cam

Astroloji Kova Burcu

KOVA:  (21 Ocak-18 Şubat)

Kova Burcu döneminde kar ve yağmur kışın zirvesinde olduğumuzu hissettirircesine bastırır. Güneş adeta kış uykusuna yatmıştır. Bu karanlık dönemde keyif, tatil vb ancak hayallerimizi süsler. Sokakta yaşam adına bir gerginlik hissedilir. Tek başına toplumda statü ve ün kazanmak yerine ekiplerle birlikte, toplum yararına, iletişim ve bilgi ile idealist bir çalışma ortamı söz konusudur.

 

Kova ve Yükselen Kova Burcu insanı kendine ve fikirlerine çok güvenir. Hava grubu ve Sabit niteliğin birleşimi ile sabit fikirlilik ortaya çıkabileceği gibi kendi fikirlerine inanarak otorite figürlerine karşı çıkması ve kendini savunması sebebi ile fikir önderleri, mucitler bu burcun bireyleri olması yüksek olasılıktır.

 

Kova insanının en büyük arzusu kendi fikrini savunmak; mevcut sistemin yerine kendi sistemini kabul ettirmektir. Yani “farklı” olanı! Ekipler ile birlikte çalışma potansiyelini göz ardı edersek Kova Burçlarını asi ve kuralsız olarak tanımlarız ancak aksine mantık ve  analitik bir düzeni severler; farklı olduğu sürece!

 

Kova Burcu “Büyük Öğretmen” yani “Satürn” yönetimindedir. Satürn, düzeni, disiplini, sistemi temsil eder. Kendine güvenerek alternatifler geliştirir ve ekiplerle birlikte ama bireysel olarak bu alternatifleri hayata geçirmeye çaba sarf eder.

 

Uranüsyen bir Tasarım Anlayışı :

 

Mevcut sistemi yıkarak alternatif, inovatif ve orjinal bir sistemi ortaya koymaya çalışan Kova Burcu’nun tasarım anlayışı da burcunun özelliklerini aynen yansıtacaktır. Sistemli, düzenli ancak sıra dışı. Uranüs tadına bir sıra dışı dokunuşu evlerde mutlaka hissettirir.

 

 

Hava Grubunun diğer mensupları gibi iletişim, teknoloji, bilgi ve sosyallik kova burçları için oldukça önemlidir.  Bu orjinal, sosyal ruhu yansıtacak objeler ve dekorasyon tarzına “MODERN” ya da “POST-MODERN” dokunuşlarla “FÜTÜRİST” diyebiliriz.

 

Eğer ki bir topluluğa kendi fikirlerini kabul ettirmekle meşgul ya da masa başında doğru olduğuna inandıkları tezi kendilerine ispat etmeye çalışmıyorlarsa evlerinde arkadaşları ile entellektüel paylaşımlarda bulunmaktan keyif alacaklardır.

 

Kova burcu insanı evlerini seçerken doğaya yada denize yakın olmayı tercih eder. Şehirdeyse yüksek tavanlı, Bol canlı, önü açık bir evde olmasını tercih edecektir. Bir hava grubu burcu olarak kola insanı havadar mekanlardan hoşlanır. Böylelikle hem konservatif hem de yenilikçi tarzında evinin dekorasyonunda ortaya koyacaktır.

 

Kova Burcu ve Dekorasyon :

 

Hava Grubu ve Sabit bir burç olan Kova Burcu için tasarım ve dekorasyon yaratıcılığını ortaya koymanın bir başka yoludur. Havadar, camlı ya da ayna ile hareketlendirilmiş mekanlardan hoşlanırlar. Tradisyonel dekorasyonun yanında kendilerini ifade etmelerini sağlayacak tasarım ve son teknoloji objelerle farklarını ortaya koymak isterler.

 

Genelde Kova ve Yükselen Kova’lar için dekorasyonda hoşlandıkları ve tercih ettikleri renk olarak “mavi” belirtilse de “gri, siyah, beyaz, mor” renklerini de kullanmaktan zevk duyarlar. Önemli olan kontrast ve fark yaratmaktır.

 

Düzen ve sistemin önemli olduğunu evde dağınıklığı azaltacak dolap çözümlerinden anlayabilirsiniz. Cam, metal, monokromatik mobilyalar tercih edilebilir.

 

Sıra dışı ve sistematik ruhlarını rahat, özgürlüğünü yansıtan, entelektüel bir atmosferde beslemek isterler. Platin, cam, ayna ile birlikte orjinal bir hava verebilecek farklı renklerde mobilyaların kullanıldığı ortamlardan hoşlanırlar.

 

Salon – Mutfak :

 

Sıra dışı, düzenli, sosyalleşmeye müsait ve yaratıcılığını besleyen bir ortam Kova ve Yükselen Kova Burçları için oldukça önemlidir. Dolaplar düzeni sağlamak üzere sistemli yapılmalıdır. Ancak sıradan bir dolap değil; kendi tasarımı ya da evine özel yapım bir dolap sistemi tercih edecektir.

 

Salonda siyah, gümüş, koyu mavi, mor ve beyaz renkleri hakim olabilir. Metal heykeller, düz ve camları kapatmayan perdeler, sürrealist büyük obje ve heykeller ortamı süslemektedir. Her sandalyenin farklı bir tasarımda olması gibi çılgın bir dekorasyon zevkinden bahsedebiliriz.

 

Kendi zevklerine göre döşenen evlerinde teknolojik ve soğuk dokulara ağırlık verme ihtimalleri olduğundan doğal yaşamı hatırlatacak bitki vb kullanılması Kova Burçlarına önerilmektedir.

 

 

Yatak Odası :

 

Kova ve Yükselen Kova Burçları yatak odalarını yaşam alanı olarak görürler. O yüzden yine yaratıcılık ve keyif ön plandadır. Havadar, rahat, orjinal ve kullanışlı bir yatak odası olması onlar için önemlidir.

 

Yatak, dolap ve odanın camları önemlidir. Yüksek tavalı ve camlı bir oda söz konusu değil ise ayna ve ventilatör ile oda aydınlatılabilir ve havalandırılabilir.

 

Kova Burcu Çocuklarının Odaları Nasıl Tasarlanmalı ?

 

Kova Burcu çocukları doğdukları günden itibaren özgürlüklerine düşkün ve yaratıcıdırlar. Fikirlerini ortaya koymak; gerek el becerileri gerek sosyal olarak bir birey olduklarını kanıtlamak isterler. Yaratıcılıklarını ortaya koyabilecekleri farklı faaliyetleri uygulayabilecekleri bir alan onları mutlu edecektir.

