doğa

dfot

 

DÜŞLER VE GERÇEKLER BİR ARADA YAŞAR!

Uzun bir aradan sonra tekrar Müge İplikçi’yle bir aradayız. Burada, İplikçi’nin keyifli ofisinde olmak güzel… Biz Orada Mutluyduk, İplikçi’nin kaleme aldığı yeni kitaplarından birisi. Konusu ile yazarın bir başka kimliğini -gazetecilik- günışığına taşıyan kitap, Türkiye’nin en yakın tarihine ciddi bir duruşla iz bırakıyor. Kitap; dünya insanı olma düşlerinin eşiğinde Gezi Parkı’nın gençlerini, gençlerin diliyle anlatıyor. Gençlerin içten gülüşlerini, dolu dolu gözlerini, neredeyse hepsi bir atan yüreklerini ve bu güzel insanların gelecek umutlarını anlamamızı sağlayan güzel ve heyecanlı metinler hepsi. Ancak Müge İplikçi ile söyleşimize Biz Orada Mutluyduk ile başlamıyoruz. Biz Orada Mutluyduk, bizi Müge’nin çocuk kitaplarına doğru yönlendiriyor. Çünkü diyoruz, ikimiz de aynı anda, önce geleceğin okurlarını yaratmalıyız.

Bütün çocuklar uçmak ister!

Müge İplikçi’nin çocuklar için kaleme aldığı ilk kitabının adı Uçan Salı. Sevimli kahramanımız Sibel’in uçma hayallerini okuduğumuz kitapta, İstanbul’un simgelerinden olan eski Salı Pazarı da tüm ihtişamıyla Mustafa Delioğlu’nun harika çizimleriyle- dünden bugüne “merhaba” diyor. Bütün çocuklar gibi hayalle gerçeği bir arada yaşayan Sibel’in dünyasına doğru yol alıyoruz. “Çocuk kitabı hiç de kolay bir yazın türü değil,” diyerek söze başlıyor Müge İplikçi. “Benim için de çocuk kitapları yazmak kolay olmadı. Fakat şunu söylemeliyim ki içimdeki çocuksu duygular, oğlumun kitaplarıyla büyük bir okyanusa doğru yol almaya başladığında, buna asla karşı koymadım. O dönemde, oğlum ve ben, Washington DC’deydik, ben çalışmıyordum. Zamanımın büyük çoğunluğunu oğlumla birlikte hemen her mahallede bulunan muhteşem çocuk kütüphanelerinde geçiriyordum. Benim için çocuk kitapları okumaları yaptığım bir etüttü bu! Türkiye’ye dönüp, ilk kitabımı yazmayı planladığım dönemde Kadıköy’de Salı Pazarı kaldırılıyordu. Salı Pazarı’nın hayatımda önemli bir yeri vardır.

Anneannem ve dedem, pazara çok yakın bir yerde oturuyorlardı. Bu anılar beni Salı Pazarı’na yönlendirdi.”

 

Kitabın yazımı bir başka macera, yayıma hazırlanması ise apayrı bir maceradır. Müge İplikçi de yayıma hazırlık aşamasında Gün ışığı Kitaplığı’nın desteklerine müteşekkir olduğunu dile getiriyor. Böylece yazarımızın Washington DC’nin çocuk kütüphanelerindeki düşü, Uçan Salı ile hayat buluyor. Uçan Salı ise Sibel’in düşünü anlatıyor bize. Sonra, hoppp, bir bakıyoruz ki, küçük kızın düşü de gerçek olmuş! Ama bu düşler öyle bir anda gerçekleşmiyor elbet. “Çocuk kitabı yazmak için her şeyden önce okurlarınızı -çocukları- çok ciddiye almanız gerekiyor,” diyor. “Asla ‘çocuk’ diyerek, hafife alamayız. Çocuklar çok dikkatli ve güçlü bir kitle… Bununla birlikte gerçekle kurduğunuz bağ da çok önemli. Biliyorsun benim kitaplarımda gerçek temasında gelgitlerim vardır. Fakat bu yaş döneminde çocukların gerçekle kurduğu ilişki, çok çerçeveli bir ilişki… Biz de kitabı yayıma hazırlarken bu duruma çok özen gösterdik.”

Müge İplikçi çocuk kitaplarını yazmaya devam ediyor. Okurları için ilk müjdeli haberi de biz verelim: Yeni çocuk kitabı Kömür Karası Çocuk, Eylül ayında kitap raflarındaki yerini alacak. İplikçi’nin yoğun olarak kullandığı bir tema olan “göçmenlik” bu kez yeni çocuk kitabında yer bulacak. “Ağır konular bunlar,” diyorum, “Haklısın,” diyor. “Kurguda şunu yapıyorum; örneğin Salı Pazarı’nda kaybolan bir çocuğun öyküsünü anlatıyorum. Bu kitabı yetişkinler için yazsaydım, kahramanımız Sibel, muhtemelen bulunmayacaktı. Ama öykünün sonunda annesine kavuşuyor.

 

Tüm o kaybolduğu anlarda ise Sibel’in hayal gücünü çalıştırıyorum. Kitapta birçok gerçek var ama hepsi pozitif. Yıkılma, kırılma, parçalanma değil; toparlanma, derlenme ve buluşma var! Gerçek hayatta pozitif bir insanımdır; edebiyatçı olarak değilimdir… Yetişkin kitaplarımda bütün o kırılmaları anlatır, kurgularım. Ama çocuk kitaplarında bu kırılmaları vermiyorum. Sanırım en büyük ayrımın burada…”

Müge İplikçi’nin eserlerinin çocuk edebiyatına adına bir kazanç olduğunu düşünüyorum. Çünkü geleceğin okurunu yetiştirmek zorundayız. Böylece söze başladığımız noktaya dönüyoruz.

Bütün çocuklar özgür olmak ister!

Biz Orada Mutluyduk  için ilk akla gelen soruyla konuşmaya başlıyoruz: “Söz konusu kentsel mekanı yaratma eyleminde verdikleri mesaj da netti: Bu mekan bizimdir! Biz vurgusu birçok hususu içeriyordu elbette ve bu çalışmanın -kitabın- temel perspektiflerinden biri oldu,” diyor Müge İplikçi.

Biz Orada Mutluyduk kitabında, yirmi genç insanın 27-28 Mayıs 2013 tarihlerinde başlayan ve devam eden olaylara dair anlattıkları yer alıyor. Aralarında Antikapitalist Müslümanlardan LGBT bireylerine, feministlerden Yeşil harekete gönül vermiş olanlara kadar pek çok farklı kesimden gençler var. Bu yirmi genç insanla “direniş” odaklı konuşulsa da, onların nasıl bir dünya özleyip, nasıl bir kent ya da yeryüzü hayal ettikleri de yazar tarafından önemseniyor. “Neler konuştunuz?” sorusuna ise şöyle cevap veriyor yazar: “Bu gençlere, yarattıkları kamusal mekanla kurdukları bağı ve bu bağı nereye, ne şekilde yönlendirecekleri konusunda çeşitli sorular sordum. Bununla birlikte başta devlet ve demokrasi kavramları olmak üzere özgürlük, doğa, ekoloji, teknoloji, adalet, eşitlik gibi kavramları da konuştuk.”

