dergiler

Nisan Sayımız Çıktı,

Madem bu ay her yer bahar dalları ile doluyor,  derginizin sayfaları çiçek açacak desek?

Ve bu cümlede hiçbir mecaz olmasa? Çok mu olurduk?

Olduk bile o zaman….

 

bh1

 

“Yine Mi Yeşiliz, Yine Mi Çiçek” dedik ve doğanın canlandığı, içimize yenilenme umudunun tekrar dolduğu, adeta yeniden hayat bulduğumuz Nisan ayında, kaçınılmaz olarak biz de bahardan ilham aldık. Tasarıma, mimariye, sanata, modaya, yolculuğa, şehir dokusuna, keyifli mekan keşiflerine, dekorasyona, kısacası “Modern Şehirli İnsan Alışkanlıklarına” dair aradığınız ne varsa, her zaman olduğu gibi bu ay da e derginiz Bast Home’da. İlginizi çekecek zenginleştirmeler, markalarla kurabileceğiniz interaktif ilişkiler, video röportajlarla, sepete atma seçenekli kataloglar

 

Nisan sayısından başlıklar:

 

– Sezonun Çağrışımları ile Uyumlu Dekotrendler

– Kışın Bitimiyle, Evlere Bahar Detoksu İçin Öneriler

– Nisan Ayında Bahçede Yapılması Gerekenler ve Öneriler

– Tasarım ve Dekorasyon Dünyasından En Son Haberler

– Semt Dosyasında, Yaşam Dolu Bir Semt: Çengelköy

– Bahar Aylarının Favorileri: Outdoor Alanlarıyla Öne Çıkan Otellerden Seçtiklerimiz

– Sanata, Şehir Dokusuna ve Mimari Yaşama Dair Merceğimize Takılanlar

 

Okumayan, kalmasın;

Dekorasyon Dergileri Üzerine

Dekorasyon Dergileri Üzerine Aslına bakacak olursanız, yaşam alanlarımız, yaşam tarzımızın kısa bir özeti. Evimize girildiğinde, önceliklerimiz, hobilerimiz, para harcamayı sevdiğimiz veya sevmediğimiz alanlar, hayata bakış açısız, sosyal statümüz hatta ruh halimiz neyse hemen geçer karşıya. ...

dergi_form_nisan

 

Moda Sineması’ndan, Moda Sahnesi’ne

 

Kadıköy’de 40 yıldır varlığını sürdüren Moda Sineması, Kadıköy yakasının en önemli sinema ve kültür merkezlerinden biri olarak İstanbulluların hafızasında yer etmiş bir sanat mekânıydı. 1969 yılında Kafkas Sineması adıyla kurulan sinema salonu 1984 yılından itibaren Moda Sineması olarak yaşamını sürdürmeye başlamış. Kadıköy yakasının kültür ve sanat alanında önemli bir ihtiyacını karşılayan Moda Sineması konserlerden tiyatroya, sanat söyleşilerinden  film festivaline kadar değişik türden etkinliklere ev sahipliği yapmış. Özellikle 80’li ve 90’lı yıllarda İstanbul’daki sanat yaşamının önemli mekânlarından biriyken son yıllarda eski konumunu kaybetmiş ve bakıma muhtaç bir hale gelmiştir.

‘’Moda Sineması’nın kültür ve sanat hayatına katkısının devam etmesini isteyen sinemanın sahibi Yalçın Yeğiner ile buluşmamız böyle bir tarihte gerçekleşti. Onlar, salonun sinema yerine kültür merkezi olarak yaşamına devam etmesini istiyorlardı. Biz de 12 arkadaş, bu dönüştürme ve kültür sanat merkezi olarak işletilme işini üstlenmek üzere yola koyulduk.’’ Moda Sahnesi’nin yaşamına başlaması da bu vesileyle oldu. Tiyatronun ve sinemanın değişik alanlarında çalışmış bu 12 kişi bir araya gelerek Moda Sineması adından da ilham alarak  mekânın ve tiyatronun adı Moda Sahnesi oldu.

