estetik

dfot

 

Çin’in Tılsımlı Kapıları 

Tüm dünya medeniyetlerinin mimari kültürlerinde kendilerine has çizgilerini en güzel şekilde yansıttıkları detaylardır kapılar.  Zenginlikleri ve farklılıkları  ile çeşitlilik gösterirken ana hatları ile ait oldukları ülkelerin kültürlerinin ortak stilini yansıtırlar.

 

Yapı ile ilgili strüktürel ihtiyaçların dışında  kapıların stilinin oluşmasındaki en önemli etmenlerden biri ise toplumsal  inançlar ve geleneklerdir. Özellikle ana giriş kapılarına insanlar tarafından birçok anlam yüklenmiştir. Yapılarda kapılar aracılığı ile evin içine dışardaki dünyadan farklı, daha özel ve korunaklı mekansal  anlamlar katılmak istenir ve pozitif düşünceler ile bağdaşması arzu edilir.  Kapı bir geçiş yoludur adeta.  Özellikle doğu kültürlerinde simgeler ve imgeler ile kapılara umutlar bağlanır.

 

Kapı konusunun kendisine has ilginç anlamlarla bezenerek tasarlanmış tipik örnekleri özellikle Çin’ in  tarihi yerleşim bölgelerinde karşımıza çıkar.  Çoğu masif ahşap üzerine çeşitli motifler oyularak yapılan kapıların sağında solunda ve hatta alın kısmında yazılar yer alır. Bunlar Çin Yeni Yılında yazılan evin gelecekteki tüm sene için bereketi ve şansı ile ilgili dileklerin yer aldığı  şiir ve mısralar olur.  Feng Shui ilkesine göre  kapıların üst kısmına ayna yerleştirilerek kötü ruhun evden uzaklaşmasının beklendiği de görülür.

 

Çin mimarisinin en önde gelen simetri ilkesi kapılarda da kendisini gösterir. Kapı tanrısı adı verilen iki Çinli koruyucu asker resminin birbirine bakar şekilde konumlandırılarak çift kapı paneline yerleştirilmesi  ise süslediği evi, tapınağı, iş yerini kötü ruhlardan koruyacağına inancı ile daha çok eski yapılarda kendini karşımıza çıkar.  Bu inancın kökleri 7.yy Tang imparatorluk dönemine kadar uzanır. Bir imparatorluk simgesi halinde iken tüm Çin’e yayılarak sıradan ailelerin kapılarında folklorik kahramanlar ve mitolojik figürler ile yerlerini alırlar.

 

Çin de kırmızı rengin bolluk, bereket ve şans getireceğine dair inanç mekanlarda dekoratif malzemelerde bu renge bol bol yer verilmesine sebep olur. Gene kapılarda da kırmızı tılsımlı bir renk olarak karşımıza çıkar. Bazen kapı kırmızıya boyanır, bazen de kırmızı süsler ile dekore edilir.

 

Geleneksel Çin mimarisinde bir başka tipik kapı ise bahçede yerini alır. Bahçe duvarına yuvarlak ay şekli ile oyulan ve  Ay Kapısı olarak adlandırılan pasaj evin bahçesine geçiş alanı sağlar. İlk olarak Çin deki asilzadelerin evleri için tasarlanmış sonra tüm güzel bahçelere yayılmıştır. Bu kapının amacı evin bahçesine davetkar bir görünüm vermesi, gene bereketi ve iyi şansı davet etmesidir.

 

Dünyanın en eski uygarlıklarından bir olan Çin de kapılara yüklenen bunca anlamın oldukça ilham verici olduğunu düşünüyorum. Evin bu en tılsımlı elementini bir takım sembol ve renkler ile tasarlayarak özelleştirmek hem çok yaratıcı, hem de çok estetik. Üstelik kırmızıda kapılara çok yakışıyor. Hatta iyi şansı sembolize eden bir kaç kaligrafik karakter de çok hoş durabilir. Denemeye değer ne dersiniz?

dfot

Avli Suites

Girit’teki bu malikane 1530 yılında inşa edilmiş. Frenkler, Osmanlılar, Yunanlılar, Venedikliler ile zamanda yolculuk yapmış. Şimdi bu duvarların arasında geçmişten gelen fısıltıları dinlemek, Girit geleneklerini tanımak ve deneyimlemek için Avli süitlerine davetlisiniz.

Avli’de oldukça misafirperver bir ekip var. Tarihe tanıklık edecek, büyülü anlar geçirecek ve aynı zamanda eşsiz lezzetleri deneyebileceğiniz bir yer. Süitlerin tarihi dokusu ile çarpıcı bir dekorasyonu kombine ederek, göz alıcı bir atmosfer yaratmak istemişler. Odaların büyüklüğü 33 ve 58 m2 arasında değişiyor.

Otelin yaratıcısı Katerina, çocukluğunda kalabalık ailesiyle yaşadığı neşe ve kahkaha dolu yazları, paylaşım dolu yemek saatlerini, misafirleriyle bu tatları, anları, sevgiyi paylaştıkları zamanların duygusunu Avli’de de konuklarına yaşatmak üzere yola çıkmış.

Otel 25 yıl önce 1987’de açılmış. Geleneksel Girit mimarisi modern lüks ve estetik ile birleştirilmiş. Tamamen süitlerden oluşan otelde organik malzemelerle geleneksel ve çağdaş lezzetleri buluşturan restoranlar, 400ün üzerinde çeşit barındıran şarap mahzeni, geleneksel ürünlerin satıldığı market bulunuyor. Yedi süitten birini seçip, taze meyvelerle karşılandığınız otelde, taş söşemeli terasta kale manzarasını seyrederken 15.yy atmosferini yaşayacak, tüm ihtiyaçlarınızın karşılanacağı konforun tadını çıkaracaksınız.

 

dfot

 

Lüks ve Bohem

Bir Deneyim

 

 

“Lüks nedir? Lüks, benim için, gerçekten İSTEDİĞİM şeyi yapabilmektir.”

Thomas Hayne

 

Neredeyse 10 yıllık bir süre boyunca Mykonos’taki dünyaca ünlü Paradise Club’ı işlettikten sonra, İki Alman Thomas Hayne ve Mario Mario Mertel Design Hotels ekibi ile birleşerek San Giorgio’yu yaratmış. Bu başarılı birlikteliğin de etkisiyle, ortaya vazgeçilmez bir tatil destinasyonu çıkmış. 60’ların bohem yaşamı, jet-set ve çingene yaklaşımını karıştıran “gypset”  stili bir ambiyans oluşturmuşlar. San Giorgio’da her şey konfor ve keyif alabilmek üzerine  planlanmış.

