dekorasyon dergisi

Nisan Sayımız Çıktı,

Madem bu ay her yer bahar dalları ile doluyor,  derginizin sayfaları çiçek açacak desek?

Ve bu cümlede hiçbir mecaz olmasa? Çok mu olurduk?

Olduk bile o zaman….

 

bh1

 

“Yine Mi Yeşiliz, Yine Mi Çiçek” dedik ve doğanın canlandığı, içimize yenilenme umudunun tekrar dolduğu, adeta yeniden hayat bulduğumuz Nisan ayında, kaçınılmaz olarak biz de bahardan ilham aldık. Tasarıma, mimariye, sanata, modaya, yolculuğa, şehir dokusuna, keyifli mekan keşiflerine, dekorasyona, kısacası “Modern Şehirli İnsan Alışkanlıklarına” dair aradığınız ne varsa, her zaman olduğu gibi bu ay da e derginiz Bast Home’da. İlginizi çekecek zenginleştirmeler, markalarla kurabileceğiniz interaktif ilişkiler, video röportajlarla, sepete atma seçenekli kataloglar

 

Nisan sayısından başlıklar:

 

– Sezonun Çağrışımları ile Uyumlu Dekotrendler

– Kışın Bitimiyle, Evlere Bahar Detoksu İçin Öneriler

– Nisan Ayında Bahçede Yapılması Gerekenler ve Öneriler

– Tasarım ve Dekorasyon Dünyasından En Son Haberler

– Semt Dosyasında, Yaşam Dolu Bir Semt: Çengelköy

– Bahar Aylarının Favorileri: Outdoor Alanlarıyla Öne Çıkan Otellerden Seçtiklerimiz

– Sanata, Şehir Dokusuna ve Mimari Yaşama Dair Merceğimize Takılanlar

 

Okumayan, kalmasın;

Bir İskandinav Rüyası

Norveç kırsalında, İskandinav country yaşam biçiminin en güzel örneklerinden birini teşkil edecek bir çiftlik evindeyiz. İkisi de sanatçı olan ev sahiplerimize bu nehir kenarındaki taş ev ailelerinden kalmış. Başlangıçta tatillerde geldikleri, balık tutmaya, hafta sonu tatillerini geçirmek için tercih ettikleri bu eski ev, onları o kadar etkisi altına almış ki eşsiz doğası ve ihtişamlı taş duvarlarıyla. Şehirden ve kurumsal hayattan uzaklaşma ve hep ilgi duydukları sanat alanına yoğunlaşmalarına bile fikirsel bazda sebep olmuş demek çok da abartılı olmaz.

Evi içine temelli içine yerleşmeden evvel, bir tadilat sürecinden geçirmemişler. İçine girdikten sonra her ayrıntısıyla kendileri ilgilenmek istemişler. Bahçe düzeninden, verandaya, mutfak ve banyolardan salona kadar her alana özel olarak yoğunlaşmış ve emek vermişler. Hiç bir detayı gözünüze sokmadan ,büyük bir ustalıkla düşünüp, uygulama yaptıkları için, mekanın doğallığı da ortadan kalkmamış.

Evin doğal yapısına uygun olarak aile yadigarı eşyalara, çevredeki eskicilerden topladıkları mobilyalara ağırlık veren ağırlıklı İskandinav stili benimseyen ev sahipleri, basitlik ve sadelik ilkesini ön planda tuttukları bir iç dekorasyon tarzı benimsemişler. Fonksiyonellik ilkesinden ödün verdikleri tek alan sanatsal objeler olmuş.

Evin sınırlarının dört duvardan ibaret olmadığını hemen belirtelim. Çevreleyen doğanın sınırsız nimetlerinden faydalanmak için evin bahçe ve verandası da ustaca yaşam alanlarına dahil edilmiş.

Hatta bahçeye dökülen küçük taşlar sayesinde bolca yağış alan bölgede çamura bulaşmadan bahçede gezinilebilecek geniş de bir alan yaratılmış.

AYLIK E-DERGİNİZ BAST HOME’UN MART SAYISI YAYINDA!