15 Ocak’ta başlanılan  inşaat işlerini Ekim 2013’te tamamlayarak Moda Sahnesi’ni sanatseverlerin hizmetine açıldı. Sinema salonu olarak çalışırken var olan dekorasyon, elektrik, oturma alanları, su, klima sistemine dair her şeyi söküp tahliye etmekle başlanıldı  işe. Sonra da kullanacakları biçime göre inşa süreci başladı. Elektrik, su, klima, havalandırma, yangın sistemi, koltuk alt yapıları yeniden yapıldı. Sahne ve tiyatro teknik alt yapısı sıfırdan kuruldu. Kaliteli bir duyum için akustik alt yapıya özel bir önem verildi. Hülasa nitelikli bir kültür sanat mekânı için tüm olanaklar seferber edildi.

Salonlar

Moda Sahnesi değişik boyutta ve işlevde 3 salondan oluşuyor. Büyük Salon, oturarak 233 seyirci, ayakta 600 seyirci alabilen bir kapasiteye sahip. Bu salon tiyatro, konser, dans gibi sanatın değişik alanlarındaki üretimlerine ev sahipliği yapacak. Stüdyo Sahne, 50 seyirci kapasiteli bir deneme sahnesi işlevi görecek. Ayrıca çeşitli atölye çalışmaları, söyleşiler yine burada gerçekleştirilecek. 46 kişilik sinema salonu ise seyircinin bağımsız filmler izleyeceği, birtakım özel sinema etkinliklerine katılacağı bir salon olarak işlev kazanacak.

Moda Sahnesi’nde neler olacak?

Moda Sahnesi’nin ana etkinlik kanallarından biri Moda Sahnesi’nin kendi ürettiği oyunlar olacak. Klasik ya da modern nitelikli oyunlarla seyirciyi buluşturmak ana hedeflerden biridir. Büyük oyunlarının yanı sıra Moda Sahnesi, çocuk izleyiciler için de çocuk tiyatrosu çalışmalarını başlatmıştır. Ayrıca konuk tiyatro ve müzik grupları da Moda Sahnesi yaşantısının önemli bir parçası olacaklar. Çocuklara yönelik müzik-resim atölyelerinden, büyüklere yönelik edebiyat-sinema atölyelerine kadar sanatın çeşitli dallarına ait atölye çalışmaları da Moda Sahnesi’nin sürdürmeyi hedeflediği temel etkinliklerden olacaktır.

Hülasa

Kültür ve sanatın nitelikli ürünlerinin sergilenebileceği mekânların sınırlı sayıda olmasının getirdiği sıkıntıları aşabilmek; tiyatro, müzik, sinema, dans alanında üretimler veren sanatçılara ve sanat eserlerine kendi ürünlerini sergileme olanağı yaratmak;  çeşitli sanat dallarının bir mekânın çatısı altında sergilenerek seyirci-katılımcı kesime sanatlar arası etkileşim olanağı yaratmak; sanat ve kültür alanında teorik bilginin gelişmesine destek vermek; çocuk ve gençlerle çeşitli sanat atölyeleri düzenleyerek onların sanat dallarıyla tanışmalarını sağlamak; yurt dışından gelecek sanatçılarla yerli sanatçıları buluşturup kültürler arası etkileşimleri sağlamak; yurt dışından gelecek sanat eğitmenleri ile sanat öğrencilerini eğitim amacıyla buluşturmak; İstanbul’da düzenlenen tiyatro, müzik, sinema festivallerine mekân ve salon desteği sağlama gayretindeki MODA SAHNESİ, hem yeni bir tiyatronun hem de yeni bir sanat mekânının adresi olarak kültür ve sanat yaşamına Ekim 2013’te katılmıştır.
dergi_form_nisan

