eski

dfot

 

Eminiz birçoğunuz bizim gibi, gezdiğiniz tarihi yörelerde, farklı ülkelerde veya şehirlerde bazı kapıların önünde durup kalıyorsunuz. Ya onu görüntülemek istiyorsunuz ya da hikayesini öğrenmek için dayanılmaz bir istek duyuyorsunuz. Çok da haklısınız, bazısına kapı deyip önünden geçip gitme mümkün değil. Sizi gizemli bir yolculuğa çıkarıverir, o şehrin kültürel ve sosyolojik durumu, ev sahiplerinin yaşam şekilleri veya mimarinin genel çizgileri hakkında sınırsız bilgi fısıldar dinlemesini bilenin kulaklarına.

 

Kapılar, çok dost canlısı  görünebilirler ama bir o kadar da nerde durmasını bilecek kadar güvenilir dostlardır aman bir yanlış anlama olmasın. Ev sahibi hakkında, onun sizin bilmenizi istediği kadar bilgiyi verirler, bir fazlasını değil. Aksine sırların ve özel hayatın en sıkı koruyucularıdır, hiç boş bulunmazlar.

 

İşte bu yüzden her kültürde, her coğrafyada ve her mimari tarzda kaçınılmaz olarak yerlerini alırlar yaşadığımız dünyanın cansız arabulucuları olarak. Çok politik ve stratejik bir konumlamalarının farkında olacak şekilde baş kaldırırlar zamana ve dış dünyaya.

 

Biz bu yazıda farklı coğrafya ve kültürlerden kapılar hakkında bilgiler vermeye çalıştık. Fakat konu o kadar geniş ki tabi hepsine değinemedik. Designmixer köşemizde de Uzakdoğu kapıları hakkında bir inceleme bulacaksınız şimdiden söyleyelim. Kaçını

 

 

 

 

 

 

 

Osmanlı’da Kapılar

 

Türk Medeniyeti ve kültüründe kapıların önemi büyüktür. Kapılar, genellikle ahşap ve işlemeli olurdu. Her kapının ayrı bir kimliği vardı. Ekonomik olarak iyi durumda okumuş ve kültürlü ailelerce kapıya yıldız, gezegen, çiçek ve meyve resimleri işli olurdu. Osmanlı aile hayatındaki mahremiyet önem arz ederdi. Konakların giriş kapısında bulunan kapı tokmakları gelenin kimliğini anlamak için farklı dizayn edilirdi. Gelen kişinin beyefendi mi hanımefendi mi olduğunu ayırmak için kapı tokmaklarının çift halkadan müteşekkil yapıldığını biliyor muydunuz?

 

Bunlardan genellikle, aslan başı motifli ve büyük olanı kalın, çiçek motifli ve küçük olanı da ince ses çıkartırdı. Eğer eve bir beyefendi misafir gelmiş ise, kalın sesli tokmağı tıklatır, içerdeki ev sahibi gelenin beyefendi olduğunu anlar, kapıyı evin beyi açar, bey yoksa mahremiyete uygun olarak kapı açılırdı. İnce sesli tokmağın sesi duyulmuş ise, gelenin bir hanım olduğu anlaşılır, kapıyı evin hanımı açardı.

 

Osmanlı döneminde yalıların rengi önceden belirlendiği aktarılan kitapta, “aşı rengi” denilen kırmızı renkli yalılar devlet mensuplarının, açık renkli yalıların Müslümanların, gri ve tonlarındaki yalıların gayrimüslimlerin yalı olduğu, bu kurallara uymayanların yalılarına el konulduğu, kendilerinin de sürgüne gönderildiği kaydediliyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Anadolu’da Kapılar

 

Ahşap, Anadolu’da kapılarda dile gelir.
Oymasıyla, kakmasıyla, meşeye, cevizağacına, kızılcığa, akçaağaca işlenir. Kah caminin kendisi kah minberi kah vaaz kürsüsü kah pencere çıkmaları ahşapla şekillenir, güzelleşir.
Bazen boyanır bazen üzerine mozaikler yapıştırıldı.
Bazense bedeni oyula oyula kitabeler, ayetler kazınırdı. Sivil mimarideyse ahşapın en güzel işlendikleri yerler evlerin kapılarıydı.
Çünkü Anadolu için kapılar, sokaklarla evin sınırıydı.
Kapılar mahremiyetin sinir uçlarıydı.
Öyle ki yanla gözle bakamaz, zorlayamazdınız.
Sadece hayran kalabilirdiniz.

Anadolu insanının evlerinin, konaklarının, dergahlarının, kiliselerinin  kapılarını çivisiz, birbirine geçmeli kündekariyle, derin oymalı desenlerle, ayetlerle, Ermeni güneşiyle, çiçeklerle nasıl özene bezene süslediğine tanık oluyorsunuz.
 Anadolu insanı için kapı içine ruh katılması gereken, işlenmesi, boyanması gereken estetize edilmesi gereken bir şeymiş.

 

Örneğin İç Anadolu’da eskiden ev sahibi hacca gitmiş ise kapı rengi yeşile boyanır,  beyaz renkli ay ve yıldız sembolleri yerleştirilirmiş.  Yabancı biri geldiğinden kapıların renk farklılıkları dikkat çekermiş.


Ege’de Kapılar Mavi Kapılı Evler

Ege’de pencereleri ve kapıları çivit mavisine boyalı eski rum evlerine bakarken mavinin yolculuğunu merak ederiz hep. Aynı maviyi bölgede, Adana, Mersin ve Antep’te de gördüğümü hatırlayıp bunun kadim bir gelenek olabileceğini, hatta dini bir motifle alakasını düşünebilirsiniz. Oysa gerçek çok farklı: çivit mavisini ateşin rengine benzettiği için akrepler uzak dururlarmış meğerse evlerden ve o yüzden maviye boyanırmış kapılar, pencereler. Buna ne diyeceksiniz?