Orada, o parktaki yaşanmışlık güzeldi, diyor cümlesini tamamlarken. Elbette yaşanılanlar birçok kitaba konu olacaktı, oldu da. “Müge İplikçi’nin o ilk günlerde Gezi Parkı’nda görüp, aklından geçirdikleri nelerdi?” diye soruyorum, “Bir his,” diyor. “Orada, çocukların arasında gezinirken duyumsadığım hisler çok güzeldi. Burada farklı bir şey oluyor, hissiydi bu ya da farklı bir şeyler hissetmiştim. Yıkık Kentli Kadınlar’da da böyle olmuştu. Parkı gezerken, burada çok önemli bir şey var, dedim kendi kendime ve bunu mutlaka tarihe not düşmeliyim. Böylece kitaba başladım. Bir arada olabilmenin mutluluğu… Konuştuğum bu genç insanlar, birey olmaya verdikleri değer kadar birlikte hareket edebilmeye de önem veriyorlardı. Bu arada hemen hiçbirinin boş bir umut peşinde olmadığını belirtmek durumundayım. Orada ne vardı ya da sen ne gördün dersen, ‘mutluluk’ diyebilirim. Bu düşüncemin doğruluğuna kitabı yazdığım süre boyunca sıklıkla tanık oldum. Oradaki mutluluğun tanımı bugün yaşayamadığımız, göremediğimiz, bizim kuşağın da özellikle tanımlayamadığı kendine ait olma hissiyatıydı. Bu hissiyattan yola çıkarak, insanların üzerinde hiçbir baskı olmaksızın yaşama pratiği… İşte bunu görmüştüm ve çok anlamlı bulmuştum. O parkta, dünya insanı olma durumu ve umudu vardı.” Bu umut hala var. Çünkü düşler ve gerçekler bir arada yaşar.

dfot

 

 

İçi Dışı Bir, Samimi Tropikal Evler

Doğanın sesleri eşliğinde, çiçek, toprak ve yaprak kokuları Wile bezenmiş bir mekanda  duvar veya pencere gibi klasik yapı bölücüleri ile karşılaşmadan, içsel enerjinin kesintisizce uçuşarak dolaştığı bir ortamda güne uyanmak tropikal evlerde bir hayal ürünü değil doğal yaşam tarzının ta kendisidir. Sazlıktan yapılmış çatıların altına inşa edilen, ağaç kütükler ve taş sütunlar üzerinde yükselen bu evler duruşları ile adeta nefes alan bir canlıdır.

 

Açık olarak planlanmış, yaşam odalarının iç içe geçtiği, sadece panel bölmeler ile separe edilmiş mekanlarında iç ve dış mekan tasarımı birbirinin tamamlayıcısıdır. Ruhsal enerjinin bloke olmadan adeta uçuşarak dolaştığı bu evler “işte tam burada yaşamalıyım, benim yaşam tarzım bu olmalı dedirtir insana”.

Pratik ve fonksiyonel bir yaşam stili amaç edinilerek kurgulanan tropik evlerde gün ışığı ve taze hava müdahale edilmeden  doğal hali ile kendi yolunu bulur. Yaratılan birçok alternatifli oturma köşesi günün farklı saatlerinde evin farklı bölgelerinde vakit geçirme imkanı sunar.  Geceleri ise arı peteğinden yapılma mumların ışığı altında aydınlanan veranda ve balkonlarda elektriğin ve teknolojinin uğultusundan uzak olmak ise ayrı bir ruhsal terapi kaynağı olur. Elbette bu evler ilkel toplumlar tarafından inşa edilirken böylesine bir amaç güdülerek tasarlanmamıştı. Fakat içimizdeki geçmişe dönme ve huzura kavuşma isteği Güney Asya’ nın şimdi çoğu tatil mekanı olarak kullanılan tropikal evlerini popüler ve rüyası gezi mekanları haline dönüştürür. Bazıları için ise bu güzellikleri en doğal hali ile yaşayan ülkelere modern dünyadan göç ettirtir, hayatının geri kalan kısmını geçirecek ülkeler olurlar. İngiliz iç mimar Linda Garland buna güzel bir örnek. Garland 1970 lerde seyahat amacı ile geldiği Bali’de yaşamını sürdürmeye karar verir ve zaman içinde ismi bambunun kraliçesi olarak anılmaya başlar. Doğanın sunduğu zengin malzemeleri ve bambuyu kullanarak tasarladığı mobilyalar ve tropikal iç dekorasyon stili ile dünya jet setinin en favori tasarımcılarından biri olur.

Endonezya’nın Bali bölgesi içinde iç ve dış mekanın içiçe geçtiği eşsiz birçok tropikal evi barındırır. Pirinç tarlalarının zengin su yataklarının bulunduğu manzaralar çoğu tropikal evde yeniden hayat bulur. Bahçeleri dereler, göletler  ve havuzlar  ile buluşan evler Bali’nin doğası ile organik bir bağ kurar. Ana bina ve çevresinde küçük kulübeler ile genişletilen yaşam mekanları bambu köprüler ve taş geçişler ile birbirlerine bağlanırlar. Zengin bir fauna ya sahip tropikal ormanların geniş yapraklı muz, kokonat gibi ağaçları ise evlerin içine kadar uzanır ve doğal gölge yaratır. Bu adeta  yeşil bir şemsiyedir. Javanese  stili ağaçların ve sazlık çatıların altında, tik döşemelerin üzerinde, koloniyel tarzda rattan ve ahşap mobilyalar eşliğinde, pamuklu yastıklar, cibinlikler, keten döşemeler ile rahatın en üst düzeye ulaştığı samimi bir  yaşam imkanını sunar. Yağmur ormanının altında ıslanırcasına dışarıda bitkilerin arasında alınan duşlar, taş lavabolar, camsız, penceresiz  banyolar hepsi mekânsal terapinin bir parçasıdır tropikal evlerde.

Hindu ve Budist inançların efsanevi sembolleri ve karakterleri ile yaratılan sanat eserleri ve objeler ile dekore edilen köşeler kırsal yaşam tarzındaki bu evlere dahil olunca çok yönlü Asya kültürünün spiritüel kimliğini mekanlara taşırlar. Karakterleri ile yaratılan sanat eserleri ve objeler ile dekore edilen köşeler kırsal yaşam tarzındaki bu evlere dahil olunca çok yönlü Asya kültürünün spiritüel kimliğini mekanlara taşırlar.

Sıcak ülkelerin renkli ve doğal yapısını yansıtan Tropikal evlerin ekolojik duruşları ile de günümüz modern mimarisine örnek olması gerektiği kanısındayım. Sonuç olarak hangimiz sıra sıra dizilmiş beton kuleler yerine bu samimi, doğal evlerde yaşamayı tercih etmez ki?

 

dfot

 

Bir Kaçış Hikayesi

Hani her büyük şehir yaşayanının, “gidelim buralardan yeter!”  dediği bir an vardır ya…İşte bu aile de öyle bir süreçte, tası tarağı toplayıp geldiler Eski Datça’ya. Her büyük şehir kaçağının bir hayali vardır ya, küçük bir otel ve küçük bir kafe . O da tamam. Mis gibi bir çevrede büyüyen çocuklar, o da tamam. Başlarda biraz tedirgin olan aile zamanla gelen misafirlerin dostlara, komşulara dönüştüğünü görünce doğru bir karar verdiklerini anladılar.Geriye bu güzelliği yaşamak ve deneyimlemek isteyen, sizler kalıyorsunuz.

Zvart ve Erol çifti ise Eski Datça’da Eski Datça Evleri adını verdikleri “mini” otellerini işletiyorlar. Bu sene sekizinci senelerini kutlayacak olan Eski Datça Evleri’nin işletmecisi Pir ailesi, Datça sevdalısı ailenin büyüğü Mehmet Pir’in birçok yatırımı ve restorasyonu var yarımadada…

Eski Datça, çok eski bir yerleşim birimi. Taş sokakları, taş evleri ile Türkiye’nin sayılı korunmuş yerlerindendir. Özellikle akşamüstü inanılmaz ışığı ile fotoğraf tutkunlarının sevdiği yerlerdendir. Geçtiğimiz senelerde tekrardan su yüzüne çıkartılan Karia Yolu, yaklaşık 850 kilometrelik parkuru ile ister başlarken isterseniz bitirirken Eski Datça’da olabiliyorsunuz.

