinde, teraslarda veya evin herhangi bir köşesinde kullanılabilmekte ve oldukça şık bir hava vermektedir. Büyük kanepeler, yumuşak sandalyeler, cilasız masif mobilyalar, antika objeler, ahşap sehpalar, masalar sayısı çok tutulmadan ve karmaşa yaratılmadan doğru konumlandırma ile bu tarz bir dekorasyonda yerini almaktadır. Tarzın koltukları oldukça geniş, oturma ve yaslanma yerleri tanımlanabilmektedir. Keskin değil yuvarlak hatlı mobilyalar daha sıcak ve samimi etki yaratmaktadır. Her ne kadar eskilerde kaldığı düşünülse de ahşap camlı bir vitrin bu tarzın tamamlayıcısı olmaktadır. Mobilyalarda el işçiliği çok önemlidir. Çok az da olsa oymalar kullanılır ama bu durum genel görünümün sadeliğini bozmamalıdır.

Country tarz bir dekorasyonda, yeniden kazanılmış mobilyalar ön plana çıkmaktadır. Aileden kalma bir konsol ya da eski bir ahşap ustasının elinde çıkmış yemek masası evin en önemli parçası haline gelebilmekte ve eski bir mobilya gerçek kullanımından başka bir amaçla yeni bir işlev kazandırılarak tarzın daha etkin olarak uygulanması mümkün olabilmektedir.

Yatak başı olarak ferforje kullanmak etkili olmaktadır. Beyaz ya da pastel tonlarda boyalı ve eskitmeli olarak kullanılabilir. Salon için ağaçtan bir yemek masası seçilebilir. Üzeri sıfır zımparalanmış ve cila atılmış modeller yerine direkt ağaç görünümlü ve mat cilaya sahip modellerle daha doğal bir görüntü yakalanabilir.

 

Kumaşlar

 

 

Koltuk ve sandalye döşemelerinde, yastıklarda daha çok pamuk, keten  kumaşlar tercih edilmelidir. Düz, çizgili, ekose veya çiçekli desenler birbiriyle kolaylıkla kombin edilebilir.

Minik çiçek desenli kumaşların düz ve açık tonlarda kumaşlarla birlikte kullanılması tavsiye edilir, son yıllarda ayrıca çiçeklilerin pastel baskın olmayan çizgili desenlerle de kullanımı artmıştır…Ayrıca çıkış noktası ile bağlantılı olarak lavanta, zeytin, üzüm ve kelebek desenleri tarza imza atmaktadır. Göz yormayan renklerden oluşturulacak bu desenler evin daimi baharda olmasını sağlayacaktır.

 

Aksesuarlar

 

 

Aksesuar denilince bu stilin iki ana kahramanı vardır; biri ferforje objeler diğeri ise hasır sepetler. Seramik ve topraktan yapılmış aksesuarlar da aralara serpiştirilebilir. Doğal olan her şeyin bu stilde yeri olduğu kesin. Ayrıca mutlaka abajur kullanılmalıdır. Sadece yatak odası için değil salon aydınlatması için de abajur stilin olmazsa olmazlarından biridir.

Büyüleyici porselen tabaklar, eski şapkalar, antika müzik aletleri, aileden kalma objeler, koleksiyon parçaları bu stilin en önemli aksesuarlarıdır. Desenli kırlentler bakır tencereler, hoş kokulu doğal sabunlar, saksılarda canlı çiçekler, yeşillikler dekorasyonu tamamlayan ince detaylardır. Bu tarzda bakırlar, çömlekler, döküm tencereler temel işlevlerinin yanı sıra birer dekorasyon objesine dönüşmektedir. Çekmece ve dolap diplerinde sergilenmeyi bekleyen aile yadigarı objeler, pastel tonlardaki ev tekstilleri ve taze çiçekler bu stilin anahtar parçalarındandır. Tarza uyumlu şamdanlar, mumluklar ve kuş kafesleri kalabalık yaratmamak şartıyla zeminde de kullanılabilmektedir.