Dünyanın Bazı Bölgelerinden Rengarenk Kapılar

Venedik Körfezi’nin kuzey ucundaki balıkçı adası Burano kentten yedi kilometre uzaklıkta yer alır. Bu bölgede dört ada köprülerle birleştirilmiştir. Şöhretini rengarenk evleri ve özel danteline borçludur Burano. Peki neden renkli kapılar? Rivayete göre evleri farklı renklere boyayanlar kadınlarmış. Sebebi ise gayet basit; akşam eve sarhoş dönen balıkçı kocalar yanlış kapıyı çalmasın diye! Kocalarının renkleri unutmaması için teknelerini de aynı renge boyarlarmış üstelik.

Aynı durum Hollanda’nın Volendam kasabasında da geçerli; kasabadaki evlerin kapısı farklı renklerde. Nedeni ise Burano’dakinle aynı. Balıkçılar akşamları içki içince sarhoş olup evlerini şaşırıyorlarmış. Her evin kapısının rengi farklı olunca evlerini kolaylıkla bulabiliyorlarmış. Orada evleri boyayanlar eşler mi yoksa balıkçıların kendisi mi, o konuda kesin bilgiye ulaşamadık.

Şeytan Kovan Nepal Kapıları

Nepal’in Kirtipur kasabasında, ailece yemeğe başlamadan evvel bütün ev halkı yemeklerinin bir kısmını dışarıya şeytana bırakıyor. Amaç şeytanı bu yemeklerle oyalamak ve içeri girmesine engel olmak. Bu yüzden her evin kapısında topraktan yapılmış kaplar mevcut. Çıkış noktasını korku da oluştursa aslında ne güzel bir gelenek.
Feng Shui Öğretisinde Kırmızı kapı

Birçoklarına göre feng shui öğretisinde kırmızı kapı şans getirir. TaBu kısmen doğru olsa da aslında biraz yüzeysel bir bilgi. Oysa evin enerji durumunu bilmeden ezbere girişe kırmızı yerleştirmek fayda değil zarar bile getirebilir felsefeye göre.

Aslı şu: Feng Shui uyumu yaratmak için evinizin ön kapısı hangi yöne bakıyorsa o yönün elementine göre boyayın:
Güney, güneybatı ve kuzeydoğu için kırmızıya, 
Kuzey, doğu veya güneydoğu için maviye, 
Batı, kuzeybatı veya kuzey için beyaza, 
Doğu, güneydoğu veya güney için yeşile.

Bu öğretiyi ve yukarıda saydığımız gelenekleri bugün uygulamanın çok da kolay olmadığının farkındayız. Ama uygulama yani kapılarınızı kişiselleştirme ve onlara birer hikaye ekleme şansınız varsa, bunun da ne kadar keyifli sonuçlar verebileceğini görelim diye yayınladık tüm bu orijinal kapı görsellerini. Nasıl çok tahrik edici değil mi?

 

 

 

dfot

 

Burgazada

İstanbul adalarının en mütevazısı Burgazada, martı seslerinin yankılandığı sokakları, yazarlara ilham veren kırları ve zarif köşkleriyle huzurlu bir liman arayanları bekliyor…

Burgazada’da

Huzur ve renk

Diğer adalara nazaran daha az bilinen ve tercih edilen Burgaz’ın sakinliği, doğallığı ve eşsiz manzarası bir başkadır. Adaya ayak bastığınızda size en sıcak karşılamayı önce martılar ve kediler yapar. Sonrasında ise iskele meydanında mezeleri ile meşhur restoranlar muazzam kokularıyla aklınızı başınızdan alır.

 

Adayı gezdikten ve yorgunluk sarhoşu olduktan sonra da Ada’nın en meşhur dondurmacısı ile günü büyük bir keyifle noktalayabilirsiniz. Geri dönmek için hazırlanmaya başladığınızda ise içiniz burkulur ve bu huzuru hiç terk etmek istemezsiniz. Bahar Mahmure Derviş ise bu terk etme duygusunu bir daha yaşamamak üzere yıllar önce buraya yerleşip, adayı sindire sindire yaşamaya karar verenler arasında.

Hayatını dolu dolu yaşayan, her dakikasının kıymetini bilen huzur dolu ve inanılmaz hikayeler biriktiren Bahar Derviş Hanım evinin kapılarını Bast Home için açtı. Evin yolunu tutuyoruz ve bir kez daha Burgazada’ya aşık oluyoruz. İnanılmaz bir huzur eşlik ediyor bize. Sessizliği ne kadar özlediğimizi fark ediyoruz o an. Ve öğreniyoruz ki bu adada fayton atları genelde serbest dolaşırmış, eğer evlerin kapısı açık unutulursa bahçede  bir atla karşılaşma olasılığı çok yüksekmiş meğer. Bunu duyunca özellikle Büyükada için temennide bulunduk; en kısa zamanda şartlar değişip de buradaki atlar kadar özgür olabilsinler diye. Ve biraz yokuş çıktıktan sonra bizi bahçesinde çiçekler içinde karşılayan Bahar Hanım ile merhabalaştık ve bize ‘’Adalı” olmanın ne demek olduğunu anlattı.