 

“Butik Otel” adını hiç sevemedik, başta düzenlemesi itibari ile “Apart” adını da kullandık ama o konseptin de bizi anlatmadığına kanaat getirdik. En sonunda “Mini Otel” dedik kendimize.

 

‘’Eski Datça’yı Seviyoruz…’’

İlk senelerde konaklamaya odaklandık çünkü ne ben, ne de eşim otelci değildik. Gerçi Erol otelcilik lisesi mezunuydu ama yıllarca ailesi ile uluslararası nakliyat bense Notre Dame de Sion Lisesi’nde Fransızca öğretmeni idim. Büyükşehirden göç edip, bu işe başkoyduk. İşimizi çok seviyoruz Ama en önemlisi Eski Datça’yı çok seviyoruz.

‘’Aslına uygun restorasyon çok önemli…’’

Eski Datça, doğal ve tarihi sit alanı olması sebebi ile çok önem arz eden bir yer. Dolayısı ile aile şiretimiz olan Pir Turistik Tesisler ve İnşaat A.Ş. İle çok sayıda restorasyona imza attık. Bununla gurur duyuyoruz. Eski Datça Evleri’nin bünyesinde yer alan İncir, Badem ve Zeytin Evleri’de yöreye, mimariye saygımızın bir göstergesidir.

 

‘’Konaklama kadar yeme içme hassas bir konu…’’

Zamanla, mutfağımıza da gerekli önemi vererek, misafirlerimize mutluluk verecek lezzetler vermek için çabaladık. Zvart, etnik kökenini mutfağa yansıtarak unutlmaya yüz tutmuş meze ve zeytinyağlıları konuklarına sunarken, bendeniz, ızgaralar ile anlık mutluluklar yaşatma çabasına giriştim.

 

‘’Eski Datça sessizlik ve sakinliğin başkenti!’’

Burada yaşadığımız sürede, sessizliğin de bir sesi olduğunu anladık. Buraya yerleştikten sonra kaotik büyükşehir hayatından iyice soğuduk ve koptuk, aramaz olduk. Sakin ve sükunet bizim en önemli dayanağımız. Büyük konuşmak istemeyiz ama Istanbul bize çok çok uzak artık…

 

Ve son olarak “Odalarımızla değişik seçenekler sunmaya çalıştık.’’ Diyor Pir ailesi. Mesela İncir Evi Odaları tek hacim içinde bir çift kişilik yatak, küçük bir mutfakçık ve banyodan oluşuyor. Badem Evi Odaları ve Zeytin Evi Odaları, yaşam alanı içinde bir mutfakçık rahat bir oturma alanı, banyo ve yatak odasından oluşuyor. Köyün içinde yer alan 3 bina toplamda 11 oda ile hizmet veriyor.

dfot

 

Earthship Evler

Sürdürülebilir Yaşam Teknesi olarak adlandırılan evler; Earthship ‘lerin her birinde müthiş bir geri dönüşüm serüveni yatıyor.

İklim değişikliği, sınırlı su, yükselen petrol, elektrik ve hatta geçinme gibi temel gıda fiyatları ve güvensizlikleriyle mücadele ettiğimiz bu zamanlarda dünyada yeni bir bilinç doğmaya başladı. Bu bilinç dünyanın bir bütün olduğunun, her etkinin bir tepki doğuracağının ve günümüzün kullan-at mantığına dayalı lineer ekonomik sisteminin bizlere hatta dünyaya  neler katabileceğinin kanıtı; Earthship evler. Bu ortak bilinç sayesinde dünyada yenilenebilir enerji, sürdürülebilirlik, geri dönüşüm ve doğala dönüş hiç olmadığı kadar önem kazanmaya başladı.

Amerikalı mimar Michael Reynolds, bu, günün yavaş yavaş genele yayılan bilincinin kaçınılmaz olduğunu 40 yıl önce öngörmüş. Daha o günlerde, geri dönüşümlü metaryeller kullanarak, tüm merkezi altyapı şebekelerinden bağımsız, kendisine yetebilir evler inşa etmiş. ‘Earthship’ adı verilen bu evler cam şişelerden kullanılmış araba lastiklerine, alüminyum içecek kutuları; yani medeniyetin çöp olarak gördüğü malzemelerden oluşturulmuş ve gelişmeye de devam ediyor.

Earthship evleri ortaya çıkarmak için devlet otoriteleriyle büyük mücadele vermek zorunda kalan Reynolds’ın tüm Earthship macerasını anlatan bir belgeseli de izlemeniz mümkün. “Garbage Warrior” ismindeki belgeseli ile uluslararası film festivallerinde ödüller alan Reynolds, Eartship’in bir evden daha fazlası olduğunu öyle ki yarınların belirsiz denizlerine yelken açabilmemizi sağlayan taşıtlar olduklarının altını çiziyor.

Earthship’ler kendi elektriklerini üretiyor, güneş ile ısınıp soğuyor, yağmur ve kar suyunu saklayıp, dönüştürerek dört defa kullanabiliyor, kanalizasyonu arındırıyor, yıl boyu gıda üretimi gerçekleştiriyor. Kısacası Earthship’in esas amacı ; dünyanın çevre sorunlarına karşı insanlara alternatif yaşama yöntemlerinin var olduğunu göstermek.

Eartship’ler dünyaya adapte olup, sahiplerinin temel ihtiyaçlarını karşılıyor. Bunun için altyapı sistemlerine bağlanmaya ihtiyaç duymadıklarından fatura ve masrafları yok denecek kadar az. Böylece altyapı sisteminin gitmediği ya da gidemediği, şehrin dış kısımlarında kalan arazilerde, yeni tür yapılanmalara gidilebiliyor.

Örneğin atık araba lastikleri de genellikle yakıldığından, çevreye fazla miktarda zehirli gazın yayılmasına neden oluyor. Earthship’lerde ise  bu atık lastikler termal kütlenin meydana getirilmesi için kullanılıyor. Hurda araba lastiklerinin içine toprak dolduruluyor.

Bu toprak, kompakt hale gelene kadar sıkıştırılıp dövülüyor ve evin ana duvarlarında kullanılmak üzere 150 kiloluk bir tuğla meydana gelmiş oluyor. Bu duvarlar lastik kauçuğu gibi esnek olduklarından depreme karşı dirençli oluyorlar ve toprakla sıkıştırıldıklarından yangın geçirmiyorlar. Aynı zamanda geniş oldukları için herhangi bir temele ihtiyaçları yok. Earthship’lerde kullanılan bir diğer sıradışı yapı materyali ise cam şişeler ve alüminyum kutular. Bu materyaller ‘küçük tuğlalar’ gibi kullanılarak yapısal olmayan iç bölme duvarları örülüyor. Kullanılma amacı duvarda hacim kaplayarak gereğinden fazla malzemenin kullanılmasını önlemek. Güneşin altında tüm gün beklemiş bir kayanın güneş battıktan saatler sonra bile sıcak kalmaya devam etmesi gibi Earthship’ler de ısıtma ve soğutma ihtiyacını karşılamak için toprak dolu atık lastikleri kullanıyor. Güneş ışığı, evi bir pil gibi şarj ediyor ve izolasyon bu ısıyı uzun süre muhafaza ediyor. Dışarıdaki sıcaklık 45 °C ya da – 30 °C olsa bile evdekini, oda sıcaklığında sabit tutuyor.

Bu evlerin, doğal bir havalandırması da mevcut elbette. Toprağın altındaki hava borularından gelen serin havanın çekilip, yukarıdaki hava bacalarından çıkması sağlanıyor. Böylece evin içinde doğal bir hava sirkülasyonu oluşuyor. Earthship’lerde sera alanları bulunduğu için evin içerisindeki bütün camları kapattığınızda evin içindeki hava dışarıdaki havadan her zaman daha temiz oluyor.