Şehirli yaşam alışkanlıkları konusuna yoğunlaşmayı kendisine amaç edinmiş ücretsiz Dekorasyon & Life Style E Derginiz Bast Home sadece bir “tık” mesafenizde… İster evde keyifle kahvenizi yudumluyor olun, ister yoğun trafikte araç içinde beklemede, isterse ofiste kahve molasında. Size keyifli zaman geçirtecek bir içerik aradığınızda, Bast Home hep elinizin altında. Tek yapmanız gereken bilgisayarınızdan, akıllı telefonunuzdan veya tabletinizden e derginizi indirmek.

Mart Sayımızda Sizleri Neler Bekliyor:

– Evlerde küçük dokunuşlar için pratik öneriler,

– Mimari, dekorasyon ve tasarım dünyasından en güncel haberler, son trendler,

– Evde hayvan beslemeyi düşünenler için faydalı bilgiler,

– Tasarımlarıyla öne çıkan otellerin izinde kısa bir dünya turu,

– Bağdat Caddesinde keyifli bir sanal gezinti,

– Dünyadan  ve Türkiye’den dekorasyon stilleriyle öne çıkan evler ve mekanlar,

– Sanat, edebiyat, gastronomi alanında renkli röportajlar.

 

Keyifli süprizlerle birlikte,  bunların hepsine ve daha fazlasına ücretsiz olarak ulaşmak için  sayfadaki linki tıklayın ve arkanıza yaslanın.

 

Keyifli okumalar…

dergi_form_nisan

 

Belmond Hotel Caruso

Bahar’da Ravello’da olmak…

 

4 yıllık ummalı bir restorasyon çalışmasından sonra, iç mekan tasarımını uluslararası tasarımcı Federico Forquet’in binanın tarihi dokusu ve ruhuna sağdık kalınarak tasarladığı Hotel Caruso, 2005 Haziranında, Ravello bölgesinde yeniden hizmete açılmış.

Otelin tasarımı esnasında, eşsiz Salerno Gulf manzarsına sahip olan Almafi sahilinden ve tabi ki Ravello bölgesi hakkında ki tarihi dökümanların detaylı araştırılmasından elde edilen bilgilerden bol bol ilham alınmış.

Federico Forquet bu durumu şöyle özetliyor: “Hotel Caruso’nun temel karakteristik yapısını, Ravello kültürünün ve geleneklerinin yeniden yorumlanması oluşturuyor. Ravello konumu dolayısı ile her zaman özel bir yer olarak kabul edilirdi. Geçmiş zamanlarda sadece zengin tüccarların Ravelloda malikaneler ve villalar yaptırarak, eşsiz manzaranın tadını çıkartıyorlardı. Hotel Caruso’nun restorasyonu ve dekorasyonunda, eski aristokrat D’Affilitto ailesinin malikanesinin izlerini taşıyor.”

Kendide de Napoli’li olan Forquet, otelin her mekanında ve ince detayında size Napoli ruhunun geçmesini sağlıyor. Kumaşlar yerel dokuya uygun desenlerde özenle tasarlanmış, bronz lambalar yerli ustaların tarafından işlenmiş, yer döşemelerinin büyük bir bölümünde asırlık sofistike tekniklerle döşenmiş tuğla fayansı kullanılmış. Odalar sıcak atmosferi yansıtmak için, gül, gök mavi, napoli sarısı gibi renklerle suluboya tekniği kullanılarak boyanmış.

“Ercolano ve Pompeii etkisini yanıbaşınızda hissedebilirsiniz. Giriş holünde Roma tarzı mozaiklerle, bazı odalarda ise yerler 18. ve 19. yy’ın tablolarından esinlenerek boyanan majolicalardan dekore edildi.” diyor Forquet. Hotel Caruso’nun mobilyaları Napoli tarzını yansıtırken, bazı odalarda 18. ve 19. yy’dan antikalar bulunuyor. Bazı mobilyalar ise binanın geçmişiyle bağlantı kurmaları adına yeniden özenle üretilmiş.

Federico Forquet, ilustrasyon alanında başladığı meslek hayatına, Agnelli Ailesi gibi İtalya’nın öndegelen prestijli ailelerinin iç mekan tasarımcısı olarak devam ettiriyor. İç mekan tasarımlarındaki özgün ve modern dokunuşlarıyla sektörde önemli bir yere sahip olan Forquet, bundan önce 1970’lerde moda tasarımcılığı da yapmış. VIP müşterileri arasında kraliyet aileleri ve birçok sahne ve ekran starı da var, bunu da bizden duymuş olmayın.