‘Çocukken aile ile beraber adalarda büyümek ayrı, bir de seneler sonra ada hayatını tercih edip bunu yaşam biçimi haline getirmek ayrı. Ada hayatını tercih ettiyseniz bir kere kendinizi disipline etmeniz şart! Planlı ve programlı olmalısınız ki vapur saatleri programınızı alt üst etmesin.Onun dışında adada iseniz zaten tek yapmanız gereken bu hayata ayak uydurmanız. Unutmayın şehirdeki yaşantınızı buraya adapte etmek değil amaç aksine teslim olmak ve bir bütün halinde yaşamak’ diyor Bahar Hanım. Son 15 yılını Burgazada’da yaşadığını ve artık İstanbul’a yalnızca öğrencileri için gittiğinin altını çiziyor. Tam anlamıyla bir adalı Bahar hanım. Hatta öyle ki tatil tercihini de başka ülkelerin adalarına kaçmaktan yana kullanıyor. Kendi yaşadığı evin bahçesi görülmeye aslında yaşamaya değer diyebiliriz. 20 çeşitten fazla çiçek var bu bahçede.Ve her birine öğle bağlı ki kimseye teslim edemiyormuş.Gittiği yerlerden en nadide çiçekleri bile bu bahçeye taşıyormuş.Tüm bahçe bakımını bizzat kendi yaptığının altını çiziyor ve ekliyor, ‘Her bitkinin bakımı ve ihtiyacı apayrıdır. İşin en keyifli tarafı ise bunca çeşidin içinde her mevsimi bir başka yaşıyor olmanız. Bu bahçede her mevsimde farklı bir çiçek açar ve bahçe kendini yeniler. Öyle muazzam bir oluşuma şahit olursunuz ki bahçeniz adeta masalsı bir görünüme bürünür.’

Sohbet sırasında bir diğer öğrendiğimiz şey ise bu evin bulunduğu yerin Reşat Paşa Köşkü’ne ait olduğu. Sonrasında ise bu köşk kızları arasında bölüştürülmüş meğer.

Bahar hanım’ın bu evi nasıl seçtiği ise onun seneler evvel yaşadığı bir anıda gizli. Bu hikaye şimdilik bizde saklı kalsa da bir kelebeğin insanın hayatını değiştirebildiğini söyleyebiliriz. Evin her köşesi başka hikayelerle, başka anılarla dolu. Her objenin kendine ait bir hikayesi var. Evin içi o kadar sıcak detaylarla tamamlanmış ki kendinizi hiç de misafir gibi hissetmiyorsunuz.Evin başrolü ise şüphesiz kelebekler.Ancak mavi renk, melek figürlü detaylar ve antika objeler de arka planda kalmıyor. Bir oda bir salon olan bu ev son derece kullanışlı dekore edilmiş. Yazlık kışlık olarak kullanılan bu ada evinin her köşesi rahatlığa ve huzura işaret ediyor. Salondan bağımsız, kitabınızı alıp okuyacağınız bir alan dahi oluşturulmuş. Pencerelerden baktığınız bahçe manzarası ise görülmeğe değer. Kendinizi hem dağ evinde, hem de bir ada evinde hissedebileceğiniz nadir yerlerden anlayacağınız. Salondan verandaya açılan bir çıkış var ve Bahar Hanım’ın yine kendi yarattığı; Burgazada hatırası köşesi bulunuyor. Bu eve her gelenin mutlaka bu bölümde bir fotoğrafı ve hatırası olurmuş. Biz de es geçmiyor ve hemen bir hatıra fotoğrafı çekiyoruz elbette. Bahar hanımın hoş sohbeti ve samimiyeti  ile harika geçen bir günün ardından vapura biniyoruz ancak herkes gibi içimiz buruk bir şekilde terk ediyoruz adayı.Tez zamanda yeniden ziyaret etmek üzere…

SAİT FAİK

ABASIYANIK

MÜZESİ

Türk edebiyatının usta isimlerinden Sait Faik’in uzun yıllar yaşadığı tarihi köşke uğramadan yapılan bir Burgazada gezisi eksik kalır. Ada günlerinden geriye ölümsüz eserlerden oluşan paha biçilmez bir miras bırakan yazarın hayatının son yıllarını geçirdiği ev günümüzde bir müze. Güzel bir bahçe içerisinde yer alan köşkte yazarın el yazmaları, fotoğrafları, mektupları, kitapları ve kişisel eşyaları sergileniyor.

AYA YORGİ

KLİSESİ

17. yüzyılda yapıldığı sanılan manastır, Cennet Yolu’nun altındaki yamaçta inşa edilmiş. Üç katlı ve dikdörtgen planlı taş bina, 1920’li yıllarda Beyaz Ruslar tarafından da kullanılmış. Manastırın yukarısındaki çam ağaçlarıyla kaplı düzlükteki kilise ise 19. yüzyıl tarihli. Kilisenin içi ise resimler ve ikonalarla dolu bir müze gibi. Dekorasyonda kullanılan gümüşler ve ahşap oymalar ilginç.

KALPAZANKAYA

İskeleden yarım saatlik bir yürüyüşle, faytonla ya da gezi tekneleriyle ulaşabileceğiniz Kalpazankaya, adanın görülmeden geçilemeyecek yerlerinden biri. Püfür püfür rüzgârlarıyla yazın sıcağını hiç hissettirmeyen bu güzel doğa parçasının bir tarafı ormanla, diğer tarafı denizle çevrili. Hemen aşağısındaki küçük koy, güneşlenmek ve denize girmek için ideal. Civardaki kır gazinolarında ise balık ve kuyu kebabı çok lezzetli.

 

HRİİıSTOS TEPESıİ VE MANASTIRI

Bizans manastırı olan Theokoryphotos (Hz. İsa’nın Başkalaşımı), adının da söylediği gibi, Hristos (İsa) Tepesi’nin zirvesinde yer alır. Bizans kaynaklarınca doğrulanmamış olmamakla beraber, söylenceye göre, manastır Makedonyalı İmparator I. Basil tarafından (tks 867-86) bir antik Yunan tapınağının kalıntıları üzerine kurulmuştur.

18. yy.ın sonunda ise manastır terk edilmiş, bir harabe haline gelmiştir. Manastırdan günümüze, eski manastır bölgesinin çeşitli yerlerine dağılmış, önceki yapılara ait harabeler ve mimari kalıntıların yanı sıra, 19. yy.da yapılmış bir kiliseyle 18. yy.da inşa edilmiş iki katlı bir yapı kalmıştır. Manastır bölgesi girişinin içinde, çok güzel oyulmuş dört Bizans sütun başını da içeren bir dizi antik mimari kalıntısı bulunur.

