fener

Semt Dosyası Çengelköy

Nisanın gelişi ile baharı selamlarken sahil havasını ve tarihi kokan Semt’leri araştırmaya devam ediyoruz.  Çengelköy’ün çıtır simitçisi, sevimli İstanbul evleri, dar sokakları ve meşhur kahvelerini gezmek,görmek,tatmak için  uzun bir yürüyüşü göze almalı sokak sokak gezmeli baharın tadını çıkarmalı. Elbette boş bulduğunuz yerde denize olta sallamayı da ihmal etmemeli…

 

Peki, nereden geliyor ‘Çengelköy’ ismi diyecek olursanız; Rivayete göre Fatih Sultan Mehmet, fetih hazırlıklarını yaparken Çengelköy sahillerine geliyormuş. Ve burada Bizans’tan kalma gemi çengellerini görürmüş. Böylelikle Semtin isimini buradan aldığını öğreniyoruz.

Koca çınarları, salatalığı, armudu, bademi, Ortadoks’ ların geleneksel denize haç atma ve çıkarma töreni ile, tarihi dokusunu kısmen koruyan bir Semt olan  Çengelköy’ü bir de bizim gözümüzden bakmaya ne dersiniz?

Kuleli Askeri Lisesi

İstanbul Boğazı’nın kıyısındaki tarihi binaların arasında kendine yer edinen Kuleli Askeri Lisesi, harika bir manzaraya sahip. Askeri bir okul olan lisede TSK’ya mevcut subay yetiştirilmekte. Kuleli Askeri Lisesi’nin binasının bulunduğu noktada ilk zamanlar bir manastır ve kule bulunuyordu.

Yavuz Sultan Selim zamanında bu bölgeyi kışla olarak düzenlenmiş. Askeri lisenin ilk temelleri II. Mahmut döneminde atılmış. Askeri lisenin bulunduğu bölgede her Osmanlı padişahı, küçük eklemelerle kendi dönemlerinden izler bırakmış. Kuleli Askeri Lisesi’nin önüne 2006 yılında Türk Bayrağı dikilmiş. Bu bayrak İstanbul’un birçok noktasından görülüyor. Bayrak, 43 metre boyuna sahip olmakla birlikte, şehrin en büyük 2. bayrağı konumunda. Kuleli Askeri Lisesi’nin bir bölümü müze olarak hizmet veriyor. Okul, Üsküdar-Çengelköy’de bulunmasından dolayı kolay bir ulaşım yoluna sahip.

Müzede okul öğrencilerinin şimdiye kadar kazandığı ödüller, çeşitli antika eşyalar sergilenmekte. Müzenin en şık ve en göze çarpan eşyaları arasında ise altın sırmalı koltuklar var. Kuleli Askeri Lisesi’nin tarihi binasına, müzesine ve özellikle muazzam manzarasına mutlaka zaman ayrılmalı.

Çengelköy Börekçisi

1980 yılında Bingöllü Musa Dilbağ’ın girişimiyle kurulan bu işletme, başta Çengelköy olmak üzere Kuzguncuk, Beylerbeyi, Çubuklu, Hisar ve Kanlıca olmak üzere 6 şubesi ile hizmet veriyor. Ahşap bir dükkânın içinde kıymalı, patatesli, ıspanaklı börekler tavsiyemiz. Su böreğini denemekte de fayda var tabii…

Sabri Artam Vakfı Otomobil Müzesi

Ar Collection Başkanı Cengiz Artam, 1985 yılından bu yana biriktirdiği koleksiyon değerindeki 130 otomobili Otomobil Müzesi’nde bir araya getirdi. İlk olarak 4 katlı binanın en alt katında hobi amaçlı otomobil yenileme çalışmaları yürütmek için tamirhane oluşturan Artam 1985 yılında ilk klasik otomobili olan 1964 model tenteli bir Chevrolet alarak ilk başlarda eskimiş klasik otomobilleri alıp tamir etmeyi, onları eski güzelliklerine kavuşturmayı amaçladı . Ancak otomobil sayısı arttıkça koleksiyon tutkusunu dizginleyemeyen Artam 1985’ten bu yana biriktirdiği otomobilleri ar collection olarak gerekli restorasyonlarını yaparak bu binada topladı. 1990’lı yılların ortasında da otomobilleri görmek için hem yurt içinden hem de yurt dışından ziyaretçilerin ilgisi başlayınca binayı müze haline getirmeye karar verdi.