 

 

Country tarzla uyumlu detaylar
Beyaz, krem mobilyalar ve özellikle eskitme mobilyalar
Evde bir yerlerde taze çiçek yada koltukta, minderde, perdede çiçekli desen
Bir kuş kafesi objesi, gösterişli şamdanlar, uzun zarif mumlar, fenerler…
Şömine, doğal taş duvar kaplaması
Rustik  taş desenler ve tuğlalar,
Ferforje objeler
Hasır sepetler, ahşap objeler

 

 

Country tarza asla uymayacak detaylar

 

Metal ve dijital objeler
Modern raflı duvar üniteleri
Ses sistemi, hoparlörleri vs gibi ev teknolojilerinin açıkta ve çok göz önünde olması,
Köşe koltuk takımları kullanılması
Lake, parlak kapaklı mutfak dolapları ve tezgahlar tercih edilmesi,
Düz hatlı, metal, modern avizeler, spotlar, aplikler seçilmesi, Fresh bir etki, pastoral bir hava ve romantik çağrışımlar için bu yaz evinizde tam da country tarz uygulama zamanıdır.

dfot

 

20.YY Mimarisinin Temellerini Atan Mimar: Le Corbusier

Le Corbusier olarak tanınan Charles-Edouard Jeanneret, İsviçre asıllı, Fransız mimardır. 1887-1965 yılları arasında Yaşamıştır, uzun bir profesyonel kariyeri olmuştur. Modernizme ve uluslararası tarza yaptığı katkılar ile dünya genelinde tanınmıştır. İsviçre’ de La Chaux de Fonds’ da saat kadranı ustası bir babanın ve piyano dersleri veren bir annenin ilk erkek evladı olarak doğan ve fikirleri dünya genelinde büyük bir ilgi gören Le Corbusier, dönemin “çığır açan mimarı olarak” ismini tarihe altın harflerle yazdırmıştır. Le Corbusier adını, 1920 yılında, büyükannesinin  “Lecorbésier” olan soyadından esinlenerek kendisine seçmiştir.

“Mekanı tam olarak kavrayabilen iki mimar var dünyada; biri Mimar Sinan biri de ben”
Le Corbusier

13 yaşında okulu bırakarak babasının yanında çalışmaya başlayan Le Corbusier, iş hayatının yanı sıra uygulamalı güzel sanatlar okulundaki dersleri de takip etmeyi ihmal etmemiştir. Bu süreçte sanat okulundaki çizim ve sanat tarihi öğretmeninin etkisinde kalarak mimarlığa ilgi duymaya başlamıştır. “Mimarlık, ışıkta bir araya getirilmiş kütlelerin ustaca, doğru ve muhteşem oyunudur” düşüncesiyle, modern mimarinin kuruculuğunu yapmış ve kendisi kadar ünlü olan şezlongunun tasarımına imza  atarak, 20.yy’ ın en ünlü mimarlar ve tasarımcılarının arasına girmiştir.

1907-1911 yılları arasında, Orta Avrupa ve Akdeniz ülkelerini gezmiş olan mimar, beyaz badanalı, dört köşeli sade Akdeniz evlerinden çok etkilenmiştir. Bu nedenle, bu yapıların mimarileri ile yakından ilgilenmiş, iklimsel farklılıkların, yöreye özgü mimari tarzlar şekillendirdiğini yakinen gözlemlemiştir. Bu gözlem kendisinde, “Mimarlığın ihtiyaca cevap vermesi” fikrinin gelişmesinde etkili olmuştur. Bu gezilerinde kent dokusunu ve tarihini en ince detaylarına kadar incelemiştir. Yaptığı değerlendirmelerde geçmişin değerleri ile büyük heyecanla takip ettiği teknolojik gelişmeleri bir arada yorumlayabilmeyi başartmıştır. Geçmiş ile güncel arasında daima bir köprü kurmaya çalışmış ve eserlerinin çoğunda bunu ustalıkla başarmıştır. Bu gezileri sırasında, yapılarına betonarme kullanan Parisli mimar Auguste Perret ve ilk endüstriel tasarımcılarından biri olan Peter Behrens ile birlikte çalışma olanağı bulmuştur. Mimarlık anlayışının gelişmesinde bu iki tasarımcının büyük rolü olmuştur.

Binalarda ilk kez kolonu kullanarak bütün mimarlık anlayışını değiştiren bir adım atan Le Corbusier, o güne dek, aynı zamanda taşıyıcı olarak da kullanılan  duvarları yükten kurtarmıştır. Bu yöntem tasarımı özgürleştirmiş ve yapının işlevselliğini artırmıştır. Eserlerinde betonu ve tuğlayı heykeltıraş gibi kullanmış, onları o zamana kadar kullanılmış biçimlerinden farklı olarak çıplak bırakmaktan korkmamıştır.