Boş vakitler oldukça fazla ve misafirler de bu vakitlerde mümkün oldukça enerji sarfetmemeye ve daha çok pozitif enerji üretmeye teşvik ediliyor. San Giorgio’ya gitmek en cool arkadaşınızın yazlık evini ziyaret etmeye benziyor. Zarafet, estetik, lezzet dolu bir görsel şölen ve adanın en çok konuşulan ziyafetlerini düzenleyen bir arkadaş.

34 odalı yapı komşu Paradise Club ile birleşti ve mal sahipleri Thomas Hayne ve Mario Hertel, Markos Daktilidis yani Paradise plajının sahibiyle birlikte San Giorgio’yu kurdular. Mykonos sadece gece hayatıyla değil, Avrupa’da ilk beşte yer alan plajları, resim gibi beyaz evleri, berrak mavi suları ve çekici ara sokaklarıyla tipik bir Yunan cenneti. Alman doğumlu ikili dümenin başına 2004’te geçmiş.

Her şeyi geride bırakıp burada 6 haftalık bir tatil yaptıktan sonra, Mykonos’a taşınmışlar. Konuklarının ihtiyaçlarını çok iyi anlayan San Giorgio, birkaç yıl içinde dünyaca ünlü Dj’lerin yaz sezonu boyunca  muhakkak uğradığı bir durak haline gelmiş.

San Giorgio deniz manzarasına uyanmak, sevgiyle yapılmış yemekleri tatmak ve kalabalıkla yıldızların altında dans etmek gibi kolay ulaşılacak zevkleri arayanlar için tasarlanmış. Otelin sahipleri projenin her detayıyla bizzat ilgilenmişler.

Her zaman bir otel sahibi olmayı isteyen Alman ikili, odaların her birine ayrı karakter vermeyi, her kış yeni düzenlemeler yaparak yazın sürprizlerle geri dönmeyi bir tutku haline getirmişler. Otel konum ve bina olarak, ilk karşılaştıkları andan itibaren onları bu işe başlamaya ikna etmeye yetmiş.

Şu anda Design Hotels CEO’su olan Claus Sandlinger’in en iyi arkadaşları olmasının da şöhretlerinde etkisi büyük. 25 yıldır arkadaş oldukları bu ekiple, bu hem eğlenceli, hem de cool projeyi birlikte yürütmeleri tabi ki beraberinde başarıyı getirmiş. Bundan iyi ne olabilir ki?

 

dfot

 

Paola Lenti

Marka uluslar arası tasarım haftasında 2014 koleksiyonunu Milano’da tanıttı. Güzellik ve estetiğe verdikleri öncelik ile beraber, aynı zamanda çevre dostu ve eşsiz bir renk paletinden oluşan koleksiyonlar sunuyorlar. Doğa ve ürün arasında dengeli bir bağlantı kurmaya çalışıyorlar. Modern, fonksiyonel, sınırları olmayan özgün bir görünüme kavuşmuş tasarımlar ortaya çıkıyor.

Şirket yirminci yılında yeniden, basit, uzun ömürlü, elegan, fonksiyonel mobilya üretimi üzerine kurulmuş yaşam vizyonlarını tasdikliyor. Paola Lenti yıldönümlerinde çok önemli bir haber olarak, iç mekan dekorasyonu için de üretim yapacağının müjdesini verdi.Tasarımlardaki yaratıcılık ve kalite, yine yoğun çabalarının, girişimlerinin, verimli takım çalışmalarının ve her detaya gösterdikleri büyük özenin sonucu.

1994’ten beri Paola Lenti dinamik girişimci, araştırmaya ve denemeye dayalı, tasarım dünyasında kendilerini hızla geliştirmeye devam eden bir stratejiyi takip ediyor. Bir Paola Lenti kataloğunun sayfalarını çevirmek, önemli yeni tasarım düzenlemelerini keşfetmek, zıtlığın tamamlayıcı olduğu, eski, yeni, geleneksel, teknolojik, bütün kavramların iç içe geçtiğini görmeyi beraberinde getiriyor.

1994’ten beri Paola Lenti dinamik girişimci, araştırmaya ve denemeye dayalı, tasarım dünyasında kendilerini hızla geliştirmeye devam eden bir stratejiyi takip ediyor. Bir Paola Lenti kataloğunun sayfalarını çevirmek, önemli yeni tasarım düzenlemelerini keşfetmek, zıtlığın tamamlayıcı olduğu, eski, yeni, geleneksel, teknolojik, bütün kavramların iç içe geçtiğini görmeyi beraberinde getiriyor. Metal ve tahtayı dayanıklı olacak şekilde harmanlıyor. Modern ve rahat iç dekorasyon yeniliklerini bahçe mobilya tasarımlarına entegre ediyorlar. Her bir ürün, koleksiyonu orijinal yapan, formlardaki basitlik, materyaldeki yaratıcılık ile farklılığını ortaya koyuyor. Tüm parçalar kalitesi, fonksiyonelliği, renk ve estetiği ile zamansız olması için yaratılmış.

dfot

Timurtaş Onan
 

Röportaj: Ayşe Gülay Hakyemez
 

Portre fotoğrafı: Sennur Onan
 

dfot

“Sanata yakın duran kişilerin, yaşamı özgürce ve önyargısız olarak algılama şansı vardır.”

Timurtaş Onan – Fotoğraf sanatçısı ve yönetmen. İstanbul’da doğdu. Fotoğraf çalışmalarına 1980 yılında başladı. 25 yıldır profesyonel olarak çalışan Onan, bugüne kadar yurtiçi ve yurtdışında birçok etkinliğe katıldı, ödüller aldı, sergiler açtı, kitaplar yayınladı, belgesel filmler çekti, ulusal ve uluslararası yarışmalarda jüri üyesi olarak yer aldı.

 

İstanbul’da mekanlar ve insanlar üzerine, form ve ışığa yoğunlaşarak çalıştığı fotoğraf eserleriyle tanınan sanatçının  20 Mayıs – 28 Haziran tarihleri arasında Merhart Galeri’de açtığı  “Terk edilmiş” sergisi İstanbul’un kullanılmayan ve düşük kapasitede kullanılan iki tersanesinde yaptığı çalışmalardan oluşuyor.