 

Bir Kova Burcu olarak çocuklar için de havadarlık ve sistem, düzen önemlidir. Odanın duvar ya da tavalarına bulut, gökyüzü teması uygulanması onları mutlu edecektir. Ayrıca tüm dağınıklığı ortadan kaldırmalarına olanak sağlayan dolapları kendilerinin yerleştirmesine ve karar vermesine olanak sağlamak özgüvenlerini destekleyecektir. Bakış açılarının farklılığını ortaya koyduklarında sizi ne kadar şaşırtacaklarını tahmin edemeyebilirsiniz.

 

Bağımsız olduğuna inanan bu çocukları desteklemek ve cesaretlerini kırmamak önemlidir. Kendi başlarına vakit geçirmelerine olanak sunacak bir oda tasarımı rahat etmelerini sağlar. Hümanist ve sosyal yanlarını ortaya koyabilecekleri grup çalışmaları ile olanak sağlamak ve evin içinde onlara bu şekilde bir ortam yaratmak da ebeveynlerin işini kolaylaştırabilir.

 

 

KOVA:

 

Nitelik: Sabit

 

Element: Hava

 

Özellikler: Eril

 

Yönetici Gezegen: Satürn – Uranüs ile ilişkili

 

Madeni: Gümüş

 

Uygun Taşı: safir, akuamarin, ametist, turkuvaz

 

 

 

Ayşegül Kuyumcu Türker 

 

 

 

 

İstanbul Vintage Rehberi

İstanbul Vintage Rehberi İstanbul ikinci el vintage mağazalar ve pazarlar açısından adeta bir cennet! Pek çok ikinci el pazarı makul fiyatlar ile aradığınız ürünleri karşınıza çıkartıyor. Küçük antika dükkanları, vintage mağazalar, ikinci el bit pazarları ...

dfot

 

Zero Day Bed

Fan Studio

Merhabalar, Home Tech bu ay evinize İspanyol FANSTUDIO’nun bitkilerin sergiledikleri “Tropizma” hareketinden esinlenerek tasarladığı Zero Day Bed’i konuk ediyor. Bu arada küçük bir bilgi vermek gerekirse tropizm(yönelim, davranış); bitkilerin,  yağmur, renk, soğuk ve sıcak gibi çevre koşullarına adapte olmaları için yaptıkları davranış hareketlerine denir. Bir sonraki sayfaya geçmeden bu tasarım harikası yatağın videosunu izlemenizi öneririm.

Zero Day Bed, kabuk bölümü, kademeli yapıda olup, karbon fiber ve cam kullanılarak üretilmiş. Ayrıca bu bölmeyi ister otomatik ister manuel olarak açıp kapatabiliyorsunuz. 2.20 metre çapının yanısıra 360o derecelik dönüş açısıyla, sırtınızı istediğiniz bölgeye yaslayabiliyorsunuz.

Zero Day Bed’in dışı tamamen anodize aluminyum, paslanmaz çelik, cam veya karbon fiberden üretilirken, iç döşemeleri eşsiz İtalyan kumaşlarından oluşuyor.

Bu ürün hakkında en heyecan duyduğum özellikler ise, yatağın kendi ses sitemine sahip olması. Yatağın merkezinde ise minderinin altında gizli bir şampanya kovası bölümü var ve tabi bu bölüm retro bir stilde ışıklandırılmış.

Böylece bu şık yatak, hem iç hem dış mekana uyum sağlıyor. Mükemmel konfor ve ambiyans deneyimi sunan Zero Day Bed’i ister gece ister gündüz, içeride veya dışarıda aklınıza gelebilecek her yerde kullanabilirsiniz.

dfot

 

Renklerin içinde kaybolmak…

31 Mayıs-1 Haziran tarihleri arasında süren Denver Tebeşir Festivali, her yıl olduğu gibi şehrin ünlü caddesi Larimer ve çevresini adeta bir tebeşir sanatı müzesine çevirdi.

Colorado eyaletinden iki yüzden fazla sanatçının katıldığı festivalde caddeler rengarenk sanat eserleriyle doldu. Sanatçıların  canlı bir müzik performansı sergilemesi gibi izleyenlerle bütünleşmesi, resim meydana çıktıkça duyulan heyecan ve paylaşım çok keyifli bir hafta sonu geçirmemize sebep oldu. Müzik, yemek, dans ve çeşitli etkinlikler festival havasını hepimize yaşattı. Katılımcılar profesyonel sanatçıların yanısıra amatörler ve sanat okulu öğrencileriydi. Çocuklar için de ayrı bir köşe düzenlenmişti. Miniklerin resimleri de oldukça eğlenceli ve yaratıcıydı. 3 gün boyunca zaman zaman hava şartları bozulsa bile şemsiyelerin altında resimler yapılmaya devam edildi. Festival sonunda süpürgelerin ucunda yok olacak olan bu sanata verilen emek, değer ve ciddiyet görülmeye değerdi. Umarım sizler de paylaştığım bu rengarenk dünyayı beğenirsiniz.

Tebeşir ile resim yapılması uzun saatler sürer ve göründüğü kadar basit değildir. İlk olarak sanatçı kalem ve kömür pastel kullanarak orantılı olarak orijinal resmin taslağını çizerek resme başlar. Sanatçı resmin katmanlarını yaratırken tebeşirle gölge, derinlik ve kontrast oluşturur. Akla gelen ilk şey, saatlerce süren uğraşıdan sonra resmin festival sonrasında yok olacağıdır, öyleyse bu uğraş nedendir? Aslında bu bir performans sanatıdır. Birçok sanatçı için, resim yapma sürecinde izleyenler ile kurulan diyalog bir resim yaratmak kadar tatmin edici olmaktadır. İnsanlar bir resmin oluşturulmasındaki bütün aşamaları, yaratılışından, renklendirilmesine, tasarım ve sonuca kadar tüm ilerleme aşamalarını festival süresince görebilirler.