Earthship’ler banyodan gelen suyu evin içerisinde bitkilerin yetiştiği botanik hücrelerde arındırıyor, sonra sifon suyu olarak tekrar kullanıyor ve böylece suyu üç defa kullanarak ciddi bir tasarruf gerçekleştirmiş oluyor. Sifonun çekilmesinden sonra oluşan su ise sıvı gübre olarak dış mekan botanik hücrelerinde kullanılıyor. Böylece kanalizasyon hattına bağlanma ihtiyacı ortadan kalkıyor. Ülkemizde elektriğin doğalgazdan üretildiğini düşünürsek, pahalı olmayan bir enerji sistemi yok. Ama Earthship kendi elektirik enerjisini üretmek için güneş panelleri ve rüzgar türbinleri kullanıyor. Üretilen elektrik akülerin içerisinde depolanıyor. Güneş ışığının yeterli olmadığı yerlerde, rüzgâr türbinleri de sisteme ekleniyor. Dolayısıyla hiçbir elektrik şebekesine bağımlı kalmıyorsunuz. Earthship’lerin genel olarak üç cephesi ağır duvarlarla kapalı oluyor ve güneş ışığından maksimum derecede faydalanmak için de güney cephesi güneşe dönük kalıyor. Bu sayede aydınlatma sorunu da çözüme kavuşturuluyor.

ferroli_kombi

 

Isıtma ve soğutma sistemlerinin öncü markası Ferroli, Türkiye’de yeni bir uygulamaya imza attı ve “kombileri renklendirdi”.

 

Ferroli Türkiye Genel Müdürü Çetin Çakmakçı, fikrin “Türkiye’nin doğasının ve farklı zenginliklerinin rengini yansıtabilme” arzusundan doğduğunu belirtti.

Sinpaş en yeni projesi

Köyceğiz ile,

güneydeki o huzurlu hayatı

İstanbul’a taşıyor.

 

dfot

Gayrimenkulde 40 yıllık deneyimi, kalitesi ve güvenirliği ile yenilikçi konseptleri buluşturan Sinpaş Yapı, köy yaşamının huzurundan esinlendiği yeni projesi Köyceğiz projesinin satışına başladı. Köy yaşamının doğallığı ile modern şehirli yaşamın tüm olanakları Köyceğiz’de bir araya geliyor. İstanbul Sancaktepe’de 26.000 metrekare arsa üzerinde inşası başlayan Sinpaş Köyceğiz’de, 1+1’den 4+1’e uzanan daire seçenekleri yer alıyor. İstanbul’da doğal ve huzurlu bir yaşam alanı arayanlar, Köyceğiz  projesinin içinde yer alan Orta Kahve’de ve Köy Meydanı’nda aradıkları doğallığı bulacaklar.

 

Hayallerindeki eve kavuşmak isteyenler için özgün konseptli yeni projeler geliştirmeye devam eden Sinpaş Yapı, İstanbul Sancaktepe’deki 291 konutun yer aldığı Köyceğiz projesinde satışlara başladı. Köyceğiz, bir konut projesi olmanın çok ötesinde, “şehrin gürültüsünden uzak doğal bir yaşam sürme” hayalini gerçeğe dönüştürüyor.

 

Köyceğiz’de dairelerin % 50’si ön talep döneminde ki yoğun ilgi ile şimdiden sahiplerini buldu…  

Sunduğu doğal yaşam olanakları, geniş bir biyolojik gölet etrafında geliştirilmiş doğal yaşam konsepti, meyve bahçeleri ve orta kahvesiyle, büyük ilgi gören Köyceğiz projesinde, dairelerin % 50’si ön talep döneminde şimdiden satıldı.

Yatırımcıların yeni gözdesi Sancaktepe’de 26.000 metrekare arazi üzerine inşa edilen Sinpaş Köyceğiz, 5 ila 11 katlı bloklardan oluşuyor. Tüm blokların göl ve peyzaj manzarasına hâkim olması ve arka cepheli konut bulunmaması, Köyceğiz evlerine ayrı bir değer katıyor. Yeşil alanı 8 bin 600 metrekare olarak projelendirilen Köyceğiz’de, 1+1’den 4+1’e kadar farklı konut seçenekleri bulunuyor.

Köy kahvesinde komşularıyla kahve içip sohbet etmek, köy meydanındaki çeşmeden soğuk su içmek, patika yollardan yürürken meyve ağaçlarından taptaze meyveler toplamak ve daha nice doğal yaşam olanağından yararlanmak isteyenler için Köyceğiz’de her ayrıntı düşünüldü.

 

Hep gitmek istediğiniz Güney’deki kasaba şimdi Köyceğiz’de 

Şehrin karmaşasını bırakıp güneydeki bir kasabaya yerleşmeyi hayal edenler için Güney’deki o sahil kasabasının sıcaklığını İstanbul’a taşıyan Sinpaş Köyceğiz’de peyzaj; ortada oluşturulan 2500 metrekarelik biyolojik göletin etrafında geliştirildi.

Köy yaşamının huzurunu yansıtan bu sıcak ve samimi projenin merkezinde, Orta Kahve yer alıyor. Çınar ağaçları, taş dokusu, kahvesi ve çeşmesi ile bir köy meydanının doğallığı ve dinginliği Köyceğiz’de yeniden hayat buluyor.

Köy meydanının hemen yanında asma, elma, armut, kayısı, erik, kiraz, portakal ve mandalina ağaçlarından oluşan bir meyve bahçesi var.

Patikalarda, yeşilin içinde saklanan yürüyüş parkuru boyunca yer yer nar ve portakal-mandalina ağaçları, zambak bahçeleri arasında dinlenme terasları, su kenarı locaları, hamaklar, salıncaklar, sakin kitap okuma köşeleri yer alıyor.

 

Kolay ve rahat ulaşım

Köyceğiz, TEM otoyolu üzerinde Sancaktepe gişelere sadece 4 kilometre, Şile otoyoluna ise 5 kilometre mesafede bulunmaktadır. .

Projenin lokasyonu, yakın çevresindeki okulları, hastaneleri ve bölgede inşası devam eden ve Mayıs 2015’te devreye girecek metro ulaşımıyla da öne çıkıyor. Yakın çevre hastanelerinin yanında, 4 bin 100 yatak kapasitesiyle Avrupa’nın en büyük şehir hastanesinin hemen yanı başında, yürüme mesafesinde kurulacak olması da Köyceğiz’in yaşam ve yatırım değerini artırıyor.

 

Lansmana özel %10 indirim fırsatı ve nefes aldıran ödeme kolaylığı 

 

Köyceğiz’de, konutların teslim tarihi Mayıs 2016 olarak belirlendi.

Köyceğiz’de, 1 + 1’den 4+1’e kadar farklı konut tipleri bulunmakta. Daire fiyatları 317 bin 400TL ile 913 bin 900 TL arasında farklılık göstermekte.

Lansmana özel %10 indirim fırsatı ile birlikte, Sinpaş Yapı’nın duyurumunu yaptığı ve yoğun ilgi ile karşılanan Nefes Aldıran Ödeme Planı kampanyası; % 10 peşinat, % 10’unun 12 ay taksitle vade farksız ödendiği, geri kalan kısım için 14 ay sonra, gerekirse banka kredisi kullanarak, 120 aya varan vade gibi çok uygun ödeme seçeneklerinin yaratıldığı “nefes aldıran” ödeme planı, Sinpaş Yapı’nın Liva ve Altınoran projeleriyle birlikte Köyceğiz’de de geçerli.