dergi_form_nisan

5 KITADAKİ ORTAK İZ:
KENZO TANGE

Yapısalcılık akımının öncülerinden olan ünlü Japon mimar Kenzo Tange, 20. yüzyılda yetişmiş en önemli mimarlarından biridir. Modernizmin genel çizgilerini, geleneksel Japon stili ile birleştirip kendine özgü bir akım yaratmıştır. Dünyanın beş kıtasında birbirinden önemli projelere imza atmıştır. 4 Eylül 1913 de Japonya’nın Osaka kentinde doğmuştur. Babasının görevi gereği o hayatının ilk yıllarını Çin’de geçirmiş, ardından sırasıyla Şangay ve İngiltere’de yaşadıktan sonra 1920 yılında Japonya’ya dönmüştür.1935 yılında Tokyo Teknik Üniversitesinde mimarlık eğitimi almış, buradan mezun olduktan sonra da (1938-1941 yılları arasında) Japon mimar Kunio Maekawa’nın yanında çalışmaya başlamıştır. Bu çalışma yıllarının ardından Tokyo Üniversitesi’ne geri dönmüş ve yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 1946 yılında aynı üniversitede asistan olan Kenzo Tange, yine aynı yıl Tange Laboratuvarı’nı kurmuştur.
1963 yılında Şehir Mühendisliği Bölümü’nde profesörlük ünvanına hak kazanmıştır. Bu başarılı akademik kariyere paralel olarak, 1961 yılında‘’Kenzo Tange & URTEC, Kent Planlamacıları ve Mimarlar’’ adını verdiği bir tasarım ofisinin yönetimini de üstlenmiştir. 1946-74 yılları arasında Tokyo Üniversitesi’nde profesörlük yapan Tange, 1974 yılından sonra da emekliye ayrılmasına karşın aynı üniversitede öğretim görevini sürdürmüştür.1950-60 arasında ABD Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde(MIT), 1972 de ise Harvard Üniversitesi’nde konuk öğretim üyeliğinde bulunmuştur.Washington, Yale, Princeton gibi üniversitelerde de dersler vermiştir. Çok sayıda ulusal ve uluslararası ödül alan Tange (1966 Altın Madalya, 1980 Order of Culture, 1987 Pritzker Mimarlık Ödülü, 1994 Sacred Terasures v.s.) içlerinde Yugoslavya, Tayvan, ABD, İtalya, Cezayir, Suudi Arabistan, İran, Nepel, Suriye, Meksika, Kuveyt, Ürdün ve Katar’ın da bulunduğu çeşitli ülkelerde çeşitli büyük projeler üstlenmiştir. 22 Mart 2005 tarihinde vefat eden Kenzō Tange’nin cenazesi, tasarladığı eserlerin en önemlilerinden olan, Tokyo Katedrali’nde düzenlenen bir törenle toprağa verilmiştir.