Tarihsel olarak yerlere resim yapma sanatı, 16 yüzyıl Rönesansı’nda  İtalya’da sanatçıların kaldırımları tebeşir yardımıyla tuvale çevirmeleriyle sokak boyama sanatı olarak başlamıştır. Kiliselerin ön bahçelerinde, genellikle St.Mary’i resmettikleri için Madonnari olarak isimlendirilen bu sanatçılar, hem resim yaparak hem de harçlıklarını kazanarak seyahat ve özgürlüklerini elde ediyorlardı. Yüzyıllar boyunca Madonnari’ler İtalya’da şehirleri dolaşıp, tebeşir kullanarak her kaldırımı birer sanat eseri haline getirdiler. Çalışırken izleyenlerin bıraktıkları bahşişlerle veya beğenenlerin istedikleri resimleri çizerek geçimlerini kazandılar.   Ancak 2. Dünya Savaşı’nın zorlukları bu sanatçıların sayısını büyük ölçüde azalttı.  İtalya’da 1972’de Grazie di Curtatone isimli küçük bir kasabada ilk Uluslararası Sokak Boyama Yarışması’nın başlamasıyla bu sanat 400 yıl sonra tekrar ortaya çıktı ve yaygınlaştı. Bugün dünya çapında sanatçılar, yeni teknikler, yeni fikirlerle bu eski geleneği yaşatmaya devam ediyorlar. Yaz ayları boyunca dünyanın birçok yerinde, pekçok alanda yerleri boyama festivalleri düzenleniyor. Bunlardan biri de 2002 yılından beri süregelen Denver Chalk Festivali.  Festival, geleneksel eserlerin yanısıra modern parçalar, gerçeküstü tebeşir sanatı eserleri ve 3D resimlerle görenleri her zamanki gibi cezbetti.

Denver Tebeşir Festivali’nin bir özelliği de yeşili ve yeşil girişimciliği, nehirleri ve yaban hayatı koruması. Festival sonunda binlerce tebeşir kullanılarak yapılan herbir sanat eseri, özel sokak süpürgeleri kullanılarak temizlenmektedir.

Denver Tebeşir Sanat Festivali yeşil girişimi kucaklayan diğer yolları:

• Festival süresince kullanılan tüm karton, plastik ve camlar geri dönüşümlü.

• Festival süresince satıcılar geri dönüştürülmüş yemek takımı ve kağıt ürünleri kullanmakta.

• Gerekli güç kullanımını en aza indirdiği için dizel ile çalışan jeneratörler kullanılmış.

• Çok sayıda afiş ve malzemeleri geri dönüşümlü ve yeniden kullanılabilir olarak tercih edilmiş.

• Aynı zamanda çevre dostu olan sponsorlar ile çalışılmış.

 

dfot

MR.BROOKS’UN İNİ

 

 

“Bütün insanlar iyiyle kötünün karışımıdır.” – Robert Louis Stevenson, Dr. Jekyll and Mr. Hyde

Selam! Öyle bir havada yazmaya başladım ki bu ayın yazısını “House on Haunted Hill”, “The Last House On The Left” ya da “The Haunting” yazısı yazsam yeriydi. Birden kararan bir gök, gök gürültülerine karışan bir rüzgar ve yağmur… Eh yazının da yetişmesi lazım bir şekilde, yazı işleri “bu ayın filmi ne ki acep” tadında ufaktan maillere başlamış. İstesem de yazlık bir film ve onun evinin havasına giremezdim. O yüzden yazarınızın daha önceki yazılarında ara ara göz kırpacağını söylediği gerilimli bir film ve onun tematik evini otopsi masasına yatıracağız bu ay.

 

Filmimiz Mr.Brooks…Başrolünde bazen öle bayıla izlediğimiz bazen de oynadığı kötü filmlerle bize fenalıklar geçirten kariyerinde istikrarsız ama yakışıklı bir aktör olan Kevin Costner var. The Bodyguard ile kadınların sevgilisi olmuştu, No Way Out ile oyunculuğuna bayılmıştık, Robin Hood, The Untouchables ve tam 7 Oscar ödüllü Dances With Wolves ile önünde saygıyla eğilmiştik. Sonrasında The Postman ve Waterworld ile yapım şirketlerini batma noktasına getirmişti. Sonrasında zaman zaman ışığı olan işlere -JFK, Thirteen Days gibi- imza atsa da genelde daha ortadan işlerle düşe kalka ilerleyen bir kariyer çizdi. Çoğu filminde hep iyi adamı oynayan Costner yapımcılığına da el attığı bu ay üzerine yazıp çizeceğimiz Mr.Brooks’da çok farklı bir şey deniyor ve “kötü adamı” oynuyor. Hem de epey kötü bir adamı: Acımasız bir seri katili…

Filmin diğer rollerinde de hiç fena isimler yok bu arada. William Hurt (filmde kimdir söylemem filmi izleyin!) Demi Moore, Jason Lewis, Dane Cook, Marg Helgenberger, Ruben Santiago-Hudson ve Danielle Panabaker gibi…

Gelelim filmin hikâyesine;

 

Başarılı bir işadamı, cömert bir hayırsever, sevgi dolu bir koca, baba ve toplumun düzgün bir üyesini hayal edin… İşte Bay Brooks’la tanıştınız. Herkes onun mükemmel bir olduğunu düşünmektedir. Bununla birlikte, Bay Brooks’un çok büyük ve tehlikeli bir sırrı vardır:  Tüm bu harika özelliklerinin yanında şimdiye kadar hiç kimsenin kendisinden şüphelenmediği, keskin zekâlı ve doyumsuz bir seri katildir. Earl Brooks (Costner) onu çok seven bir eş (Marg Helgenberger), kendisine çok düşkün bir kız evlat (Danielle Panabaker), toplumun saygısı ve devamlı gelişmekte olan kendi işi de dâhil olmak üzere hayatta hemen her şeye sahiptir. Oysa Bay Brooks başkalarınca hiç bilinmeyen bambaşka bir hayat daha sürdürmektedir. O aynı zamanda “Parmak İzi Katili” namıyla ün salmış seri bir katildir.

Yakın zamana kadar aktif olmamasına rağmen, Bay Brooks’un patolojik dürtüsü, Bay Brooks’un günahları için onu suçladığı tilki gibi kurnaz şeytani ikinci benliği tarafından yeniden harekete geçirilmiştir. Fakat masum bir çifti öldürmek için bir kez daha sadist dürtülerine yenik düşen Bay Brooks ilk hatasını yapar ve Bay Brooks’a tuhaf bir taleple şantaj yapmayı tercih eden fotoğrafçı – ya da röntgenci diyelim- Tom (Dane Cook) tarafından deyim yerindeyse “ebelenir”. Ayrıca bu son cinayeti, kişisel bunalımı yüzünden gözü dönmüş bir şekilde Parmak İzi Katilinin gerçek kimliğini çözmeye çalışan inatçı bir dedektifin de (Demi Moore) kendisinin peşine düşmesini sağlar.