Le Corbusier, mimarlık görüşünü beş temel ilkeye dayandırmıştır;

Kolonların duvarları taşıyıcı olmaktan kurtararak bütün yükü alması,
Yapının taşıyıcıları ve duvarların işlevsel yönden birbirinden bağımsız olması,
Betonarme strüktürün teknik özelliğin dışında estetik öğe olarak kullanılması,
Serbest cephenin bir parçası olarak yatay bant şeklinde uzanan pencerelerin iç mekanı aydınlatması,
En üst katta binanın doğal çevreyle uyumunu sağlamak için çatıların teras bahçeye dönüştürülmesi…

Tüm bu ilkeleri bilinen en ünlü yapılarından olan  Villa Savoye’ de kullanmıştır. Adeta yerden yükseltilmiş bir kutu görünümünde olan evi çevreleyen yatay pencereler üstü açık balkon bölümünde bile kesintiye uğramayıp bu bölümün cepheleri de salon pencereleri gibi gösterilmiştir. Küp formu çatı katında silindirik duvarlarla bozularak hareket kazandırılmıştır. Binaya bakıldığında ilk olarak geometrik oran göze çarpar. İnce kolonlarla yerden koparılan ev havada duruyormuş izlenimi verir. Bu yaklaşım, yükün kolonlara aktarılmasıyla neler yapılabileceğini göstermektedir.

Le Corbusier’ nin “Bir şey, bir ihtiyaca cevap veriyorsa güzeldir” bakış açısı, işlevselcilik akımının da temelini oluşturur. 2.Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan işçi mahalleleri ve kent merkezlerinde artan nüfus yoğunluğu ile giderek ağırlaşan yaşamsal sorunların ancak yepyeni bir mimarlık anlayışı ile mümkün olabileceğine inanmıştır. Bunu gerçekleştirecek yegane düşüncenin de “işlevselcilik’’ ten başkası olmadığını savunmuştur. İşlevselcilik, biçim ile öz arasındaki gerçek ve doğrudan ilişki kurabilmeyi amaçlayan bir akımdır. Bu akımın mimarideki temsilcisi olan Le Corbusier “Yeni bir Mimarlığa Doğru” (1923) adlı kitabında mimarlıkta işlevselliği detaylı bir şekilde anlatmış, estetik değerler ve işlevselliğin uyumlu olması gerektiğinin altını çizmiştir.

1925’ te Paris’ teki uluslararası bir dekoratif sanatlar sergisinde Le Corbusier’ nin, “Yaşayan Hücre“ olarak nitelediği ilk işlevsel ev modeli sergilenmiştir. “Modular Oranlar Sistemi” diye tanımlayarak yarattığı yaklaşımında kentleri insana benzeterek, modern kentlerde yer alan yapıların, ancak insan vücudu baz alınarak tasarlandığında en çok sayıda insana en sağlıklı çevrenin yaratılabileceğini söylemiştir. Bu sistemde boyu 1,80 olan bir insanın ölçülerinden yola çıkılarak binaların ölçülerini ilişkilendirmiştir. Hücre adını verdiği birimleri bir araya getirerek bir blok oluşturmuştur. Bu bloklardan birini Marsilya’ da 1946-1952 yılları arasında yapılan başarılı olamadığı, daha sonra “Deliler Evi” olarak adlandırılan  United ‘Habitation ‘ tasarlamıştır. Yerleşim Birimi 1.800 kişiyi barındıracak 18 katlı bu yapının içinde rafa dizilen şişeler gibi yerleştirilmiş apartman dairelerinin yanı sıra anaokulu, tiyatro, alışveriş merkezi, spor salonu gibi ortaklaşa kullanılacak hizmet birimlerini yerleştirmiştir. Bu yapıdaki hatalarını daha sonları kabul ederek  “Haklı olan mimari değil, hayattır.” şeklinde özetlemiştir bu durumu.