TASARIM YAKLAŞIMI
Tange’nin mimarlık eğitimine başladığı 1930’lu yıllarda pek çok ülkede olduğu gibi Japonya’da da ulusal bir mimarlık anlayışı oluşturma çabaları egemendi. Bu ortamda yetişen Tange, ülkesinin teknolojideki ileri düzeyinden de yararlanarak, bir yandan Japon mimarisinin özelliklerini taşırken öte yandan da çağdaş mimarlık ilkelerini içeren tasarımlar ortaya koymuş ve tasarım vizyonunda ilginç bir birleşimin oluşmasına neden olmuştur.
1960’lı yıllardan itibaren ise, bir arayışa girmiş ve yeni strüktür denemelerine yönelerek, hem geleneksel Japon mimarisinin hem de uzun süre etkisinde kaldığı Le Corbusier’in izlerinden kurtulmayı amaçlamıştır. Tange’nin mimari tarzının en temel özellikleri; gelenekle çağdaşlığı birlikte sunması ve teknolojiyle insanın uyumlu birlikteliğini savunmasıdır şeklinde özetlenebilir. Bunu otobiyografisinde şöyle izah eder; “Mimari, öncelikle insan ruhuna hitap eden bir şey olmalı; daha sonra temel formlar, mekan ve dış görünüş devreye girmelidir. Çağımızda yaratıcılık; teknoloji ve insanlığın bir birlikteliği olarak ifade edilir. Geleneklerin asıl rolü, yaratıcılıkta bir katalizör görevi üstlenmeleridir. Finalde kendisini öne çıkarmayan geleneksel çizgiler, yaratıcılığın kesinlikle içerisinde olmalı ama asla yaratıcının kendisi olmamalıdır.”
Kenzo Tange’nin bu felsefesi, tasarladığı hemen hemen bütün projelerde görülebilir. Bu bakış açısı Tange’yi farklı kılan en önemli özelliğidir.
Tange’nin 1960’lardan sonra yöneldiği bir alan da genç kuşak mimarlarınca başlatılan METABOLİZM AKIMI(1950lerin sonunda Japonya ‘daki yeni sosyal gereksinimleri ve hızlı nüfus artışını karşılayabilecek, değişimlere uyum gösterebilecek ve megastrüktür şeklinde öngören mimarlık yaklaşımı) doğrultusundaki çalışmalarıdır. Ahşap strüktürün modernizme uyarlanması anlayışı II.Dünya Savaşı’ndan sonra Tange tarafından yeni bir akım olarak ortaya konmuş ve Japon mimarisine özgü oranların hangi kaynakta aranması gerektiğini sorgulayan ‘’Comon’’ (M.Ö. 5000-300) ‘’Yayoi’’ (M.Ö. 300-400) tartışmasını gündeme getirmiştir. Comon döneminin ürünleri coşkulu ve dışavurumcu bir anlayışı yansıtırken, Yayoi dönemi örnekleri sakin ve dengelidir. Tange önce Yayoi anlayışında kiriş-kolon oranlarına özen göstererek Hiroşima Barış Parkı’nı, Tokyo Eski Belediye Binası’nı ve Kanagava Vilayet Binası’nı tasarlamış, ardından de strüktür uzmanı Yoşikatsu Tsuboi’nin de yardımıyla Tokyo Katedrali ve Tokyo Olimpiyat Salonu’nu Comon anlayışında gerçekleştirmiştir. Modernizmin teknoloji sayesinde iç mekanı olduğu gibi dış biçime aktaran işlevsellik anlayışını Comon sözcüğü çatısı altında toplayan Tange ve öğrencileri (Kikutake, Kurokava, Isozaki) 60 ve 70li yılların en önemli hareketi olan metabolizm akımını hayata geçirmişlerdir. Tange ‘’metabolizm’’sözcüğünü bir teknolojik terim olarak değil ifade tekniği yönüyle kullanmıştır.Tange genel meslek hayatına Japon ve Batı estetik ilkelerini birbiri içinde kaynaştırdığı yalın ve zarif üslubu damgasını vurmuş, bu üslup bütün dünyada büyük beğeni kazanmıştır demek yanlış olmaz.
Tange’in erken dönem çalışmalarını, yapıtlarından çok etkilendiği Le Corbusier’in de etkisinde kalarak oluşturduğu rahatça gözlemlenebilir. “Kapsamlı şehirler”(comprehensive cities) olarak adlandırdığı kent çalışmaları ise, hizmet ve ulaşım sistemlerinin entegre olarak çalıştığı mega strüktürlerden oluşur. Kenzo Tange’in esinlendiği diğer isimler ise Rönesans döneminin büyük ustalarından Italyan Michelangelo ve 20.yy mimarlık dünyasının önemli isimlerinden Alman Mimar Walter Gropius’dur. Bu eşsiz batılı sanatçılarının seçkin tarzlarını, Japon gelenekleri ile ustalıkla harmanlaması, Tange’nin kendi çizgisinin karakteristik özelliğini de oluşturmuştur.

