Fransa

Mimarhane | Mimaride İşlevsellik ve Yalınlık

Mimaride İşlevsellik ve Yalınlık / Adolf Loos Tam adı, Adolf Franz Karl Viktor Maria Loos olan, Avusturyalı mimar,10 Aralık 1870’deBrüno’dadoğmuş.O yıllarda,Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Moravia bölgesinde yer alan şehir, bugünÇek Cumhuriyeti’e bağlı olarak yoluna devam ediyor.Avusturya-Macaristan İmparatorluğu I. Dünya ...

Stellar Works

Stellar Works, konfor, samimiyet ve arınma duygusu sunan, işçilik ve stil geleneklerinden esinlenerek yeni koleksiyonlar oluşturmak için güçlü bir bağlılık ile çalışan çağdaş tasarım markasıdır. Stellar Works, verimli bir üretim hattı ve sıkı bir  iş kalitesi için Fransa, Çin ve Japonya’dan teknisyenler ve yerel ustalardan oluşan son derece profesyonel bir ekibe sahiptir. Mobilya yapmak adeta onların sanatı. Ormancılık, döşeme ve dericilik kombinasyonları en yüksek kaliteyi garanti ediyor.

TASARIM FELSEFESİ

Felsefelerinin merkezinde önde gelen uluslararası tasarımcılar tarafından yaratılan çağdaş tasarım objeleri bulunuyor. Stellar Works’un mobilya ve tasarım koleksiyonları, tasarım ve anlatım olarak benzersizdir. Her obje rahatlık ve sıcaklık, zerafet ve samimiyet duygusu vermek için tasarlanmıştır. Onlar yin ve yang’ın tezatlığının tasarımlarında mükemmel bir uyum ve denge oluşturduğunu düşünüyorlar. Stellar Works, Japonya, Çin, Fransa, İtalya ve Danimarka gibi dünya çapında ülkelerden gelen insanları temsil eder.

Tasarımcıları farklı beceri ve geçmişlere sahip, ama onlar kültürler arası vizyonu paylaşan ve doğal malzemeler ve geleneksel işçilik kalitesini yeniden keşfetmeye hazırlar.

VİZYON

Stellar Works çapraz-kültürel yaklaşım ile gerçek bir küresel tasarım markası olmayı hedefliyor. Tasarımlarını ise geçmiş ve gelecek arasında ilham veren bir köprü olarak nitelendiriyorlar.

Stellar Works eşsiz tasarımları ile tasarımcıların ve mimarların tercih odağı olan üstün bir marka olmayı amaçlıyor.

dfot

Porselen ilk kez ve yüzyıllar boyunca Çin’de üretilmiştir. Günümüzde Ming ve Qing Hanedanlığı zamanında üretilen vazo, kase, çanak gibi porselen parçalar koleksiyonerlerin vazgeçilmezleri arasındadır. Avrupa’nın ise porselenle tanışması 1100’lerde ipek ve baharat getiren tüccarlar sayesinde olmuştur.

Ancak başlarda porselen o kadar nadide ve pahalıdır ki, ancak çok varlıklı insanlar bu değerli objelerin sahibi olabilmişlerdir. Porselen objeler 1600’lü yıllarda Çin ve Avrupa arasındaki ticaretin yaygınlaşmasıyla, halk tarafından da erişilebilir olmuştur Tabi Avrupa’daki o dönem çay, kahve ve sıcak çikolata içme alışkanlığının da porselen kullanımının yaygınlaşmasında katkısı olduğu bir gerçek. 1575 yılında İtalya, Floransa’da Avrupa’nın ilk porselen fabrikası kurulmuştur.  İtalyanlar bu kadar hassas ve kırılgan bir madde olsa olsa midyeden üretilmiştir düşüncesiyle, ismini İtalyanca midye anlamına gelen porcellano koymuşlar. 1700’lerde ise Avrupa’nın pekçok kentinde üretilmeye başlanmıştır. İngiltere, Fransa, İtalya ve Almanya başlıca porselen üretimi yapan ülkeler arasındadır. Fransa’da başlarda porselen üretimi Sevres kasabasında yapılmaktaydı, bu nedenle parlak ve yoğun altın renkleriyle Sevres porselenleri dünyada ilk ünlenen Fransız markası olmuştur. 1700’lerin sonunda Limoges bölgesi yakınlarında porselenin hammaddesi kaolin rezervlerinin bulunması sonucunda üretim bu bölgeye kayar. Ve 1800’lü yıllarda Avrupa’nın en ünlü porselen üretim merkezi Limoges olur.

 

Pek çok konuda olduğu gibi Amerika’lı girişimciler atak davranmışlar ve bölgede, bugün dünyanın en popüler porselen markalarından biri olan Havilland porselenlerini kurarlar. Haviland porselenleri başlarda Amerika pazarına sofra takımları üretmek üzere kurulmuş olsa da, zaman içinde dünyanın en prestijli noktalarında satılan, birbirinden şık ve pahalı koleksiyonları olan bir marka halini almıştır. Osmanlı’da porselen geleneksel sanatlardan biri olmadığı için Avrupa’lı ülkelere kıyasla porselen tarihi oldukça yenidir. Ancak Osmanlı, Meissen firmasının önemli bir müşterisi olmuştur.

Hatta Meissen damgası haç figürünü anımsattığı için Osmanlı’ya ihraç edilen ürünlerde Merkür asası veya uçurtma motifi kullanılmıştır.

 

Almanya’da, bir kimyacının sert porselen imalatının formülünü çözmesiyle 1710 senesinde Meissen’de bir porselen fabrikası kurulur. Meissen porselenlerinin gerçek başarısı renk ve desenlerde boyamalarını yapan sanatçılarda saklıdır. Meissen porselen tarihine adını yazdıran 2 ünlü dekoratör vardır. Johann Herold, Avrupa’ya özgü dizaynların yanı sıra Çin ve Japon desenlerle, Johann Kaendler ise insan ve hayvan bibloları ile ünlenmiştir. İngiltere kemik porselen, yani

bone-china üretim merkezi olarak bilinir. En popüler markaları 1751 senesinde kurulan Worcester’dir.  Başlarda çoğunlukla Çin desenlerinde, sır altı mavi renkte üretim yapan firma, kemik porselen üretimine geçmesiyle çok renkli desenler ve renkler kullanmaya başlamıştır. Spode markası ise, 1800’lerde yeni bir kemik porselen hamuru geliştirmesiyle Worcester’e rakip olmuştur. Birbirinden değişik desenlere sahip olmasının yanısıra egzotik kuş modelleri en popüler olanlarıdır.

Günümüzün Modern Porselenleri

 

Teknolojinin ilerlemesiyle başta Amerika, Japonya ve Avrupa’da olmak üzere pekçok ülke porselen üretimini kolaylıkla yapabilir hale gelmiştir. Alman Rosenthhal, Japon Noritake, Amerikan Lenox firmaları en dikkat çekici markalar arasındadır. Tam da bu noktada Türk kadınlarının porselene olan ilgisinden bahsedebilliriz. Ülkemizde hemen her kadın porselenle evlenirken tanışır. Her gelin adayının porselen bir yemek takımı olmasına özen gösterilir.