 

Bay Brooks, şimdi şaşırtıcı gizli yaşamını ve gerçek kimliğini gizlemeye ebediyen devam edemezse, oyunun son aşamasıyla karşı karşıya kalacaktır

Karizmatik bir komşunun, iş ortağının veya bir aile üyesinin içinde soğukkanlı bir katili nasıl barındırdığı sorusu uzun zamandır toplumun kafasını karıştırmış ve yazarları ve film yapımcılarını, seyircilerin daha önce hiç içinde bulunmadıkları esrarlı, büyüleyici ve şüphe dolu bir dünyaya götürmek üzere ilham vermiştir. Bay Brooks, hem çok başarılı ve saygın bir adamın hem de tüyler ürpertici cinayetleriyle bir seri katilin aynı anda, nasıl çifte bir yaşam sürdürebileceğiyle ilgili olarak bizlere yepyeni bir bakış açısı getiriyor. Bay Brooks gururla “arkadaşım” diyebileceğiniz harika biri mi, yoksa kötü, karanlık bir gecede kesinlikle karşılaşmak istemeyeceğiniz sapık bir katil mi? ya da siz o anda hangisiyle berabersiniz? Filmin başarısı bu ve benzeri soruları film boyunca size sordurabilmesinden geliyor.

 

Uzun zamandır ortağı olan Raynold Gideon’la birlikte filmin senaryosunu yazan yönetmen Bruce Evans “Mr. Brooks’ta konu şu ki o çok iyi tanıdığınız birisi olabilir” diyor. “Hepimizin karanlık yönleri vardır ama Bay Brooks uç noktalarda yaşıyor. O gerçekten ailesini seven sineği bile incitmeyeceğini düşündüğünüz biri ve standart ölçüleriyle mükemmel bir yaşama sahip. Ama aynı zamanda bir türlü yola getiremediği güçlü tehlikeli istekleri var.”

 

Evans ve Gideon, bir katilin kafasındaki bu ahlaksız deliliğin içine giden orijinal güzergahla birlikte, kendini hem bir dedektif hem de rahatsızlık veren genç bir hayran tarafından takip edilirken bularak, kendisiyle ilgili gerçeğin ortaya çıkması ve ailesini mahvetmesi olasılığıyla yüzyüze kaldığında, Bay Brooks’un en korkunç kabusuna doğru gidişini keşfedebilmişler. Popüler kültür ve aralarında Hannibal Lector serisi, Zodiac, The Talented Mr. Ripley, Seven, Psycho, Karındeşen Jack filmleri ve Showtime’ın büyük beğeni toplayan Dexter isimli dizisinin de olduğu klasik filmler ve diziler seri katillerin çarpık gerçeğini uzun uzadıya anlatmışlardır. Evans ve Gideon Mr. Brooks’un hikâyesinin bu film ve diziler arasında yepyeni bir çığır açacağı ön görmüşler. Bay Brooks’un kurbanlarına ürkütücü bir şekilde kur yapması, onları dikkatlice seçmesi, takip etmesi, onların alışkanlıklarını ve hayat tarzlarını öğrenmesi ve sonrasında, ilişkiyi dehşet verici ama yeteri kadar planlı cinayetlere dönüştürürken yaşadığı canlılık, cinayetleri diğerlerinden farklı kılıyor.

Mr.Brooks’un yaratıcıları Evans ve Gideon 10 hafta gibi kısa bir sürede senaryoyu yazıp bitirmişler. Yazarlarken bile, Bay Brooks rolünü en çok kimin canlandırmasını istediklerine karar vermişler. Ve bu da Kevin Costner’mış. İkili, tamamiyle karşıt bir tipi canlandıracağı için Costner’ın bu role çok uygun olacağını düşünmüş.

 

Kadın dedektifi başarıyla oynayan Demi Moore için “Onun orijinalliği setteki diğer oyuncuların ve ekibin dikkatlerini perçinledi. Karaktere uygun gücü ve korkuyu yanında getirecek belirgin bir aktrise ihtiyacımız vardı ve Demi imdadımıza yetişti” diyerek durumu özetliyor Kevin Costner…

 

Özetle bu film hiçbir standart yöne gitmeyen bir katilin hikâyesi… Kötü biri de olsa, Bay Brooks bir sürü zarı olan bir koza gibi. Onun gerçekten kim olduğunu ve onu rahatsız eden şeyin ne olduğunu öğrenmeyi çok istiyorsunuz.

 

Şimdi de gelelim Mr.Brooks’un neden bu ay Bast-Home’un sayfalarına davet edildiği meselesine. Çünkü onun çok havalı bir evi var!

Seri katiller nadiren sevimli ve rahat banliyö evlerinde otururlar… Onları daha çok kurbanlarına bırakırlar. Ama Mr.Brooks yukarıda anlattığım üzere bildiğimiz seri katillerden çok farklı. Seyirciyi Bay Brooks’un farklı güdülerden oluşan iki ayrı dünyasına götürmek için yönetmen Bruce Evans, ayırt edilen bir görsel tasarım geliştirmiş. Kapsamlı bir story-board’u yavaş yavaş oluşturup, oldukça yaratıcı bir sanatçı ekibi oluşturmuş. Evans en büyük görsel ilhamını, psikolojik yönden gergin insan portreleri, bozuk ailelerin ve Amerikan tarzı evliliklerin rahatsız edici imajlarını resmetmekle tanınan günümüz sanatçısı Eric Fischl’dan almış.

 

“Eric Fischl’in bir sergisine gittiğimde, hemen ‘Bay Brooks aynen buna benziyor’ dedim. Siyahların simsiyah, kırmızıların kıpkırmızı olduğu ve çok kışkırtıcı bir his uyandıran çok canlı bir banliyö dünyası duygusunu veriyor” diye anlatıyor.

Yapım tasarımcısı Jeffrey Beecroft (The Game, Twelve Monkeys ve Dance With Wolves) ekibe katıldığında, Evans, onun çok beğeni toplayan tasarımcı yeteneklerinin filme bu havayı vereceğine güvenmiş. Evans şöyle anlatıyor: “Jeff’in harika bir gözü var. Onsuz bu film, şimdiki kadar katmanlı olamazdı. Birlikte kitaplara bakıp, karakterlere ve hikâyeye gerçekten uyan yerlerin benzerlerini aramak için çok vakit geçirdik.”

 

Çekimlerden önce film için hayati öneme sahip mekanın, yani Mr.Brooks’un evinin bulunması için oldukça fazla vakit harcanmış. Evans bu evi kafasında hep, camlarla, çelikle ve çok açılı görüntülerle parıl parıl parlayan geniş bir modern ev olarak canlandırmış. “Evin kendisi filmin, bir tür karakteri gibi… Aklımızda hep Bay Brooks’un cam bir evde yaşadığını hayal ettik. Onu görebildiğiniz ama hangi taraftan bakarsanız bakın, onu aslında “gerçekten” göremediğiniz fikri hoşumuza gitti. Bay Brooks’un hayatını kutular yaparak kazanması (Costner’in canlandırdığı karakter kutu sektöründe çalışan bir işletmenin patronu bu arada), bu yüzden de bu evin strüktürünün kutularla dolu olması fikri de hoşumuza gidiyordu” diye açıklıyor Evans.