Manastır yöresinin sınırları içinde bugün bile hâlâ yağmur sularını toplayan dört adet kocaman, kemerli yer altı sarnıcı bulunuyor.

Tepeden seyredilen manzara harikadır: Bütün Adalar ve Asya sahilleri görülebilir. Rumlar ve diğerleri hâlâ, Hz. İsa’nın Başkalaşımı’nın panigirisini (o yerdeki kiliseye adını veren azizin anısına yapılan şenlik) hatırda tutmak üzere 6 Ağustos’ta kiliseye geliyorlar; bu olay eskiden, tepenin zirvesinde müzik ve danslarla kutlanırdı.

Rum mezarlığı, manastır bölgesinin hemen yukarısında. Mezarlıktaki minik kilise, tapınakları hep tepelerin zirvesinde kurulmuş olan Hagios Profitis İllias’a adanmıştır.

KINALIADA

Krikor Lusavoriç Kilisesi

Ada nüfusunda önemli bir payı Ermeniler oluşturmaktadır. Gregoryen kilisesi sahil yolunda yer almaktadır. Prens adaları içerisindeki tek Ermeni kilisesi olma özelliğine sahiptir. 1857’de kurulmuştur ve 1988’de yeniden inşa edilerek bugünkü halini almıştır. İçerisinde ortaçağ taş oymacılığının güzel örneklerini içeren panolar bulunmaktadır.

KINALIADA CAMİİ

Kınalıada’da yaşayan müslümanların isteği ile modern bir  camii yapılmıştır.Üçgen çatısı, kesik yivli minaresi ve zikzaklı yedigen bir poligon oluşturan ana binasıyla Kınalıada Camii, İstanbul’da örneği bulunmayan modern bir mimari üslup taşıyor. Deniz kenarındaki 450 metrekarelik bir alan üzerine kurulu ibadethanenin avlusunda, şadırvan, cemaat odası, sağlık merkezi, gasilhane ve su sarnıcı bulunuyor.

DÖNÜŞÜM MANASTIRI

Dönüşüm Manastırı, Manastır Tepesi’nin üstündedir. Bu manastır aynı isimdeki Bizans manastırının yerine kurulmuştur. Bu manastırın bazı mimari kısımları katholikon yani keşiş manastırının içine yerleştirilmiştir, diğerleri ise araziye yayılmış durumdadır. Türklerin fethinden sonra manastır yıkılmaya başlamış ama sonra 1722’de İstanbul’da iş yapan Sakızadalı bir grup zengin Yunanlı tüccar tamamen onarımını üstlenmiştir. Bu tüccarlar Bizans katholikonunun yerine yeni bir kilise inşa ettirmiş ve yanına Aziz Paraskevi’ye adanmış bir şapel eklemişlerdir. İconostasis ve piskoposluk tahtı ağaç oymacılığının güzel eserlerindendir. Özgün katholikondaki Bizans ikonları İstanbul’da Rum Ortodoks Patrikhanesi’nde korunmaktadır. Şimdiki kilisenin ikonları Rus yapımıdır ve 1723’te Patrik III. Jeremias’a Çar Büyük Petro tarafından yollanmıştır.

RUM ORTODOKS PANAYİA KİLİSESİ

Adanın doğusunda yer alır ve Bizanslı tarihçiler tarafından bu manastırın İmparator V.Leon’a (813-820) kadar yaşadığı kabul edilir. Temel kazımı sırasında şamdanlar, zeytinyağı elde etmeye yarayan aletler, büyük mermer parçaları ve yazılı sütunlar ortaya çıkmıştır.

SİRAKYAN İKİZ EVLERİ

Ali Baran Meydanında bulunan Sirakyan İkiz Evleri Osmanlı döneminde mesken olarak kullanılmak için inşa edilmiştir. Üç katlı ahşap yapılardır ve Kınalıada’nın simgelerindendir.

 

dfot

 

Deniz Kabuğu Otel Alaçatı

Deniz kabuğu Otel Alaçatı’nın en eski yerleşim alanı olarak bilinen ve son yıllarda sokaklarında kültür ile sanatın iç içe geçtiği Hacı Memiş mahallesine 7 dakikalık yürüme mesafesinde olup, Alaçatı mimarisine uygun inşa edilmiş birbirinden ferah altı adet odası ile cumbalı taş bir binadan oluşmaktadır.

Odaları rustik mobilyalar ve benzersiz tasarımlar ile dizayn edilmiştir. Bahçe katında iki adet, üst katta ise dört adet beyaz ahşap zeminli odadan oluşmaktadır. Üst kat odalarında mavi cumba ve fransız balkon vardır. Bahçe katında bahçe manzarası, üst kat odalarında  Alaçatı köy manzarası izlenebilmektedir.

Yemyeşil çimler ile kaplanmış 450 m2 lik büyüleyici bir bahçeye sahiptir. Bahçesinde begonvil türleri, limon, jacaranda, melisa, yasemin, zeytin, çam, meyve ağaçları ile lavanta, sardunya, papatya türleri, mevsim çiçeklerinin mis kokusu ve renkli görüntüsü iç içedir.

Toplantı, ziyafet imkanları veya TV izleme için geniş bir salona sahiptir. Soğuk havalarda şömine karşısında dinlenebilir, müzik dinleyebilir, içeceklerinizi yudumlayabilirsiniz.

Gününüze bahçe içerisinde, veranda altında Türk çayı ve portakal suyu eşliğinde zengin bir kahvaltı ile başlayabilirsiniz. Alakart restoranda Türk mutfağından ev yemekleri servis edilmektedir. Ayrıca, tesis bünyesinde mangal keyfi yapabilirsiniz.

 

dfot

 

Enerjinin gündemi

Uluslararası Enerji ve Yönetimi Konferansı’nda belirlendi.