Pek çok Avrupa ülkesinde gezeceğiniz müze ve saraylarda sergilenen nadide antika porselen parçalar görebilirsiniz. Ancak benim için bunun mabedi, Viyana’nın Hürrem Sultanı diyebileceğimiz İmparatoriçe Sisi’nin müzesidir. Sisi’nin gösterişli yaşamının hikayesinin anlatıldığı müzeye porselen mabedi desek yeridir. Birbirinden çok ve ihtişamlı porselen obje ve yemek takımları bu müzede sergileniyor.

 

Porselenden bahsedip de Herend’i anmasak olmazdı. Macar porselen firması Herend, dünyanın en bilinen ve yaygın porselen markalarından biridir. Kraliyet ailelerinin tercihi olarak da ün yapmıştır. Herend kendini yenileyen ve trendler takip eden bir porselen markasıdır. Pek çok farklı tasarımcıyla koleksiyonları bulunmaktadır. Ülkemizden ise, Osmanlı sanatı uzmanı Serdar Gülgün seneler önce Herend için Osmanlı temalı bir koleksiyon hazırlamıştı. Son yıllarda hayvan figürlü biblolarının koleksiyonerlerin favorisi olduğunu söyleyebiliriz.

dfot

 

 

Lotus Belle

İki çocuğuyla yaşayan 30 yaşındaki Hari 19 yaşındayken bu özel çadırın tasarımını yapmış. Ama birkaç yıl boyunca bununla ilgili faaliyete geçememiş. Bunun sebebi çocuklarıyla yoğun şekilde ilgilenmek zorunda olan bir öğretmen olması. Çadır tasarımlarını İngiltere’de benzer “Bell” çadırlarını satan kişiye göstermiş. Hari’nin tasarımlarını çok beğenip onu kendi üreticilerine yönlendirmiş.

Çok yüksek kalitede üretim yapan ve dürüst çalışan bu ekiple tanışmak Hari için büyük şans olmuş. Kamp yapmaya olan tutkusu sayesinde bu yola giren Hari “yurt” adı verilen keçe evler ve aynı zamanda büyük Bell çadırları birleştiren bir tasarım ortaya çıkarmış.

20 çadır sipariş edip birkaç ayda satan Hari ardından 140 adet sipariş vermiş ve diğer ülkelerden ürünü yurtdışında satma talebi gelip bir anda tükenince dünya çapında satılan ürünler arasında 1000. sıraya yükselmiş.

Şimdi iki yıl sonra Yeni Zelanda’dan sipariş veren Jessica ile beraber ürünü Güney Kore, Almanya, Fransa, Avustralya, Amerika’ya dağıtıyorlar. Jessica pazarlama konusunda Hari’ye yardım ediyor. Hari ise sipariş ve stokla beraber tasarım modifikasyonları yapmaya devam ediyor.

dfot

 

Kır Evi Country Cottage Stili

Rahatlığı ön planda tutan, dingin ve huzurlu bir yaşam sunan, kendini tatile gitmiş gibi hisseden ve doğayla iç içe bir yaşam arayanların tercihidir . Country kırsal, yani geleneksel tarz dekorasyon demek; yaşanmışlık, yani bir eskiye gidiş, eski dönemi anımsatan objeler, eskitme masif mobilyalar, farklı bir romantizm, romantik sıcacık evler demektir. Kısacası modernin tam zıttı bir tarzı temsil eder, daha çok kır evi olarak biliniyor ve kökeni Fransa’ya dayanmaktadır. Amerikan Country,İngiliz Country ve Fransız Country en çok bilinenler arasındadır.

Gerçekte “kır evi tarzı” olarak benimsediğimiz hayatın içinden gelen bu stil, şehir yaşamından uzaklaşmak için sıcak ve davetkar havasıyla kucaklayıcı bir etki yaratmaktadır.. Konforlu, rahat, sıcak ve samimi, pastel veya toprak renklerinin hakim olduğu, yumuşak detaylara sahip mobilyalarla döşenmiş dekorasyon olarak tanımlanabilen Country tarzın doğum yeri Fransa olarak bilinmektedir. 17. ve 18. Yüzyılda Fransa dışında üretilen mobilyaları yapan marangozlar, saray ya da asiller için üretim yapmamaktaydılar. Bu nedenle onların ürettiği mobilyalarda daha basit malzemeler kullanılıp, işçilik daha basit tutulmaktaydı. Ahşap malzeme cilalanmak ya da yaldız kaplanmak yerine sadece boyanıp, kimi zaman kendi renginde bırakılmaktaydı. Kullanılan malzeme daha çok meşe, meyve ağaçları, ceviz ve bazen de maundu. Yüzeyler süslenmemekte, cilalanmamaktaydı ama biçim olarak mobilyalar asillerin evlerinden ilham alınmaktaydı. Paris’i hariç, Fransa’nın ‘Provans’ olarak adlandırılan bölgesinde üretilen mobilyaları ve mimariyi referans alan country stiline bugün beyaz mobilyalar, patine zeminler ve ahşap dokular eşlik ederek özellikle kır evi stili olarak bilinen stil günümüzde modern country olarak yeniden şekillendirilmektedir.

Country tarzı uygularken unutulmaması gereken ilk ve en önemli detay; sadelik, ferahlık ve samimiyettir. Daha çok pastel ve toprak renklerinin hakim olduğu ve ayrıca içine doğada bulunan renklerin estiği bir tarz olarak karşımıza çıkmaktadır.

Renk kullanımı

Bir kır stili olduğu için pencereden bakıldığında görülebilecek  tüm doğa renkleri ilham kaynağı olabilecektir. Yeşili, maviyi, çiçek renklerinin güneş ışığında biraz  soldurulduğunda oluşan bu mat renkler desenlerle birleştirilip kullanılır genellikle. Bunlar beyaz, krem veya toprak tonlarıyla kombinlenebilir, pastel renk tonları üzerinde gitmek harika sonuçlar verecektir.

Zemin beyaz, mobilyalar kahverengi, krem ya da toprak tonlarında kurgulandığında genel renk seçiminin yapılırken  aynı renk paleti üzerinde gidilmesi homojen bir etki verecektir. Kontrastlık oluşturulmak  istendiğinde, seçilecek rengin mekanda kargaşa yaratmaması için kontrastlık oranının birbirine yakın tutulması uygun olmaktadır. Evin tamamında ferah ve havadar bir ortam yaratmak için kesinlikle koyu kırmızı, koyu mor gibi tonlardan kaçmak gerekmektedir.

 

Mobilya seçimi

 

 

Country tarzda daha çok açık renkli ahşap malzemeler kullanılmaktadır. Doğal ahşaplar, ceviz, maun en fazla tercih edilenlerdendir. Ayrıca hasır ve bambu mobilyalar da özellikle kış bahçelerinde, teraslarda veya evin herhangi bir köşesinde kullanılabilmekte ve oldukça şık bir hava vermektedir. Büyük kanepeler, yumuşak sandalyeler, cilasız masif mobilyalar, antika objeler, ahşap sehpalar, masalar sayısı çok tutulmadan ve karmaşa yaratılmadan doğru konumlandırma ile bu tarz bir dekorasyonda yerini almaktadır. Tarzın koltukları oldukça geniş, oturma ve yaslanma yerleri tanımlanabilmektedir. Keskin değil yuvarlak hatlı mobilyalar daha sıcak ve samimi etki yaratmaktadır. Her ne kadar eskilerde kaldığı düşünülse de ahşap camlı bir vitrin bu tarzın tamamlayıcısı olmaktadır. Mobilyalarda el işçiliği çok önemlidir. Çok az da olsa oymalar kullanılır ama bu durum genel görünümün sadeliğini bozmamalıdır.