 

Fotoğraf çalışmalarınızı yönlendiren dürtülerden bahsedebilir misiniz?

 

Çalışmalarımı günlük yaşamda gözlemlediklerim, zıtlıklar, toplumsal olaylar, kendi yaşamımdaki travmalar ve kaygılar tetikler, bir de farklı ortamlardaki insanların hikayeleri..

 

Fotoğraflarınızı ayrıştıran özelliklerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?

 

Her kişinin kendini ifade biçimi ve içsel çatışmaları farklıdır. Benim fotoğraflarımı ayrıştıranın da yaşamın bana sunduklarını kendimce yorumlama çabam  olabilir.

 

Sizce fotoğrafı sanata dönüştüren unsurlar nelerdir?

 

Fotoğrafın sanat olabilmesi için sadece konuyu seçmek yetmez . Bu aşamadan sonra fotoğrafçının kendi tasarımı ve estetik kaygıları devreye girer. Fotoğrafın kendisi bir materyaldir. Türlü şekillerde kullanılabilir. Fotoğrafçı kendi tercihlerini kullanarak  özgün bir anlatımla eserini oluşturur.

 

Sanat ve sanatçı tarifiniz nedir?

 

Sanat, insan aklının, sezgilerinin ve tepkilerinin estetik kaygıyla  yorumlanmasıdır diyebilirim.

 

Sanatı mutlulukla nasıl ilişkilendirebilirsiniz?

 

Sanatçı her şeyden önce insan olmalıdır. Özgür ruhlu ve hayal kurabilen biri olmalı ve ürettiklerinde kendi varlığını ortaya koyabilmelidir.

 

Sanat, şiddeti ortadan kaldırmalıdır, yalnız o yapabilir bunu…

(Jean Jacques Rousseau)

Hayranlık duyduğunuz / izlediğiniz sanatçılar var mı?

 

Fotoğrafçılardan Sebastiao Salgado, Robert Doisneau, Brassai, Edward Weston, Pedro Alvarez Bravo özellikle sevdiklerim.  Diğer sanatlardan çok sevdiğim sanatçılar var ama özellikle sevdiklerimden birkaç tane sayayım: Jim Jarmusch, David Lynch, Fritz Lang, Harold Pinter, Dostoyevski, Patti Smith, Tom Waits, William S.Burroughs, Edvard Munch, Ernst Ludwig Kirchner, David Cregeen.

 

Sanata yakın durmak, sanatı izlemek insana neler katıyor sizce?

 

Sanat eseri bünyesinde evrensel bir bildiri taşır daima. Kişilerin günlük yaşamdaki rastlantılar ve sıradanlıklar dışına çıkmasını sağlar. Hayal gücünü, sorgulama ve anlama yetilerini arttırır. Sanata yakın duran kişilerin yaşamı özgürce ve önyargısız olarak algılama şansı vardır.

“Terk edilmiş” sergisi nasıl çıktı?

 

“Terk edilmiş” sergisinin fikri başlangıçta tüm dünyada eski tersanelerin kapatılıp farklı mekanlara dönüştürülmesinden doğdu. Bir zamanlar belki de yüzlerce kişinin çalıştığı ama şimdi ya terk edilmiş ya da düşük kapasite ile çalışan bu iki tersaneyi, heybetli duruşları ile Haliç’den görürdüm. Dramatik bir şekilde kaderlerini bekliyorlardı. İşte bu yüzden tersaneleri sanki canlıymışlar ve içten dışa bakıyorlarmış gibi algılıyordum. Kırık pencerelerden içeri giren hüzme ışıklar artık kullanılmayan makine parçalarının metal yüzeylerine vurdukça mekana dayanılmaz bir  görsellik kazandırıyorlardı. Çizgiler, dokular, tonlar beni hep provoke etmiştir. Proje böyle başladı işte..

Hedefte neler var?

  

Başlanmış ve başlanacak fotoğraf ve film projelerim var. Önümüzdeki yıl yine yurt içi ve yurt dışı sergilerim olacak. Yurt dışında sergilediğim bazı işlerimi Türkiye’de de sergilemeyi düşünüyorum. Montaj aşamasında “Gezi Direnişi” ile ilgili ropörtajlardan oluşan bir belgeselim var. “Işık ve Gölgeler şehri İstanbul” adlı 200 sayfalık yeni kitabım çıkacak. Paris projem devam ediyor. İlk kısmını bu yıl gösteri olarak sunmuştum. Balkan şehirlerinde ve Doğu Avrupa’da çalışmaya, sosyal konularda video belgesellere devam.. Sürekli  olarak üretim durumundayım anlayacağınız.. bir gün yorulup düşene kadar..

dfot

 

20.YY Mimarisinin Temellerini Atan Mimar: Le Corbusier

Le Corbusier olarak tanınan Charles-Edouard Jeanneret, İsviçre asıllı, Fransız mimardır. 1887-1965 yılları arasında Yaşamıştır, uzun bir profesyonel kariyeri olmuştur. Modernizme ve uluslararası tarza yaptığı katkılar ile dünya genelinde tanınmıştır. İsviçre’ de La Chaux de Fonds’ da saat kadranı ustası bir babanın ve piyano dersleri veren bir annenin ilk erkek evladı olarak doğan ve fikirleri dünya genelinde büyük bir ilgi gören Le Corbusier, dönemin “çığır açan mimarı olarak” ismini tarihe altın harflerle yazdırmıştır. Le Corbusier adını, 1920 yılında, büyükannesinin  “Lecorbésier” olan soyadından esinlenerek kendisine seçmiştir.

“Mekanı tam olarak kavrayabilen iki mimar var dünyada; biri Mimar Sinan biri de ben”
Le Corbusier

13 yaşında okulu bırakarak babasının yanında çalışmaya başlayan Le Corbusier, iş hayatının yanı sıra uygulamalı güzel sanatlar okulundaki dersleri de takip etmeyi ihmal etmemiştir. Bu süreçte sanat okulundaki çizim ve sanat tarihi öğretmeninin etkisinde kalarak mimarlığa ilgi duymaya başlamıştır. “Mimarlık, ışıkta bir araya getirilmiş kütlelerin ustaca, doğru ve muhteşem oyunudur” düşüncesiyle, modern mimarinin kuruculuğunu yapmış ve kendisi kadar ünlü olan şezlongunun tasarımına imza  atarak, 20.yy’ ın en ünlü mimarlar ve tasarımcılarının arasına girmiştir.