 

Köyceğiz Proje Künyesi:

 

Proje ismi: Köyceğiz

Firma:  Sinpaş Yapı Endüstrisi ve Ticaret A.Ş.

Konum: Sancaktepe – İstanbul

Toplam Arazi: 26.000 metrekare

Toplam Konut: 291 adet

m2 Aralığı: 67-206 metrekare

Konut tipleri: 1+1’den 4+1’e kadar farklı seçenekler

Fiyat Aralığı: 317.400 TL – 913.900 TL

Teslim Tarihi: Mayıs  2016

dfot

 

Sandberg

İsveç duvarkagıdı ve tekstil sanatı

Sandberg markasının konsepti, alıcılara çevrelerini kişiselleştirme şansı verecek niteliklerde duvar kağıtları tasarlamak ve kumaşlar üretmek.

Güzel bir ev hayali kuran herkese yardımcı olmayı amaç edinen firme resepsiyon alanları, ofisler, otel ve konukevleri gibi ortak alanlarda da duvar kağıdı ve kumaş koleksiyonları ile mekan bütünlüğünü sağlıyorlar. Çevreye zarar verebilecek ya da alerjik herhangi bir materyali asla kullanmıyorlar.Sadece sürdürülebilir materyal ve üretim metodları ile florokarbon, pvc, renklendirilmiş plastik içermeyen ürünler yaratıyorlar. Su haricinde hiçbir çözücü maddeyi fabrikalarına bile sokmuyorlar.

Sandberg tasarım stüdyosu Göteborg’da. Tasarımcılar inovatif renk ve stilleri, klasiklerle kombine ederek, yarının klasiklerine imza atıyorlar. İlhamlarını, kitaplarsan, seyahatten, doğadan, sergilerden alıyor,  kısaca çevrelerindeki her şeyden etkiler taşıyan ürünler meydana getiriyorlar. Prodüksiyon mühendisleri ve renk uzmanlarıyla her koleksiyonun, deneme baskıları alındıktan sonra üretim aşamasına geçilmesine dikkat ediliyor.

Tüm çizimleri el ile yapıyorlar. Bunun sebebi teknolojiye asla karşı olamları değil, kağıt üzerinde müdahale edilen çizimlerde çok daha iyi sonuç alındığını bugüne kadar deneyimlemişler. Firma İsveç’in çok önemli iç mimarlarıyla çalışmalar yapıyor. Projelerini bu deneyimli snaatçılarla uygulayarak olası en mükemmel sonucu elde ediyorlar. Böylece marka sürecin başlangıçtan bitişe kadar profesyonel ilerleyişini garantilemiş oluyor.


dfot

dfot

 

Paola Lenti

Marka uluslar arası tasarım haftasında 2014 koleksiyonunu Milano’da tanıttı. Güzellik ve estetiğe verdikleri öncelik ile beraber, aynı zamanda çevre dostu ve eşsiz bir renk paletinden oluşan koleksiyonlar sunuyorlar. Doğa ve ürün arasında dengeli bir bağlantı kurmaya çalışıyorlar. Modern, fonksiyonel, sınırları olmayan özgün bir görünüme kavuşmuş tasarımlar ortaya çıkıyor.

Şirket yirminci yılında yeniden, basit, uzun ömürlü, elegan, fonksiyonel mobilya üretimi üzerine kurulmuş yaşam vizyonlarını tasdikliyor. Paola Lenti yıldönümlerinde çok önemli bir haber olarak, iç mekan dekorasyonu için de üretim yapacağının müjdesini verdi.Tasarımlardaki yaratıcılık ve kalite, yine yoğun çabalarının, girişimlerinin, verimli takım çalışmalarının ve her detaya gösterdikleri büyük özenin sonucu.

1994’ten beri Paola Lenti dinamik girişimci, araştırmaya ve denemeye dayalı, tasarım dünyasında kendilerini hızla geliştirmeye devam eden bir stratejiyi takip ediyor. Bir Paola Lenti kataloğunun sayfalarını çevirmek, önemli yeni tasarım düzenlemelerini keşfetmek, zıtlığın tamamlayıcı olduğu, eski, yeni, geleneksel, teknolojik, bütün kavramların iç içe geçtiğini görmeyi beraberinde getiriyor.

1994’ten beri Paola Lenti dinamik girişimci, araştırmaya ve denemeye dayalı, tasarım dünyasında kendilerini hızla geliştirmeye devam eden bir stratejiyi takip ediyor. Bir Paola Lenti kataloğunun sayfalarını çevirmek, önemli yeni tasarım düzenlemelerini keşfetmek, zıtlığın tamamlayıcı olduğu, eski, yeni, geleneksel, teknolojik, bütün kavramların iç içe geçtiğini görmeyi beraberinde getiriyor. Metal ve tahtayı dayanıklı olacak şekilde harmanlıyor. Modern ve rahat iç dekorasyon yeniliklerini bahçe mobilya tasarımlarına entegre ediyorlar. Her bir ürün, koleksiyonu orijinal yapan, formlardaki basitlik, materyaldeki yaratıcılık ile farklılığını ortaya koyuyor. Tüm parçalar kalitesi, fonksiyonelliği, renk ve estetiği ile zamansız olması için yaratılmış.

dfot

dfot

 

Kır Evi Country Cottage Stili

Rahatlığı ön planda tutan, dingin ve huzurlu bir yaşam sunan, kendini tatile gitmiş gibi hisseden ve doğayla iç içe bir yaşam arayanların tercihidir . Country kırsal, yani geleneksel tarz dekorasyon demek; yaşanmışlık, yani bir eskiye gidiş, eski dönemi anımsatan objeler, eskitme masif mobilyalar, farklı bir romantizm, romantik sıcacık evler demektir. Kısacası modernin tam zıttı bir tarzı temsil eder, daha çok kır evi olarak biliniyor ve kökeni Fransa’ya dayanmaktadır. Amerikan Country,İngiliz Country ve Fransız Country en çok bilinenler arasındadır.

Gerçekte “kır evi tarzı” olarak benimsediğimiz hayatın içinden gelen bu stil, şehir yaşamından uzaklaşmak için sıcak ve davetkar havasıyla kucaklayıcı bir etki yaratmaktadır.. Konforlu, rahat, sıcak ve samimi, pastel veya toprak renklerinin hakim olduğu, yumuşak detaylara sahip mobilyalarla döşenmiş dekorasyon olarak tanımlanabilen Country tarzın doğum yeri Fransa olarak bilinmektedir. 17. ve 18. Yüzyılda Fransa dışında üretilen mobilyaları yapan marangozlar, saray ya da asiller için üretim yapmamaktaydılar. Bu nedenle onların ürettiği mobilyalarda daha basit malzemeler kullanılıp, işçilik daha basit tutulmaktaydı. Ahşap malzeme cilalanmak ya da yaldız kaplanmak yerine sadece boyanıp, kimi zaman kendi renginde bırakılmaktaydı. Kullanılan malzeme daha çok meşe, meyve ağaçları, ceviz ve bazen de maundu. Yüzeyler süslenmemekte, cilalanmamaktaydı ama biçim olarak mobilyalar asillerin evlerinden ilham alınmaktaydı. Paris’i hariç, Fransa’nın ‘Provans’ olarak adlandırılan bölgesinde üretilen mobilyaları ve mimariyi referans alan country stiline bugün beyaz mobilyalar, patine zeminler ve ahşap dokular eşlik ederek özellikle kır evi stili olarak bilinen stil günümüzde modern country olarak yeniden şekillendirilmektedir.

Country tarzı uygularken unutulmaması gereken ilk ve en önemli detay; sadelik, ferahlık ve samimiyettir. Daha çok pastel ve toprak renklerinin hakim olduğu ve ayrıca içine doğada bulunan renklerin estiği bir tarz olarak karşımıza çıkmaktadır.