Çoğu iç mekân çekimlerinin yapıldığı yer olan ama aslında modernizmden pek nasibini aldığı söylenemeyecek olan Shreveport/Louisiana’da böyle bir evi bulmak sorun olmuş. Louisiana da bitmez tükenmez arayışlarla evi bulma işini Jim Wilson üstlenmiş. Wilson’ın, bir zamanlar Architectural Design dergisinin sayfalarında yer almış eşsiz bir evi ortaya çıkarması herkesin şaşırmasına ve rahatlamasına neden olmuş. Evans “Ev bir görsel metafordu ve inanılmaz ama Jim onu buldu” diyor. Gerçekten ev filmin harika bir metaforu çünkü iki kanatlı cephe Mr.Brooks’un sürdürdüğü ikili hayatı temsil ediyor: Toplumun saygın üyesini ve seri katili.

Kutu kutu dikdörtgen camlarla dekore edilmiş ana giriş kutu sektöründe çalışan Brooks’un cama, çeliğe ve betona dönüşmüş hali gibi. Mutfakta kullanılan paslanmaz çelik malzemeler onun erkeksi tarafını temsil ediyor. Evin iç dekorasyonundaki beyaz, ahşap ve simetri ise onun toplum tarafından kabul edilmiş saygın kişiliğini…

Evet, bu aylık da bu kadar. Umarım siz bu yazıyı tabletinizden, telefonunuzdan ya da dizüstü bilgisayarınızda okurken hava güzeldir ve denizin kenarında yazın tadını çıkarıyorsunuzdur. İyi tatiller!

 

 

dfot

 

Cam Galeri

1992 yılına kurulan C.A.M. Galeri öncü ve yenilikçi tavrını günümüze dek sürdürerek 300 den fazla sergiye ev sahipliği yapmıştır. Genç sanatı ve sanatçıları destekleyen tavrının yanısıra, insana ve sosyal gerçeklere ait kavramları irdeleyen temalı sergileri, uluslararası sanatçıların da katılımlarıyla gerçekleştirdiği grup sergileri ile sanatın evrensel yanını izleyiciye en etkili biçimde aktarmayı hedefleyen C.A.M. Galeri Sevil Binat tarafından yönetilmektedir.

 

dfot

 

Deniz Kabuğu Otel Alaçatı

Deniz kabuğu Otel Alaçatı’nın en eski yerleşim alanı olarak bilinen ve son yıllarda sokaklarında kültür ile sanatın iç içe geçtiği Hacı Memiş mahallesine 7 dakikalık yürüme mesafesinde olup, Alaçatı mimarisine uygun inşa edilmiş birbirinden ferah altı adet odası ile cumbalı taş bir binadan oluşmaktadır.

Odaları rustik mobilyalar ve benzersiz tasarımlar ile dizayn edilmiştir. Bahçe katında iki adet, üst katta ise dört adet beyaz ahşap zeminli odadan oluşmaktadır. Üst kat odalarında mavi cumba ve fransız balkon vardır. Bahçe katında bahçe manzarası, üst kat odalarında  Alaçatı köy manzarası izlenebilmektedir.

Yemyeşil çimler ile kaplanmış 450 m2 lik büyüleyici bir bahçeye sahiptir. Bahçesinde begonvil türleri, limon, jacaranda, melisa, yasemin, zeytin, çam, meyve ağaçları ile lavanta, sardunya, papatya türleri, mevsim çiçeklerinin mis kokusu ve renkli görüntüsü iç içedir.

Toplantı, ziyafet imkanları veya TV izleme için geniş bir salona sahiptir. Soğuk havalarda şömine karşısında dinlenebilir, müzik dinleyebilir, içeceklerinizi yudumlayabilirsiniz.

Gününüze bahçe içerisinde, veranda altında Türk çayı ve portakal suyu eşliğinde zengin bir kahvaltı ile başlayabilirsiniz. Alakart restoranda Türk mutfağından ev yemekleri servis edilmektedir. Ayrıca, tesis bünyesinde mangal keyfi yapabilirsiniz.

 

dfot

 

Earthship Evler

Sürdürülebilir Yaşam Teknesi olarak adlandırılan evler; Earthship ‘lerin her birinde müthiş bir geri dönüşüm serüveni yatıyor.

İklim değişikliği, sınırlı su, yükselen petrol, elektrik ve hatta geçinme gibi temel gıda fiyatları ve güvensizlikleriyle mücadele ettiğimiz bu zamanlarda dünyada yeni bir bilinç doğmaya başladı. Bu bilinç dünyanın bir bütün olduğunun, her etkinin bir tepki doğuracağının ve günümüzün kullan-at mantığına dayalı lineer ekonomik sisteminin bizlere hatta dünyaya  neler katabileceğinin kanıtı; Earthship evler. Bu ortak bilinç sayesinde dünyada yenilenebilir enerji, sürdürülebilirlik, geri dönüşüm ve doğala dönüş hiç olmadığı kadar önem kazanmaya başladı.

Amerikalı mimar Michael Reynolds, bu, günün yavaş yavaş genele yayılan bilincinin kaçınılmaz olduğunu 40 yıl önce öngörmüş. Daha o günlerde, geri dönüşümlü metaryeller kullanarak, tüm merkezi altyapı şebekelerinden bağımsız, kendisine yetebilir evler inşa etmiş. ‘Earthship’ adı verilen bu evler cam şişelerden kullanılmış araba lastiklerine, alüminyum içecek kutuları; yani medeniyetin çöp olarak gördüğü malzemelerden oluşturulmuş ve gelişmeye de devam ediyor.

Earthship evleri ortaya çıkarmak için devlet otoriteleriyle büyük mücadele vermek zorunda kalan Reynolds’ın tüm Earthship macerasını anlatan bir belgeseli de izlemeniz mümkün. “Garbage Warrior” ismindeki belgeseli ile uluslararası film festivallerinde ödüller alan Reynolds, Eartship’in bir evden daha fazlası olduğunu öyle ki yarınların belirsiz denizlerine yelken açabilmemizi sağlayan taşıtlar olduklarının altını çiziyor.