Country tarz bir dekorasyonda, yeniden kazanılmış mobilyalar ön plana çıkmaktadır. Aileden kalma bir konsol ya da eski bir ahşap ustasının elinde çıkmış yemek masası evin en önemli parçası haline gelebilmekte ve eski bir mobilya gerçek kullanımından başka bir amaçla yeni bir işlev kazandırılarak tarzın daha etkin olarak uygulanması mümkün olabilmektedir.

Yatak başı olarak ferforje kullanmak etkili olmaktadır. Beyaz ya da pastel tonlarda boyalı ve eskitmeli olarak kullanılabilir. Salon için ağaçtan bir yemek masası seçilebilir. Üzeri sıfır zımparalanmış ve cila atılmış modeller yerine direkt ağaç görünümlü ve mat cilaya sahip modellerle daha doğal bir görüntü yakalanabilir.

 

Kumaşlar

 

 

Koltuk ve sandalye döşemelerinde, yastıklarda daha çok pamuk, keten  kumaşlar tercih edilmelidir. Düz, çizgili, ekose veya çiçekli desenler birbiriyle kolaylıkla kombin edilebilir.

Minik çiçek desenli kumaşların düz ve açık tonlarda kumaşlarla birlikte kullanılması tavsiye edilir, son yıllarda ayrıca çiçeklilerin pastel baskın olmayan çizgili desenlerle de kullanımı artmıştır…Ayrıca çıkış noktası ile bağlantılı olarak lavanta, zeytin, üzüm ve kelebek desenleri tarza imza atmaktadır. Göz yormayan renklerden oluşturulacak bu desenler evin daimi baharda olmasını sağlayacaktır.

 

Aksesuarlar

 

 

Aksesuar denilince bu stilin iki ana kahramanı vardır; biri ferforje objeler diğeri ise hasır sepetler. Seramik ve topraktan yapılmış aksesuarlar da aralara serpiştirilebilir. Doğal olan her şeyin bu stilde yeri olduğu kesin. Ayrıca mutlaka abajur kullanılmalıdır. Sadece yatak odası için değil salon aydınlatması için de abajur stilin olmazsa olmazlarından biridir.

Büyüleyici porselen tabaklar, eski şapkalar, antika müzik aletleri, aileden kalma objeler, koleksiyon parçaları bu stilin en önemli aksesuarlarıdır. Desenli kırlentler bakır tencereler, hoş kokulu doğal sabunlar, saksılarda canlı çiçekler, yeşillikler dekorasyonu tamamlayan ince detaylardır. Bu tarzda bakırlar, çömlekler, döküm tencereler temel işlevlerinin yanı sıra birer dekorasyon objesine dönüşmektedir. Çekmece ve dolap diplerinde sergilenmeyi bekleyen aile yadigarı objeler, pastel tonlardaki ev tekstilleri ve taze çiçekler bu stilin anahtar parçalarındandır. Tarza uyumlu şamdanlar, mumluklar ve kuş kafesleri kalabalık yaratmamak şartıyla zeminde de kullanılabilmektedir.

 

 

Country tarzla uyumlu detaylar
Beyaz, krem mobilyalar ve özellikle eskitme mobilyalar
Evde bir yerlerde taze çiçek yada koltukta, minderde, perdede çiçekli desen
Bir kuş kafesi objesi, gösterişli şamdanlar, uzun zarif mumlar, fenerler…
Şömine, doğal taş duvar kaplaması
Rustik  taş desenler ve tuğlalar,
Ferforje objeler
Hasır sepetler, ahşap objeler

 

 

Country tarza asla uymayacak detaylar

 

Metal ve dijital objeler
Modern raflı duvar üniteleri
Ses sistemi, hoparlörleri vs gibi ev teknolojilerinin açıkta ve çok göz önünde olması,
Köşe koltuk takımları kullanılması
Lake, parlak kapaklı mutfak dolapları ve tezgahlar tercih edilmesi,
Düz hatlı, metal, modern avizeler, spotlar, aplikler seçilmesi, Fresh bir etki, pastoral bir hava ve romantik çağrışımlar için bu yaz evinizde tam da country tarz uygulama zamanıdır.

dfot

 

 

DOĞAYLA ARANIZA HİÇ KİMSEYİ VEYA HİÇBİRŞEYİ SOKMAK İSTEMEDİĞİNİZ ANLARDA, BU SIRADIŞI BALON EVLER TAM SİZE GÖRE

 

Büyülü hislerin yaratıcısı Attrap Reves 2010’da kurulmuş bir aile şirketi. Otelcilik sektöründe uzmanlık yapan bir ağabey multimedya yayıncılık mezunu bir kız kardeş, inşaat sektöründe bir baba ve dekorasyona özel ilgili bir anne, markanın mimarları.

Fransa’da balonların içinde sıradışı bir konaklama fırsatı sunuyorlar macera ve doğa severlere. Sıcak misafirperverlikleri ve mükemmel hizmetleri ile de öne çıkıyorlar sektörde.

Nicelikten çok niteliği önemsiyorlar. Kalabalıktan uzak, doğanın tam ortasında, 6 balondan oluşan bir kompleks sadece aslına bakacak olursanız, bahsettiğimiz bu özel konaklama serüveni.

Balonlar tamamen geri dönüştürülebilen materyaller ile hazırlanmış. Düşük enerjili aydınlatma, çevreye asla zarar vermeyecek kolay kurulum imkanı ilei ekolojik bir yaklaşımla yola çıkılmış. Konumlandıkları bölge özenle seçilmiş. Farklı bölgelere de açılarak büyümeye devam etmeyi hedefliyorlar. 11000’den fazla ziyaretçileri olmuş bu güne kadar.

Biri sade tasarımlı, beyaz elegan stilde bir balon veya oryantal atmosferi olan güneşin renklerini almış bir diğeri, romantik, zen ve çimle kaplanmış doğal stilde olmak üzere iki konsept seçenekleri var. Ayrıca kapalı ya da şeffaf balon alternetifleri de mevcut, bu sıra dışı konaklama tecrübesini yaşamayı seçtiğinizde.

Kompleksin bütününde konaklanacak balonlar ve duş kabinleri, otopark gibi hizmet amaçlı yapılanmalar birbirinden oldukça uzakta konumlandırılmış özellikle. Alanla ayrı bir bölgede otopark, özel duş kabinleri var. Fenerler, teleskop ve bir yıldız tablosu gece yaşanabilecek, akılalmaz gökyüzü deneyimi için en uygun gereçler. Ziyaretçiler, her bir balona kendi patikasından ulaşılıyor ve böylece kişiye özel bir alanı oluşmasına izin veren bir yerleşim planı ortaya çıkıyor.