Orient-Express Hotels & Resorts, Hotel Caruso’nun 4 yıllık restorasyon sürecinde, İtalyan Sanat otoriteleriyle birlikte çalışılmış, bunu da eklemeden geçemeyeceğiz. Otelin konumlandığı Ravello bölgesi seyahatlerinde özellikle kültürel ve turistik doku arayan İtalyan ve yabancı misafirlere hitap ediyor.

 

dergi_form_nisan

dergi_form_nisan
Alles Coffee & Shop isminden de anlaşıldığı üzere hem bir kahve dükkanı hem de birbirinden güzel tasarım kıyafet, aksesuar, çanta, hediyelik eşya, saat gibi ürünler satan bir dükkan. Karaköy’ün popüler sokağı haline gelen: Arapoğlan sokağı üzerinde konumlanmış sıcacık bir mekan burası.

Dekorasyonu tamamen Fulya Başoğlu ve Sıla Kuşçu ya ait. İki ortak bu  mekanı olabildiğince kullanışlı bir o kadar da sempatik hale getirmişler. Mekana ayrı bir hava katan asma katı ise yakın planda workshop çalışmaları için kullanılacak ancak şimdilik kendi tasarımlarını hazırladıkları atölye olarak kullanılıyor.İlk bakışta ufak gibi görünse de mekanın derinliği ve detayların ferah kullanımı sayesinde oldukça rahat ve kendine özgü bir mekan yaratılmış. Sıkılmadan saatlerce vakit geçirebileceğiniz,hem çalışıp hem de ev yapımı kek ve kurabiyeler tadabileceğiniz son derece samimi bir yer  Alles Coffee.Yaratıcı ve birbirinden farklı çok sayıda ürünlerin de olması cabası. Her zevke uygun tasarımlar  var  ve karşı koymak  oldukça zor. Fulya ve Sıla hanım’ın samimi sohbetleri eşliğinde hem kahve keyfinizi yapabileceğiniz hem de alışveriş yapabileceğiniz ve kendinizi evinizde hissedebileceğiniz zamansız bir mekan burası.

 

dergi_form_nisan

dergi_form_nisan

5 KITADAKİ ORTAK İZ:
KENZO TANGE

Yapısalcılık akımının öncülerinden olan ünlü Japon mimar Kenzo Tange, 20. yüzyılda yetişmiş en önemli mimarlarından biridir. Modernizmin genel çizgilerini, geleneksel Japon stili ile birleştirip kendine özgü bir akım yaratmıştır. Dünyanın beş kıtasında birbirinden önemli projelere imza atmıştır. 4 Eylül 1913 de Japonya’nın Osaka kentinde doğmuştur. Babasının görevi gereği o hayatının ilk yıllarını Çin’de geçirmiş, ardından sırasıyla Şangay ve İngiltere’de yaşadıktan sonra 1920 yılında Japonya’ya dönmüştür.1935 yılında Tokyo Teknik Üniversitesinde mimarlık eğitimi almış, buradan mezun olduktan sonra da (1938-1941 yılları arasında) Japon mimar Kunio Maekawa’nın yanında çalışmaya başlamıştır. Bu çalışma yıllarının ardından Tokyo Üniversitesi’ne geri dönmüş ve yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 1946 yılında aynı üniversitede asistan olan Kenzo Tange, yine aynı yıl Tange Laboratuvarı’nı kurmuştur.
1963 yılında Şehir Mühendisliği Bölümü’nde profesörlük ünvanına hak kazanmıştır. Bu başarılı akademik kariyere paralel olarak, 1961 yılında‘’Kenzo Tange & URTEC, Kent Planlamacıları ve Mimarlar’’ adını verdiği bir tasarım ofisinin yönetimini de üstlenmiştir. 1946-74 yılları arasında Tokyo Üniversitesi’nde profesörlük yapan Tange, 1974 yılından sonra da emekliye ayrılmasına karşın aynı üniversitede öğretim görevini sürdürmüştür.1950-60 arasında ABD Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde(MIT), 1972 de ise Harvard Üniversitesi’nde konuk öğretim üyeliğinde bulunmuştur.Washington, Yale, Princeton gibi üniversitelerde de dersler vermiştir. Çok sayıda ulusal ve uluslararası ödül alan Tange (1966 Altın Madalya, 1980 Order of Culture, 1987 Pritzker Mimarlık Ödülü, 1994 Sacred Terasures v.s.) içlerinde Yugoslavya, Tayvan, ABD, İtalya, Cezayir, Suudi Arabistan, İran, Nepel, Suriye, Meksika, Kuveyt, Ürdün ve Katar’ın da bulunduğu çeşitli ülkelerde çeşitli büyük projeler üstlenmiştir. 22 Mart 2005 tarihinde vefat eden Kenzō Tange’nin cenazesi, tasarladığı eserlerin en önemlilerinden olan, Tokyo Katedrali’nde düzenlenen bir törenle toprağa verilmiştir.

