Louis Vuitton Vakfı

Frank Gehry’den Sıradışı Bir Bina: Louis Vuitton Vakfı

Akgün Akdil

Paris’in en büyük parklarından biri olan Jardin d’Acclimatation’da  inşa edilen Louis Vuitton Vakfı mimar Frank Gehry’nin heykelsi stiliyle beğeni topluyor. 6 yıl süren inşaat çalışmalarından sonra hayata geçirilen proje uçsuz bucaksız bir ormanın ve özel olarak tasarlanmış su bahçesinde içerisinde yer alan bir yelkenli görünümünde.

Frank Gehry’nin tasarladığı bu bina, sağlamlık ve sıradışılığıyla Louis Vuitton Vakfı’nın ilk sanatsal girişimini  temsil ediyor. Mahatma Gandhi Caddesi’nin bitişiğinde Boulogne Ormanı’ndaki Jardin d’Acclimatation’da konumlanan bina, 12 cam yelkeniyle adeta büyük bir gemi görüntüsünde. Bu amaç için özel olarak tasarlanan bir su bahçesinde yer alan yapı, orman ve bahçeye karışırken ışık ve ayna oyunları oluşturuyor.

Louis Vuitton Vakfı 7.000 m2‘lik kamuya açık bir alanda

11.000 m2 üzerine konumlandırılmış. Bu büyük yapı; koleksiyonlar, sanatçıların katkıları ve güncel  sergiler için ayrılmış 11 galerisi  ve 350 kişilik oditoryumuyla 3.850 m2‘lik bir  müze alanı oluşturuyor. 

Vakfa gelen ziyaretçiler teras katında Paris, La Défense ve çevresindeki bölgelerin olağanüstü güzellikteki manzarasının keyfini çıkararak turu tamamlayabilirler. Louis Vuitton Vakfı’nın üstünden Eyfel Kulesi’nden başlayıp Bois de Boulogne’a, Jardin’deki Pigeon Tower’dan La Défense’taki gökdelenlere kadar geniş, yepyeni bir Paris manzarası keşfedebilirler.

Müzenin ayrıcalıklı peyzaj tasarımlı bahçesi, yaratıcı ve yenilikçi mimarisi ve olabildiğince çok insana kapılarını açmayı hedefleyen yeni kültürel merkezi, yerel aileler ve tüm dünyadan gelen turistler kadar mimarlık ve çağdaş sanat düşkünlerini de cezbetmek için tasarlanmış. Yer aldığı binanın görüntüsünden ve kucakladığı büyük ölçekli sanatsal projeyle bağdaşık olarak  Louis Vuitton Vakfı, Paris manzarasının tamamlayıcı unsurlarından biri olmaya ve ileriki yıllarda uluslararası bir referans noktası haline gelmeye aday.

21.Yüzyıl mimarisinde

yeni bir dönüm noktası

Frank Gehry’nin Louis Vuitton Vakfı için tasarladığı bina ilk taslaktan başlayarak sanatsal bir duruşu temsil ediyor. Bu bina onun tüm yöntemlerini, kodlarını ve ifade biçimlerini  birleştiriyor ve Gehry’nin profesyonel hayatında yeni bir döneme işaret ediyor.  Frank Gehry ilk çiziminde Proust’un izinden giderek geç 19. yüzyıl cam ve bahçe mimarisinin hafifliğinden ilham almış. 

Pek çok deneme sonunda, bina bir kayık ya da gemi formunda çıkışı yakaladı. Bir su bahçesinde, Jardin d’Acclimation’un asırlık ağaçları arasında doğal ortamın içinde kaybolurcasına bir uyum yakaladı. Malzeme seçimi şeffaflık fikrini yansıtıyor.  Bina ona hacim katan ve “buzdağı” olarak tanımlanan cam blokların oluşturduğu bir kabukla çevreleniyor. Nihai halini alan bina maketi daha sonra proje için dijital bir model sağlamak için taranmış. Mimar Frank Gehry camı kullanarak bu projede -özellikle de kendi öngörüsünü hayata geçirmekte- devrimsel bir yaklaşım seçmiş oldu. Frank Gehry bu noktayı şöyle açıklıyor;  ”  Dileğimiz saat ve değişen ışık ile evrilen, geçici etkilerin ve sürekli değişimlerin olduğu bir bina tasarlamaktı”  Bu mimari meydan okuma 21. yüzyılın ikonik mimari başarılarından biridir. Louis Vuitton Vakfı Başkanı Bernard Arnault “Çağımızın en büyük mimarlarından biri olan Frank Gehry’nin 21. yüzyıl mimarisine muhteşem bir anıt tasarlamak sınısını göze alacağını biliyordum. O, bizim Louis Vuitton olarak her zaman tanımladığınız mükemmellik ve kalıcı mesleki değerleri kucaklayan, gerçek bir vizyoner olduğunu kanıtladı. Gehry’nin bu binası gerçek bir başyapıt. Frédéric Migayrou açılış için, vakfın zemin katında bu dikkate değer eseri tüm yönleriyle ele alan bir sergi tasarladı. Bu sergi, Frank Gehry’nin şu sıralar Paris’teki Centre Pompidou’da bizim teşvikimizle sergilenen retrospektif işleriyle de zenginleştirici bir bağ kuruyor.” diyor.

Frank Gehry’nin binası aslında vakfın sanatsal yaratıcılık yaklaşımıyla halka açılarak başlattığı ve zamanla çağrısını teyit edecek ilk sanatsal adımı.  Vakıf öncelikle kendini sanattaki yeni eğilimlere ve çağdaş yaratıma adayacak. Aynı zamanda da, özellikle 20. yüzyıl modern sanatına tarihsel bir perspektif sunacak. Bu yaklaşımla, ziyaretçiler yeniliklerle kendilerine tanıdık gelen bir ortamda  temas kuracaklar. Nitekim, geçmişe bakmak en beklenmedik fikirlere daha açık hale gelmek için en iyi yol olabilir. Louis Vuitton Vakfı  özel tercihlere ve net olarak ifade edilen yaklaşımlara uygunluklarıyla alınmış ya da sipariş verilmiş işleri görmeye davet ediyor bizi.

Keys to a passion / Tutkunun Anahtarları

Louis Vuitton Vakfı açılış programının üçüncü adımı olarak “Keys to a passion/Tutkunun Anahtarları” adlı bir sergi sunuyor. 6 Temmuz 2015 tarihine kadar sürecek sergide 20. yüzyıl sanat tarihinin seyrini değiştirmiş ve modernitenin gelişmesinde önemli etkileri olan sanat eserlerine yer veriliyor. Sergide    eserlerini görebileceğiniz sanatçılardan bazıları Mondrian, Malevich, Rothko, Delaunay, Léger, Picabia, Munch, Dix, Giacometti, Matisse, Kupka ve Severini.