Yıldızların altında uyumak, ayı seyretmek, jakuzi balonunda doğayla başbaşa vakit geçirmek, tüm stresten tamamen arınmak galiba tam anlamıyla sadece burada mümkün. Siz ne dersiniz? Doğayla başbaşa kalmak için bundan daha güzel kaç fırsat çıkabilir karşımıza?

dfot

dfot

 

20.YY Mimarisinin Temellerini Atan Mimar: Le Corbusier

Le Corbusier olarak tanınan Charles-Edouard Jeanneret, İsviçre asıllı, Fransız mimardır. 1887-1965 yılları arasında Yaşamıştır, uzun bir profesyonel kariyeri olmuştur. Modernizme ve uluslararası tarza yaptığı katkılar ile dünya genelinde tanınmıştır. İsviçre’ de La Chaux de Fonds’ da saat kadranı ustası bir babanın ve piyano dersleri veren bir annenin ilk erkek evladı olarak doğan ve fikirleri dünya genelinde büyük bir ilgi gören Le Corbusier, dönemin “çığır açan mimarı olarak” ismini tarihe altın harflerle yazdırmıştır. Le Corbusier adını, 1920 yılında, büyükannesinin  “Lecorbésier” olan soyadından esinlenerek kendisine seçmiştir.

“Mekanı tam olarak kavrayabilen iki mimar var dünyada; biri Mimar Sinan biri de ben”
Le Corbusier

13 yaşında okulu bırakarak babasının yanında çalışmaya başlayan Le Corbusier, iş hayatının yanı sıra uygulamalı güzel sanatlar okulundaki dersleri de takip etmeyi ihmal etmemiştir. Bu süreçte sanat okulundaki çizim ve sanat tarihi öğretmeninin etkisinde kalarak mimarlığa ilgi duymaya başlamıştır. “Mimarlık, ışıkta bir araya getirilmiş kütlelerin ustaca, doğru ve muhteşem oyunudur” düşüncesiyle, modern mimarinin kuruculuğunu yapmış ve kendisi kadar ünlü olan şezlongunun tasarımına imza  atarak, 20.yy’ ın en ünlü mimarlar ve tasarımcılarının arasına girmiştir.

1907-1911 yılları arasında, Orta Avrupa ve Akdeniz ülkelerini gezmiş olan mimar, beyaz badanalı, dört köşeli sade Akdeniz evlerinden çok etkilenmiştir. Bu nedenle, bu yapıların mimarileri ile yakından ilgilenmiş, iklimsel farklılıkların, yöreye özgü mimari tarzlar şekillendirdiğini yakinen gözlemlemiştir. Bu gözlem kendisinde, “Mimarlığın ihtiyaca cevap vermesi” fikrinin gelişmesinde etkili olmuştur. Bu gezilerinde kent dokusunu ve tarihini en ince detaylarına kadar incelemiştir. Yaptığı değerlendirmelerde geçmişin değerleri ile büyük heyecanla takip ettiği teknolojik gelişmeleri bir arada yorumlayabilmeyi başartmıştır. Geçmiş ile güncel arasında daima bir köprü kurmaya çalışmış ve eserlerinin çoğunda bunu ustalıkla başarmıştır. Bu gezileri sırasında, yapılarına betonarme kullanan Parisli mimar Auguste Perret ve ilk endüstriel tasarımcılarından biri olan Peter Behrens ile birlikte çalışma olanağı bulmuştur. Mimarlık anlayışının gelişmesinde bu iki tasarımcının büyük rolü olmuştur.

Binalarda ilk kez kolonu kullanarak bütün mimarlık anlayışını değiştiren bir adım atan Le Corbusier, o güne dek, aynı zamanda taşıyıcı olarak da kullanılan  duvarları yükten kurtarmıştır. Bu yöntem tasarımı özgürleştirmiş ve yapının işlevselliğini artırmıştır. Eserlerinde betonu ve tuğlayı heykeltıraş gibi kullanmış, onları o zamana kadar kullanılmış biçimlerinden farklı olarak çıplak bırakmaktan korkmamıştır.

Le Corbusier, mimarlık görüşünü beş temel ilkeye dayandırmıştır;

Kolonların duvarları taşıyıcı olmaktan kurtararak bütün yükü alması,
Yapının taşıyıcıları ve duvarların işlevsel yönden birbirinden bağımsız olması,
Betonarme strüktürün teknik özelliğin dışında estetik öğe olarak kullanılması,
Serbest cephenin bir parçası olarak yatay bant şeklinde uzanan pencerelerin iç mekanı aydınlatması,
En üst katta binanın doğal çevreyle uyumunu sağlamak için çatıların teras bahçeye dönüştürülmesi…

Tüm bu ilkeleri bilinen en ünlü yapılarından olan  Villa Savoye’ de kullanmıştır. Adeta yerden yükseltilmiş bir kutu görünümünde olan evi çevreleyen yatay pencereler üstü açık balkon bölümünde bile kesintiye uğramayıp bu bölümün cepheleri de salon pencereleri gibi gösterilmiştir. Küp formu çatı katında silindirik duvarlarla bozularak hareket kazandırılmıştır. Binaya bakıldığında ilk olarak geometrik oran göze çarpar. İnce kolonlarla yerden koparılan ev havada duruyormuş izlenimi verir. Bu yaklaşım, yükün kolonlara aktarılmasıyla neler yapılabileceğini göstermektedir.

Le Corbusier’ nin “Bir şey, bir ihtiyaca cevap veriyorsa güzeldir” bakış açısı, işlevselcilik akımının da temelini oluşturur. 2.Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan işçi mahalleleri ve kent merkezlerinde artan nüfus yoğunluğu ile giderek ağırlaşan yaşamsal sorunların ancak yepyeni bir mimarlık anlayışı ile mümkün olabileceğine inanmıştır. Bunu gerçekleştirecek yegane düşüncenin de “işlevselcilik’’ ten başkası olmadığını savunmuştur. İşlevselcilik, biçim ile öz arasındaki gerçek ve doğrudan ilişki kurabilmeyi amaçlayan bir akımdır. Bu akımın mimarideki temsilcisi olan Le Corbusier “Yeni bir Mimarlığa Doğru” (1923) adlı kitabında mimarlıkta işlevselliği detaylı bir şekilde anlatmış, estetik değerler ve işlevselliğin uyumlu olması gerektiğinin altını çizmiştir.

1925’ te Paris’ teki uluslararası bir dekoratif sanatlar sergisinde Le Corbusier’ nin, “Yaşayan Hücre“ olarak nitelediği ilk işlevsel ev modeli sergilenmiştir. “Modular Oranlar Sistemi” diye tanımlayarak yarattığı yaklaşımında kentleri insana benzeterek, modern kentlerde yer alan yapıların, ancak insan vücudu baz alınarak tasarlandığında en çok sayıda insana en sağlıklı çevrenin yaratılabileceğini söylemiştir. Bu sistemde boyu 1,80 olan bir insanın ölçülerinden yola çıkılarak binaların ölçülerini ilişkilendirmiştir. Hücre adını verdiği birimleri bir araya getirerek bir blok oluşturmuştur. Bu bloklardan birini Marsilya’ da 1946-1952 yılları arasında yapılan başarılı olamadığı, daha sonra “Deliler Evi” olarak adlandırılan  United ‘Habitation ‘ tasarlamıştır. Yerleşim Birimi 1.800 kişiyi barındıracak 18 katlı bu yapının içinde rafa dizilen şişeler gibi yerleştirilmiş apartman dairelerinin yanı sıra anaokulu, tiyatro, alışveriş merkezi, spor salonu gibi ortaklaşa kullanılacak hizmet birimlerini yerleştirmiştir. Bu yapıdaki hatalarını daha sonları kabul ederek  “Haklı olan mimari değil, hayattır.” şeklinde özetlemiştir bu durumu.