Renk kullanımı

Bir kır stili olduğu için pencereden bakıldığında görülebilecek  tüm doğa renkleri ilham kaynağı olabilecektir. Yeşili, maviyi, çiçek renklerinin güneş ışığında biraz  soldurulduğunda oluşan bu mat renkler desenlerle birleştirilip kullanılır genellikle. Bunlar beyaz, krem veya toprak tonlarıyla kombinlenebilir, pastel renk tonları üzerinde gitmek harika sonuçlar verecektir.

Zemin beyaz, mobilyalar kahverengi, krem ya da toprak tonlarında kurgulandığında genel renk seçiminin yapılırken  aynı renk paleti üzerinde gidilmesi homojen bir etki verecektir. Kontrastlık oluşturulmak  istendiğinde, seçilecek rengin mekanda kargaşa yaratmaması için kontrastlık oranının birbirine yakın tutulması uygun olmaktadır. Evin tamamında ferah ve havadar bir ortam yaratmak için kesinlikle koyu kırmızı, koyu mor gibi tonlardan kaçmak gerekmektedir.

 

Mobilya seçimi

 

 

Country tarzda daha çok açık renkli ahşap malzemeler kullanılmaktadır. Doğal ahşaplar, ceviz, maun en fazla tercih edilenlerdendir. Ayrıca hasır ve bambu mobilyalar da özellikle kış bahçelerinde, teraslarda veya evin herhangi bir köşesinde kullanılabilmekte ve oldukça şık bir hava vermektedir. Büyük kanepeler, yumuşak sandalyeler, cilasız masif mobilyalar, antika objeler, ahşap sehpalar, masalar sayısı çok tutulmadan ve karmaşa yaratılmadan doğru konumlandırma ile bu tarz bir dekorasyonda yerini almaktadır. Tarzın koltukları oldukça geniş, oturma ve yaslanma yerleri tanımlanabilmektedir. Keskin değil yuvarlak hatlı mobilyalar daha sıcak ve samimi etki yaratmaktadır. Her ne kadar eskilerde kaldığı düşünülse de ahşap camlı bir vitrin bu tarzın tamamlayıcısı olmaktadır. Mobilyalarda el işçiliği çok önemlidir. Çok az da olsa oymalar kullanılır ama bu durum genel görünümün sadeliğini bozmamalıdır.

Country tarz bir dekorasyonda, yeniden kazanılmış mobilyalar ön plana çıkmaktadır. Aileden kalma bir konsol ya da eski bir ahşap ustasının elinde çıkmış yemek masası evin en önemli parçası haline gelebilmekte ve eski bir mobilya gerçek kullanımından başka bir amaçla yeni bir işlev kazandırılarak tarzın daha etkin olarak uygulanması mümkün olabilmektedir.

Yatak başı olarak ferforje kullanmak etkili olmaktadır. Beyaz ya da pastel tonlarda boyalı ve eskitmeli olarak kullanılabilir. Salon için ağaçtan bir yemek masası seçilebilir. Üzeri sıfır zımparalanmış ve cila atılmış modeller yerine direkt ağaç görünümlü ve mat cilaya sahip modellerle daha doğal bir görüntü yakalanabilir.

 

Kumaşlar

 

 

Koltuk ve sandalye döşemelerinde, yastıklarda daha çok pamuk, keten  kumaşlar tercih edilmelidir. Düz, çizgili, ekose veya çiçekli desenler birbiriyle kolaylıkla kombin edilebilir.

Minik çiçek desenli kumaşların düz ve açık tonlarda kumaşlarla birlikte kullanılması tavsiye edilir, son yıllarda ayrıca çiçeklilerin pastel baskın olmayan çizgili desenlerle de kullanımı artmıştır…Ayrıca çıkış noktası ile bağlantılı olarak lavanta, zeytin, üzüm ve kelebek desenleri tarza imza atmaktadır. Göz yormayan renklerden oluşturulacak bu desenler evin daimi baharda olmasını sağlayacaktır.

 

Aksesuarlar

 

 

Aksesuar denilince bu stilin iki ana kahramanı vardır; biri ferforje objeler diğeri ise hasır sepetler. Seramik ve topraktan yapılmış aksesuarlar da aralara serpiştirilebilir. Doğal olan her şeyin bu stilde yeri olduğu kesin. Ayrıca mutlaka abajur kullanılmalıdır. Sadece yatak odası için değil salon aydınlatması için de abajur stilin olmazsa olmazlarından biridir.

Büyüleyici porselen tabaklar, eski şapkalar, antika müzik aletleri, aileden kalma objeler, koleksiyon parçaları bu stilin en önemli aksesuarlarıdır. Desenli kırlentler bakır tencereler, hoş kokulu doğal sabunlar, saksılarda canlı çiçekler, yeşillikler dekorasyonu tamamlayan ince detaylardır. Bu tarzda bakırlar, çömlekler, döküm tencereler temel işlevlerinin yanı sıra birer dekorasyon objesine dönüşmektedir. Çekmece ve dolap diplerinde sergilenmeyi bekleyen aile yadigarı objeler, pastel tonlardaki ev tekstilleri ve taze çiçekler bu stilin anahtar parçalarındandır. Tarza uyumlu şamdanlar, mumluklar ve kuş kafesleri kalabalık yaratmamak şartıyla zeminde de kullanılabilmektedir.

 

 

Country tarzla uyumlu detaylar
Beyaz, krem mobilyalar ve özellikle eskitme mobilyalar
Evde bir yerlerde taze çiçek yada koltukta, minderde, perdede çiçekli desen
Bir kuş kafesi objesi, gösterişli şamdanlar, uzun zarif mumlar, fenerler…
Şömine, doğal taş duvar kaplaması
Rustik  taş desenler ve tuğlalar,
Ferforje objeler
Hasır sepetler, ahşap objeler

 

 

Country tarza asla uymayacak detaylar

 

Metal ve dijital objeler
Modern raflı duvar üniteleri
Ses sistemi, hoparlörleri vs gibi ev teknolojilerinin açıkta ve çok göz önünde olması,
Köşe koltuk takımları kullanılması
Lake, parlak kapaklı mutfak dolapları ve tezgahlar tercih edilmesi,
Düz hatlı, metal, modern avizeler, spotlar, aplikler seçilmesi, Fresh bir etki, pastoral bir hava ve romantik çağrışımlar için bu yaz evinizde tam da country tarz uygulama zamanıdır.

dfot

 

2014 Yazı Bizi Bekler…

Bu yazın bizce genel temaları; dokuların ön planda olduğu bir materyal seçimi, renklerde ve desenlerdeki çeşitlilik ve doğa kavramının gerek malzeme kullanımında gerek de tasarımda öne çıkan temalar olması.