Artam, dört katlı müzede ziyaretçilere tarihe ve önemli kişilere tanıklık etmiş yüzde 90’ını yurtdışından getirdiği 130 otomobili gururla sergiliyor. . Müzede 1909 model otomobil, Türkiye’nin ilk Formula arabası Hupmobile’den, 1928 model ve dünyada bir tane üretilmiş Fiat’a kadar antika değerindeki klasikler, otomobil severlerle buluşuyor.

Tarihi Çınaraltı

70 yıllık bir çay bahçesinde kahvaltı veya sadece bir bardak çay içmenin keyfi bile tartışılmaz.Adını önündeki devasa çınar ağacından (yaklaşık 800 yıllık) alan Tarihi Çınaraltı Çay Bahçesi, Çengelköy’ün medar-ı iftiharı.1963 yılından beri çay bahçesi olarak işletilen mekanın hemen dibinde Fatih döneminde inşa edilmiş Hamdullah Paşa cami ve Hamdullah Paşa yalısı var. Uzun yıllar ilgiyle izlenen Süper Baba dizisindeki Nihat’ın Kahvesi olarak akıllara kazınan Tarihi Çınaraltı Çay Bahçesi, her mevsim ayrı güzel.

Muazzam bir manzaraya sahip olan Çınaraltı ,neredeyse oturduğunuz her açıdan rahatlıkla boğazın güzelliğini izleyebiliyorsunuz. Kapalı alanı da açık alanı da oldukça büyük ve ferah. Hafta içi yer bulmakta sıkıntı yaşamazsınız ancak hafta sonu için aynı şeyi söylemek elbette zor. Usta ellerinden çıkan menemen en çok konuşulan lezzetlerden. Tabloya benzeyen gün batımı manzarası ile yanında bir bardak çay keyfi ise paha biçilemez.

Hamdullah Paşa Camii

Hamdullah Paşa Camii; İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında Üsküdar Çengelköy sahilinde Çınarlı mevkiinde 1820 tarihlerinde Kaptanı Derya Abdullah Ağa tarafından inşa edilmiş. Abdullah Ağa Çengelköy’de kayıkçılık yapan Safranbolulu Kürekçi Ali’nin oğludur. Baba mesleğine devam etmiş ve sonunda saray saltanat kayığına kürekçi olarak alınmış. Saraydaki çalışmalarından dolayı  Sultan II.Mahmut döneminde Bostancı başı olmuş. 1815 tarihinde azledilmiş.Abdullah Ağada Çengelköy’deki evine çekilmiş. Bir yıl sonra Padişah tarafından affedilip tekrar kendisine görev verilmiş. Bu defa silahtar ağası, imrahor, vezir kaptanıderya ve sonunda Sadrazam olmuş. Ama en uzun süre Bostancı başılık yaptığı için bu görevi ile meşhur olmuş.  Bostancıbaşı’lık Osmanlı devlet düzeninde özel önem arz ederdi. Göreve getirilmeleri veya azledilmeleri bizzat padişah tarafından yapılırdı. Sadrazamın bile Bostancıbaşı’na emir vermesi usulden değildir. Abdullah Ağa Kaptanıderya olduğu dönemde yalısının yanına asırlık çınar ağaçları altına bir camii yaptırdı. Bu camii bugün Hamdullah Ağa Camii ismiyle anılıyor. Cami kagir bir yapı ve tek katlı. Dikdörtgen bir plana sahip. Çatısı ahşap ve kiremit kaplı.

Çengelköy Baharatçısı

Küçük bir mahallenin olmazsa olmazlarından aktarlar Çengelköy’de de her sokakta var. Bunlardan biri Çengelköy Baharatçısı. İhtiyacınız olan her türlü bitki mevcut burada.İçeri girdiğinizde muhteşem bir baharat kokusu karşılıyor sizi.Ne yoğun ne rahatsız edici,her şeyden bir tutam almak istiyorsunuz adeta.Çalışanları ise son derece ilgili.Tam bir bitkisel mabet kıvamındaki Çengelköy Baharatçısı 10 yılı aşkın 7 şubesi ile doğal ve organik ürünleri sayesinde sağlık aşılıyor.Franchise sistemi ile büyümek derdinde değiller .İşin sağlık boyutu olduğundan çok fazla büyümek yerine daha çok butik kalmayı  markalarından ve güvenilirliklerinden taviz vermemeyi tercih etmişler.Her çeşit baharattan şifalı otlara,kuru yemişlerden ballara,sağlıklı beslenme kitaplarına kadar her şeyi bulabilirsiniz.Özellikle bize tattırdıkları Tropikal Bitki Çayını ise  denemekte fayda var,aklınızda bulunsun.