Earthship’ler kendi elektriklerini üretiyor, güneş ile ısınıp soğuyor, yağmur ve kar suyunu saklayıp, dönüştürerek dört defa kullanabiliyor, kanalizasyonu arındırıyor, yıl boyu gıda üretimi gerçekleştiriyor. Kısacası Earthship’in esas amacı ; dünyanın çevre sorunlarına karşı insanlara alternatif yaşama yöntemlerinin var olduğunu göstermek.

Eartship’ler dünyaya adapte olup, sahiplerinin temel ihtiyaçlarını karşılıyor. Bunun için altyapı sistemlerine bağlanmaya ihtiyaç duymadıklarından fatura ve masrafları yok denecek kadar az. Böylece altyapı sisteminin gitmediği ya da gidemediği, şehrin dış kısımlarında kalan arazilerde, yeni tür yapılanmalara gidilebiliyor.

Örneğin atık araba lastikleri de genellikle yakıldığından, çevreye fazla miktarda zehirli gazın yayılmasına neden oluyor. Earthship’lerde ise  bu atık lastikler termal kütlenin meydana getirilmesi için kullanılıyor. Hurda araba lastiklerinin içine toprak dolduruluyor.

Bu toprak, kompakt hale gelene kadar sıkıştırılıp dövülüyor ve evin ana duvarlarında kullanılmak üzere 150 kiloluk bir tuğla meydana gelmiş oluyor. Bu duvarlar lastik kauçuğu gibi esnek olduklarından depreme karşı dirençli oluyorlar ve toprakla sıkıştırıldıklarından yangın geçirmiyorlar. Aynı zamanda geniş oldukları için herhangi bir temele ihtiyaçları yok. Earthship’lerde kullanılan bir diğer sıradışı yapı materyali ise cam şişeler ve alüminyum kutular. Bu materyaller ‘küçük tuğlalar’ gibi kullanılarak yapısal olmayan iç bölme duvarları örülüyor. Kullanılma amacı duvarda hacim kaplayarak gereğinden fazla malzemenin kullanılmasını önlemek. Güneşin altında tüm gün beklemiş bir kayanın güneş battıktan saatler sonra bile sıcak kalmaya devam etmesi gibi Earthship’ler de ısıtma ve soğutma ihtiyacını karşılamak için toprak dolu atık lastikleri kullanıyor. Güneş ışığı, evi bir pil gibi şarj ediyor ve izolasyon bu ısıyı uzun süre muhafaza ediyor. Dışarıdaki sıcaklık 45 °C ya da – 30 °C olsa bile evdekini, oda sıcaklığında sabit tutuyor.

Bu evlerin, doğal bir havalandırması da mevcut elbette. Toprağın altındaki hava borularından gelen serin havanın çekilip, yukarıdaki hava bacalarından çıkması sağlanıyor. Böylece evin içinde doğal bir hava sirkülasyonu oluşuyor. Earthship’lerde sera alanları bulunduğu için evin içerisindeki bütün camları kapattığınızda evin içindeki hava dışarıdaki havadan her zaman daha temiz oluyor.

Earthship’ler banyodan gelen suyu evin içerisinde bitkilerin yetiştiği botanik hücrelerde arındırıyor, sonra sifon suyu olarak tekrar kullanıyor ve böylece suyu üç defa kullanarak ciddi bir tasarruf gerçekleştirmiş oluyor. Sifonun çekilmesinden sonra oluşan su ise sıvı gübre olarak dış mekan botanik hücrelerinde kullanılıyor. Böylece kanalizasyon hattına bağlanma ihtiyacı ortadan kalkıyor. Ülkemizde elektriğin doğalgazdan üretildiğini düşünürsek, pahalı olmayan bir enerji sistemi yok. Ama Earthship kendi elektirik enerjisini üretmek için güneş panelleri ve rüzgar türbinleri kullanıyor. Üretilen elektrik akülerin içerisinde depolanıyor. Güneş ışığının yeterli olmadığı yerlerde, rüzgâr türbinleri de sisteme ekleniyor. Dolayısıyla hiçbir elektrik şebekesine bağımlı kalmıyorsunuz. Earthship’lerin genel olarak üç cephesi ağır duvarlarla kapalı oluyor ve güneş ışığından maksimum derecede faydalanmak için de güney cephesi güneşe dönük kalıyor. Bu sayede aydınlatma sorunu da çözüme kavuşturuluyor.

dfot

 

Büyükada Dosyası

Bahar ve yaz aylarının vazgeçilmez mekanları arasında yer alan Büyükada’da mimozaların, renk renk çiçeklerin açtığı sokaklarda, tarihi köşkler arasında, fayton veya bisiklet ile dolaştığınızda kendinizi İstanbul’dan çok uzaklarda bir sayfiye şehrinde sanmanız çok olası. Oysa neredeyse İstanbul’un Bostancıyla başlayan kıyı şeridine sadece 30 dakika mesafedesiniz.

İnanması gerçekten zor. Yerleşime açık Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada, Sedef Adası İstanbul’dan yapılan gemi seferleri ile yıl boyu ziyaretçilerini ağırlıyor. Ama elbette en büyük ilgi bahar ve yaz aylarında yaşanıyor.

 

Büyükada’nın özellikle günü birlik ziyareçisi çok fazla, bunun yanı sıra kısa süreli konaklamalar için de çok cazip alternatif oluşturuyor meraklılarına. Ada halkı genel olarak ikiye ayrılıyor: birincisi yaz kış burada oturan yerli halk, ikincisi özellikle bahar ve yaz aylarında burada yerleşik hayatı tercih eden İstanbullular, Çoğu en az iki kuşaktır bu geleneği sürdürdüğü gibi aralarında adalı olmayı kısa süre evvel tercih etmiş İstanbullular  da yok sayılmayacak kadar çok.

Büyükada’nın en yüksek tepesi Aya Yorgi Kilisesi’nin bulunduğu Yüce Tepe, özellikle yılın belirli günleri ayrıca ziyateçilerin akınına uğruyor.  Adak dileyip dilek tutanların isteklerinin yerine geldiği inancıyla ziyaretçiler, manastıra yıllardır olduğu gibi, yalın ayak tırmanıyor. Ulaşımın genel olarak faytonla sağlandığı adada, ada sakinlerinin ve ziyaretçilerin en çok kullandığı bir diğer taşıt ise bisiklet. Biz Bast Home ekibi olarak, atların mevcut yaşam kalitelerinin gözönünde bulundurularak alternatif çevre dostu ulaşım araçlarının Adalarda hızla yaygınlaşmasını canı gönülden diliyoruz.