İnsanın güzelliğe ihtiyacına da vurgu yapan ünlü mimar, güzelliğe ulaşmanın iki yolu olduğunu savunur: “Oransal geometri ile form ve işlev arasındaki birebir ilişki”. Aynı zamanda kent planlamacısı da olan  Le Corbusier tasarladığı kentler, “Yaşamın, çalışmanın, aklın ve bedenin uyumu” diye tanımlamıştır. Onun ütopik kentinde yukarı yükselen yapılar, sokağa çıkmayı gerektirmeyen alışveriş alanları, teras parklarında gezinti ve piknik alanları, tenis kortları gibi spor kompleksleri olan bloklar, yerin metrelerce altında garajlar ve yollar yer almıştır. Le Corbusier’ nin kentlerinde yaşayan insanlar, yollar yer altına indiği için evlerinden çıktıklarında parklar, bahçelerle karşılaşır. Le Corbusier yerleşimlerin, her zaman doğal çevreyle bütünleşmiş olarak ele alınması gerekliliğini öne çıkarmıştır. Gerçek bir hümanist olan ünlü mimar, daima toplumsal faydanın, yani en fazla sayıda insana en sağlıklı çevreyi yaratmanın,  ulvi bir amaç olduğunu vurgulamıştır.

Gezdiği ve mimarisinden etkilendiği ülkelerden biri de Türkiye olmuştur. “Mekanı tam olarak kavrayabilen iki mimar var dünyada; biri Mimar Sinan biri de ben” diyerek Mimar Sinan’ a olan hayranlığını dile getiren Le Corbusier’ nin, bu yaklaşımı meslektaşları arasında ve sektörde pek de hoş karşılanmamıştır, tahmin edebileceğiniz gibi. Le Corbusier’ in Türkiye ile ilişkisi bu kadarla da sınırlı kalmamıştır. Atatürk’ ün İstanbul’ u yeniden planlaması için teklif götürdüğü Le Corbusier, İstanbul mimarisinden etkilenerek geliştirdiği çatı bahçelerinden bahsetmiş ve İstanbul’ un tarihinden gelen Bizans dokusunun bozulmaması gerektiğini belirten bir mektubu Atatürk’ e bizzat iletmiştir. “Hayatımda yaptığım en büyük hata Atatürk’ e yazdığım mektuptur. Eğer İstanbul’u bu dokusu ile bırakın, imar planı yapmayın bu şehir Bizans kokusunu taşımalıdır gibi aptal bir gafı yapmasaydım, şu an dünyanın incisi olan bu şehrin imar planını ben yapıyor olacaktım” diyerek kariyerinin en önemli hatasını yapmış olduğunu itiraf etmiştir daha sonları, çeşitli ortamlarda.

Yapılarında geometrik biçimlerin öne çıktığı teknolojiyi kullanmaktan kaçınmayan, avantgarde mimarinin öncüsü Le Corbusier, tarihi ve geleneği göz ardı etmeden mimarlık anlayışına çağdaş bir yorum getirmiştir. Sadece bir mimar olarak değil, düşünür ve sanatçı olarak kabul edilen mimar, çağdaş mimarlığa yeni bir tanım getirmekle birlikte, mimarlığın sanat dalı olarak kabul görmesinin ötesinde diğer sanatlara ilham veren bir noktaya gelmesini de sağlamıştır. Uzun yıllar süren kariyerinde, Avrupa, Hindistan ve Rusya başta olmak üzere, dünyanın dört bir köşesinde çok önemli yapıla inşa etmiştir. Modern yüksek tasarımın öncü çalışmalarını yapmış ve kendisini toplu konutlar ve kalabalık şehirler için daha iyi yaşam koşullarını sağlamaya adamıştır.
İşlevsel ve sade mobilya tasarımın da çok öneli bir isim olan Le Corbusier’ nin birçok tasarımında 1920 yılına kadar mobilya üretimi alanında hiç kullanılmamış olan çelik borular yer almıştır.

Le Corbusier’ e 1943 yılında, Zürih Üniversitesi tarafından, matematiksel yapı ilkelerinin uygulanışındaki başarılarından ötürü fahri doktora ünvanı verilmiştir. Bunun dışında 1955′ te ETH Zürich, 1959′ da Cambridge Üniversitesi, 1961′ de Columbia Üniversitesi ve 1963 yılında Cenevre Üniversitesi tarafından doktora ünvanları almıştır. 1968 yılında, Amerika Mimarlar Enstitüsü’nün (AIA) Onur Üyesi olmuştur. Le Corbusier, 78 yaşında, yazlık evinin yer aldığı Le Cabanon yakınlarında denizde yüzerken kalp krizi geçirmiş ve orada boğularak vefat etmiştir. Kültür Bakanı André Malraux, 1 Eylül’ de Carrée-Hofdes Louvre’ da kendisi için resmi bir cenaze töreni düzenlemiştir ve Roquebrune-Cap-Martin mezarlığına defnedilmiştir.

ESERLERİ

Villa Savoye / Fransa-1929

Le Corbusier’ in en önemli eserlerinden birisi olarak kabul edilir. Fransa’ nın başkenti Paris’ in hemen dışındaki Poissy bölgesinde yer alan bu yapı, enternasyonel stilin en önemli ve tanınmış örneklerinden birisidir. İnşaatı 1929 yılında tamamlanmış olan bu önemli eserinde Le Corbusier, dökme betonarme malzemesini ağırlıklı olarak kullanmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasından kullanılmayan ve harap hale gelen yapı, sonradan restore edilmiş ve sergilenmek üzere halka  açılmıştır. Yapı, Le Corbusier’ in öncülük ettiği   “Yaşayan Makine” teorisinin de önemli örneklerinden birisi olarak da kabul edilir.

Carpenter Görsel Sanatlar Merkezi, Harvard Üniversitesi / Cambridge, Massachusetts, ABD-1961

Carpenter Merkezi’ nin inşası, ünlü mimarın, 1959-1962 yılları arasında gerçekleştirdiği, Amerika’ daki ilk ve tek projesidir. Bu proje, diğer UNO Binaları’ndan farklı olarak Corbusier’ e sorumluluk yüklemiş ve kendi adı altında yürütülmüş özel bir çalışmadır.

Unitéd’Habitation / Marseille, Fransa, 1947-1952

Unitéd’Habitation, Le Corbusier tarafından, aynı zamanda ressam da olan mimar olan Nadir Afonso’ nun işbirliği ile, modernist stilde tasarlanan yerleşim birimleridir. Devamında aynı tasarım yaklaşımı ile Avrupa’ nın birçok yerinde Unitéd’Habitation ismi altında inşaatlar gerçekleşmiştir. Unitéd’Habitation çatısı altında toplanan bu projelerin en ünlüsü hiç şüphesiz, Cité Radieuse (Parlak Şehir) adıyla anılan projedir. Fransa’ nın Marsilya şehrinde 1947 ile 1952 tarihleri arasında inşa edilmiştir. Le Corbusier’ in en tanınmış çalışmaları arasında yer alan bu projenin, Brutalist mimarlık stiline ve felsefesine oldukça önemli etkileri olmuştur. Le Corbusier tarafından tasarlanan ve  Shadrach Woods ile George Candilis’ in katkılarıyla inşa edilen CitéRadieuse projesinde, 337 apartman dairesi 12 kata yayılmıştır. Projede; mağazalar, spor ve sağlık merkezleri, eğitim birimleri ve bir otel de yer almaktadır. Düz olarak konumlandırılan ve üzerinde yürüyüş alanları olan teras çatısında ise ayrıca toplanma alanı, koşu parkuru ve bir havuz da mevcuttur.