Uluslararası Enerji ve Yönetimi Konferansı (ICEM), İstanbul’da düzenlendi. Konferansın açılış konuşmasını İtalya’nın eski Başbakanlarından Lamberto Dini yaptı.

Enerji piyasasının önde gelen şirketlerinden Palmet Enerji A.Ş. 30. yılı kapsamında İstanbul Bilgi Üniversitesi ile beraber düzenlediği ve enerji sektörünün bugünü ve geleceğini global boyutta masaya yatırdığı “Uluslararası Enerji ve Yönetimi Konferansı” düzenledi. Tarihi Haliç kıyısında bulunan İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin santralistanbul Kampüsü’nde düzenlenen konferansa yurtiçi ve yurt dışından pek çok akademisyen katıldı. Bilimsel gelişmeler, yenilikler ve enerji yönetimi yöntemleri hakkında bilgilerini paylaşmak için enerji alanında çalışan araştırmacıları ve enerji sektöründeki kamu veya özel şirketleri bir araya getirmek konferansta bir araya geldi.

İtalya’nın eski Başbakanlarından Lamberto Dini ise önümüzdeki dönemde ülkelerin karşılaşabilecekleri sıkıntılara değindi. Dini, önümüzdeki dönemde endişelenilmesi gereken en büyük konunun enerji çıkmazı için yapılan çalışmalar olduğunu dile getirdi. Dini, konuşmasında arz ve talep dengesizliği, gelişmekte olan ülkelerin petrol stoklarının yeteri kadar olmaması ve bu nedenle dışa bağımlığının hala devam etmesi ve yanlış enerji kullanımının iklim bozukluğuna yol açması üçlü bir enerji çıkmazı olarak görülmektedir ifadesini kullandı.

Palmet Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Doğanay Samuray ise açılış konuşmasında; “Dünyanın ve Türkiye’nin en önemli konularından biri olan enerjiyi dünyanın dört bir yanından bu konferans için gelen çok kıymetli bilim insanlarının ve enerji sektör temsilcilerinin birikim ve tecrübeleri ışığında konuşuyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, insanlığın enerji kaynaklarının doğru kullanımı konusunda sicili ne yazık ki çok da parlak değil. Bu nedenle sadece ülkemizin değil aslında tüm insanlığın geleceği adına, enerjiyi daha çok konuşmalı, tartışmalı, bilimsel platformlarda konuyu enine boyuna ele almamız gerektiğini düşünüyoruz. Bu nedenle de, ülkemizde bir ilk olan Uluslararası Enerji ve Yönetimi Konferansı’nı çok önemsiyoruz. Bu gibi etkinliklerin üniversite-özel sektör ve kamu işbirliği ile artarak devam etmesini temenni ediyorum.” dedi

Düzenlenen bu akademik konferansın İstanbul Bilgi Üniversitesi açısından büyük önem taşıdığını belirten İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Remzi Sanver ise açılış konuşmasında; “Konferans bizim için önemli bir yıldönümüne denk geldi. İçinde bulunduğumuz bu tarihi santral, İstanbul’un ilk enerji santrali olma özelliğini taşıyor. Santralin hizmete girmesinin ardından tam 100 yıl geçti. Zamanla santral üretim anlamında önemini yitirdi. Bu noktada Enerji Bakanlığı’nın desteği ile enerji tesisini yeniden canlandırdık ve topluma kazandırdık. İlk elektrik üretiminden bu yana bir asır geçti, şimdi BİLGİ enerjisini eğitime dönüştürüyor. Bu yıl Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölümü’nün ilk mezunlarını verme mutluluğunu da yaşıyoruz. İstanbul’a, enerji sektörüne, Türkiye ekonomisine ve eğitim sistemimize İstanbul Bilgi Üniversitesi olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da destek vermeye devam edeceğiz” dedi.

İstanbul Bilgi Üniversitesi santral istanbul Kampüsü’nde “Enerji Müzesi” olarak hizmet veren İstanbul’un ilk enerji santralinin hizmete girmesinin 100. yılı. Tarih aynı zamanda üniversitenin Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölümü’nün ilk mezunlarını vereceği yıl olma özelliği de taşıdı.

1984 yılından beri faaliyet gösteren PALMET Şirketler Grubu, 90’lı yıllarda Türkiye genelinde başlatılan doğal gaz hat çalışmaları ile enerji sektörüne adım atmış; 2001’deki Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) kuruluşu ile birlikte Gebze ve Erzurum şehirlerinin Doğalgaz Dağıtım Lisansı İhalelerini alan PALGAZ ve PALEN şirketleri ile resmen enerji sektörünün ilk yatırımcılarından biri olmuştur.

Bugün ise PALMET ENERJİ’nin yürüttüğü faaliyetleri;

 

Şehiriçi doğalgaz dağıtımı (Gebze ve Erzurum),

Doğal gaz (LNG) ithalatı ve toptan satışı,

Elektrik üretimi,

Elektrik Ticareti

 

başlıkları ile özetlemek mümkündür.

PALMET ENERJİ, Gazport şirketini kurarak EPDK’dan aldığı Toptan Doğalgaz Satışı ve Spot LNG İthalatı Lisansı çerçevesinde, Türkiye’de enerji sektöründe oluşturulan liberal ekonomi içerisinde 2009 yılı itibariyle faaliyetlerine başlamıştır. Gazport şirketini takiben kurulan ve lisansını alan Gasline Doğalgaz Toptan Satış A.Ş. ise 2012 yılı itibariyle faaliyetlerine başlamıştır.

2009’da inşasını tamamlayarak devreye aldığı 60 MW gücündeki Delta Doğalgaz Kombine Çevrim Santrali’ne ilave olarak, 62 MW gücündeki ikinci doğalgaz kombine çevrim santrali olan ve Aydın – Çine OSB içerisinde yer alan Ales Doğalgaz Kombine Çevrim Santrali de Aralık 2012 itibariyle ticari faaliyetlerine başlamıştır. Diğer yandan Erzincan ilinde kuracağı 284 MW gücündeki Eriç Barajı ve HES Projesinin lisansını da almış ve mühendislik çalışmalarına hız vermiştir. Doğal gaz kombine çevrim santralleri ve HES projesi dışında PALMET ENERJİ bünyesindeki diğer firmalar ile Rüzgar Enerji Santrali ve Güneş Enerji Santrali projeleri için de çalışmalarını yürütmektedir.