2 bin yıllık tarihi ve Bizans, Osmanlı, Türk ve batı kültürlerinin sentezi, yaklaşık 900 adet tarihi eser köşkü, dinsel yapıları, çam ormanları ile süslü Büyükada da yapılacak gezilerde, görülecek birçok yer mevcut. Bunu hemen belirtelim.

 

Yemyeşil, birçoğu bakımlı bahçeleri içinde görkemli köşkler, konakların yanı sıra Yörükali Plajı, Dilburnu Piknik Alanı, Aşıklar Yolu, Lunapark ve Viranbağ Gazinosu, Yücetepe Aya Yorgi Manastırı ve Kilisesi, Avrupa’nın en büyük ahşap yapısı eski Prinkipo Palas olan Rum Yetimhanesi, yazar Reşat Nuri Güntekin’in yaşadığı ev, Troçki Evi, Fabiato Köşkü Büyükada Kültür Evi, Sultan 2. Abdülhamid tarafından yapılmış olan Hamidiye Camisi, Hristos (Metamorfosis) Manastırı ve Kilisesi ve Aya Nikola Manastır ve Kilisesi, Aya Dimitri Kilisesi, Panayia Kilisesi, San Pacificio Latin Kilisesi, Aya Todori Şapeli Surp Asdvadzadzin Kilisesi, Hesed Le Avraam Sinagogu, Aya Fotini, Aya Paraskevi, Aya Konstantin, Aya Yorgi Ayazmaları, görülebilecek yerler arasında bulunuyor.

 

dfot

 

2014 Yazı Bizi Bekler…

Bu yazın bizce genel temaları; dokuların ön planda olduğu bir materyal seçimi, renklerde ve desenlerdeki çeşitlilik ve doğa kavramının gerek malzeme kullanımında gerek de tasarımda öne çıkan temalar olması.

Rengarenk

2014 yazı belli başlı markaların kataloglarından da rahatlıkla gözlemleyebileceğimiz gibi tek bir kavramla açıklanmak zorunda olsa “renkli” diye özetlenebilir diye düşünüyoruz. İki ayrı palette ilerleyen bir renk çeşitliliği bu; pastel tonlar bir yanda canlı frapan tercihler diğer tarafta. Kişisel seçimleriniz ve mekanda yaratmak istediğimiz etki bizi bu iki seçim arasında, kendimize uygun olanı seçmeye itecek. Özellikle saks mavisi ve kırmızı gibi iddialı ve göz alıcı renkler, marin temalarıyla ve yazlık evlerde açık renk fon üzerine rahatlıkla kullanılabilecek renkler. Hem döşemelerin üzerinde yer alacak ev tekstilinde, hem de her türlü dekoratif aksesuarda bu yıl bu ikiliyi çok sık yan yana göreceğiz.
Pastel pembeler, yeşiller, maviler aynı şekilde bu yılın gözde renkleri. Siz de huzur veren, içinizdeki çocuğu ortaya koymanızı sağlayacak masalsı ortamlar yaratmak istiyorsanız, pastel tonlarının hafifleten, ferahlatan etkisinden faydalanabilirsiniz. Özellikle outdoor kullanımlarda, gündüz akşam rahatlatıcı bir etki yaratacağınız garanti bu tonları tercih ettiğinizde.
Bu yaz diğer yıllarda çok sık görmediğimiz başka bir renk kullanımı seçeneği de çok gündem de olacak onu da belirtmeden geçmeyelim. Sofra takımlarından, yemek masanızın etrafındaki sandalyelere, yastıklardan, yatak örtülerine kadar yaygın olan bir trend var; rengarenk kullanım. Kırmızılar, yeşiller, sarılar, maviler bir arada kullanılabiliyor bu yıl rahatlıkla. Hatta birçok markanın koleksiyonlarında da bu tür önermeler var. Şezlongdan, sandalyeye, çatal bıçaktan, mutfak eşyalarımıza kadar yansıya bu renk çeşitliliği ile evlerimizde kendi gökkuşaklarımızı yaratabileceğiz. Bu yıl yaz ortamları rengarenk olacak demek yanlış olmaz.
Bu yılın bu rengarenk temasının en güzel yansımalarından biri de sokak kapılarında görülüyor; aynı renk sıkıcı daire veya ev kapınızdan sıkıldıysanız, gün bugündür. En sevdiğiniz rengi veya evinizin dekorasyonuna en uygun olduğunuz rengi dış kapılarınıza uygulamak bu yıl çığ gibi büyüyen bir trend. Neden siz de bir parçası olmayasınız bu akımın? Apartman içindeki bütünlük hissini çok da zedelemen kendinizi ve evinizi en iyi anlattığınız rengi dış dünyaya açmak da özgürsünüz bu yıl. Üstelik bu uzun süredir devam eden ve daha uzun süre de devam edecek bir akım gibi duruyor, hiç çekinmeden siz de katılabilirsiniz.

Ev tekstilinde desen ve doku ön planda

Geometrik çizgiler ve doğa referanslı desenler bu yazın en favori görsel zenginliği bizce. Döşemeden, perdeye her türlü ev tekstilinde bu iki temayı sıklıkla göreceğe benziyoruz bu yaz. Daha romantik country veya provans bir tarzınız varsa o zaman dev kelebekler, bahar dalları, çeşitli hayvan figürleri ile bu yaz çok haşır neşir olacaksınız demektir. Evlere yaz coşkusunu ve neşesini katmanın çok da etkili bir yolu olduğunu düşündüğümüz bu desenlerin bu yıl ki popülerliği en çok hayvan ve doğa dostu yaşam biçimlerini uzun zamandır hayatına katmış kişileri memnun edecek hiç şüphe yok ki. Belki geçtiğimiz yıllarda dev bir kelebeği koltuklarınıza kondurmakta, ya da aslan başlı bir yastığı dinlenme köşeniz için satın almakta zorlanmışsınızdır çok isteseniz de yadırganır, hafif veya çocuksu bulunur diye çekimser kalmış olabilirsiniz. Eğer öyleyse gün sizin gününüz.

Geometrik desenler bu yılın ikinci öne çıkan desen teması. Çiçeklilerin bile nerdeyse bu desenlerle kombin edildiği formlar sıklıkla kullanılıyor bu yıl. Daha modern çizgileri veya İskandinav stil gibi daha sade formları tercih edenler için yazın neşesini yaşamakta uygun bir yol olabilir bu tür kullanımlar.
Kumaş dokuları bu yıl çok gündemde olacağa benziyor, halıdan perdeye tüm ev tekstilinde dokunma hissinizi tetikleyecek malzemeler ön plana çıkıyor. Farklı desen ve dokuların birlikte kullanılması, ya da bazı kumaşların bazı mevsimlere sıkışıp kalması gibi tabular bu yıl tamamen aşılmış gibi duruyor.
Aksine farklı kumaş türlerinin, farklı dokuların bir araya gelmesi ile oluşan yaratıcı kombinler, bu yazın gerçek starları olacak bizden söylemesi.