1907-1911 yılları arasında, Orta Avrupa ve Akdeniz ülkelerini gezmiş olan mimar, beyaz badanalı, dört köşeli sade Akdeniz evlerinden çok etkilenmiştir. Bu nedenle, bu yapıların mimarileri ile yakından ilgilenmiş, iklimsel farklılıkların, yöreye özgü mimari tarzlar şekillendirdiğini yakinen gözlemlemiştir. Bu gözlem kendisinde, “Mimarlığın ihtiyaca cevap vermesi” fikrinin gelişmesinde etkili olmuştur. Bu gezilerinde kent dokusunu ve tarihini en ince detaylarına kadar incelemiştir. Yaptığı değerlendirmelerde geçmişin değerleri ile büyük heyecanla takip ettiği teknolojik gelişmeleri bir arada yorumlayabilmeyi başartmıştır. Geçmiş ile güncel arasında daima bir köprü kurmaya çalışmış ve eserlerinin çoğunda bunu ustalıkla başarmıştır. Bu gezileri sırasında, yapılarına betonarme kullanan Parisli mimar Auguste Perret ve ilk endüstriel tasarımcılarından biri olan Peter Behrens ile birlikte çalışma olanağı bulmuştur. Mimarlık anlayışının gelişmesinde bu iki tasarımcının büyük rolü olmuştur.

Binalarda ilk kez kolonu kullanarak bütün mimarlık anlayışını değiştiren bir adım atan Le Corbusier, o güne dek, aynı zamanda taşıyıcı olarak da kullanılan  duvarları yükten kurtarmıştır. Bu yöntem tasarımı özgürleştirmiş ve yapının işlevselliğini artırmıştır. Eserlerinde betonu ve tuğlayı heykeltıraş gibi kullanmış, onları o zamana kadar kullanılmış biçimlerinden farklı olarak çıplak bırakmaktan korkmamıştır.

Le Corbusier, mimarlık görüşünü beş temel ilkeye dayandırmıştır;

Kolonların duvarları taşıyıcı olmaktan kurtararak bütün yükü alması,
Yapının taşıyıcıları ve duvarların işlevsel yönden birbirinden bağımsız olması,
Betonarme strüktürün teknik özelliğin dışında estetik öğe olarak kullanılması,
Serbest cephenin bir parçası olarak yatay bant şeklinde uzanan pencerelerin iç mekanı aydınlatması,
En üst katta binanın doğal çevreyle uyumunu sağlamak için çatıların teras bahçeye dönüştürülmesi…

Tüm bu ilkeleri bilinen en ünlü yapılarından olan  Villa Savoye’ de kullanmıştır. Adeta yerden yükseltilmiş bir kutu görünümünde olan evi çevreleyen yatay pencereler üstü açık balkon bölümünde bile kesintiye uğramayıp bu bölümün cepheleri de salon pencereleri gibi gösterilmiştir. Küp formu çatı katında silindirik duvarlarla bozularak hareket kazandırılmıştır. Binaya bakıldığında ilk olarak geometrik oran göze çarpar. İnce kolonlarla yerden koparılan ev havada duruyormuş izlenimi verir. Bu yaklaşım, yükün kolonlara aktarılmasıyla neler yapılabileceğini göstermektedir.

Le Corbusier’ nin “Bir şey, bir ihtiyaca cevap veriyorsa güzeldir” bakış açısı, işlevselcilik akımının da temelini oluşturur. 2.Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan işçi mahalleleri ve kent merkezlerinde artan nüfus yoğunluğu ile giderek ağırlaşan yaşamsal sorunların ancak yepyeni bir mimarlık anlayışı ile mümkün olabileceğine inanmıştır. Bunu gerçekleştirecek yegane düşüncenin de “işlevselcilik’’ ten başkası olmadığını savunmuştur. İşlevselcilik, biçim ile öz arasındaki gerçek ve doğrudan ilişki kurabilmeyi amaçlayan bir akımdır. Bu akımın mimarideki temsilcisi olan Le Corbusier “Yeni bir Mimarlığa Doğru” (1923) adlı kitabında mimarlıkta işlevselliği detaylı bir şekilde anlatmış, estetik değerler ve işlevselliğin uyumlu olması gerektiğinin altını çizmiştir.

1925’ te Paris’ teki uluslararası bir dekoratif sanatlar sergisinde Le Corbusier’ nin, “Yaşayan Hücre“ olarak nitelediği ilk işlevsel ev modeli sergilenmiştir. “Modular Oranlar Sistemi” diye tanımlayarak yarattığı yaklaşımında kentleri insana benzeterek, modern kentlerde yer alan yapıların, ancak insan vücudu baz alınarak tasarlandığında en çok sayıda insana en sağlıklı çevrenin yaratılabileceğini söylemiştir. Bu sistemde boyu 1,80 olan bir insanın ölçülerinden yola çıkılarak binaların ölçülerini ilişkilendirmiştir. Hücre adını verdiği birimleri bir araya getirerek bir blok oluşturmuştur. Bu bloklardan birini Marsilya’ da 1946-1952 yılları arasında yapılan başarılı olamadığı, daha sonra “Deliler Evi” olarak adlandırılan  United ‘Habitation ‘ tasarlamıştır. Yerleşim Birimi 1.800 kişiyi barındıracak 18 katlı bu yapının içinde rafa dizilen şişeler gibi yerleştirilmiş apartman dairelerinin yanı sıra anaokulu, tiyatro, alışveriş merkezi, spor salonu gibi ortaklaşa kullanılacak hizmet birimlerini yerleştirmiştir. Bu yapıdaki hatalarını daha sonları kabul ederek  “Haklı olan mimari değil, hayattır.” şeklinde özetlemiştir bu durumu.

İnsanın güzelliğe ihtiyacına da vurgu yapan ünlü mimar, güzelliğe ulaşmanın iki yolu olduğunu savunur: “Oransal geometri ile form ve işlev arasındaki birebir ilişki”. Aynı zamanda kent planlamacısı da olan  Le Corbusier tasarladığı kentler, “Yaşamın, çalışmanın, aklın ve bedenin uyumu” diye tanımlamıştır. Onun ütopik kentinde yukarı yükselen yapılar, sokağa çıkmayı gerektirmeyen alışveriş alanları, teras parklarında gezinti ve piknik alanları, tenis kortları gibi spor kompleksleri olan bloklar, yerin metrelerce altında garajlar ve yollar yer almıştır. Le Corbusier’ nin kentlerinde yaşayan insanlar, yollar yer altına indiği için evlerinden çıktıklarında parklar, bahçelerle karşılaşır. Le Corbusier yerleşimlerin, her zaman doğal çevreyle bütünleşmiş olarak ele alınması gerekliliğini öne çıkarmıştır. Gerçek bir hümanist olan ünlü mimar, daima toplumsal faydanın, yani en fazla sayıda insana en sağlıklı çevreyi yaratmanın,  ulvi bir amaç olduğunu vurgulamıştır.