2009 yılında 25. yaşını kutlayan PALMET, aynı yıl enerji sektöründeki yatırımlarını desteklemek amacıyla 5.000 MW hidroelektrik santrali kurulu gücüne sahip bir dünya devi olan Kanada şirketi Manitoba Hydro International ile Türkiye’de yeni bir ortaklık yapısı oluşturmuştur. Palmet-Manitoba Hyro International Mühendislik ve Müteahhitlik Ticaret A.Ş. (PMHI A.Ş.)  adı altında faaliyetlerini sürdürecek olan şirket; öncelikle PALMET ENERJİ tarafından devam ettirilen hidroelektrik enerji yatırımlarına yönelik planlama, fizibilite, projelendirme, yapım ve işletim hizmetleri verecektir.

PALMET ayrıca Palport Elektrik Tic. A.Ş.’yi kurmuş, 2010 yılı Aralık ayında aldığı Elektrik Toptan Satış lisansı ile toptan satış şirketlerinden nihai tüketiciye kadar geniş bir müşteri portföyüne elektrik arzına başlamıştır.

Palmet Enerji’nin Geleceğe Yönelik Amaçları:

 

• Enerji Piyasasında uzun vadeli yatırımlar gerçekleştirmek

 

• Temiz Çevre Dostu Teknoloji kullanımına önem vermek

 

• Eğitimli ve Uzman personeli ile hizmete devam etmek

 

• Uluslararası Ticaret ve Operasyonlarını genişletmek

 

• Operasyonlarını her yönde mümkün olan en yüksek kalite standartlarına ulaşmak için çaba göstermek

 

• En değerli varlıklarımızın abonelerimiz olduğu gerçeğini hiçbir zaman gözümüzden uzak tutmamak.

 

 

Kullandığımız elektrikli aletlerimiz hem en büyük yardımcılarımız, yanlış seçilirse en yakınımızdaki enerji düşmanlarımız.

Artık elektiikli aletlerin üzerindeki etiketlerden hepimiz haberdarız peki tam olarak ne anlama geldiklerini biliyor muyuz? Gelin hep birlikte bir üzerinden geçelim kafalarımız daha bir netleşsin. AB Enerji Verimliliği Etiketi sınıflandırması ile bir aletin yıllık enerji tüketimi bazında yedi gruptan oluşmaktadır. A harfi en düşük enerji tüketim sınıfını göstermektedir. A sınıfı bir elektrikli alet almanız durumunda ortalama enerji tüketiminden % 45 daha az enerji tüketecektir. Bazen enerji verimli aletler satın alırken daha fazla, bazen ise daha az ödenir. Fakat her iki durumda da enerji verimliliği uzun süre kullanımlarda tasarruf sağlar.

Aydınlatmalar

Evlerde aylık elektrik faturalarının yaklaşık %20’si aydınlatma amaçlı kullanıma aittir. Verimli aydınlatma hem faturalarda hem de gözlerde rahatlama sağlayacağından daha düşük faturalar ve daha kaliteli aydınlatma ile memnun edici sonuçlar elde edilecektir.

Aydınlatmada enerji tasarrufu, aydınlatmanın kalitesini düşürmeden iyi bir aydınlatmanın gereklerini yerine getirerek yapılmalıdır. Düşük verimli ışık kaynakları yerine yüksek verimli ışık kaynakları kullanılarak uygun aydınlatma ve enerji tasarrufu sağlanabilir.

En basit ve etkili yöntem kompakt Fluoresan Lamba kullanımının tercih edilmesidir.

Kompakt floresan lambalar konutlar ve ofisler için uygun olup, akkor lambaları kompakt fluoresan aydınlatmaya dönüştürmek kolaydır. Akkor lamba kullanılan hemen hemen her yerde kompakt fluoresan lambalar kullanılabilir. Örneğin 75 Watt’lık akkor flamanlı lamba yerine, 15 Watt’lık bir kompakt fluoresan lamba kullanarak, aynı aydınlatma %80 daha az enerji tüketerek elde edilir.

 

Aydınlatma ile evimizde alabileceğimiz diğer önlemleri de hızlıca bir sıralayacak olursak;

Eğer kullanıcının bütçesi bir defada bir çok floresan lamba almaya elvermezse, geride kalanları değiştirmek için aylık olarak sıraya konarak tamamlanması mümkündür.

 

Odadan ayrılırken lambalar kapatılmalıdır. Aile bireylerinin odadan ayrılırken lambaları kapatmalarını hatırlatacak notlar konması faydalı olacaktır.

 

Gün ışığından mümkün olduğunca faydalanılmalıdır. Odalar doğal aydınlık avantajını daha iyi kullanacak şekilde düzenlenmelidir. Pencere yakınına bir masa ve sandalye yerleştirerek elektrik faturalarında gerçek bir azalma sağlanabilir.

 

Dış kapı ışıldakları halojen lambalarla değiştirilebilir. 50-90 Watt’lık bir halojen lamba, iki kat fazla Watt’lı standart bir reflektör lamba yerine takılırsa yine aynı aydınlatma elde edilir.

 

Lambaların ve armatürlerin periyodik olarak bakımları yapılmalıdır. Aydınlatma sistemlerinin bakımları yapıldığında daha verimli olarak çalışırlar. İyi yapılmayan bakım sonucunda lamba üzerinde biriken tozlar faydalı ışık miktarını azaltır. Tozlanan armatür ışığın %50’sini yayar, %50’sini yutar.