Aya Yorgi Kilisesi

Aya Yorgi adını Kapadokyalı bir azizden alıyor ve İngilizler St. George dedikleri bu azizi ülkelerinin koruyucu azizi olarak görüyorlar. Çengelköy İskelesi’nin arkasında yer alan bu 19. yüzyıl kilisesi dıştan bakıldığında daha çok bir depoyu andırıyor. Çan kulesiyle birlikte ilginç bir görüntü sergileyen kilisenin içine girdiğinizde ise harika bir sürpriz bekliyor sizi, sıra dışı ikonlar. Hıristiyan inanışına göre Hz. İsa, Ürdün Nehri’nde vaftiz edildiği için bu olayın anısına deniz, göl ve nehirlere yakın olan kiliselerdeki cemaat ve ruhani temsilciler ayinin ardından sahile gidiyor. Kutsal haç,dualar eşliğinde ruhani lider tarafından suya atılıyor. Burada hazır bulunan gençler suya atlayarak, haçı almak için yarışıyor. Genelde haçı çıkaran kişi, ruhani lider tarafından bir altın haç ile ödüllendiriliyor. Epifani yani vaftiz olarak adlandırılan, aynı zamanda suların kutsanmasını temsil eden bu gelenek, İstanbul’un Çengelköy, Fener, Yeşilköy ve Arnavutköy gibi sahil semtlerinde de uzun yıllardır yapılıyor.

Hatr-ı Kahve

Oymak sokaktaki Hatr-ı Kahve Çengelköy’de fazla kimsenin bilmediği küçük, ama sevimli bir mekan. Rengarenk boyadıkları kaldırım ve nostaljik dekorasyonu ile sokağa girdiğinizde sizi kendisine çekiyor. Belçika usulü yapılan sıcak çikolatası ise tavsiye edilen lezzetlerden. Kendi yaptıkları çikolatalar denemeye değer. Narlı, çilekli, kahveli…Tatlı ekşi veya tatlı fark etmez her damağa hitap eden bir çikolataları var mutlaka.

Kafe’nin tüm dekorasyonu ile mekan sahipleri ilgilenmiş. Merdiven altındaki plaklardan gözünüze çarpan tüm detaylara kadar bizzat kendileri düşünmüş. Son derece samimi ve sıcak bir mekan olan Hatr-ı Kahve’ye mutlaka uğramalı ve çikolata keyfini yaşamalısınız. Daha çok yeni bir mekan olsa da çok yakın bir zamanda Çengelköy’ün sakinleri arasına gireceğinden şüphemiz yok. Ee, ne demişler bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır…

Fil Ambarı

Burası 1800’lü yılların başında fil ambarı adıyla inşa edilmiş. Kulağa pek inandırıcı gelmese de filler bu iskeleden karaya çıkar, bir süre bu ambarda bekletildikten sonra Anadolu’ya gönderilirmiş. İyi de filin Anadolu’da ya da İstanbul’da ne işi var, onu pek anlayabilmiş değilim. Bilindiği üzere Anadolu’nun ilk fili, bir zamanlar Pakistanlı dostlarımızın Ankara hayvanat bahçesine armağan ettikleri Mohini adlı filmiş. Bu fil ambarı daha sonra ispirto fabrikasına dönüşmüş, ardından da tepeden tırnağa restore edildikten sonra lüks ve kaliteli bir balık restoranına.

Fil ambarından restorana…Restorana girildiğinde, aslında orta kata ulaşıyorsunuz. Girişteki restoran katı, oldukça ağır dekorlu. Bir kat merdiven çıkıldığında ise daha geniş pencereli, açık renk dekorlu bir restoran çıkıyor karşınıza. Boğaz’ın Anadolu yakasındaki manzaranın görkemi etkiliyor insanı.Tavanda kumaş kullanılmış, bunun amacı ise; içerideki ses yansımasının önüne geçmek. Önceki yıllarda Anadolu yakasındaki Çapari ve Çatana’dan aşina olduğumuz restoranın müdürü Seyfettin Bey Del Mare’nin mezelerinin çok farklı olduğunun altını çizdiği için, menüden seçim yapmak yerine ona teslim olmakta fayda var.