İnsanın güzelliğe ihtiyacına da vurgu yapan ünlü mimar, güzelliğe ulaşmanın iki yolu olduğunu savunur: “Oransal geometri ile form ve işlev arasındaki birebir ilişki”. Aynı zamanda kent planlamacısı da olan  Le Corbusier tasarladığı kentler, “Yaşamın, çalışmanın, aklın ve bedenin uyumu” diye tanımlamıştır. Onun ütopik kentinde yukarı yükselen yapılar, sokağa çıkmayı gerektirmeyen alışveriş alanları, teras parklarında gezinti ve piknik alanları, tenis kortları gibi spor kompleksleri olan bloklar, yerin metrelerce altında garajlar ve yollar yer almıştır. Le Corbusier’ nin kentlerinde yaşayan insanlar, yollar yer altına indiği için evlerinden çıktıklarında parklar, bahçelerle karşılaşır. Le Corbusier yerleşimlerin, her zaman doğal çevreyle bütünleşmiş olarak ele alınması gerekliliğini öne çıkarmıştır. Gerçek bir hümanist olan ünlü mimar, daima toplumsal faydanın, yani en fazla sayıda insana en sağlıklı çevreyi yaratmanın,  ulvi bir amaç olduğunu vurgulamıştır.

Gezdiği ve mimarisinden etkilendiği ülkelerden biri de Türkiye olmuştur. “Mekanı tam olarak kavrayabilen iki mimar var dünyada; biri Mimar Sinan biri de ben” diyerek Mimar Sinan’ a olan hayranlığını dile getiren Le Corbusier’ nin, bu yaklaşımı meslektaşları arasında ve sektörde pek de hoş karşılanmamıştır, tahmin edebileceğiniz gibi. Le Corbusier’ in Türkiye ile ilişkisi bu kadarla da sınırlı kalmamıştır. Atatürk’ ün İstanbul’ u yeniden planlaması için teklif götürdüğü Le Corbusier, İstanbul mimarisinden etkilenerek geliştirdiği çatı bahçelerinden bahsetmiş ve İstanbul’ un tarihinden gelen Bizans dokusunun bozulmaması gerektiğini belirten bir mektubu Atatürk’ e bizzat iletmiştir. “Hayatımda yaptığım en büyük hata Atatürk’ e yazdığım mektuptur. Eğer İstanbul’u bu dokusu ile bırakın, imar planı yapmayın bu şehir Bizans kokusunu taşımalıdır gibi aptal bir gafı yapmasaydım, şu an dünyanın incisi olan bu şehrin imar planını ben yapıyor olacaktım” diyerek kariyerinin en önemli hatasını yapmış olduğunu itiraf etmiştir daha sonları, çeşitli ortamlarda.

Yapılarında geometrik biçimlerin öne çıktığı teknolojiyi kullanmaktan kaçınmayan, avantgarde mimarinin öncüsü Le Corbusier, tarihi ve geleneği göz ardı etmeden mimarlık anlayışına çağdaş bir yorum getirmiştir. Sadece bir mimar olarak değil, düşünür ve sanatçı olarak kabul edilen mimar, çağdaş mimarlığa yeni bir tanım getirmekle birlikte, mimarlığın sanat dalı olarak kabul görmesinin ötesinde diğer sanatlara ilham veren bir noktaya gelmesini de sağlamıştır. Uzun yıllar süren kariyerinde, Avrupa, Hindistan ve Rusya başta olmak üzere, dünyanın dört bir köşesinde çok önemli yapıla inşa etmiştir. Modern yüksek tasarımın öncü çalışmalarını yapmış ve kendisini toplu konutlar ve kalabalık şehirler için daha iyi yaşam koşullarını sağlamaya adamıştır.
İşlevsel ve sade mobilya tasarımın da çok öneli bir isim olan Le Corbusier’ nin birçok tasarımında 1920 yılına kadar mobilya üretimi alanında hiç kullanılmamış olan çelik borular yer almıştır.