Rengarenk

2014 yazı belli başlı markaların kataloglarından da rahatlıkla gözlemleyebileceğimiz gibi tek bir kavramla açıklanmak zorunda olsa “renkli” diye özetlenebilir diye düşünüyoruz. İki ayrı palette ilerleyen bir renk çeşitliliği bu; pastel tonlar bir yanda canlı frapan tercihler diğer tarafta. Kişisel seçimleriniz ve mekanda yaratmak istediğimiz etki bizi bu iki seçim arasında, kendimize uygun olanı seçmeye itecek. Özellikle saks mavisi ve kırmızı gibi iddialı ve göz alıcı renkler, marin temalarıyla ve yazlık evlerde açık renk fon üzerine rahatlıkla kullanılabilecek renkler. Hem döşemelerin üzerinde yer alacak ev tekstilinde, hem de her türlü dekoratif aksesuarda bu yıl bu ikiliyi çok sık yan yana göreceğiz.
Pastel pembeler, yeşiller, maviler aynı şekilde bu yılın gözde renkleri. Siz de huzur veren, içinizdeki çocuğu ortaya koymanızı sağlayacak masalsı ortamlar yaratmak istiyorsanız, pastel tonlarının hafifleten, ferahlatan etkisinden faydalanabilirsiniz. Özellikle outdoor kullanımlarda, gündüz akşam rahatlatıcı bir etki yaratacağınız garanti bu tonları tercih ettiğinizde.
Bu yaz diğer yıllarda çok sık görmediğimiz başka bir renk kullanımı seçeneği de çok gündem de olacak onu da belirtmeden geçmeyelim. Sofra takımlarından, yemek masanızın etrafındaki sandalyelere, yastıklardan, yatak örtülerine kadar yaygın olan bir trend var; rengarenk kullanım. Kırmızılar, yeşiller, sarılar, maviler bir arada kullanılabiliyor bu yıl rahatlıkla. Hatta birçok markanın koleksiyonlarında da bu tür önermeler var. Şezlongdan, sandalyeye, çatal bıçaktan, mutfak eşyalarımıza kadar yansıya bu renk çeşitliliği ile evlerimizde kendi gökkuşaklarımızı yaratabileceğiz. Bu yıl yaz ortamları rengarenk olacak demek yanlış olmaz.
Bu yılın bu rengarenk temasının en güzel yansımalarından biri de sokak kapılarında görülüyor; aynı renk sıkıcı daire veya ev kapınızdan sıkıldıysanız, gün bugündür. En sevdiğiniz rengi veya evinizin dekorasyonuna en uygun olduğunuz rengi dış kapılarınıza uygulamak bu yıl çığ gibi büyüyen bir trend. Neden siz de bir parçası olmayasınız bu akımın? Apartman içindeki bütünlük hissini çok da zedelemen kendinizi ve evinizi en iyi anlattığınız rengi dış dünyaya açmak da özgürsünüz bu yıl. Üstelik bu uzun süredir devam eden ve daha uzun süre de devam edecek bir akım gibi duruyor, hiç çekinmeden siz de katılabilirsiniz.

Ev tekstilinde desen ve doku ön planda

Geometrik çizgiler ve doğa referanslı desenler bu yazın en favori görsel zenginliği bizce. Döşemeden, perdeye her türlü ev tekstilinde bu iki temayı sıklıkla göreceğe benziyoruz bu yaz. Daha romantik country veya provans bir tarzınız varsa o zaman dev kelebekler, bahar dalları, çeşitli hayvan figürleri ile bu yaz çok haşır neşir olacaksınız demektir. Evlere yaz coşkusunu ve neşesini katmanın çok da etkili bir yolu olduğunu düşündüğümüz bu desenlerin bu yıl ki popülerliği en çok hayvan ve doğa dostu yaşam biçimlerini uzun zamandır hayatına katmış kişileri memnun edecek hiç şüphe yok ki. Belki geçtiğimiz yıllarda dev bir kelebeği koltuklarınıza kondurmakta, ya da aslan başlı bir yastığı dinlenme köşeniz için satın almakta zorlanmışsınızdır çok isteseniz de yadırganır, hafif veya çocuksu bulunur diye çekimser kalmış olabilirsiniz. Eğer öyleyse gün sizin gününüz.

Geometrik desenler bu yılın ikinci öne çıkan desen teması. Çiçeklilerin bile nerdeyse bu desenlerle kombin edildiği formlar sıklıkla kullanılıyor bu yıl. Daha modern çizgileri veya İskandinav stil gibi daha sade formları tercih edenler için yazın neşesini yaşamakta uygun bir yol olabilir bu tür kullanımlar.
Kumaş dokuları bu yıl çok gündemde olacağa benziyor, halıdan perdeye tüm ev tekstilinde dokunma hissinizi tetikleyecek malzemeler ön plana çıkıyor. Farklı desen ve dokuların birlikte kullanılması, ya da bazı kumaşların bazı mevsimlere sıkışıp kalması gibi tabular bu yıl tamamen aşılmış gibi duruyor.
Aksine farklı kumaş türlerinin, farklı dokuların bir araya gelmesi ile oluşan yaratıcı kombinler, bu yazın gerçek starları olacak bizden söylemesi.

Ham ahşap, yazın favorilerinden

Gerek bahçe mobilyalarında, gerek ev içi kullanımlarda dekorasyonda bu yaz ham ahşap rüzgarı esecek. Doğal bir sadeliğin yanı sıra, ahşah dokusunun ön plana çıktığı doğal malzemeler yatak odalarımızdan, oturma gruplarına, yemek odalarından, mutfak ve banyo dolaplarına kadar birçok yerde karşımıza çıkacak. Buna zeminleri de katarsak ham ahşap görünümlü yalın dokunuşlar doğayı çağrıştıran zarif esintiler katacak hayatımıza demek yanlış olmaz. Ortama keskin çizgilerle sınırlamalar getirmeyen bu ahşap uygulamalar özellikle döşemelikte vurgu yapılması istenen tasarımlarda ve bol aksesuarla öne çıkan ve buna rağmen karmaşadan uzak durmak istenilen ortamların gözdesi olacak.

Yakın olduğu yalın formların yanı sıra neoklasik veya country koleksiyonlarda da bu yaz sıklıkla rastlaya doğal ham ahşap malzemeler yazı her türlü etkiten ve etkenden uzak doğal yaşamayı tercih edenler için uygun bir seçenek olarak düşüncesindeyiz. Üstelik çağrışımları itibariyle kendinizi özlemini çektiğimiz natürel yaşama daha yakın hissetmenizi sağlayacak. Tabii bu durumda doğal döşemelik kumaşlar uygun kombini yakalamak için diğer önemli bir faktör olarak çıkacak önümüze.

 

Duvarlarınız sizinle aynı dilde konuşacak

Son yıllarda, gerek birbirinden çeşitli duvar kağıtlarıyla gerekse çeşitli kaplama yöntemleriyle duvarlara bir doku kazandırmak oldukça yaygın. Artık neredeyse sınırsız renk ve desen çeşitliliği ile karşımıza çıkıyor üstelik her biri. Önümüzdeki yaz aylarında da bu durum değişmeyecek bir farkla, bu yıl bu koleksiyonlara özel üretim ve kişiselleşmiş ürünler de artık gündemde olacak. Size özel duvarlar, sizin seçtiğimiz tasarım ve desenlerde tasarlanmış, kısacası sadece dili olan değil, sizinle aynı dilde konuşan duvarlar çok popüler. Sevdiğiniz sanat eserinin veya favori temanızın duvarlarınızı süslemesini istiyorsanız bu yıl size uygun ürünü bulmanız hiç de zor olmayacak.

 

Teraryum tartışmasız yazın da gözdesi

Bahçelere açılmak rengarenk çiçekler, davetkar çim alanlar bütün yaz yeni gözdelerimiz olacak hiç şüphesiz. Ama evlerin içerisine girdiğimizde terrarium salgını bu yaz da devam edecek gibi duruyor. Sofra tasarımlarından, balkonlara mutfaklardan banyolara kadar her an her yerde bir terrariumla karşılaşmanız çok mümkün.

 

2014 YAZINDA ÖNE ÇIKANLAR

 

JALE KULİN
Mimar

Renk doku boyut birbirini pek tamamlayan bu üçlü , aslında genel tasarımın temel taşlarından , ancak trend kurbanı olup zaman zaman hayatımızdan siliniyorlar. Bu sezon kuvvetli donüşleri ile daha sıcak ve kimlikli mekanlar yaratabiliyoruz.