Sadullah Paşa Yalısı

Yalı, ilk sahiplerinden olan Bağdat Valisi Hamdi Paşa’nın borçları yüzünden 19. asrın başlarında Ayaşlı Esad Muhlis Paşa’ya satılır, Paşa zatüreeden ölünce 1838 doğumlu oğlu Sadullah Paşa’ya kalır ve asıl tuhaflıkların bundan sonra başladığı bilinir.Vanda Ayaşlı’nın büyük-büyük kayınpederi olan Sadullah Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’nun Viyana’daki büyükelçisidir, sefarethanede çalışan genç bir hizmetkârla gönül ilişkisine girer. Devrin hükümdarı Sultan Abdülhamid tarafından İstanbul’a dönmesine bir türlü izin verilmemektedir, memleket hasreti çekerken üstüne üstlük hizmetkâr kızın kendisinden hamile kaldığını öğrenir ve 1891’de havagazıyla intihar eder.

Paşa’nın İstanbul’da, Çengelköy’deki yalıda yaşayan haremi Necibe Hanım ise, haberi duyunca perişan olur.  Sadullah Paşa ile Necibe Hanım’ın büyük oğulları Âsaf Bey’in kaderi de babasıyla aynı olmuş ve yine bir gönül macerası yüzünden 1985 yazında Berlin’de canına kıymıştır. Paşa’nın eşi Necibe Hanım 1917’de vefat eder, yalı Cumhuriyet’in ilk içişleri bakanlarından olan Ahmed Ferid Tek’e satılır, onun vefatıyla kızı Türkolog Emel Esin’e geçer. Emel Esin, yalıyı kendi adıyla kurduğu vakfa devreder ve o da dünyadan 1987’de ayrılır. Binanın daha sonraki sâkini ise, yalıyı Emel Esin Vakfı’ndan kiralayan Ayşegül Nadir’dir.

Ayşegül Nadir’in isminin etrafında yoğunlaşan ve basını bundan senelerce önce uzun müddet meşgul eden meşhur tarihî eser kaçakçılığı olayı da, işte bu yalıda yaşanır.Bütün bunlar belki tesadüf ama Sadullah Paşa’nın ailesinin kaderinde bir tuhaflık olduğu da çokça konuşulur. Aile mensuplarının yaşadığı daha başka üzüntüler de yaşanıyor.

Beylerbeyi Sarayı

Beylerbeyi Sarayı’nın asıl binası haricinde çeşitli eklentileri de bulunmakta. Bu eklentilerle birlikte adeta bir saray kampüsünden söz etmek mümkün. İki adet deniz köşkü haricinde burada Mermer Köşk, Sarı Köşk ve Ahır Köşk isimli köşkler bulunuyor. Beylerbeyi Sarayı Abdulaziz döneminde inşa edilen diğer yapılar gibi Barok izleri taşıyor. Ayrıca çeşitli doğu batı mimari biçimlerinden de etkilendiği biliniyor. Beylerbeyi Sarayı’nın asıl binası iki ana bölümden oluşmakta. Kuzeyde Harem bölümü, güneyde padişah ve çevresinin kullandığı Mabeyn-i Humayun bulunuyor. Sarayın altı büyük salonu var. Üç kapısı bulunan sarayın 24 oda, birer adet hamam ve banyo bulunuyor.

Beylerbeyi Sarayı içinde altın işçiliğinin en güzel örnekleri sergilenmekte. Resim ve yazı süslemeleri, çeşitli nakış ürünleri sarayın her yanını süslüyor. İnşa sırasında Abdulaziz’in saray içine özen gösterdiği belirtilmekte, kimi hat ürünlerinin padişah elinden çıktığı biliniyor. Uluslar arası davetlerin verildiği Kabul Salonu içinde bir havuz da bulunuyor. Aynı zamanda saray bahçesinde de denizden beslenen bir havuz  daha yer alıyor. Beylerbeyi Sarayı Osmanlı’nın son dönem eserleri içinde mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. Sarayın eklentileri arasında olan üç köşk II.Mahmud dönemi eserlerindendir. Bunlar içinde özellikle Ahır Köşkü büyük dikkat çeken bir köşk. Osmanlı’nın atlara gösterdiği özeni anlatan bu köşk süslemeli ve özel dizaynlı yapısıyla dikkat çekiyor. Atlara ayrılan bölümler hiç görülmemiş büyüklükte ve güzellikte. Mermer ve Sarı Köşk isimli köşkler de süslemeli yapıları ve mimari güzellikleriyle oldukça dikkat çekiyor.