Le Corbusier’ e 1943 yılında, Zürih Üniversitesi tarafından, matematiksel yapı ilkelerinin uygulanışındaki başarılarından ötürü fahri doktora ünvanı verilmiştir. Bunun dışında 1955′ te ETH Zürich, 1959′ da Cambridge Üniversitesi, 1961′ de Columbia Üniversitesi ve 1963 yılında Cenevre Üniversitesi tarafından doktora ünvanları almıştır. 1968 yılında, Amerika Mimarlar Enstitüsü’nün (AIA) Onur Üyesi olmuştur. Le Corbusier, 78 yaşında, yazlık evinin yer aldığı Le Cabanon yakınlarında denizde yüzerken kalp krizi geçirmiş ve orada boğularak vefat etmiştir. Kültür Bakanı André Malraux, 1 Eylül’ de Carrée-Hofdes Louvre’ da kendisi için resmi bir cenaze töreni düzenlemiştir ve Roquebrune-Cap-Martin mezarlığına defnedilmiştir.

ESERLERİ

Villa Savoye / Fransa-1929

Le Corbusier’ in en önemli eserlerinden birisi olarak kabul edilir. Fransa’ nın başkenti Paris’ in hemen dışındaki Poissy bölgesinde yer alan bu yapı, enternasyonel stilin en önemli ve tanınmış örneklerinden birisidir. İnşaatı 1929 yılında tamamlanmış olan bu önemli eserinde Le Corbusier, dökme betonarme malzemesini ağırlıklı olarak kullanmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasından kullanılmayan ve harap hale gelen yapı, sonradan restore edilmiş ve sergilenmek üzere halka  açılmıştır. Yapı, Le Corbusier’ in öncülük ettiği   “Yaşayan Makine” teorisinin de önemli örneklerinden birisi olarak da kabul edilir.

Carpenter Görsel Sanatlar Merkezi, Harvard Üniversitesi / Cambridge, Massachusetts, ABD-1961

Carpenter Merkezi’ nin inşası, ünlü mimarın, 1959-1962 yılları arasında gerçekleştirdiği, Amerika’ daki ilk ve tek projesidir. Bu proje, diğer UNO Binaları’ndan farklı olarak Corbusier’ e sorumluluk yüklemiş ve kendi adı altında yürütülmüş özel bir çalışmadır.

Unitéd’Habitation / Marseille, Fransa, 1947-1952

Unitéd’Habitation, Le Corbusier tarafından, aynı zamanda ressam da olan mimar olan Nadir Afonso’ nun işbirliği ile, modernist stilde tasarlanan yerleşim birimleridir. Devamında aynı tasarım yaklaşımı ile Avrupa’ nın birçok yerinde Unitéd’Habitation ismi altında inşaatlar gerçekleşmiştir. Unitéd’Habitation çatısı altında toplanan bu projelerin en ünlüsü hiç şüphesiz, Cité Radieuse (Parlak Şehir) adıyla anılan projedir. Fransa’ nın Marsilya şehrinde 1947 ile 1952 tarihleri arasında inşa edilmiştir. Le Corbusier’ in en tanınmış çalışmaları arasında yer alan bu projenin, Brutalist mimarlık stiline ve felsefesine oldukça önemli etkileri olmuştur. Le Corbusier tarafından tasarlanan ve  Shadrach Woods ile George Candilis’ in katkılarıyla inşa edilen CitéRadieuse projesinde, 337 apartman dairesi 12 kata yayılmıştır. Projede; mağazalar, spor ve sağlık merkezleri, eğitim birimleri ve bir otel de yer almaktadır. Düz olarak konumlandırılan ve üzerinde yürüyüş alanları olan teras çatısında ise ayrıca toplanma alanı, koşu parkuru ve bir havuz da mevcuttur.

Diğer Eserleri;

Notre DameduHaut Şapeli / Ronchamp, Fransa, 1950-1954

Batı Sanatları Ulusal Müzesi / Tokyo, Japonya 1957-1959

Heidi Weber Müzesi (Le Corbusier Merkezi) /Zürih, İsviçre 1967

Chandigarh’daki binalar (Meclis Sarayı), Hindistan, 1952-1959

 

dfot

dergi_form_nisan
Bir 18.yy Burjuva Evi Domaine De La Baume

Provans’ın kalbinde 99 hektarlık muhtesem bir malikane. 