KAZANDIĞI ÖDÜLLER

1966 Altın Madalya, Amerikan Mimarlar Enstitüsü
1980 Order of Culture
1987 Pritzker Mimarlık Ödülü
1994 Sacred Treasures

UYGULANAN PROJELERİ

1955: Hiroşima Barış Anıtı Parkı, Hiroşima, Japonya
1955: St. Mary’s Katedrali (Tokyo Katedrali), Tokyo, Japonya
1957: Eski Tokyo Büyükşehir Belediye Başkanlığı Binası, Yūrakuchō, Tokyo, Japonya
1958: Kagawa Hükümet Binaları, doğu ofisleri, Takamatsu, Kagawa, Japonya
1960: Kurashiki Belediye Meclis Binası, Kurashiki, Okayama
1964: Yoyogi Ulusal Jimnastik Salonu (1964 Tokyo Olimpiyatları için), Tokyo,
1966: 1963 depreminde yerle bir olan Makedonya’nın başkenti Üsküp için şehir master planı, 1970: Expo 1970, Suita, Osaka, Japonya
1977: Sogetsu Kaikan, Aoyama, Tokyo, Japonya
1979: Hanae Mori Binası, Aoyama, Tokyo, Japonya
1982: Yeni Federal Başkent Merkez Bölgesi, Nijerya
1986: Nanyang Teknoloji Üniversitesi, Singapur
1986: OUB Merkezi, Singapur
1987: American Tıp Derneği Merkez Binası, Şikago, Illinois, ABD
1991: Tokyo Büyükşehir Belediye Binası, Shinjuku, Tokyo, Japonya
1992: UOB Plaza, Singapur
1996: Fuji Televizyon Binası, Odaiba, Tokyo, Japonya
1998: Bahreyn Üniversitesi, Sakhir, Bahreyn
1998: WKC Merkezi, Kobe, Hyogo, Japonya
2000: Kagawa Hükümet Binaları, Takamatsu, Kagawa, Japonya
2000: Tokyo Dome Hoteli, Tokyo, Japonya
2003: The Linear – Müstakil Apartmanlar, Singapur
2005: Hwa Chong Vakfı Yatılı Okulu, Singapur

PROJELERİNE YORUM;
TOKYO PLANI

6 Ağustos 1945 tarihinde yerel saat 08:15’i gösterirken, “Little Boy”(Küçük Çocuk) adı verilen atom bombası Hiroşima’da ilk anda 140.000 insanın ölümüne yol açtı. Ölü sayısı sonraki yıllarda da radyasyon etkisini gösterdikçe daha da arttı. Suya ve toprağa yayılan radyasyon ile artan bombanın etkisi, rakamlarla ifade edilemeyecek kadar büyüktü. Öyle ki, söylentiler, uzun yıllar tek bir bitkinin bile Hiroşima’da yetişmeyeceği yönündeydi. Özetle, Hiroşima haritadan silinmişti.
Hiroşima’yı yeniden inşa etmek için açılan yarışma sonucunda proje “Hiroşima Master Planı” ile Kenzo Tange’e verildi.
“II. Dünya Savaşı’nın küllerinden modern Japonya’yı inşa eden mimar” olarak da anılır Kenzo Tange. Modern Japon mimarisinin de onunla başladığı ve bu nedenle Tange’in sadece Hiroşima’yı küllerinden inşa etmekle kalmayarak yeni Japonya’yı da inşa ettiği düşüncesi yaygın bir görüştür bu nedenle.2. Dünya Savaşı’nda atom bombasının atılması ile haritadan silinen Hiroşima’da, bombardıman sırasında yapıların yaklaşık %69’u tamamen yıkılmıştı , %6,6’sı ise ciddi hasar görmüştü. Kent saniyeler içinde tanınamaz hale gelmişti. Bu yüzden mimarımızı çok zorlu bir görev bekliyordu. O da işe Barış Bulvarı ile yani atom bombasının düştüğü yerde konumlanan bir anıt ve müze ile başladı. Yapıtları Hiroşima’ya çağdaş bir görünüm verirken, yaşananların unutulmaması için geçmişten kalan bazı eserleri de planlamaya dahil etti büyük usta. 1955 yılında tamamlanan bu plan, Modern Japon mimarisinin başyapıtı olarak kabul ediliyor.
dergi_form_nisan