Sumahan On The Water

Boğaziçi kıyısında bulunan Sumahan – on the Water, eskiden içki fabrikası olarak kullanılmış 19. yüzyıldan kalma yenilenmiş bir binada yer alır. Otel, son derece lüks ve Boğaz manzaralı odalar sunmaktadır. Odaların çoğunda Türk usulü mermer banyolar vardır. Modern döşenmiş odalarda ahşap kirişli tavanlar veya şömine gibi orijinal unsurlar aynen korunmuştur. Sumahan bünyesindeki sağlıklı yaşam merkezi geleneksel bir Türk hamamına ve fitness merkezine sahiptir. Sağlıklı yaşam merkezinde vücudunuza zindelik ve canlılık kazandıracak bir masajla kendinizi şımartabilirsiniz. Tapasuma Restaurant’ta Türk ve Akdeniz mutfaklarından mezeler sunulmaktadır.

Boğaziçi Köprüsü ile İstanbul silüetinin muhteşem manzarasını sunan Waterfront Café’de dünya mutfaklarından çorbalar, salatalar, makarnalar ve sandviçler servis edilmektedir. Burada her gün kahvaltı servisi de yapılmaktadır. Sumahan – on the Water, İstanbul’un Avrupa yakasına vapurla doğrudan ulaşım imkanı sağlayan Çengelköy İskelesi’ne yaklaşık 5 dakikalık yürüme mesafesindedir. Otelde ücretsiz özel otopark da mevcuttur. Uskudar iş, doğa ve eğlence ilgilenen gezginler için harika bir seçenek. Bu bölgede konaklayan konuklar civarda harika bar ve restoranlar keşfedecek.

Tapasuma

Doğunun batı ile bütünleştiği mistik şehir İstanbul’un Çengelköy kıyısında, yepyeni bir konsept ve alışılagelmişin dışındaki tasarımıyla hizmet veren TAPASUMA, tarihi “suma fabrikası” Sumahan on the Water otelinin bünyesinde ziyaretçilerine sunuyor. Boğazın olmazsa olmaz mevsim balıklarının yanısıra, modern Türk ve Akdeniz mutfağından sıradışı örnekleri ve leziz Türk mezelerini lokmalıklar olarak çok farklı bir konseptde sunan deneyimli Baş Aşçı Gökay Çakıroğlu, mekanın sekiz metrelik muhteşem yiyecek barında, konukların midelerine olduğu kadar gözlerine de sanatsal bir görüntü sunuyor.  Tapasuma, muhteşem konumu, Boğaz’ın tamamına hakim manzarası, yanıbaşındaki denizin sürekli değişen mavi-yeşil-gri renkleri ve bugünü ahenkle harmanlayan mimarisi ile kuşatılmış özel bir mekandır.Gündüz iş yemekleri, akşam özel toplantılar ve kutlamalar, gün batımında huzurlu bir mola yeri olarak tercih edilen Tapasuma, kendine özel teknesi ile sizi İstanbul’un trafiğinden de kurtarıyor.

dfot

 

YAZ SOFRALARI

Uzun ve keyifli sohbetler açık havadaki buluşma mekanları, davet sofraları, büyüleyici renkler ve temalarla hayat buluyor. Yazın bu güzel havasını siz de sofralarınıza yansıtın ve birbirinden şık sofralar hazırlayın. Kır çiçekleri ile masalarınıza tazeliği, farklı kumaş ve aksesuar seçenekleriyle zıtlığın uyumunu sofralarınıza taşıyın.

Provans’ın tazeliği…

Sofranıza ayak uyduracak patine, doğal ahşap veya  mobilyalarınızı çiçek desenli minderlerle taçlandırın. Provans bir davet sofrası hazırlarken ağaç dallarına asacağınız kumaş fenerli ışık demetlerinden destek alarak, mevsimsiz ve leziz bir mutluluk merkezi oluşturabilirsiniz.

Doğallıktan  ilham alın…

Yalın, fonksiyonel ve aydınlık bir izlenim yaratmanın peşindeyseniz doğal  sofralardan ilham almalısınız. Pastel tonların sıkça kullanıldığı bu stilde, keten masa örtüleri, pembe ve morlarla oluşturulan çiçek düzenlemeleri, kristal kadehler ve seramik yemek takımları ile sofralar doğal ve şık görünecektir. Rafine bir doğallık yaratmak için renk paletinize beyaz, pastel bir sarı, ekru ve mavinin en uçuk tonlarını kullanarak doğallığı masalarınıza taşıyabilirsiniz.