Gezdiği ve mimarisinden etkilendiği ülkelerden biri de Türkiye olmuştur. “Mekanı tam olarak kavrayabilen iki mimar var dünyada; biri Mimar Sinan biri de ben” diyerek Mimar Sinan’ a olan hayranlığını dile getiren Le Corbusier’ nin, bu yaklaşımı meslektaşları arasında ve sektörde pek de hoş karşılanmamıştır, tahmin edebileceğiniz gibi. Le Corbusier’ in Türkiye ile ilişkisi bu kadarla da sınırlı kalmamıştır. Atatürk’ ün İstanbul’ u yeniden planlaması için teklif götürdüğü Le Corbusier, İstanbul mimarisinden etkilenerek geliştirdiği çatı bahçelerinden bahsetmiş ve İstanbul’ un tarihinden gelen Bizans dokusunun bozulmaması gerektiğini belirten bir mektubu Atatürk’ e bizzat iletmiştir. “Hayatımda yaptığım en büyük hata Atatürk’ e yazdığım mektuptur. Eğer İstanbul’u bu dokusu ile bırakın, imar planı yapmayın bu şehir Bizans kokusunu taşımalıdır gibi aptal bir gafı yapmasaydım, şu an dünyanın incisi olan bu şehrin imar planını ben yapıyor olacaktım” diyerek kariyerinin en önemli hatasını yapmış olduğunu itiraf etmiştir daha sonları, çeşitli ortamlarda.

Yapılarında geometrik biçimlerin öne çıktığı teknolojiyi kullanmaktan kaçınmayan, avantgarde mimarinin öncüsü Le Corbusier, tarihi ve geleneği göz ardı etmeden mimarlık anlayışına çağdaş bir yorum getirmiştir. Sadece bir mimar olarak değil, düşünür ve sanatçı olarak kabul edilen mimar, çağdaş mimarlığa yeni bir tanım getirmekle birlikte, mimarlığın sanat dalı olarak kabul görmesinin ötesinde diğer sanatlara ilham veren bir noktaya gelmesini de sağlamıştır. Uzun yıllar süren kariyerinde, Avrupa, Hindistan ve Rusya başta olmak üzere, dünyanın dört bir köşesinde çok önemli yapıla inşa etmiştir. Modern yüksek tasarımın öncü çalışmalarını yapmış ve kendisini toplu konutlar ve kalabalık şehirler için daha iyi yaşam koşullarını sağlamaya adamıştır.
İşlevsel ve sade mobilya tasarımın da çok öneli bir isim olan Le Corbusier’ nin birçok tasarımında 1920 yılına kadar mobilya üretimi alanında hiç kullanılmamış olan çelik borular yer almıştır.

Le Corbusier’ e 1943 yılında, Zürih Üniversitesi tarafından, matematiksel yapı ilkelerinin uygulanışındaki başarılarından ötürü fahri doktora ünvanı verilmiştir. Bunun dışında 1955′ te ETH Zürich, 1959′ da Cambridge Üniversitesi, 1961′ de Columbia Üniversitesi ve 1963 yılında Cenevre Üniversitesi tarafından doktora ünvanları almıştır. 1968 yılında, Amerika Mimarlar Enstitüsü’nün (AIA) Onur Üyesi olmuştur. Le Corbusier, 78 yaşında, yazlık evinin yer aldığı Le Cabanon yakınlarında denizde yüzerken kalp krizi geçirmiş ve orada boğularak vefat etmiştir. Kültür Bakanı André Malraux, 1 Eylül’ de Carrée-Hofdes Louvre’ da kendisi için resmi bir cenaze töreni düzenlemiştir ve Roquebrune-Cap-Martin mezarlığına defnedilmiştir.

ESERLERİ

Villa Savoye / Fransa-1929

Le Corbusier’ in en önemli eserlerinden birisi olarak kabul edilir. Fransa’ nın başkenti Paris’ in hemen dışındaki Poissy bölgesinde yer alan bu yapı, enternasyonel stilin en önemli ve tanınmış örneklerinden birisidir. İnşaatı 1929 yılında tamamlanmış olan bu önemli eserinde Le Corbusier, dökme betonarme malzemesini ağırlıklı olarak kullanmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasından kullanılmayan ve harap hale gelen yapı, sonradan restore edilmiş ve sergilenmek üzere halka  açılmıştır. Yapı, Le Corbusier’ in öncülük ettiği   “Yaşayan Makine” teorisinin de önemli örneklerinden birisi olarak da kabul edilir.

Carpenter Görsel Sanatlar Merkezi, Harvard Üniversitesi / Cambridge, Massachusetts, ABD-1961

Carpenter Merkezi’ nin inşası, ünlü mimarın, 1959-1962 yılları arasında gerçekleştirdiği, Amerika’ daki ilk ve tek projesidir. Bu proje, diğer UNO Binaları’ndan farklı olarak Corbusier’ e sorumluluk yüklemiş ve kendi adı altında yürütülmüş özel bir çalışmadır.

Unitéd’Habitation / Marseille, Fransa, 1947-1952

Unitéd’Habitation, Le Corbusier tarafından, aynı zamanda ressam da olan mimar olan Nadir Afonso’ nun işbirliği ile, modernist stilde tasarlanan yerleşim birimleridir. Devamında aynı tasarım yaklaşımı ile Avrupa’ nın birçok yerinde Unitéd’Habitation ismi altında inşaatlar gerçekleşmiştir. Unitéd’Habitation çatısı altında toplanan bu projelerin en ünlüsü hiç şüphesiz, Cité Radieuse (Parlak Şehir) adıyla anılan projedir. Fransa’ nın Marsilya şehrinde 1947 ile 1952 tarihleri arasında inşa edilmiştir. Le Corbusier’ in en tanınmış çalışmaları arasında yer alan bu projenin, Brutalist mimarlık stiline ve felsefesine oldukça önemli etkileri olmuştur. Le Corbusier tarafından tasarlanan ve  Shadrach Woods ile George Candilis’ in katkılarıyla inşa edilen CitéRadieuse projesinde, 337 apartman dairesi 12 kata yayılmıştır. Projede; mağazalar, spor ve sağlık merkezleri, eğitim birimleri ve bir otel de yer almaktadır. Düz olarak konumlandırılan ve üzerinde yürüyüş alanları olan teras çatısında ise ayrıca toplanma alanı, koşu parkuru ve bir havuz da mevcuttur.