dergi_form_nisan
HUZURLARINIZDA NİSAN AYI, BAHARIN GERÇEK BAŞLANGICI

 
Uzayan günler, renklenen doğa, sebepsiz yere gülen yüzümüz, neşe, keyif ve heyecan… Çoğumuz için en güzel duyguları uyandıran mevsim başlıyor diyebiliriz sanırım. Yaz mevsiminin göz kırpmaya başladığı Nisan ayında hepimizin ortak çabası daha iyi ve sağlıklı bir yaşam. Ve tabi ki beraberinde fit bir görünüm. Şahsen benim bu mevsimde günlük içtiğim suyun miktarı artarken, yediklerim deki yağ oranı ters orantılı olarak azalıyor. Bulduğum her fırsatta spora gitmeye çalışıyor, gidemediğim günlerde ise derin bir vicdan azabıyla yaşıyorum.
Benim gibi pek çok insan var tanıdığım. Şehir insanının genel alışkanlığı bu yönde diyebiliriz. Bu nedenle spor salonları her geçen gün daha çok yaygınlaşıp, günlük yaşantımızın en az birkaç saatini işgal etmeye başlıyor. Gelin hep birlikte birlikte Türkiye’deki en büyük ve keyifli sportif yaşam alanında biraz zaman geçirip, motivasyonumuzu arttıralım. Acarkent Coliseum, Beykoz’un oksijen dolu havasında, doğayla iç içe California mimarisinde dev bir sağlıklı yaşam kulübü. Peysaj mimarisine büyük özen gösterilmiş, içeride ise özenli, şık ama doğal görünümünü korumuş bir tesis. Girişte sağda sizi enfes bir kamelya ağacı karşılıyor. Benim gibi çiçeklere düşkünseniz, çıkışta çaktırmadan bir dal koparıp, evinize götürmeyi kafaya koyuyorsunuz.
Coliseum’un ana giriş kapısından girince sizi bir kere gördü mü, asla unutmayan, isminizi ne iş yaptığınızı bilen sempatik Starbucks ekibi selamlıyor. Bu yaşam alanında aile gibi olunduğunu anlamamız için yeterli bir ipucu. Oyalanmadan spor yapayım diyorsanız sağa sapıyorsunuz ve işte karşısınız da dev spor kompleksi.
Coliseum gerek teknik altyapısı gerekse dekorasyonundaki incelikleriyle örnek bir yaşam merkezi olmuş Acarkent sakinleri için öncelikle. Çağdaş, modern ve dinamik bir havası var. Mimaride detaylara önem verilmiş. Yüksek tavanlar, ve farklı tasarımlarla cesur ve trendy bir yer. Tüm bunlara ek olarak doğada olduğunuz hissini veriyor olması da paha biçilmez bir ayrıcalık sunuyor yapıya. Günlük yaşamın kaosunda kaçabileceğiniz huzur dolu bir mekan. Her başarılı işletmede olduğu gibi bu sportif yaşam alanının da başarılı bir lideri var. Fuat Bozak, spora gönlünü vermiş, işini aşkla yapan karizmatik bir yönetici.
Genç yaşlardan itibaren sporla iç içe bir yaşam sürmüş Bozak. Seneler süren profesyonel iş yaşamını noktalandırıp biraz dinlenmeyi düşündüğü anda ise Coliseum’un Genel Müdürlük koltuğunda buluvermiş kendini, gelen teklifi kabul ederek. Sporu, çevresindeki herkesin yaşamında vazgeçilmez kılmayı misyon edindiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Kendisi ne kadar tevazu gösterse de, konuştukça öğrendim ki bu konuda pek çok projede yer almış ve Türkiye’de birçok ilkleri gerçekleştirmiş. Triatlon gibi her geçen gün yaygınlaşan bir spor dalının da ülkemizde öncülerinden biri.
Yoğun ve stresli kış günlerini geride bırakırken ruhumuzu dinlendirmek, bedensel farkındalığımızı artırmak ve daha zinde olmak için benim sizlere önerim yaşantınızda spora daha fazla yer vermeniz. İster son yılların popülerleri pilates, yoga, kinesis gibi salon sporları, ister kendinizi doğanın kucağına bırakıp yapacağınız yürüyüşler; son karar sizin. Yaptıkça, sporun ruhunuza ve bedeninize ne kadar iyi geldiğini görecek ve yeni bir bağımlılık kazanacaksınız.
dergi_form_nisan

Nisan Sayımızda Tüm Bahar Coşkumuzla Sizlerleyiz.
“Herkes baharı kendi tarzınca karşılar” sloganımıza uygun olarak değişen kapak görsellerimizle, uçuşan kelebeklerimiz ve daha bir çok keyifli dijital sürprizimizle sizler için bahar neşesini iliklerinize kadar hissedeceğiniz bir dergi hazırladık.
Dekorasyondan Şehir Yaşamına; Evleriniz için Bahar Seçeneklerinden Sanata; Tasarımdan Bahçeye; Teknolojiden Mimariye…
Kısacası hayata dair dopdolu içeriğiyle E-Derginiz Bast Home’un Nisan sayısını indirmek için maildeki linklere tıklamanız yeterli olacak.
Bast Home’un Nisan sayısında ayrıca: Yönlendirmeli interaktif sayfalar, bahar kokan dijital efektler, keyifli video röportajlar, satın alma fırsatı sunan katalog sayfalarımızı bulacaksınız.