Yazın enerjisiyle doğan rengarenk masalar…

Yazın canlı renklerini siz de sofralarınızda kullanabilir, tabak ve bardaklarınızı canlı renklerden seçerek sofralarınızın çiçek açmasını sağlayabilirsiniz. Kullanacağınız rengarenk detaylar ile masanızda zıtlığın uyumunu yakalayabilirsiniz. Turuncu, mavi, pembe, yeşil, sarı…Doğadaki tüm renkleri masanıza taşıyarak enerjinizi tazeleyebilir, farklı desen kumaşlar veya objeler ile de özgün bir tarz yakalayabilirsiniz. Farklı motiflerle bezenmiş el işi masa örtüleri, ağaç dallarına asacağınız renkli aydınlatmaları ve kır çiçeklerini bir arada kullanarak enerjik bir sofra yaratmanız mümkün.

 

dfot

 

Kır Evi Country Cottage Stili

Rahatlığı ön planda tutan, dingin ve huzurlu bir yaşam sunan, kendini tatile gitmiş gibi hisseden ve doğayla iç içe bir yaşam arayanların tercihidir . Country kırsal, yani geleneksel tarz dekorasyon demek; yaşanmışlık, yani bir eskiye gidiş, eski dönemi anımsatan objeler, eskitme masif mobilyalar, farklı bir romantizm, romantik sıcacık evler demektir. Kısacası modernin tam zıttı bir tarzı temsil eder, daha çok kır evi olarak biliniyor ve kökeni Fransa’ya dayanmaktadır. Amerikan Country,İngiliz Country ve Fransız Country en çok bilinenler arasındadır.

Gerçekte “kır evi tarzı” olarak benimsediğimiz hayatın içinden gelen bu stil, şehir yaşamından uzaklaşmak için sıcak ve davetkar havasıyla kucaklayıcı bir etki yaratmaktadır.. Konforlu, rahat, sıcak ve samimi, pastel veya toprak renklerinin hakim olduğu, yumuşak detaylara sahip mobilyalarla döşenmiş dekorasyon olarak tanımlanabilen Country tarzın doğum yeri Fransa olarak bilinmektedir. 17. ve 18. Yüzyılda Fransa dışında üretilen mobilyaları yapan marangozlar, saray ya da asiller için üretim yapmamaktaydılar. Bu nedenle onların ürettiği mobilyalarda daha basit malzemeler kullanılıp, işçilik daha basit tutulmaktaydı. Ahşap malzeme cilalanmak ya da yaldız kaplanmak yerine sadece boyanıp, kimi zaman kendi renginde bırakılmaktaydı. Kullanılan malzeme daha çok meşe, meyve ağaçları, ceviz ve bazen de maundu. Yüzeyler süslenmemekte, cilalanmamaktaydı ama biçim olarak mobilyalar asillerin evlerinden ilham alınmaktaydı. Paris’i hariç, Fransa’nın ‘Provans’ olarak adlandırılan bölgesinde üretilen mobilyaları ve mimariyi referans alan country stiline bugün beyaz mobilyalar, patine zeminler ve ahşap dokular eşlik ederek özellikle kır evi stili olarak bilinen stil günümüzde modern country olarak yeniden şekillendirilmektedir.

Country tarzı uygularken unutulmaması gereken ilk ve en önemli detay; sadelik, ferahlık ve samimiyettir. Daha çok pastel ve toprak renklerinin hakim olduğu ve ayrıca içine doğada bulunan renklerin estiği bir tarz olarak karşımıza çıkmaktadır.

Renk kullanımı

Bir kır stili olduğu için pencereden bakıldığında görülebilecek  tüm doğa renkleri ilham kaynağı olabilecektir. Yeşili, maviyi, çiçek renklerinin güneş ışığında biraz  soldurulduğunda oluşan bu mat renkler desenlerle birleştirilip kullanılır genellikle. Bunlar beyaz, krem veya toprak tonlarıyla kombinlenebilir, pastel renk tonları üzerinde gitmek harika sonuçlar verecektir.