 

Provans’ın tepelerinde, göletleriyle birlikte fransız bahçeleri, zeytin korusu, mütavazi şapeli ve dikkat çekici doğal güzellikleri ile seyirlik ve bir defa baktıktan sonra bir mekandayız. Her şeyi kolayca unutarak, sadece o anı tam anlamıyla yaşamanızı sağlayan huzur dolu bir cennet burası adeta. 99 hektarlık bu masal diyarında ağustos böceklerinin ninnisi, atların kişnemesi ve suyun sesi ile atmosferin büyüsü iyice yükseliyor.
Burası eskiden ressam Bernard Buffet’ın eviymiş. Bu görkemli arazinin, eserlerine fazlasıyla ilham kaynağı olduğu söyleniyor. Sevdiği birinin resmini yapar gibi bir şevkle ve tutkuyla buradaki manzara ve iç mimari detayları olağanüstü şekilde eserlerinin bir çoğunda resmetmiş. Sanatçının burayı konu alan her eserinde hassasiyeti, evine olan hayranlığı açıkça gözlemlenebiliyor.
Bu muhteşem bina kestane ağaçlarının gölgesinde, taş avlusu ile, parlak gök mavisi ve güneşin sıcak ışıklarının vurduğu pencereleriyle tipik bir 18.yy fransız stilinin yorumu.
Evin genelinde Hint kumaşları, sıcak kahve, toz pembe, soluk yeşil ve mavi tonları, 18.yy’da inanılmaz popüler olan“toile de jouy” kumaşları bir arada kullanılmış.
Stilize edilen çiçek tablolarında, günlük hayata dair basit detaylar, estetik bir mercekle adeta yeniden şekileniyor ve gerçekliğin tanımını yeniden yapmamıza neden oluyor. Zarif dokunuşlarla yenilenmiş antika mobilyaların yanında Kabriole ve Berjer, Louis XV döneminden koltuklar yer almış. Zeminde ise geometrik parke döşemelerin üzerinde genel olarak el dokuma kilimlerin kullanıldığını gözlemliyoruz.
Ortak alanlarda özellikle restoranda, birçok elementin zevkli karışımından mutlak bir estetik anlayışı ortaya çıkmış. Şef Francois Martin taze sebzeleri ile ve en iyi provansiyel yemekleri pişiriyor ve büyük bir özenle misafirlerine ikram ediyor. Kendi üretimleri olan kovan balı ve taze zeytinyağı ise mekanın konuklarına adeta doyumsuz bir ziyafet yaşatılmasındaki başrol oyuncuları olarak konumlandırılmış menüde.
3 adet süit, 15 yatak odası, panoramik teras, mahzen, yemek dersleri, butik, fransız ve sebze bahçeleri, bal, zeytinyağı üretimi, çiftlik, tenis kortu, sauna, hamam, havuz, doğal şelaleler, yüzülebilen bölümleri olan nehirler provans rüyasının bonkör tamamlayıcıları.
dergi_form_nisan

dergi_form_nisan

 

Bahçede İlkbahar Keyfi

Rengarenk bitkiler, mis kokulu çiçeklerle bize ‘merhaba’ diyen bahar coşkuyla bizi doğaya davet ediyor. O taze enerjisiyle ruhumuzu yenilediğimiz bu mevsimde bahçe ve balkonları güzelleştirmenin tam zamanı. Konuyu uzmanına soralım dedik ve editörlerimizden Peyzaj Mimarı Akgün Akdil’e danıştık. Nisan ayında bahçelerimizin genel  durumunu ve bizim yapmamız gerekenleri kendisinden dinleyelim, ne dersiniz?

Kent yaşamında belki de en çok özlemini çektiğimiz şeylerin başında güzel bir bahçe geliyor. Pratik bir şekilde bu hayalimizi nasıl gerçekleştirebiliriz? Bahçe kurmanın teknikleri nelerdir?

Yoğun şehir ortamı içerisinde iş, trafik, stres yüklü bir yaşam sürerken bahçe kavramı artık ütopik geliyor insanlara… Giderek doğadan uzaklaşmamız da bu algıyı yaratan etkenlerden biri. Düşük bütçelerle de küçük ve güzel mekanlar yaratabilirsiniz. Bahçenizi ilk olarak tesviye edip kot farklarını ortadan kaldırın. Çim alanı ve bitki tarhlarını sınırlarını belirleyin. Kullanmak istediğiniz ağaç ve bitki türlerinin listesini çıkarın. Bahçede nerelere koyacağınızı işaretleyin. Öncelikle ağaçları daha sonra çalı türlerini dikin. Çiçek tarhlarını düzenleyip son olarak çim alanınızı hazırlayın. Düzenlenme için bu konuda uzmanlaşmış peyzaj mimarlarına mutlaka danışın. Profesyonel bir yardım bahçenizin uzun yıllar güzel ve sağlıklı kalmasını sağlar.