İçindekilerden Kısa Kısa…

· Dünyadan ve Türkiye’den Öne Çıkan Tasarım Markaları ve Koleksiyonları: Fermob, Menu, Ego Paris, Nude…
· Herkes Baharı Kendi Tarzınca Karşılar Dosyamız ve Ürün Katalogları,
· Yerel Markaların Bahar Koleksiyonlarından Seçmeler,
· Nisan Ayında Bahçelerde Yapılması Gerekenler,
· İstanbul’un, Hep Genç Semti Moda’dan, Tasarıma, Sanata, Tarihe ve Günlük Yaşama dair Sembolleşmiş Mekanlar,
· Sanat, Trend, Stil, Home-Tech, Akgün Akdil, Bilge Baykuş, Mimarhane, Motto Tasarım, Designmixer, Hollywood’un Rüya Evleri Köşelerimiz,

Sizleri yeni kuşak medya anlayışımızla oluşturduğumuz okuyucu tecrübesinin keyfini çıkarmaya davet ediyoruz…
Keyifli Okumalar!nisan_web

dergi_form_nisan

 

Özgün ve yaratıcı işleriyle ön plana çıkan Merci mağazası ‘Kurdeleler’ sergisiyle büyük mağazalar ve moda evleri için tarihin arka odalarını açtı.

Kurdeleler 18. yüzyılda moda endüstrisi için Fransa’nın Saint Etienne şehrinde geliştirilmeye başlandı. I. Dünya Savaşı başlayana kadar yaklaşık 30 bin kişi kurdele fabrikalarında çalışıyordu. Bir zamanlar bu kadar yoğun bir üretimin yapıldığı kurdele sanayi günümüzde maalesef çok az fabrikayla sınırlı kaldı. Birçok anı ve bilgi içeren, tarihe ışık tutan bu güzel sergi stilistler ve tasarımcılar için harika bir ilham kaynağı. Yenilik ve yaratıcılık için aradığınız renk, kumaş, materyal ve grafikleri bir arada bulabileceğiniz sergi adeta değerli bir kaynak niteliğinde.
Kurdelenin yanı sıra sulu boya ile boyanmış kumaşlar, ipek kravatlar, omuz askılarının da sunulduğu sergi aynı zamanda bize o dönemlerdeki gazete ilanlarıyla ilgili fikirler de veriyor. 6000’den fazla orijinal dökumanın ortaya çıkarıldığı ‘Kurdeleler’ sergisindeki iplik koleksiyonları da görülmeye değer.
Tekli panoların 15 Euro’dan satıldığı sergide birkaç bölümden oluşan renkli kumaş örneklerinin fiyatı ise 50-100 Euro arasında değişiyor. Sergilenen müze kalitesindeki tescilli katalogların kolleksiyonerlere ve moda evlerine satışı da yapıldı. www.merci-merci.com
dergi_form_nisan

dergi_form_nisan

 

SİNEK SEKİZ YAYINEVİ

 

Sinek Sekiz, sürdürülebilir yaşam, çevre, ekoloji konularında ilham verici kitaplar yayınlayan, küçük ve bağımsız bir yayınevidir. Çevre ve ekoloji ile ilgili kitaplar yayınlanıyor. Aynı zamanda atölye çalışmaları da gerçekleştiriyor Sinek Sekiz Yayınevi. Bu yayınevindeki insanlar, kitapların çıkmasında rol oynayan, emek verenlerin çoğu farklı yerlerde yaşıyorlar aslında. Biri Karaburun da, biri Ankara gibi farklı yerlerden gelen insanların birleştiği bir yer aynı zamanda. Sinek Sekiz’in genel yayın yönetmeni İrem Çağıl “Bizim hammaddemiz kağıt. Nasıl bir seramikçi çamurla uğraşır ve onu şekillendirir ise bizim de üretim yaptığımız şeyler hep kağıttan, kartondan oluyor.” diyor.
İlgi alanları çevre, ekoloji ve sürdürebilirlilik. Ama bunları kitap olarak yayınlamanın yanı sıra bu hammaddeyi kullanarak yaratıcı başka işlerinde yapılıyor olması. Defterler, kağıttan animasyon atölyeleri, kuklalar aklınıza gelebilecek her şeyin atölye çalışmalarını gerçekleştirmeye çalışan son derece yaratıcı ve üretken bir yayın evi Sinek Sekiz.
Ekoloji alanında dünyaca ünlü bir çok değerli yazarların kitaplarını da Türkçeye kazandıran Sinek Sekiz’in yayın listesi ise şöyle;
– EKOLOJİ Cep Rehberi, Ernest Callenbach
– SLOW FOOD DEVRİMİ, Carlo Petrini-Gigi Padovani.
– PERMAKÜLTÜRE GİRİŞ, Bill Mollison.
– EKOKÖYLER, Jonathan Dawson.
– İYİLERİN YANINDA, Vandana Shiva.
– TOHUM VE GIDANIN GELECEĞİ ÜZERİNE MANİFESTOLAR, Vandana Shiva.
– PETROL DEĞİL TOPRAK, Vandana Shiva.
– ŞEHİRDEKİLER İÇİN SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAM REHBERİ, Scott Kellog – Stacy Pettigrew.