Diğer Eserleri;

Notre DameduHaut Şapeli / Ronchamp, Fransa, 1950-1954

Batı Sanatları Ulusal Müzesi / Tokyo, Japonya 1957-1959

Heidi Weber Müzesi (Le Corbusier Merkezi) /Zürih, İsviçre 1967

Chandigarh’daki binalar (Meclis Sarayı), Hindistan, 1952-1959

 

dfot

dfot

İKİ TEKER ÜZERİNDE BAŞLAYAN BİR TASARIM YOLCULUĞU

Yaz, kış farketmez, her zaman en kullanışlı ve en keyifli araçtır bisikletler. Hele ki yaza bu kadar yaklaşmışken, artık kilitleri çıkartıp bisikletlerinizin tozunu alma vakti gelmiş demektir. Kuşkusuz ilk alınan bisikletin yeri bir başkadır. Bir sürü maceranın ilk adımı onlunla atılmamış mıdır? İlk sürme denemeleri, ilk yaralar, yokuştan inerkenki o ilk heyecan…Kimi zaman kalabalık arkadaş grupları kimi zaman da yalnızlığın tadını çıkarmanın en keyifli yoludur bisiklet yolculukları. Özellikle açık havada yapılan bir bisiklet turu, bize tabiatın tüm güzelliklerini içimize sindire sindire seyretme imkanı vermez mi? Hele ki artan stres ve doğadan iyice uzaklaşmış bir toplum olma yolunda ilerlediğimiz şu günlerde, bisiklet demek; “özgürlük ve iç huzurun bir temsilcisidir” desem yanılmış olmam sanırım. Siz ne dersiniz?Motto Tasarım bu ay, hayallerinin ve tutkusunun peşinden giden,
ATELİER ALTAİR TELİAN’nın yaratıcısı, Yiğit Kuyulu’nun Galata’daki Atölyesine konuk oldu. Sanatın, tasarımın, yeteneğin, mütevaziliğin ve samimiyetin birleştiği bu atölyede yapılan her bir bisiklet kişiye özel bir tasarım. Onların sadece araç olmadığı aynı zamanda bir sanat objesi de olabildiğinin kanıtı bu atölye.

 

Kendinizden biraz bahseder misiniz?

Bahçeşehir Üniversitesi endüstri mühendisliğinden mezun oldum. Nurus’ta marka müdürü asistanı olarak çalıştım. Daha sonra yüksek lisans eğitimim için Milano’ya taşındım. Domus Academy’de Business Design eğitimi aldım. Neil Barrett’ta grafik tasarımcısı ve pazarlama müdürü asistanı olarak çalıştım. Neil Barrett’ta çalıştığım sürece kendimi moda fotoğrafçılığında da geliştirdim. Çalışmalarımdan bazılarını Wallpaper Magazine de görebilirsiniz…

Atelier Altair Telian fikri nasıl şekillendi?

Bisikletin her daim beni cezbeden bir tarafı olmuştur. İtalya’nın ve Fransa’nın kasabalarında dolaşıp bulduğum çeşitli bisikletlerin zaman içerisinde garajımda büyük bir hazineye dönüştüğünü gözlemledim. Türkiye’ye sanat ve tasarım yapmak için döndüm ve sahip olduğum bu hazineyi tasarımla harmanlamak için bu atölyeyi kurdum.

İlk  bisikletinizi nasıl yaptınız? Eminim çok  ayrı bir yeri vardır sizin için…

İlk bisikletimi İtalya’da kurguladım. Önceleri orada çok bisiklet çaldırdım. Bisikletinizi bir gece çaldırır, ertesi gün pazarda 25 Euro’ya satın alırsınız. Ben bu geleneğin bir parçası olmak istemedim. Bisikletim çalınmasın diye özel kilit sistemleri tasarladım. Kendi bisikletimi onu benim dışımda kimsenin kullanamayacağı şekilde tasarlamak istedim.

Bisiklet tasarımcısı Türkiye de çok yeni bir kavram. Dünyada çok var mı örnekleri? Sizin de takip ettiğiniz veya tasarımlarını beğendiğiniz bir tasarımcı var mı?

Türkiye de meraklı bir iki arkadaşım var fakat ilk atölye biziz. Dünya da çok var örnekleri. İskandinav ülkeleri , Oregon dan , Japonyo dan tasarımcıları beğeniyoruz. 70’ler Avrupası yarış bisikletleri ve bu dönem atölyelerde üretilen bisikletleri etkileyici buluyoruz.

Tarzınızı nasıl açıklarsınız?  

Yüksek kalitede ürün sunmak bizim için önemli. Son dönem yüksek teknoloji ürünleri bizi yansıtmıyor. Introperspektif bir bakış açısına sahibiz. Her zaman basitliğin ihtişamından yanayız. Bisikletlerimizi tamamlayan minimalist dokunuşlardır.

Altai̇r Teli̇an için aklınızdakilerin tamamını  gerçekleştirebildiniz mi? Sizi heyecanlandıran yeni fikirler veya projeler var mı yakın planda? 

Bisikletlerimizin artık kendi döngüsü var. Kaynağından boyasına hepsi tek tek işlenmekte. Fakat atölyemiz sadece bisikletlerle sınırlı değil. Bunun yanı sıra t-shirt, aksesuar tasarımları da mevcut. Uzun vadede ise bir başka tutkum olan tekne tasarlamayı planlıyorum. Domus Academy de tezimi yat tasarımı üzerine yapmıştım ve bu tutkuya adım adım yaklaşmak beni mutlu kılıyor.

Kendi yaptığınız bir bisikletle dünya turu yapmak ister miydiniz? 

Hayır. Biz yaptığımız her bisiklete tasarım gözüyle bakıyoruz. Onlara evinizde, galerinizde bir heykel gibi bakabilirsiniz; çünkü onlar sizin hayal gücünüzle şekillenecek. Yahut şehrin sokaklarında insanlar işten evine dönerken o iki tekerin dönmesini isteriz.

Okuyucularımız size nerden ulaşabilirler, tasarımlarınızı sergilediğiniz bir yer var mı?

Atölyemiz randevu sistemiyle çalışmaktadır.
Bize mail adresimizden; ‘info@altairtelian.com’dan ulaşıp randevu alabilirsiniz.

Peki, bisiklet meraklıları için  nasıl bir ipucu verirdiniz?

Kendi bisikletinizi kendiniz yapın. Bırakın o da sizin kişiliğinizin bir parçası olsun. Bunun için ayrıca Bisiklet Atölyesi adlı bir projemiz de var. Kafanızdaki tasarıma kendi emeğinizle sahip olabileceğiniz bir ortam yaratıyoruz.