TASARIM YAKLAŞIMI
Tange’nin mimarlık eğitimine başladığı 1930’lu yıllarda pek çok ülkede olduğu gibi Japonya’da da ulusal bir mimarlık anlayışı oluşturma çabaları egemendi. Bu ortamda yetişen Tange, ülkesinin teknolojideki ileri düzeyinden de yararlanarak, bir yandan Japon mimarisinin özelliklerini taşırken öte yandan da çağdaş mimarlık ilkelerini içeren tasarımlar ortaya koymuş ve tasarım vizyonunda ilginç bir birleşimin oluşmasına neden olmuştur.
1960’lı yıllardan itibaren ise, bir arayışa girmiş ve yeni strüktür denemelerine yönelerek, hem geleneksel Japon mimarisinin hem de uzun süre etkisinde kaldığı Le Corbusier’in izlerinden kurtulmayı amaçlamıştır. Tange’nin mimari tarzının en temel özellikleri; gelenekle çağdaşlığı birlikte sunması ve teknolojiyle insanın uyumlu birlikteliğini savunmasıdır şeklinde özetlenebilir. Bunu otobiyografisinde şöyle izah eder; “Mimari, öncelikle insan ruhuna hitap eden bir şey olmalı; daha sonra temel formlar, mekan ve dış görünüş devreye girmelidir. Çağımızda yaratıcılık; teknoloji ve insanlığın bir birlikteliği olarak ifade edilir. Geleneklerin asıl rolü, yaratıcılıkta bir katalizör görevi üstlenmeleridir. Finalde kendisini öne çıkarmayan geleneksel çizgiler, yaratıcılığın kesinlikle içerisinde olmalı ama asla yaratıcının kendisi olmamalıdır.”
Kenzo Tange’nin bu felsefesi, tasarladığı hemen hemen bütün projelerde görülebilir. Bu bakış açısı Tange’yi farklı kılan en önemli özelliğidir.
Tange’nin 1960’lardan sonra yöneldiği bir alan da genç kuşak mimarlarınca başlatılan METABOLİZM AKIMI(1950lerin sonunda Japonya ‘daki yeni sosyal gereksinimleri ve hızlı nüfus artışını karşılayabilecek, değişimlere uyum gösterebilecek ve megastrüktür şeklinde öngören mimarlık yaklaşımı) doğrultusundaki çalışmalarıdır. Ahşap strüktürün modernizme uyarlanması anlayışı II.Dünya Savaşı’ndan sonra Tange tarafından yeni bir akım olarak ortaya konmuş ve Japon mimarisine özgü oranların hangi kaynakta aranması gerektiğini sorgulayan ‘’Comon’’ (M.Ö. 5000-300) ‘’Yayoi’’ (M.Ö. 300-400) tartışmasını gündeme getirmiştir. Comon döneminin ürünleri coşkulu ve dışavurumcu bir anlayışı yansıtırken, Yayoi dönemi örnekleri sakin ve dengelidir. Tange önce Yayoi anlayışında kiriş-kolon oranlarına özen göstererek Hiroşima Barış Parkı’nı, Tokyo Eski Belediye Binası’nı ve Kanagava Vilayet Binası’nı tasarlamış, ardından de strüktür uzmanı Yoşikatsu Tsuboi’nin de yardımıyla Tokyo Katedrali ve Tokyo Olimpiyat Salonu’nu Comon anlayışında gerçekleştirmiştir. Modernizmin teknoloji sayesinde iç mekanı olduğu gibi dış biçime aktaran işlevsellik anlayışını Comon sözcüğü çatısı altında toplayan Tange ve öğrencileri (Kikutake, Kurokava, Isozaki) 60 ve 70li yılların en önemli hareketi olan metabolizm akımını hayata geçirmişlerdir. Tange ‘’metabolizm’’sözcüğünü bir teknolojik terim olarak değil ifade tekniği yönüyle kullanmıştır.Tange genel meslek hayatına Japon ve Batı estetik ilkelerini birbiri içinde kaynaştırdığı yalın ve zarif üslubu damgasını vurmuş, bu üslup bütün dünyada büyük beğeni kazanmıştır demek yanlış olmaz.
Tange’in erken dönem çalışmalarını, yapıtlarından çok etkilendiği Le Corbusier’in de etkisinde kalarak oluşturduğu rahatça gözlemlenebilir. “Kapsamlı şehirler”(comprehensive cities) olarak adlandırdığı kent çalışmaları ise, hizmet ve ulaşım sistemlerinin entegre olarak çalıştığı mega strüktürlerden oluşur. Kenzo Tange’in esinlendiği diğer isimler ise Rönesans döneminin büyük ustalarından Italyan Michelangelo ve 20.yy mimarlık dünyasının önemli isimlerinden Alman Mimar Walter Gropius’dur. Bu eşsiz batılı sanatçılarının seçkin tarzlarını, Japon gelenekleri ile ustalıkla harmanlaması, Tange’nin kendi çizgisinin karakteristik özelliğini de oluşturmuştur.