 

dergi_form_nisan

dergi_form_nisan

 

 

Nisan Geldi, Son Cemre De Ruhumuza Düştü

 

Nisan gelip de, doğa canlanınca her seferinde akıl almaz bir hızla, her koldan ve sil baştan, bizim de yaşam enerjimiz tazelenir karşı konulamaz biçimde. Alışkanlıklarının kölesi olmaya çok yatkın biz şehirli faniler olarak, uzaklarda, belki de Kaf Dağı’nın ardında aradığımız ilham perimizi ve sihirli her şeye yetişebilme reçetesini kucağımızda buluveririz. Ruhumuza düşen son cemreyle, o ana kadar yaptığımızdan bir fazlasını yapmak için ihtiyaç duyduğumu tüm güç, damarlarımızdaki asi kanda mevcut olur birden, ya da biz öyle sanırız. Doğa kapımıza dayanır adeta Nisan gelince, tüm doğurganlığı ve kucaklayışıyla, affeder adeta tüm kötülüklerimizi, çirkinliklerimizi, hatta onları örtmek istercesine kararlılıkla ve cömertlikle sarmalar bizi. Bize düşen ne bu durumda, ona teslim olup, onun farkında olmak. Kısaca modern insan olmak sorumluluklarımızın hakkını vermek. Hazır damarlarımızda asi kan akıyor, estetik seçimlerimizden tutun da tüketim alışkanlıklarımıza, hayatımıza dahil etmeye can attığımız trendlerden tutun da dekorasyon zevkimize kadar doğayı “şekilsel” değil sadece içsel olarak da yaşayacağımız bir hayata geçmenin vaktidir vakit. O zaman madem inandırdı hazır bizi doğa, her istediğimizi yapabileceğimize o zaman, ona sahip çıkmakla başlayalım işe ne dersiniz?

Büyük büyük cümleler kurduk diye, beklentiyi çok yukarıya çekmeyelim hemen; aralanan camlardan içeri giren rüzgar, kapıda süt verdiğiniz kedi yavrusu, mutfak balkonundaki saksıya ektiğiniz tohum, ayrıştırdığınız atıklarımız, sahilde yayıldığınız çimenden kaldırdığınız bir çöp, kullandığınız beyaz eşyanın doğa dostu oluşu, sahip çıktığımız doğal malzemelerden söz ediyoruz özünde. Bunların hepsi insanlık için küçük kendi tarihçemiz için büyük adımlar olabilir.

Bahçeniz varsa, geniş balkonunuz ya terasınız ne mutlu size, hakkını verin. Ama yoksa engel midir ya da mazeret mi bu? Parktaki ağaca, cama konan serçeye, ormandaki papatyaya, apartman girişinizdeki köpeğe duyarsız kalmanız için? Öyleyse, bir daha ki seneye cemre ruhumuza değil de kafamıza düşsün inşallah…

Laf aramızda burnunun ucundan ötesini görebilen, kendinden başkasını düşünebilenlerin, “mış gibi yaşamaktan” sıkılanların ruhuna düşer sadece cemre zaten…

 

dergi_form_nisan