Diğer Eserleri;

Notre DameduHaut Şapeli / Ronchamp, Fransa, 1950-1954

Batı Sanatları Ulusal Müzesi / Tokyo, Japonya 1957-1959

Heidi Weber Müzesi (Le Corbusier Merkezi) /Zürih, İsviçre 1967

Chandigarh’daki binalar (Meclis Sarayı), Hindistan, 1952-1959

 

dfot

dfoit_mayis

 

O’NUN DÜNYASI

Günümüzün bebekleri, aile büyüklerimizin ve tabii ki bizlerin sallandığı beşiklerde uyumuyor artık. Onlar biyolojik ve psikolojik yapılarına uygun  ve rahat ürünlerle, doğdukları andan itibaren tanışıyor ve tamamen kendilerine ait olan özel bir odada yaşamaya başlıyorlar. Durum böyle olunca anne babalar, tasarımcılar, üreticiler; ailenin bu en küçük bireyinin yaşama ve büyüme ortamının, odasının renginden perdesine kadar çok geniş kapsamlı düşünür oluyorlar. Bu odadaki herşey;  mobilya, aksesuar, duvar kağıdı, tekstil kısacası herşey birbiriyle uyumlu olarak büyük bir titizlikle seçiliyor.

Sağlamlık, kullanışlılık, estetik, emniyet, hijyen ve ergonomi mavi/pembe derken yeni tarzlar ve akımlar da çocuk odalarında kendisini hissettirmeye başlıyor. Anne-babalar için bebek odası mobilyası seçmek oldukça zor bir iş. Çocuk mobilyalarının hepsi birbirinden güzel ve her markanın kendine has bir tarzı var. Renklerin ve aksesuarların tamamlayıcı rolü de çok büyük. Bebek odası için hangi ürünler seçilmeli, bir çocuk odasının dekorasyonu nasıl olmalı? Kids by Fatih Kıral’ın koordinatörü Harika Kurtulan ile yaptığımız keyifli sohbette bebek ve çocuk mobilyalarını konuştuk. Bebek ve çocuk odası hakkında kendisinden pekçok bilgi edindik. Dokuz yıl önce kurulan Kids by Fatih Kıral yerli üretimin yanısıra Amerika ve İtalya’dan da bebek ve çocuk mobilyaları getiriyor. Hayalleri süsleyen tasarımların yanısıra, Amerika’dan özel olarak seçilen yatak örtüleri, duvar kağıtları ve tekstil ürünleri birlikte kombin ediliyor. Çocuk odalarında dikkat edilmesi gereken teknik detayların önemle altını çizen Harika hanım, özellikle kullanılan malzemelerin doğal ve zararsız olması konusunda bize çok detaylı bilgiler verdi.

Kids by Fatih Kıral markası nasıl doğdu?

Fatih Kıral’ın 2006 yılında Amerikadan ithal ettiği çocuk mobilyalarını kendi yarattığı konseptle Feneryolu’ndaki ilk Stanley Kids mağazasını açmasıyla doğmuştur. İthal ürünleri, kendi tasarladığı mobilya ve aksesuarlarla birlikte harmanlayarak bir bütün oluşturmuştur. Stanley Kids adıyla tanınan markamız, ilerleyen yıllar içinde ithal edilen markaların sayısını artırdığı ve Fatih Kıral’ın fabrikalarında üretilen ürünleri de mağazalarda satışa sunduğu için ismini Kids by Fatih Kıral olarak değiştirmiştir.

Ürün gamınızdan bahseder misiniz, kaç yaş gurubuna hitap ediyorsunuz?

Mağazalarımızda 0-24 yaş gurubuna hitap eden ürünlerimiz bulunmaktadır. Bizim ürünlerimiz bebek mobilyasından genç mobilyasına geçiş sağlayan ürün destekleriyle birlikte sunulmaktadır. Örneğin büyüyebilen bebek karyolalarımız ilerleyen senelerde yetişkinlerin de rahatlıkla kullanabileceği bir ürün olarak tasarlanmıştır. Bebek odasında kullanılan şifonyerlerimiz daha sonra aynı serinin ürünleriyle tuvalet masası ve kitaplık olarak da kullanılabilmektedir. Ürün gamımızın % 20’si İtalyan, % 60’ı Amerikan ve % 20’si kendi üretimimizden oluşmaktadır.

Kaç mağazanız var? Bayilik veriyor musunuz?

Kids by Fatih Kıral, İstanbul’da Cemiltopuzlu, Florya ve Levent’te, Ankara, Antalya, Gaziantep, Bodrum ve Azarbeycan’da olmak üzere 8 mağazada hizmet vermektedir.

Çocuk mobilyaları markası olarak sizi diğerlerinden farklı kılan nedir?

Markamız olarak bebek ve çocuk mobilyalarında önce sağlığa uygun ürünler kullanmaya özen gösteriyoruz. Malzemelerimiz dünya standartlarındadır. Kurşunsuz boya kullanmaktayız. Ürünlerimizde sertleştirici ve kimyasal maddeler kullanmamaya dikkat ediyoruz. Renkler ve renklerin ahengi bizim için çok önemlidir. Bebek ve çocukların kendilerini rahat ve huzurlu hissedecekleri, hayal dünyalarını da genişletebilecekleri konseptler yaratıyor ve üretiyoruz. Koleksiyonlarımızda mobilya kenarlarının sivri olmamasına, yumuşak kenarlı olmasına dikkat ediyoruz. Yatakların hepsi Kids için % 100 pamuklu ve doğal malzemeden üretiliyor. Bebeğin temas ettiği yüzey ise pamuk ve iç malzemesi de yündür.

Yurtdışından getirdiğiniz ürünler var mı?

Elbette..Mağazalarımızda; Stanley, Lea Industries, Sottocopertta, Marina Dal Santo, Pulaski, Taylor Jackson, Artesania Esteban, Aucthentic Models, Basset Mirror, California Kids, Creative Image, Judith Edwards, Kidscraft, Level of Discovery, Eastern Accents markalarının ürünlerini bulabilirsiniz.