Son olarak Motto’nuz…

Bisiklet herkesi gülümsetir.
dfot

dfot

 

WILLIAMS SONOMA İSTANBUL KOLEKSİYONU İLHAM VERİCİ BİR ÇALIŞMA

Williams Sonoma 1956 yılında Chuck Wiliams tarafından, Fransa’dan ithal ettiği mutfak gereçlerini satmasıyla kurulan bir Amerikan markası. Bugün ise Amerika hatta dünyadaki en güzel mutfak gereçlerini bulabileceğiniz marka. Yeme, içme, pişirme meraklıları iyi bilirler; en original ve kaliteli mutfak malzemeleri Williams Sonoma’dadır. Mağazalarında gezmek, alışveriş yapmak büyük zevktir. Mutfak konusunda ufkunuzu genişletip, sizi harikalar diyarına götürebilir. Hatta şanslıysanız, aşçılık workshoplarından birine denk gelmiş ve dünyanın bir ucundaki yöresel yemeği, original malzemeleriyle pişirme şansını yakalamışsınızdır. Benim Williams Sonoma sevdam böyle bir hikaye ile başlamıştı seneler önce. Her Amerika ziyaretimde birden çok kere mağazasına uğrar, uzaktan ise web sitesini takip eder, yeniliklerden haberdar olurum.İnternette ne var ne yok diye bakındığım sıradan bir günde karşıma çıkan Rebecca Seal’in İstanbul; Recipes From the Heart of City yemek kitabına istinaden hazırlanan koleksiyon beni ne kadar mutlu etti anlatamam. Henüz ülkemizde çok bilinmese de, tüm dünyanın yakından takip ettiği bu marka benim şehrimden esinlenmiş, özendirici ve çok şık bir İstanbul koleksiyonu hazırlamış. Amerika ve Kanada’da mağazalarında, mağazalarına gidemeyenler içinse online olarak satılan bu koleksiyona gelin birlikte göz atalım.

 

İstanbul; Recipes From The Heart of City by Rebecca Seal

Rebecca Seal; Financial Times, Guardian, Sunday Times, Evening Standard, Observer, Glamour, Grazia gibi yayınlarda yeme, içme, lifestyle yazan, İngiliz bir gazeteci. Son projesi ise İstanbul; Recipes From the Heart of City yemek kitabı. Kitabın tanıtımından anlaşılan İstanbul’un tarihi ve egzotik dokusunun etkisi altında kaldığı ve bunu yemek tarifleriyle yazıya döktüğü. Kitaptaki fotoğrafları, alanındaki iddialı isimlerden Steven Joyce kadraja almış. Kebaptan, mezelere, bugün pekçoğumuzun bilmediği Osmanlı yemeklerinden, tradisyonel tatlılara kadar geniş bir yelpaze 256 sayfada sunulmuş. Williams Sonoma web sitesinde görebileceğiniz kitap online satılıyor. Fiyatı 39.95$. Williams Sonoma İstanbul Koleksiyonundan seçmeler.

 

Nostaljik sefer tası

Kimimizin annesi okula giderken eline tutuşturmuştur, bazılarımız ise eski Türk filmlerinde görmüştür mutlaka. Bugün unutulan klasikler arasındadır sefer tası. Williams Sonoma’nın geçmişe sadık kalarak modernize ettiği bu eşsiz tasarım beni çok duygulandırdı. Kullanılan bakır malzeme ve zarif çizgisi antika hissi uyandırıyor.

 

İznik Yemek Takımı

Osmanlı mirası İznik seramiklerinden, el yapımı ve her parçası farklı renk ve desenlerden oluşan çok şık bir yemek takımı. Bugün dünya çapında yayılan yerli markalarımızın bile İznik koleksiyonları bulunmazken, bir Amerikan markasının bizim mirasımızdan esinlenip, İznik koleksiyonu hazırlaması biraz ironik değil mi! İznik motiflerini yemek takımının yanı sıra, kavanozlarda, fincan tasarımında ve farklı kullanımlar için tasarlanmış tabaklarda da görebilirsiniz.

 

Güveç

Türk motiflerinden esinlenerek tasarlanmış, mutfağımızın vazgeçilmezi güveç de Williams Sonoma koleksiyonunda yerini almış.

 

Bakır Tepsi

Bunu da mı yapmışlar dedirten bir parça. Orijinal motiflere sadık kalarak tasarlanmış bakır tepsi gerçekten çok şık.

 

Daha başka neler var?

Williams Sonoma ekibi Türk mutfağını inceliklerine kadar işlemiş. Web sitesinde mutfak gereçlerinin yanı sıra, Selamlique Türk Kahvesi, kırmızı pul biber, kebap için hazırlanmış özel bir baharat, zeytinyağı ve mercimek çorbası karışımı da mevcut.

 

dfoit_mayis

dergi_form_nisan
Mekanlara Değişim,


Duvarlara Zarafet Katma Zamanı

Boyanın tahtını iyice sallamaya başlayan duvar kağıtları renk ve desen çeşitliliğiyle, gücünü artırarak hissettiriyor. Çeşitli desendeki duvar süsleri, çiçekler, klasik ve romantik tasarımlar, çıkartmalar, vinil baskılar, antibakteriyel kağıtlar, modern temalar, pano duvar kaplamaları, posterler… Duvarlarda renk ve desen festivali yaratan Dreams Wallpaper&Fabrics’in sahibesi ve kurucusu Meltem Kaya ile rengarenk tasarımları ile duvarların giysisi duvar kağıtlarını ve sezonun trendlerini konuştuk. İlk mağazasını 1996 yılında Fenerbahçe’de açan Dreams, 18 yıldan beri duvar kağıdındaki iddiasını sürdürüyor. Yıllar içinde marka çeşitliliğini daha da artıran firmanın pek çok şehirde bayisi var. Şimdilerde Keyap’ta yeni bir mağaza daha açma hazırlığında.

 

Kendinizden ve Dreams’ten kısaca bahseder misiniz?

1995 yılında kurulan, 1996 yılından bu yana da duvar kağıdı konusunda öncü durumuna gelen firmamız, bu yıllar içinde gelişerek, büyüyerek ve en önemlisi yenilikleri takip ederek, sektöre yenilik ve vizyon katarak ilerlemektedir. Firmamız merkez Keyap’ta olmak üzere, Fenerbahçe‘deki mağazası ve sayısız bayisi aracılığıyla son kullanıcı, mimar, iç mimar, proje ve inşaat firmalarına servis vermekte. Belli başlı bir çok ilimizde, ilçemizde talepler doğrultusunda bayiliklerimiz oluşmuştur yıllar içerisinde. İlk başlangıç noktamız Amerikan ve İtalyan duvar kağıtları olmakla birlikte, Hollanda, Almanya, Fransa, İngiltere’den de yine sektörün önemli ve büyük markaları ile yollarımız zaman içinde kesişmiştir. Distrübütoru olduğumuz markalarımız’dan başlıcaları YORK, Casadeco, Texdecor, Roberto Cavalli, NLXL, Fromental, Sanderson, Zoffany, Harlequin, Morris Co. , Scion, Antology, Tekko, Desima, Arlin’dir.Bana gelince, İTÜ İşletme Mühendisliği mezunuyum. Ardından ODTÜ de master eğitimitimine başlayıp, sonrasında vazgeçip aile şirketimizde çalışma hayatına atıldım. Babamın mesleğinden dolayı farklı bir sektördeki bu şirkette çalışmamın bana çok büyük katkıları oldu. Bu beş yıllık tecrübeden sonra bir şirkette çalışmakla başladım iş hayatıma. Yine Babamın isteği ve desteği ile duvar kağıdı ithalatı yapmaya başladım. Bu benim hayatımda en önemli kavşaklardan biridir. İnsanın sevdiği bir işi yapması çok güzel bir duygu diyebilirim kendi kişisel tecrübelerimden yola çıkarak.