Zemin beyaz, mobilyalar kahverengi, krem ya da toprak tonlarında kurgulandığında genel renk seçiminin yapılırken  aynı renk paleti üzerinde gidilmesi homojen bir etki verecektir. Kontrastlık oluşturulmak  istendiğinde, seçilecek rengin mekanda kargaşa yaratmaması için kontrastlık oranının birbirine yakın tutulması uygun olmaktadır. Evin tamamında ferah ve havadar bir ortam yaratmak için kesinlikle koyu kırmızı, koyu mor gibi tonlardan kaçmak gerekmektedir.

 

Mobilya seçimi

 

 

Country tarzda daha çok açık renkli ahşap malzemeler kullanılmaktadır. Doğal ahşaplar, ceviz, maun en fazla tercih edilenlerdendir. Ayrıca hasır ve bambu mobilyalar da özellikle kış bahçelerinde, teraslarda veya evin herhangi bir köşesinde kullanılabilmekte ve oldukça şık bir hava vermektedir. Büyük kanepeler, yumuşak sandalyeler, cilasız masif mobilyalar, antika objeler, ahşap sehpalar, masalar sayısı çok tutulmadan ve karmaşa yaratılmadan doğru konumlandırma ile bu tarz bir dekorasyonda yerini almaktadır. Tarzın koltukları oldukça geniş, oturma ve yaslanma yerleri tanımlanabilmektedir. Keskin değil yuvarlak hatlı mobilyalar daha sıcak ve samimi etki yaratmaktadır. Her ne kadar eskilerde kaldığı düşünülse de ahşap camlı bir vitrin bu tarzın tamamlayıcısı olmaktadır. Mobilyalarda el işçiliği çok önemlidir. Çok az da olsa oymalar kullanılır ama bu durum genel görünümün sadeliğini bozmamalıdır.

Country tarz bir dekorasyonda, yeniden kazanılmış mobilyalar ön plana çıkmaktadır. Aileden kalma bir konsol ya da eski bir ahşap ustasının elinde çıkmış yemek masası evin en önemli parçası haline gelebilmekte ve eski bir mobilya gerçek kullanımından başka bir amaçla yeni bir işlev kazandırılarak tarzın daha etkin olarak uygulanması mümkün olabilmektedir.

Yatak başı olarak ferforje kullanmak etkili olmaktadır. Beyaz ya da pastel tonlarda boyalı ve eskitmeli olarak kullanılabilir. Salon için ağaçtan bir yemek masası seçilebilir. Üzeri sıfır zımparalanmış ve cila atılmış modeller yerine direkt ağaç görünümlü ve mat cilaya sahip modellerle daha doğal bir görüntü yakalanabilir.

 

Kumaşlar

 

 

Koltuk ve sandalye döşemelerinde, yastıklarda daha çok pamuk, keten  kumaşlar tercih edilmelidir. Düz, çizgili, ekose veya çiçekli desenler birbiriyle kolaylıkla kombin edilebilir.

Minik çiçek desenli kumaşların düz ve açık tonlarda kumaşlarla birlikte kullanılması tavsiye edilir, son yıllarda ayrıca çiçeklilerin pastel baskın olmayan çizgili desenlerle de kullanımı artmıştır…Ayrıca çıkış noktası ile bağlantılı olarak lavanta, zeytin, üzüm ve kelebek desenleri tarza imza atmaktadır. Göz yormayan renklerden oluşturulacak bu desenler evin daimi baharda olmasını sağlayacaktır.

 

Aksesuarlar

 

 

Aksesuar denilince bu stilin iki ana kahramanı vardır; biri ferforje objeler diğeri ise hasır sepetler. Seramik ve topraktan yapılmış aksesuarlar da aralara serpiştirilebilir. Doğal olan her şeyin bu stilde yeri olduğu kesin. Ayrıca mutlaka abajur kullanılmalıdır. Sadece yatak odası için değil salon aydınlatması için de abajur stilin olmazsa olmazlarından biridir.

Büyüleyici porselen tabaklar, eski şapkalar, antika müzik aletleri, aileden kalma objeler, koleksiyon parçaları bu stilin en önemli aksesuarlarıdır. Desenli kırlentler bakır tencereler, hoş kokulu doğal sabunlar, saksılarda canlı çiçekler, yeşillikler dekorasyonu tamamlayan ince detaylardır. Bu tarzda bakırlar, çömlekler, döküm tencereler temel işlevlerinin yanı sıra birer dekorasyon objesine dönüşmektedir. Çekmece ve dolap diplerinde sergilenmeyi bekleyen aile yadigarı objeler, pastel tonlardaki ev tekstilleri ve taze çiçekler bu stilin anahtar parçalarındandır. Tarza uyumlu şamdanlar, mumluklar ve kuş kafesleri kalabalık yaratmamak şartıyla zeminde de kullanılabilmektedir.