 

Daha fazla ışığa ihtiyaç duyulan bölümlerde çok sayıda düşük güçlü lamba yerine daha yüksek güçlü tek bir lamba kullanmak daha verimli bir aydınlatma sağlar.

 

Devamı Gelecek….

dfot

 

Amasra’dayız.

İstanbul ve Amasra arasında yaşayan mimar Gülce Gökmen Türk ile eşi ressam-tasarımcı Mustafa Türk’e ait olan iki katlı daire; Amasra’nın merkezindeki tepelerden birinde konumlanmış 5 katlı bir binanın en üst katında bulunuyor. Giriş katta salon, mutfak ve müstakil banyolu misafir odası bulunuyor, üst katta ise ebeveyn odası ve teras var. Her biri deniz manzaralı odalar; 180 m2’lik bir alana yerleşiyor.
Projelendirme ve yapım aşaması 6 ay gibi bir sürede tamamlanan ev; tasarımcılarının zihninde birbirine yönelen mekanlarla akıcılık kazanan; rahatlık odaklı sade bir ev olarak yola çıkmış. ‘eski’nin yaşanmışlık deneyiminden aldığı güçle grafiksel detayları birleştirerek yer yer klasik detayların da dikkati çektiği retro-modern tarzını ortaya koymuş.Eve adım attığınızda tavanda antre, salon ve mutfağın ortasından geçen geniş bir kiriş dikkat çekiyor. Brüt beton olarak bırakılmış bu kiriş; birbirine bağlı bu üç mekan arasında ortak bir geçiş sağlıyor.Harman tuğlasının sıcak etkisi, yemek bölümündeki geniş duvarda kaplama olarak, antreyi mutfağa bağlayan geçişte kolon olarak, antreden salona geçişte ise ahşap lentonun bittiği yerdeki kenar detayları olarak karşımıza çıkıyor. Birbirine bağlı bu üç mekanın tavanından geçen doğal ahşap kirişlerin köşeleri yuvarlatılarak doğal bir görünüm kazandırılmış.
Duvarlar ve ahşap parkelerde, renk olarak; evin genelindeki tonlarla kontrast oluşturması için beyaz tercih edilmiş.Tamamı deniz gören pencerelerde perde yerine duvarla aynı renkte düz stor kullanılarak; perdenin sınırlayıcı etkisinden kurtulmak istenmiş.
Mobilyaların tamamı ev sahipleri tarafından tasarlanarak marangoza yaptırılmış. Oda kapıları, yemek masası, kitaplığın konstrüksiyonu ve aile yadigarı mermerlere yaptırılan ayaklarda ortak dil olarak diagonal hatlar dikkat çekiyor. Zemin kaplaması olarak seramik ve parke kullanılmış. Antre ve mutfakta kullanılan altıgen formdaki seramikler; evin genelinde etkisini gösteren diagonal hatlarla yuvarlak formlu mobilyalar arasında bir denge unsuru olarak düşünülmüş. Ayakkabılık olarak da kullanılan aile yadigarı sandığın üzerine; doğal ahşap askılık takılarak vestiyer ihtiyacı kısmen giderilmiş.
Mimarın eskiciden aldığı dresuvarı; her mekanda karşımıza çıkan ev sahibi Mustafa bey’in yağlı boya tablolarından biri süslüyor. Fotoğrafçılıkla da uğraşan ev sahipleri evlerinin duvarlarında kendi çektikleri fotoğrafları da sergiliyorlar. Salondaki geniş kanepe dışındaki tüm mobilyalar ya eskiciden alınarak kaplatılmış ya da marangoza yaptırılmış. Yemek masasının başlarındaki oymalı sandalyeler aile dostlarının hediyesi.
Tamamı deniz gören pencerelerde perde yerine duvarla aynı renkte düz stor kullanılarak; perdenin sınırlayıcı etkisinden kurtulmak istenmiş.
Üst kata çıkan masif ahşap olarak merdiven beyazlatılmış açık meşe yaptırılmış. Sık aralıklı korkuluklar griye boyanarak modern bir etki oluşturulmuş.Üst katta bulunan ebeveyn odasında tavan komple ahşap kaplanarak beyaza boyanmış. Yine ahşap kirişler kullanılarak çatının formu belirginleştirilmiş. Yatak başı olarak doğal ahşap plakalar farklı aralık ve ebatlarda çakılarak, seçilen renklerde boyanmış, mobilyalar mimarın tasarımı.
Ebeveyn odasına açılan banyoda; ev sahibi Mustafa Bey’in demir ustasıyla birlikte yaptığı ayna; yine harman tuğlasıyla oluşturulan diş üzerine monte edilmiş. Banyonun tavanı da ebeveyn odasıyla aynı nitelikte düşünülmüş.

 

dfot

dergi_format_mart

 

Bohem ve Eklektik Stil

 

ÖZGÜN VE
ÖZGÜR RUHLAR İÇİN

Bohem stil rahatına düşkün, bol seyahat eden, her seyahatten özel bir obje alan, eski objelere değer veren ve etnik desenleri sevenlere göre bir tarz. Renk renk, desen desen kumaşlar, kontrast renkler, ahşabın doğallığı ile lakenin modernliğini bir arada ustaca sergilemesi, vintage kullanımı bu tarz içerisinde kendine yer bulan seçimlerin başında gelir diyebiliriz.

Bohem ve hippi yaşam tarzlarının etkileriyle moda dünyasında yükselişe geçen boho chic’i ise , 2000li yılların sonunda hayatımıza giren ve o günden bu yana önemini hiç kaybetmeyen bir akım diye tanımlayabiliriz en genel hatlarıyla.