KAZANDIĞI ÖDÜLLER

1966 Altın Madalya, Amerikan Mimarlar Enstitüsü
1980 Order of Culture
1987 Pritzker Mimarlık Ödülü
1994 Sacred Treasures

UYGULANAN PROJELERİ

1955: Hiroşima Barış Anıtı Parkı, Hiroşima, Japonya
1955: St. Mary’s Katedrali (Tokyo Katedrali), Tokyo, Japonya
1957: Eski Tokyo Büyükşehir Belediye Başkanlığı Binası, Yūrakuchō, Tokyo, Japonya
1958: Kagawa Hükümet Binaları, doğu ofisleri, Takamatsu, Kagawa, Japonya
1960: Kurashiki Belediye Meclis Binası, Kurashiki, Okayama
1964: Yoyogi Ulusal Jimnastik Salonu (1964 Tokyo Olimpiyatları için), Tokyo,
1966: 1963 depreminde yerle bir olan Makedonya’nın başkenti Üsküp için şehir master planı, 1970: Expo 1970, Suita, Osaka, Japonya
1977: Sogetsu Kaikan, Aoyama, Tokyo, Japonya
1979: Hanae Mori Binası, Aoyama, Tokyo, Japonya
1982: Yeni Federal Başkent Merkez Bölgesi, Nijerya
1986: Nanyang Teknoloji Üniversitesi, Singapur
1986: OUB Merkezi, Singapur
1987: American Tıp Derneği Merkez Binası, Şikago, Illinois, ABD
1991: Tokyo Büyükşehir Belediye Binası, Shinjuku, Tokyo, Japonya
1992: UOB Plaza, Singapur
1996: Fuji Televizyon Binası, Odaiba, Tokyo, Japonya
1998: Bahreyn Üniversitesi, Sakhir, Bahreyn
1998: WKC Merkezi, Kobe, Hyogo, Japonya
2000: Kagawa Hükümet Binaları, Takamatsu, Kagawa, Japonya
2000: Tokyo Dome Hoteli, Tokyo, Japonya
2003: The Linear – Müstakil Apartmanlar, Singapur
2005: Hwa Chong Vakfı Yatılı Okulu, Singapur