 

 

Country tarzla uyumlu detaylar
Beyaz, krem mobilyalar ve özellikle eskitme mobilyalar
Evde bir yerlerde taze çiçek yada koltukta, minderde, perdede çiçekli desen
Bir kuş kafesi objesi, gösterişli şamdanlar, uzun zarif mumlar, fenerler…
Şömine, doğal taş duvar kaplaması
Rustik  taş desenler ve tuğlalar,
Ferforje objeler
Hasır sepetler, ahşap objeler

 

 

Country tarza asla uymayacak detaylar

 

Metal ve dijital objeler
Modern raflı duvar üniteleri
Ses sistemi, hoparlörleri vs gibi ev teknolojilerinin açıkta ve çok göz önünde olması,
Köşe koltuk takımları kullanılması
Lake, parlak kapaklı mutfak dolapları ve tezgahlar tercih edilmesi,
Düz hatlı, metal, modern avizeler, spotlar, aplikler seçilmesi, Fresh bir etki, pastoral bir hava ve romantik çağrışımlar için bu yaz evinizde tam da country tarz uygulama zamanıdır.

dfot

 

 

DOĞAYLA ARANIZA HİÇ KİMSEYİ VEYA HİÇBİRŞEYİ SOKMAK İSTEMEDİĞİNİZ ANLARDA, BU SIRADIŞI BALON EVLER TAM SİZE GÖRE

 

Büyülü hislerin yaratıcısı Attrap Reves 2010’da kurulmuş bir aile şirketi. Otelcilik sektöründe uzmanlık yapan bir ağabey multimedya yayıncılık mezunu bir kız kardeş, inşaat sektöründe bir baba ve dekorasyona özel ilgili bir anne, markanın mimarları.

Fransa’da balonların içinde sıradışı bir konaklama fırsatı sunuyorlar macera ve doğa severlere. Sıcak misafirperverlikleri ve mükemmel hizmetleri ile de öne çıkıyorlar sektörde.

Nicelikten çok niteliği önemsiyorlar. Kalabalıktan uzak, doğanın tam ortasında, 6 balondan oluşan bir kompleks sadece aslına bakacak olursanız, bahsettiğimiz bu özel konaklama serüveni.

Balonlar tamamen geri dönüştürülebilen materyaller ile hazırlanmış. Düşük enerjili aydınlatma, çevreye asla zarar vermeyecek kolay kurulum imkanı ilei ekolojik bir yaklaşımla yola çıkılmış. Konumlandıkları bölge özenle seçilmiş. Farklı bölgelere de açılarak büyümeye devam etmeyi hedefliyorlar. 11000’den fazla ziyaretçileri olmuş bu güne kadar.

Biri sade tasarımlı, beyaz elegan stilde bir balon veya oryantal atmosferi olan güneşin renklerini almış bir diğeri, romantik, zen ve çimle kaplanmış doğal stilde olmak üzere iki konsept seçenekleri var. Ayrıca kapalı ya da şeffaf balon alternetifleri de mevcut, bu sıra dışı konaklama tecrübesini yaşamayı seçtiğinizde.

Kompleksin bütününde konaklanacak balonlar ve duş kabinleri, otopark gibi hizmet amaçlı yapılanmalar birbirinden oldukça uzakta konumlandırılmış özellikle. Alanla ayrı bir bölgede otopark, özel duş kabinleri var. Fenerler, teleskop ve bir yıldız tablosu gece yaşanabilecek, akılalmaz gökyüzü deneyimi için en uygun gereçler. Ziyaretçiler, her bir balona kendi patikasından ulaşılıyor ve böylece kişiye özel bir alanı oluşmasına izin veren bir yerleşim planı ortaya çıkıyor.

Yıldızların altında uyumak, ayı seyretmek, jakuzi balonunda doğayla başbaşa vakit geçirmek, tüm stresten tamamen arınmak galiba tam anlamıyla sadece burada mümkün. Siz ne dersiniz? Doğayla başbaşa kalmak için bundan daha güzel kaç fırsat çıkabilir karşımıza?

dfot