Renk

Renk benim için sihirli değnek olmuştur her zaman . Bu sene Türkiye’de, giyim modası akımlarının dayanılmaz renk patlamasına dekorasyon sektörü de katıldı nihayet. Bu yaz favori temalardan yola çıkarsak eğer mercan, turkuaz, fosforlu sarılar, zümrüt yeşilleri, susamışcasına renk, ve daha da renk diyebilirim! Aslında yurtdışında mekanlar eskilerden beri çok renkli ve cesaretli. Genel olarak sıcak iklim kültürlerine de baktığımızda renk karışımlarının çok çeşitli olduğunu görürüz. Meksika, güney Italya, Fransa Alsace bölgesi, Fas mimarileri bunların keyifli örneklerinden. Renk konusunda uzağa bakmaya gerek yok: Doğa başlı başına bir ilham kaynağı..

Doku

Doğa’dan yola çıkmışken mermer ve taş dokuları, yüzeyleri kertilmiş ahşaplar, paslanmış metal, hem modern , hem de “timeless ” mekanlarda çok severek kullandığım malzemeler. İç ve dış mekanlara kattıkları yaşanmışlık duygusundan çok keyif alıyorum. Doğal malzemeler döşeme zorlukları ile karşı karşıya bırakıyor bazen , bu noktada seramik teknolojisinin gelişmesi ile dijital baskı birleşince, ortaya çok başarılı ürünler çıkmakta , artik biz mimarlarin bile burun kivirmayacagi gerceklikte. Bunlara ornek olarak Seranit mermer dokuları, Vitra laminam serisinin metalik 3 mt’lik seramikleri kayda değer imkanlar sunuyor.

Boyut

Renk, doku, boyut aslinda üc silahşorler misali birbirleri ile cok bağlantili, dinamik bir üçlü. Boyutlu , farklı derinlikte taşlar, ahşap paneller tavandan sarkıtılan öğeler, mekana anında karakter katıyor ayrıca akustik olarak da yankılanmayı önlüyor. Bu malzemeler mekanların mimari kurgusunu da belirgin bir şekilde değiştiriyor. Salt Galata’da sinema salonu, Zorlu Performans Sanatları Merkezi boyutlu kaplamanın mimaride belirgin örneklerinden .

Pebble Design
Neslihan Pekcan

Bu yıl tasarım trendleri ve temaları arasında doğaya ve öze dönüş ile farklı malzemelerin birarada kullanımını tercih edeceğiz. Giderek kabalaşan şehir ve kentlerimizden azami ölçüde faydalanırken devamlı değişim, hareket kavramı, fonksiyonellik ile elele ilerlemekte. Alan veya tasarımları yeni amaçlara göre düzenleme tüketicinin esasen ihtiyaclarını gideren tecrübe arzusuna hevesle cazip gelmekte. Ahşap ve endüstriyel metal malzemelerin birlikte kullanımı artarken tasarımlarda çizgisel kontrast yaratmak ön planda. Geometrik formların bir arada kullanılmasının yanısıra açıların mekanlara kattığı kuralsızlık özellikle Pebbledesign’in tercihleri arasında. Mobilyalarda iki boyutun ötesine geçip üçüncü boyutta da farklılıkların yaratılması, parçalanmış birimler yerine farklı malzeme ve formların bir bütün olarak kullanılması da senenin trendleri arasında yerini alıyor.

2014-2015 iç mekan renk paletindeki tasarımları etkileyen ve sıkça karşımıza çıkkacak renkler; yumuşak leylak tonu, koyulaşan eflatun, buğulu pembe tonları, çakıltaşı, kum ve kuvars tonları ile açık – koyu maviler, zeytin yeşili, tropikal yeşil pastel sarı, asfalt siyahi, karbon antrasit tonları, optik beyaz. Bukalemun benzeri özelliklere sahip renkler grubu sürekli degişen kentsel çevremize de uyum sağlıyor.

Lunapark Retail & Product Design
Murat Tamgüç- Bertan Berk

Hawaii gömleklerde görmeye alışık olduğumuz büyük pembe çiçekler, palmiyeler ve papağanlar dekorasyon dünyasına tropik bir esinti katarak metropol insanının hayatına geri dönüyor. Bu yaz cesaretimizi toplayıp iç mekanlarda güçlü renkler kullandığımız, cömert ve büyük hacimli motifleri duvar kağıtlarına uyguladığımız bir yaz olacak.

Öne çıkan renkler; okyanus mavisi, mercan rengi, yaprak yeşili, limon sarısı ve tonları. Doğaya özgü malzemelerin işlenerek yeni formlarıyla dekorasyona dahil edildiği, geri dönüşümlü mobilyaların değer kazandığı bir sezon bizi bekliyor. Dış mekanda hasır mobilya kullanım öne çıkıyor ama her zamanki doğal haliyle değil, Afrika esintisi taşıyan güçlü, canlı renkli örgülerle tercih ediliyor. Cam, ahşap ve metal malzemeler renkli kullanımlarıyla gündemde. Dijital dünyanın dekorasyon dünyası üzerinde yansımasını dijital baskılı aksesuarlarla görebileceğiz. Mobilya artık formundan ziyade üzerindeki baskı ve renkleriyle öne çıkacak.

Begart
Begüm Akdoğanlar

Yaz sezonunun geldiğini canlı renklerin kuşatması altına girdiğimizde anlıyoruz. Modada olduğu kadar dekorasyonda da trendler renk ve desen üzerine kuruluyor. Bu sezon, temel düz renkli mobilyalarımızı dijital baskılı yastıklar, misafir masalarımızı çiçekler, mercanlar, balıklar süsleyecek. Kanaviçe desenlerin, ketenlerin, kotonların birleşimi ile doğallığı yaşarken, renklerin dansıyla ruhunuzun beslendiğini hissedeceksiniz. Cesaretliyseniz kesinlikle turuncu-sarı-fuşya renklerini mobilyalarınızda aynı anda kullanın.

Daha sakin bir görüntüyü tercih edenlerdenseniz, son 2 yıldır favori tasarımların arasında gösterilen ahşap ve metal birliktelikli ya da mermer-boynuz-abanoz gibi hammaddeli çağdaş, çevre dostu el yapımı mobilyaları ve objeleri tercih edebilirsiniz. Hatta kişiselleştirme yöntemi ile sadece size ve ailenize özel tasarımlar hazırlatabilirsiniz.

Bahçe duvarınızı değiştirmek size farklı bir soluk getirecektir. Olduğu rengin dışında bir renge boyayıp, üzerine irili ufaklı, farklı renklerde boyanmış çerçeveler asabilir, içlerine de sevdiklerinizin resimlerini koyabilirsiniz. Ya da eski dönemden kalma, antikacılarda bulabileceğiniz at nalı, anahtar, kapı tokmağı gibi
metallerle mistik bir görüntü elde edebilirsiniz.

Karaköy Junk
Aslı Atamer

Bu sene ahşap, internetin de etkisiyle sanırım iyice sınırlar kalktı ve dekorlar birbirine karıştı. Kilimler (büyük küçük ama renkli) çok popüler, bunların yanına bir tasarım bir de eski obje karıştırıp kullanınca daha modern bir hal alıyor. Genelde eski bir koltuk (ki bu sene chesterfield yılı oldu) ya da tekli antika bir berjer yanına daha modern en eski 70’lerden kaz ayak bir sehpa ya da tekli koltuk ya da puf konulabilir.

Tek tek obje söyleyecek olursam yaza girişten beri flamingolu her şey patladı. Bu figürü çokça göreceğiz. Ahşap eski takı yada gözlük-saat ustalarının kullandığı cok gözlü dolaplar, eski şişeler ve kimya tüplerini de dekorasyonlarda bolca kullanacağız. Bir de artık yemek masalarında da iskandinav ve 70’ler modası geliyor. Bol renkli ve çiçekli desenler göreceğiz.

Yılın rengi bana göre turuncu ve flamingo pembesi olacak dekorasyonda. Bir de terrarium çiçeklerini her yerde göreceğiz.

dfot