Çocuk ve bebek odası mobilyası alırken nelere dikkat etmek gerekir?

Bebek odalarında kullanılan malzemelerin boyasından ham maddesine kadar herşey bebek sağlığına dost ürünler olmalıdır. Çocuk odası için mobilya alırken uzun vadeli kullanım düşünülmelidir. Çocuklar 0-18 yaş arasında sürekli gelişim gösterirler. Bu nedenle her dönem kullanabilecekleri, eklenebilir ve ihtiyaçlarına yönelik ürünleri seçmekte fayda vardır.

Çocuk odalarının dekorasyonunda müşterilerinizi nasıl yönlendiriyorsunuz?

Kids by Fatih Kıral mağazalarımızı ziyaret eden konuklarımıza öncelikle malzemelerimizin sağlığa uygun ürünler olduğunu açıklıyoruz. Koleksiyonlarımızın çeşitliliğinden ve kullanım kolaylıklarını anlatarak ürün seçimine geçiyoruz. Bu önemli etabı geçtikten sonra konuklarımızın evlerine giderek plan üzerinde yerleşimler yapıyoruz. Duvar detaylarını, tekstillerini ve aksesuarlarını beraber seçerek çocukların zamanlarını keyifle geçirebileceği ve gelişimlerine yardımcı olacağı mekanları yaratmış oluyoruz.

Çok güzel tekstil ürünleriniz var, tasarımları kim yapıyor, duvar kağıdı ve tekstil ürünleriniz de neler yapıyorsunuz?

Duvar kağıtlarında sağlığa en uygun dünya markalarını mağazalarımızda sunuyoruz. Tekstil ürünlerinde ise tasarımcıların bizim için özel olarak hazırladığı bebek ve çocuk sağlığına uygun butik ürünleri koleksiyonlarımızda kullanmaktayız. Tüm tekstil ürünleri % 100 pamuklu ve doğal ürünlerden. Antialerjik diye bilinen maddelerin tekstil ürünlerinde kullanılmamasına dikkat ediyoruz.

Bebek ve çocuk odasında Fatih Kıral by Kids’in 2014 trendleri nelerdir?

Her yıl bebek ve çocuk odasında trendi belirlemenin gururunu yaşıyoruz. 2014 yılında mobilyalarda daha renkli ürünler kullanmaktayız. Sarı, lila, yeşil gibi…

Kids olarak gelecek planlarınızda neler var?

Kids by Fatih Kıral olarak, yurt içinde bayilik sayımızı arttırmak ve yakın bir dönemde markamızı Avrupa’ya taşımayı planlıyoruz. Bunun için ön çalışmalara başladık bile. Avrupa’da mağaza açmak için belirli prosedür ve izinler olduğu için bu süreci tamamlamayı bekliyoruz. Bebek ve çocuk odası hazırlarken, onun rahatını sağlamak ve tehlikelerden özenle korumak gerekir. Çocuk mobilyasında özellikle dikkat edilmesi gereken konu; mobilyanın şıklığı ve konforu kadar sağlıklı ve güvenli olmasıdır. Öncelikle emniyet, konfor ve rahatlık bir bebek odasında olması gereken en önemli iki özelliktir. Modeller ve renkler zaman içinde değişimler gösterirken 2014’te çocuk mobilyalarında en önemli özellik olarak, mobilyaların işlevsellik özellikleri ön plana çıkıyor.

 

Fonksiyonel mobilyalar küçük odaları daha büyük gösterirken, büyük odalarda ise farklı tasarım ve dekorasyon seçenekleri sunuyor. Ayrıca mobilyaların aksesuar ve eklenebilirlik açısından zenginliği, çocuğun ilerleyen yaşlarda da odasını istediği gibi değiştirip geliştirmesine yardımcı oluyor. Çocukların her geçen yaşa göre değişen ihtiyaçları gözönüne alındığında, bebek ve çocuk odası dekorasyonu detaylarla birlikte yaratıcılık da isteyen bir sürece dönüşüyor. Bir çocuğun odası onun hayatla ilk tanıştığı, geliştiği, oyun oynadığı ve dinlendiği bir mekan olmasının yanı sıra onun kişiliğinin gelişmesinde de etkilidir. Bu sebeple çocuğun gelişim sürecinde ihtiyaçlarını karşılayan, sağlıklı ve rahat hareket edebileceği bir odasının olması çok önemlidir.

Öncelikle emniyet, konfor ve rahatlık bir bebek odasında olması gereken en önemli iki özelliktir. Bebek ve çocuk odası hazırlarken, onun rahatını sağlamak ve tehlikelerden özenle korumak gerekir. Çocuk mobilyasında özellikle dikkat edilmesi gereken konu; mobilyanın şıklığı ve konforu kadar sağlıklı ve güvenli olmasıdır. Modeller ve renkler zaman içinde değişimler gösterirken 2014’te çocuk mobilyalarında en önemli özellik olarak mobilyaların işlevsellik özellikleri ön plana çıkıyor. Fonksiyonel mobilyalar küçük odaları daha büyük gösterirken, büyük odalarda ise farklı tasarım ve  dekorasyon seçenekleri sunuyor. Ayrıca mobilyaların aksesuar ve eklenebilirlik açısından zenginliği, çocuğun ilerleyen yaşlarda da odasını istediği gibi değiştirip geliştirmesine yardımcı oluyor. Çocukların her geçen yaşa göre değişen ihtiyaçları gözönüne alındığında, bebek ve çocuk odası dekorasyonu detaylarla birlikte yaratıcılık da isteyen bir sürece dönüşüyor. Bir çocuğun odası onun hayatla ilk tanıştığı, geliştiği, oyun oynadığı ve dinlendiği bir mekan olmasının yanı sıra onun kişiliğinin gelişmesinde de etkilidir.  Bu sebeple çocuğun gelişim sürecinde ihtiyaçlarını karşılayan, sağlıklı ve rahat hareket edebileceği bir odasının olması çok önemlidir.