PROJELERİNE YORUM;
TOKYO PLANI

6 Ağustos 1945 tarihinde yerel saat 08:15’i gösterirken, “Little Boy”(Küçük Çocuk) adı verilen atom bombası Hiroşima’da ilk anda 140.000 insanın ölümüne yol açtı. Ölü sayısı sonraki yıllarda da radyasyon etkisini gösterdikçe daha da arttı. Suya ve toprağa yayılan radyasyon ile artan bombanın etkisi, rakamlarla ifade edilemeyecek kadar büyüktü. Öyle ki, söylentiler, uzun yıllar tek bir bitkinin bile Hiroşima’da yetişmeyeceği yönündeydi. Özetle, Hiroşima haritadan silinmişti.
Hiroşima’yı yeniden inşa etmek için açılan yarışma sonucunda proje “Hiroşima Master Planı” ile Kenzo Tange’e verildi.
“II. Dünya Savaşı’nın küllerinden modern Japonya’yı inşa eden mimar” olarak da anılır Kenzo Tange. Modern Japon mimarisinin de onunla başladığı ve bu nedenle Tange’in sadece Hiroşima’yı küllerinden inşa etmekle kalmayarak yeni Japonya’yı da inşa ettiği düşüncesi yaygın bir görüştür bu nedenle.2. Dünya Savaşı’nda atom bombasının atılması ile haritadan silinen Hiroşima’da, bombardıman sırasında yapıların yaklaşık %69’u tamamen yıkılmıştı , %6,6’sı ise ciddi hasar görmüştü. Kent saniyeler içinde tanınamaz hale gelmişti. Bu yüzden mimarımızı çok zorlu bir görev bekliyordu. O da işe Barış Bulvarı ile yani atom bombasının düştüğü yerde konumlanan bir anıt ve müze ile başladı. Yapıtları Hiroşima’ya çağdaş bir görünüm verirken, yaşananların unutulmaması için geçmişten kalan bazı eserleri de planlamaya dahil etti büyük usta. 1955 yılında tamamlanan bu plan, Modern Japon mimarisinin başyapıtı olarak kabul ediliyor.
dergi_form_nisan

dergi_form_nisan
HUZURLARINIZDA NİSAN AYI, BAHARIN GERÇEK BAŞLANGICI

 
Uzayan günler, renklenen doğa, sebepsiz yere gülen yüzümüz, neşe, keyif ve heyecan… Çoğumuz için en güzel duyguları uyandıran mevsim başlıyor diyebiliriz sanırım. Yaz mevsiminin göz kırpmaya başladığı Nisan ayında hepimizin ortak çabası daha iyi ve sağlıklı bir yaşam. Ve tabi ki beraberinde fit bir görünüm. Şahsen benim bu mevsimde günlük içtiğim suyun miktarı artarken, yediklerim deki yağ oranı ters orantılı olarak azalıyor. Bulduğum her fırsatta spora gitmeye çalışıyor, gidemediğim günlerde ise derin bir vicdan azabıyla yaşıyorum.
Benim gibi pek çok insan var tanıdığım. Şehir insanının genel alışkanlığı bu yönde diyebiliriz. Bu nedenle spor salonları her geçen gün daha çok yaygınlaşıp, günlük yaşantımızın en az birkaç saatini işgal etmeye başlıyor. Gelin hep birlikte birlikte Türkiye’deki en büyük ve keyifli sportif yaşam alanında biraz zaman geçirip, motivasyonumuzu arttıralım. Acarkent Coliseum, Beykoz’un oksijen dolu havasında, doğayla iç içe California mimarisinde dev bir sağlıklı yaşam kulübü. Peysaj mimarisine büyük özen gösterilmiş, içeride ise özenli, şık ama doğal görünümünü korumuş bir tesis. Girişte sağda sizi enfes bir kamelya ağacı karşılıyor. Benim gibi çiçeklere düşkünseniz, çıkışta çaktırmadan bir dal koparıp, evinize götürmeyi kafaya koyuyorsunuz.
Coliseum’un ana giriş kapısından girince sizi bir kere gördü mü, asla unutmayan, isminizi ne iş yaptığınızı bilen sempatik Starbucks ekibi selamlıyor. Bu yaşam alanında aile gibi olunduğunu anlamamız için yeterli bir ipucu. Oyalanmadan spor yapayım diyorsanız sağa sapıyorsunuz ve işte karşısınız da dev spor kompleksi.
Coliseum gerek teknik altyapısı gerekse dekorasyonundaki incelikleriyle örnek bir yaşam merkezi olmuş Acarkent sakinleri için öncelikle. Çağdaş, modern ve dinamik bir havası var. Mimaride detaylara önem verilmiş. Yüksek tavanlar, ve farklı tasarımlarla cesur ve trendy bir yer. Tüm bunlara ek olarak doğada olduğunuz hissini veriyor olması da paha biçilmez bir ayrıcalık sunuyor yapıya. Günlük yaşamın kaosunda kaçabileceğiniz huzur dolu bir mekan. Her başarılı işletmede olduğu gibi bu sportif yaşam alanının da başarılı bir lideri var. Fuat Bozak, spora gönlünü vermiş, işini aşkla yapan karizmatik bir yönetici.
Genç yaşlardan itibaren sporla iç içe bir yaşam sürmüş Bozak. Seneler süren profesyonel iş yaşamını noktalandırıp biraz dinlenmeyi düşündüğü anda ise Coliseum’un Genel Müdürlük koltuğunda buluvermiş kendini, gelen teklifi kabul ederek. Sporu, çevresindeki herkesin yaşamında vazgeçilmez kılmayı misyon edindiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Kendisi ne kadar tevazu gösterse de, konuştukça öğrendim ki bu konuda pek çok projede yer almış ve Türkiye’de birçok ilkleri gerçekleştirmiş. Triatlon gibi her geçen gün yaygınlaşan bir spor dalının da ülkemizde öncülerinden biri.
Yoğun ve stresli kış günlerini geride bırakırken ruhumuzu dinlendirmek, bedensel farkındalığımızı artırmak ve daha zinde olmak için benim sizlere önerim yaşantınızda spora daha fazla yer vermeniz. İster son yılların popülerleri pilates, yoga, kinesis gibi salon sporları, ister kendinizi doğanın kucağına bırakıp yapacağınız yürüyüşler; son karar sizin. Yaptıkça, sporun ruhunuza ve bedeninize ne kadar iyi geldiğini görecek ve yeni bir bağımlılık kazanacaksınız.
dergi_form_nisan