 

2014 deki duvar kağıdı trendini kaç başlıkta toplayabiliriz?

Doğal malzemeler, Natürel renkler, ve de vintage duvar kağıtları

Bu sezonun renkleri neler?

Griler, soft yeşiller, soft pembeler, soft maviler…Yani renkler dekorasyonumuza bahar havasını getiriyor.

Sıkça yurtdışı fuarları ziyaret ettiğnizi biliyorum. Dreams bu sezon bize ne gibi yenilikler getirecek. Yeni markalar var mı?

Geçtiğimiz sene NLXL, Fromental bünyemize katılmıştı. 2014 yılında ise Sanderson, Zoffany, Morris&Co, Scion ve Antology bünyemize katıldı. Bizdeki en güncel gelişmeler şimdilik bunlar, ilerleyen aylarda farklı gelişmeler de bekleyebiliriz.

Duvar kağıdı ve kumaşlarda, stillerin ve trendlerin kullanıcılar tarafından takip edildiğini düşünüyor musunuz?

Tabi ki düşünüyorum. Artık internet sayesinde kullanıcılar artık tüm trendleri takip edebiliyorlar… Dolayısıyla bizler mutlaka bir adım önde olup tüm yenilikleri müşterilerimize heyecanlarını beslemek adına sunmalıyız, sunmaya da çalışıyoruz zaten.

Duvar kağıdı söz konusu olunca ekolojiden bahsedebilir miyiz?

Tabi ki bahsederiz. Hem de çok önemsediğimiz bir konu. Kullanılan PVC, mürekkep, kağıt gibi unsurların insan sağlığına zararsız olarak üreten firmalarla çalşıyoruz, öncelikle bunu belirtmek isterim. Ve diyebilirim ki tüm markalarımız Eco system ve Leed sertifikalı üretim yerlerinde üretilmektedir. Bu nedenle çok talep almamıza rağmen projelerimizde uzak doğu ürünlerine yer vermiyoruz.

Müşterilerinize kombinasyon konusunda nasıl yardımcı oluyorsunuz? Duvar kağıdı ile kumaşların birbiriyle seçimi neden bu kadar önemli?

Kumaşınızı seçtiniz, desen ve renk odanın kalanı için çok bağlayıcı olabiliyor, aynı deseni farklı bir markada yada duvar kağıdında bulamayacağınızdan desen ve renk karmaşası yaşayabilirsiniz. Ama eğer kombin kumaşı olan bir duvar kağıdı markası seçerseniz, özellikle çocuk odaları, yatak odalarında işiniz çok ama çok kolaylaşmakta ve mekanları bir anda kumaş ve duvar kağıdıyla hem canlandırmış, hem giydirmiş oluyorsunuz.

Dekorasyonda sizin stiliniz nedir?

Sizin stiliniz deyince biraz düşünmek için durakladım, çünkü mekana ve çevresel faktörlere göre değişken bu sorunuzun cevabı. Nedenine gelince aslında şehir yaşamında, metropol de yaşıyorsam, daha çok fonksiyonel ve yalın ürünler dekorasyon tarzım diyebilirim. Ama yazlığım bir taş ev ve o taş evin ruhunu bozmayan provans tarz çok hissediliyor. Ama yüksek tavanlı bir eski Fransız mimarisinde oturma şansım olsaydı orada eklektik bir tarzım olurdu. Ya da eski bir köşkte yaşasaydım, klasik ve moderni karıştırırdım. Doğrusu, mekan ve çevre ile doğru orantılı bir stilim var ve asla durağan değil…

Peki ya çocuklar, onları da unutmadığınızı biliyorum. Kısaca çocuk koleksiyonunuz dan da bahseder misiniz?

Çocuklar ve bebekler bizim en önemli müşterilerimiz. Onların renkli, yaratıcı dünyalarına girmek ve algılarını, hayallerini oluşturmak çok güzel. Bu konuda çok iddialıyız, York’un yaratıcı çocuk koleksiyonları, Disney’in muhteşem masalsı kahramanları, Roommates’in tüm çizgisel kahramanların stickerları, Casadeco’nun bebekler için sunduğu zengin duvar kağıdı ve kumaşları, Harlequin ve Sanderson’un renkli, trend desenleri ile bu konuda sanırım sektörün en zengin koleksiyonu ile sınırsız kombinasyonlar yapabiliyoruz. Bebek bekleyen herkesin yolu mutlaka bir gün Dreams’e düşer.

2014 trendleri :

Doğal malzeme özellikli duvar kaplamaları, geometrik desenler, çiçekli romantik desenler ve gümüş renkler şeklinde özetleyebiliriz 2014 trendlerini. Modern duvar kâğıtları karşımıza kumaş, ahşap, tuğla, beton, çimento, doğal taş ve metal görünümlerine bürünerek çıkacak. Bugünlerde büyük desenler, üç boyutlu görünümler, farklı perspektifler, çizimler, harika duvar kâğıdı tasarımları yaratıyor. Bu özel tasarımlar ve dokular mekânlara görsel açıdan farklılık katıyor. Renklerde ise doğal toprak tonlarının yanı sıra, vizon, mavi, yeşil, gümüş, bronz gibi metalik etkiler yaratan tonlar ağırlıkta. Dekorasyondaki moda renkler ve trendler her yıl değişmesine rağmen, doğal renkler ile doğal malzemelerin kullanımı, özgün ve sade tasarımlar, metalik etkiler çoğunlukla değişmiyor. Sadelik her zaman var oluyor ama çok iddialı tasarımlar da çoğunlukla sezonu etkiliyor.

Dreams Wallpaper, yenilikçi trendleri takip ederken, dünya markalarını da getirmeye devam ediyor. Firmanın bünyesinde yeralan İngiliz, Amerikan, Fransız, İspanyol markalı duvar kağıtlarının yanısıra İtalyan ‘Roberto Cavalli Home’ koleksiyonlarında Cavalli’nin desenlerini ve yaratıcılığını duvarlara taşımak harika bir duygu yaratıyor. Tasarımcı koleksiyonları içinde Kanada’lı tasarımcı Candice Olson’un çalışmalarını da Dreams de bulmak mümkün. Dreams Exclusive serisi içinde ise, deniz kabuklu, cam boncuklu, bambu ve çay yapraklı duvar kağıtları ayrıcalıklı bir yer tutuyor. Evimizdeki, ofisimizdeki her kullanım alanı, duvar kağıtları sayesinde bize farklı heyecanlar veren mekanlara dönüşebilir. Siz de duvarlarınızı duvar kağıtlarıyla, panolarla giydirin, düşlerinizde ki mekanları yaratın diyoruz özetle müşterilerimize…
Dreams Wallpapers&Fabrics

Cemil Topuzlu Cad, İş Bankası Blokları,
F Blok, Fenerbahçe, İstanbul
(0216 360 55 74 ) www.dreamswall.com

 

dergi_form_nisan