Öne çıkanlar:

Duvar boyası ve mobilya cilalarında selulozik boya kullanılmaması.
Duvar kağıdı kullanılır ise, kullanılan yapıştırıcının kokusuz olmasına dikkat edimeli.
Oda zemininde ahşap parke ve parça halı kullanılması, toz ve kir oluşumunun önlemesi açısından tercih edilmeli.
Mümkün olduğunca masif ahşaptan yapılmış eşyalar kullanılmalı.
Konsepte uygun aksesuarlar tercih edilmeli.
Direkt aydınlatmalar yerine, abajurlar ve ışığı ayarlanabilir ürünler seçmeli.
Mobilyaların boyalarının kurşun içermediğinden emin olunmalı.
Bebek karyolasında kullanılan nevresim takımlarının yüzde yüz pamuk, odada kullanılan halının ise antialerjik özelliklere sahip olması.
Çocukların yatağı ve yorgan gibi tekstil ürünlerinde kullanılan materyallerde pamuklu ve yünlü ürünler tercih edilmeli.
Kullanılan yastık, yatak ve yorganlar antibakteriyel ve antialerjik özelliklere sahip olmalı. Tekstil ürünlerinde de zararlı maddeler içermeyen boyalar kullanılmalı.
dfoit_mayis

dfoit_mayis

Laboratuvar Tasarım Stüdyosu 2010 yılında Ceren ve Fatih Başgöze tarafindan İstanbul Beyoğlu’nda kurulmuştur. O günden bugüne de çalışmalarını sürdürmektedirler.

Yaptıkları işler; iç mekan tasarımı ve uygulaması; mimarlık ve mobilya-ürün tasarımı olarak özetlenebilir. İç mekan olarak proje ve uygulamaların başında daha çok butik oteller; rezidans ve daireler; cafeler geliyor. Bunun dışında butik olarak tek mekan da çalışıyorlar. Genelde İstanbul da konumlanan projelerini işlerini yurt dışında Paris, Bahreyn, Hamburg gibi bazı şehirlerde yaptıkları butik ve özel işlerle destekliyorlar.

Showroomları ise Tophane Beyoğlu’nda , burada tasarım ürünlerinin bir kısmını sergiliyorlar ve satışını gerçekleştiriyorlar.

Hem iç mekan projelerinde hem de yaptıkları mobilya-ürün tasarımlarında çeşitli malzemeleri bir arada kullanmayı tercih ediyorlar. Çeşitli malzemelerin biraraya gelişindeki ahenk ve armoni tasarımlarının çıkış noktası. Genelde modern bir çizgiye sahipler var ama bazı noktalarda tarihsel öğeleri de kullanmayı seviyorlar.

2012-2013 yıllarında oluşturdukları RÖNESANS isimli koleksiyonunda çeşitli antik ve tarihi değeri olan mobilyaları yaptıkları tasarımların bir parçası olarak kullanmayı tercihe ettikleri gözlemleniyor. Bu sayede tarihi yapım teknikleri ile çağdaş yöntemle bir arada kullanılmış oluyor. Çıkan tasarım bir nevi eski ve yeninin birleşimi halini alıyor. Bu kolleksiyonun bir diğer amacı ise eskiyi olabildiği ikincil ham madde olarak tasarımlara katarak yok olmaktan kurtarmak; tabi çağdaş yöntemlerden de yararlanarak. Burada önemli nokta şu: ne eski yeninin önüne geçiyor nede yeni eskiyi gölgede bırakıyor. Estetik bir denge oluşuyor iki uç arasında.

Bu koleksiyondan bir kaç parça Ocak 2014te Maison&Objet Paris fuarında Talents Ala Carte bölümünde sergilenmeye layık görüldü ve hem yabancı basın hem de profesyoneller tarafından oldukça ilgi gördü.

RÖNESANS

isimli limited koleksiyonu dışında da kendi tasarım dilleri ile meydana getirdikleri modern tasarımlarla da  kişiye özel ürünler tasarlamayı sürdürüyorlar.

 

dfoit_mayis

dergi_form_nisan
Keyifle çalışmak için tasarlamak

 

İş konusunda verimliliği artırabilmenin en etkin yolu olan çalışan motivasyonunun bilincine varmış firmalar artık mekanların tasarlanması konusunda profesyonel destek talep ederken insan faktörünü odak noktasına koyuyorlar. Hepimizin bir fiil gözlemlediği üzere, uzun iş saatlerinin geçirildiği ofis mekanlarının ev sıcaklığı ile düzenlenmiş olması hem personel, hem de ziyaretçiler üzerinde firma ile ilgili oldukça olumlu bir etki bırakıyor. Aynı vizyon ile hareket eden Güneydoğu Asya’ nın en büyük ödeme servis sağlayıcısı Mol Access Portal’ ın bünyesindeki Mol Turkey’ nin hızlı ödeme sistemleri konusunda faaliyet gösteren Pay to Go markası yönetimi “Çalışanlarımıza nasıl daha keyifli bir çalışma ortamı sağlarız?” sorusundan yola çıkarak, ofis tasarımını değiştirmeye karar veriyor.

Ofisinin dekorasyonunu sıcak ve modern mekanlar tasarlamayı kendine tarz edinmiş Sacura Mimarlığa veriyor. Mimar Barış Öztek ise bu talepler doğrultusunda genç ve dinamik firmaya eğlenceli, estetik ve işlevsel bir mekan haline getirerek yeniden tasarlıyor. Projede klasik açık alan ofis ortamı  sıra dışı dokunuşlar ile canlandırılarak keyifli bir çalışma ortamına kavuşuyor.

Canlı renkler ile hareketlendirilmiş duvarlar ve eski tahtalardan yapılmış separatörler ile çalışma mekanlarına sıcak bir görünüm kazandırılıyor. Giriş, toplantı odası gibi genel trafiğe açık bölümlerde ise, ofislerde çok da rastlamadığımız tarzda aydınlatma elemanları ile sempatik ve estetik bir görünüme kavuşuyor.

Zeminde kullanılan çift renkli karo halılar, transparan cam bölücüler ile zemindeki grafik etkiyi yer yer geniş yüzeylere taşıyarak odaları birbirine dinamik bir şekilde bağlıyor. Genel aydınlatmalar yanında sık kullanılan noktasal aydınlatmalar ile sıcak yüzeylere dikkat çekilerek  yaratılmak istenilen etki doğrultusunda çeşitli odak noktaları oluşturuluyor ve büyük mekanda algı genelden özele taşınıyor.

Sacura Mimarlık’ın özgün tasarımlarıyla “geleneksel ofis” çizgisinin dışına çıkan MOL Turkey ofisi, şimdi yeni tasarımıyla başta çalışanlar olmak üzere herkesin beğenisini topluyor.
dergi_form_nisan