 

BOHEM YAŞAMIN İZLERİNİ TAKİP EDECEK OLURSAK:

 

EL İŞÇİLİĞİ İLE YAPILMIŞ DOKUSU OLAN MALZEMELER BOHEM YAŞAMIN VAZGEİLMEZLERİ DEMEK YANLIK OLMAZ, HELE BİR DE OTANTİK ÇİZGİLER TAŞIYORLARSA İDEAL FORMÜLÜ YAKALAMIŞSINIZ DEMEKTİR…

ETNİK DOKULU EV TEKSTİL ÜRÜNLERİ,  AİT OLDUĞU TARZDAKİ GENEL GÖRÜNTÜLERİNİN ÇOK DIŞINA ÇIKMIŞ FORMLARDA KULLANILAN OBJELER YİNE BOHEM HAYATIN VAZGEÇİLMEZLERİNDEN DEMEK YANLIŞ OLMAZ

RENUVE EDİLMİŞ VE BÜYÜK BİR ÇOĞUNLUKLA İLK YAPILIŞ AMAÇLARININ ÇOK DIŞINDA HİZMET VERMEK ÜZERE YENİDEN YAPILANDIRILMIŞ LOFT YAŞAM ALANLARINDA ÖZGÜN DEKORASTİF ÖĞELER KULLANMAK BOHEM STİLE ÇOK UYGUN YAŞAM MODELLERİ KAZANDIRIR HAYATIMIZA.

BOHEM HAYAT, HIZLA TÜKETİME, YENİNİNİN ESKİNİN YERİNİ ÇABUCAK ALDIĞI TÜKETİM TOPLUMLARINA SESSİZ BİR BAŞKALIDIRIDIR ASLINDA. BU YÜZDEN ESKİ OBJELER, ANTİKA DEĞERİ TAŞISINLAR VEYA TAŞIMASINLAR BOHEM KÜLTÜRÜN VAZGEÇİLMEZ YAPI TAŞLARINI OLUŞTURURLAR. GEÇMİŞİN KIYMETİNİ BİLMEK ESTETİK YAKLAŞIMDA BOHEM KÜLTÜRÜN EN BÜYÜK ZENGİNLİKLERİNDEN BİRİNİ OLUŞTURUR ASLINA BAKACAK OLURSANIZ.

 

FARKLI TARZLARIN
UYUMLU BİRLİKTELİĞİ

 

Farklı kültürlerin,tarihsel dönemlerin ve sanat akımlarının seçilip uyumlu bir birlikteliğin sağlanmasına biz, Eklektik Stil diyoruz. Farklı dönemleri kucaklayabilen, renk ve doku çeşitliliğini yansıtan, farklı tarzlarda objelerin biraraya gelmesini sağlayan bu tarzın en kritik noktası finalde uyumu yakalayabilmektir. Eklektik dekorasyonun en güzel yanı, tek bir dönem ve tarza bağlı kalmadan, özgürce,yaratıcı bir şekilde hareket edebilmemizdir .

Yaygın bir bakış açısına göre insan kişiliğinin karmaşıklığı, ihtiyaçların değişkenliği, estetik anlayışının çeşitliliği nedeniyle, aslında her evin gerçek tarzı eklektik olmalıdır. Biz de bu görüşü destekleyen taraftayız aslına bakacak olursanız.

* Antika aksesuarlar kullanın. Aile yadigarı, anısı olan objeler en kıymetlileri olacaktır elbette.
* Modern ve geleneksel ögeleri bir arada kullanın. Günümüzün ve geçmişin ruhunu bir araya getirin.
* Geleneksel ve ağır çizgideki kumaşlarla, modern ve zarif kumaşları bir araya getirin.
* Aslında bu tarz dekorasyonda her şey sizin yaratıcılığınıza ve zevkinize kalıyor. Öyle özgür ve özgün bir tarz ki, neleri biraraya getirirseniz getirin mutlaka bir ruhu ve güzelliği olacaktır.

 

ESKİYLE YENİNİN, KLASİKLE MODERN YORUMUN BİRLİKTE KULLANILDIĞI BİR EKLEKTİK TARZ YAKALAYACAKSANIZ, MEKANIN MİMARİ DETAYLARININ SADE VE YALIN ÇİZGİLER TAŞIMASINA DİKKAT ETMELİSİNİZ.  BU TÜR DURUMLARDA MEKANI   BOŞ BİR PALET OLARAK DÜŞÜNÜP ÜZERİNE DOLDURACAK BEYAZ ZEMİN VE DUVAR RENGİ SEÇMENİZ İDEAL SONUÇLAR ELDE ETMEK İÇİN UYGUN BİR SEÇİM OLACAKTIR.

OTANTİK VE AĞIR OBJELERİ VEYA SANAT ESERLERİNİ KULLANIRKEN, AĞIR VE KARMAŞIK ORTAMLAR YARATMAMAK İÇİN DİĞER DETAYLARDA SADELİĞE VE ÖNE ÇIKMAYAN ÇİZGİLERE YÖNELMEKTE FAYDA VAR

ORYANTALİZMİN YÜKSELİŞTE OLDUĞUNU DÜŞÜNECEK OLURSAK,  DİNLENDİREN RENKLERİN HAKİM OLDUĞU MODERNLE OTANTİĞİN USTACA HARMANLANDIĞI EKLEKTİK DENGELER YARATACAĞINIZ KOMPOZİSYONDA AŞIRI UÇLARA KAYMANIZA ENGEL OLACAK ÖĞELER OLACAKTIR.

EKLEKTİK, KLASİK VE BEKLENTİNİN DIŞINDA, ÇERÇEVEYİ SADECE SİZİN BİLDİĞİNİZ BİR DÜNYADA VA OLABİLME ÖZGÜRLÜĞÜ VERİR İNSANA. KİŞİLİĞİ OLAN EVLER İÇİN HAYATA BİRAZ DA ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BAKMAK GEREKLİLİĞİYLE DE EN UYGUN İLERLEYEBİLECEK STİLDİR BU NEDENLE. EĞLENMEYİ VE KENDİNİZE VE MİSAFİRLERİNİZE KÜÇÜK ÇELİŞKİLER YAŞATMAKTAN ÇEKİNMEYİN

 

dergi_format_mart