Bahçemiz için bitki seçerken nelere dikkat etmek gerekiyor?

Öncelikli olarak toprak ve iklim koşullarını göz önünde bulundurmak gerekiyor. Sonrasında bahçenin peyzaj tasarımına uygun türler seçilmeli. Japon tarzı bir bahçede Akçaağaç (Acer palmatum), bambu, açelya tercih edilirken Akdeniz tarzı bir bahçede Jacaranda, begonvil, zakkum gibi çok renkli bitkiler, Fransız tarzındaki formal bahçelerde ise şimşir gibi budanarak kolayca form verilebilen çit bitkilerinin seçilmesi daha uygun olur.

Nisan ayında bahçemize nasıl bir bakım yapmalıyız?

Kışlık çiçeklerini açmış olan soğanlı bitkilerin topraktan çıkartılıp üst kısmının kesilmesi gerekiyor. Bunları hava alacakları, iri gözenekli torbalara alıp güneşten korunacak şekilde saklayabilirsiniz. Yazlık çiçekler ile domates, biber gibi yazlık sebzelerin tohumlarının atılması için doğru zamandayız. Sebze tohumlarını ‘tohum yastığı’ olarak adlandırılan sıcak ortamlara ekmek gerekir. Evinizde küçük kaplarda bu işlemi yapabilirsiniz. Tohumlar çatlayıp 3-4 yapraklı olduğunda önce uygun yerlere (saksılara ya da viyollere) şaşırtılır. Daha sonra bahçedeki yerlerine dikilir. Glayör (Gladiolus), yıldız çiçeği (Dahlia), Lilium, begonya gibi yaz çiçeklerinin soğanları ekilebilir. Sonbaharda attığımız ve toprağa karıştırdığımız toprak altı gübrelerden sonra Nisan ayında da üst gübreleme için azot içeren gübreler atmamız gerekir. Süs havuzunuz varsa nilüfer, Japon şemsiyesi (Cyperus papyrus) gibi bitkileri topraklı saksılarıyla birlikte havuza koyabilirsiniz. Süs havuzunuz yoksa bu ay içerisinde bahçede havuz çukurları açıp özel polietilen ya da muşamba serip kalıp hazır süs havuzlarını yerleştirebilirsiniz.

Çim alanlar için bu ay neler yapmak gerekiyor?

Çim alanları granül çim gübresiyle gübreleyebilirsiniz. Bu işlemi özellikle yağmurlu bir günde yaparsanız suyla birlikte gübre toprağa daha kolay karışacak ve daha iyi sonuç verecektir. Bozulan çimlerin toprağını havalandırıp yeniden çim tohumu ekebilirsiniz. Ektikten sonra üzerine gübre ve torf karışımından oluşan kapak toprağı’nı atın. Böylece çimleriniz kısa zamanda güzel bir görünüme kavuşur. Ayrıca çim alanı havalandırmak da suyun daha derinlere inmesine yardımcı olur. Çatal şeklindeki bel ile toprağı havalandırabilirsiniz.

Nisan ayında çiçek açan bitkiler neler?

Lale, sümbül, nergis gibi soğanlı bitkilerin çiçeklenme dönemindeyiz. Tabii bu bitkilerin soğanlarını Eylül-Kasım ayları arasında ekmek gerekiyordu. Sakura yani Japon kiraz ağaçları (Prunus serrulata) şimdi açtı. Olağanüstü güzellikteki bu ağaç ilkbaharın en hoş müjdecilerden. Ve hiç kuşkusuz erguvanlar muhteşem renkleriyle Boğaziçi’ne çok yakışıyor.

Saksılı bitkiler için ne yapmamız gerekir?

Bitkilerinizi daha büyük saksılara alabilirsiniz. Bu değişim sırasında bitki köklerinin uçlarını kesmeyi unutmayın.

Bakımı kolay, profesyonel yardım almadan yetiştirebileceğimiz bitki türleri hangileri? Onların düzenlenmesi ve bakımından da bahsedebilir misiniz?