dergi_form_nisan

 

Menu bir Danimarka markası. Tasarımlarının fark edilir olmasına dikkat ediyorlar. Özellikle son 15 yıldır dünyamızın olağanüstü düzeyde değiştiğini, markaların, işletmelerin ve tüketicilerin ekonomik krizden bu yana kendilerini bu yeni, bireysel değerlendirmeye açık, yeniden tanımlanan sisteme uyulmamaya çalıştıklarına değiniyorlar genel olarak koleksiyonlarında.

Tüm bu derin tasarım felsefesinin yanı sıra Menu’nun ürünlerinde aradığı diğer önemli kriter de tabi ki yaratıcılık. Krize rağmen bu güçlü markayı yarattıkları için farklı adımlar atmaya da cesaretleri var. İlk yola çıktıkları günden bu güne kadar Menu’da çok fazla keskin değişiklik yapmışlar ve daha da önlerinde uzun bir yol olduğunu söylüyorlar. Yaptıkları işin tüm alanlarında, ofislerinde, tasarımlarında, malzeme ve üretim metodlarında her zaman değişiklik yaratıyorlar.

Kreatif Direktörleri Bjarne Hansen yeni ürünler yaratarak tüketicileri şaşırtmayı sevdiklerini dile getiriyor. Sadece estetik açıdan memnun edici değil, aynı zamanda günlük hayattaki rutinleri tasarımın iyileştirmesi ve geliştirmesi gerekiyor. Tasarım ekipleri tüm dünyada gelişen ülkelerde işbirlikleri oluşturmaya çalışıyor. Böylece fikir paylaşımlarından doğarak yeni üretimlerin adımını atmış oluyorlar.

Yerel fabrikalar veya küçük ortaklarla, iyi ve yüksek kalitede ürünleri, kendi ekonomilerine göre tüketiciye ulaştırmayı hedefliyorlar. Son bir yılda özellikle akıllı çözümlere ve fonksiyonelliğe odaklanmışlar.

Menu’ye özgü İskandınav sadeliğini ve tasarımların zamansız estetiğini de koruyarak ilerliyorlar. Bir farklılık yaratmak için gereken güçlü duygular sayesinde de var olan başarılarını pekiştirmeye devam ediyorlar. Menu tasarımlarını yan sayfadaki fotoğraf galerisinden görebilirsiniz.
dergi_form_nisan