Pittosporum tobira çok dayanıklı ve güzel bir çalı türü. Baharda açan çiçekleri muazzam kokusuyla sizi kendine çekiyor. Bu bitkiyi gruplar halinde bahçenizin bir köşesine dikebilirsiniz. Özel bir bakım gerektirmiyor. Hedera helix dayanıklı ve yaz-kış yeşil kalan bir sarmaşık türü. Bahçe çiti ya da duvarına bu bitkiyi sardırabilirsiniz. Verbena çiçek parterleri ve kaya bahçeleri için çok uygun. Sardunya mükemmel bir pencere önü çiçeği. Güneş alan balkon ya da cam kenarında harika olur.

Bunlar dışında, keyifli bahçe hatta teraslar için hayatımıza kolayca uyarlayabileceğimiz  önerileriniz var mı ?

Bahçe ve terasları rengarenk çiçekler kadar harikulade kokuları da güzelleştiriyor. Düzenleme yaparken koku faktörünü de göz önünde bulundurun. Yasemin, hanımeli, leylak, sümbül, iğde, ıhlamur mis kokularıyla muhteşem bir atmosfer yaratır… Eğer bahçenizde ya da terasınızda yer varsa sebze yetiştirmek için bir bölüm ayırın. Saksıda da domates, biber yetiştirebilirsiniz. Nane, fesleğen gibi kokulu otları da bu alana yerleştirin. Tüm bunları yaparsanız bahçeniz size daha çok keyif verir !
dergi_form_nisan

dergi_form_nisan
FERMOB
“BÜYÜLEYİCİ VE CÖMERT”
Fermob Fransız bir bahçe mobilyaları markası. Marka muhteşem bir yaşam tarzını ürünleriyle somut hale getiriyor. Pratik, rahat, özenle hazırlanmış ürünlerin rengarenk dünyası insanları kendine hayran bırakıyor. Fermob bunca yıldır kendine özgü bir DNA geliştirmiş. Geleneksel bahçe mobilyası konseptini değiştirerek hitap ettikleri kitleyi de genişletmişler. Sonuç olarak farklı renk ve tasarım, sayelerinde balkonlarda, veranda ve bahçelerde birçok fermob tasarımı yerini almış. Fermob dayanıklı, saklanabilir, katlanabilir, mobilyalar tasarlıyor.
Sıcak iş ilişkileri sayesinde kitlelerce yayılmaya devam ediyorlar. Web sitelerine 700.00’den fazla kullanıcı ziyaret etmiş. Ekipçe markayla duygusal bir bağ kurmuş, bir aile olmuşlar. Her sezon sunulan yeni ürünlerinden de görülebileceği üzere tamamen inovasyona yatırım yapıyorlar.
Genişleyen renk skalaları ve üretim sürecinde gösterdikleri özen ve dikkatleriyle ürünlerin kalitesini artırıyorlar. Yeni sezonda da tasarımda çok iyi isimlerde beraber 15 yeni ürün piyasaya sürdüler. Fermob dünyası böylece her türden yaratıcı insanın duygularını ifade edebiliyor.
Bu yıl ayrıca Patrick Jouin, Pascal Mourgue, Jean Michel Wilmotte, Olivia Putman gibi isimlerin tasarlamış olduğu ikonik modellerin yeniden piyasaya sürüldüğü “Fermob İdolleri” isimli bir koleksiyon sundular. Nisan’da gerçekleşen Milan Uluslararası Mobilya Fuarı’nda sektörden herkesin dikkatini bir daha çekmişler. Mobilyaların tamamlayıcısı olması üzerine, dekoratif aksesuarları da içeren bir koleksiyonları bulunuyor.
Yastık ya da kilim gibi bu aksesuarlar böylece ya dışarıda ya da içeride tek başına kullanılabiliyor. Indoor ve outdoor tekstillerinin iç içe geçmiş olması da işlerine yarıyor. Yaşayan her yeri canlandırmayı misyon edinmişler. Pikniğe elverişli mobilyalar, şezlonglar, belli dönemleri yansıtan sandalyeler, banklar, farklı kullanım alanları olan fonksiyonel masalar, her sezon yenilenen tonlar, değişken materyaller, bahçelere ve ortak kullanım alanlarına renk getiriyor.
dergi_form_nisan