Ham ahşap, yazın favorilerinden

Gerek bahçe mobilyalarında, gerek ev içi kullanımlarda dekorasyonda bu yaz ham ahşap rüzgarı esecek. Doğal bir sadeliğin yanı sıra, ahşah dokusunun ön plana çıktığı doğal malzemeler yatak odalarımızdan, oturma gruplarına, yemek odalarından, mutfak ve banyo dolaplarına kadar birçok yerde karşımıza çıkacak. Buna zeminleri de katarsak ham ahşap görünümlü yalın dokunuşlar doğayı çağrıştıran zarif esintiler katacak hayatımıza demek yanlış olmaz. Ortama keskin çizgilerle sınırlamalar getirmeyen bu ahşap uygulamalar özellikle döşemelikte vurgu yapılması istenen tasarımlarda ve bol aksesuarla öne çıkan ve buna rağmen karmaşadan uzak durmak istenilen ortamların gözdesi olacak.

Yakın olduğu yalın formların yanı sıra neoklasik veya country koleksiyonlarda da bu yaz sıklıkla rastlaya doğal ham ahşap malzemeler yazı her türlü etkiten ve etkenden uzak doğal yaşamayı tercih edenler için uygun bir seçenek olarak düşüncesindeyiz. Üstelik çağrışımları itibariyle kendinizi özlemini çektiğimiz natürel yaşama daha yakın hissetmenizi sağlayacak. Tabii bu durumda doğal döşemelik kumaşlar uygun kombini yakalamak için diğer önemli bir faktör olarak çıkacak önümüze.

 

Duvarlarınız sizinle aynı dilde konuşacak

Son yıllarda, gerek birbirinden çeşitli duvar kağıtlarıyla gerekse çeşitli kaplama yöntemleriyle duvarlara bir doku kazandırmak oldukça yaygın. Artık neredeyse sınırsız renk ve desen çeşitliliği ile karşımıza çıkıyor üstelik her biri. Önümüzdeki yaz aylarında da bu durum değişmeyecek bir farkla, bu yıl bu koleksiyonlara özel üretim ve kişiselleşmiş ürünler de artık gündemde olacak. Size özel duvarlar, sizin seçtiğimiz tasarım ve desenlerde tasarlanmış, kısacası sadece dili olan değil, sizinle aynı dilde konuşan duvarlar çok popüler. Sevdiğiniz sanat eserinin veya favori temanızın duvarlarınızı süslemesini istiyorsanız bu yıl size uygun ürünü bulmanız hiç de zor olmayacak.

 

Teraryum tartışmasız yazın da gözdesi

Bahçelere açılmak rengarenk çiçekler, davetkar çim alanlar bütün yaz yeni gözdelerimiz olacak hiç şüphesiz. Ama evlerin içerisine girdiğimizde terrarium salgını bu yaz da devam edecek gibi duruyor. Sofra tasarımlarından, balkonlara mutfaklardan banyolara kadar her an her yerde bir terrariumla karşılaşmanız çok mümkün.

 

2014 YAZINDA ÖNE ÇIKANLAR

 

JALE KULİN
Mimar

Renk doku boyut birbirini pek tamamlayan bu üçlü , aslında genel tasarımın temel taşlarından , ancak trend kurbanı olup zaman zaman hayatımızdan siliniyorlar. Bu sezon kuvvetli donüşleri ile daha sıcak ve kimlikli mekanlar yaratabiliyoruz.

Renk

Renk benim için sihirli değnek olmuştur her zaman . Bu sene Türkiye’de, giyim modası akımlarının dayanılmaz renk patlamasına dekorasyon sektörü de katıldı nihayet. Bu yaz favori temalardan yola çıkarsak eğer mercan, turkuaz, fosforlu sarılar, zümrüt yeşilleri, susamışcasına renk, ve daha da renk diyebilirim! Aslında yurtdışında mekanlar eskilerden beri çok renkli ve cesaretli. Genel olarak sıcak iklim kültürlerine de baktığımızda renk karışımlarının çok çeşitli olduğunu görürüz. Meksika, güney Italya, Fransa Alsace bölgesi, Fas mimarileri bunların keyifli örneklerinden. Renk konusunda uzağa bakmaya gerek yok: Doğa başlı başına bir ilham kaynağı..

Doku

Doğa’dan yola çıkmışken mermer ve taş dokuları, yüzeyleri kertilmiş ahşaplar, paslanmış metal, hem modern , hem de “timeless ” mekanlarda çok severek kullandığım malzemeler. İç ve dış mekanlara kattıkları yaşanmışlık duygusundan çok keyif alıyorum. Doğal malzemeler döşeme zorlukları ile karşı karşıya bırakıyor bazen , bu noktada seramik teknolojisinin gelişmesi ile dijital baskı birleşince, ortaya çok başarılı ürünler çıkmakta , artik biz mimarlarin bile burun kivirmayacagi gerceklikte. Bunlara ornek olarak Seranit mermer dokuları, Vitra laminam serisinin metalik 3 mt’lik seramikleri kayda değer imkanlar sunuyor.

Boyut

Renk, doku, boyut aslinda üc silahşorler misali birbirleri ile cok bağlantili, dinamik bir üçlü. Boyutlu , farklı derinlikte taşlar, ahşap paneller tavandan sarkıtılan öğeler, mekana anında karakter katıyor ayrıca akustik olarak da yankılanmayı önlüyor. Bu malzemeler mekanların mimari kurgusunu da belirgin bir şekilde değiştiriyor. Salt Galata’da sinema salonu, Zorlu Performans Sanatları Merkezi boyutlu kaplamanın mimaride belirgin örneklerinden .

Pebble Design
Neslihan Pekcan

Bu yıl tasarım trendleri ve temaları arasında doğaya ve öze dönüş ile farklı malzemelerin birarada kullanımını tercih edeceğiz. Giderek kabalaşan şehir ve kentlerimizden azami ölçüde faydalanırken devamlı değişim, hareket kavramı, fonksiyonellik ile elele ilerlemekte. Alan veya tasarımları yeni amaçlara göre düzenleme tüketicinin esasen ihtiyaclarını gideren tecrübe arzusuna hevesle cazip gelmekte. Ahşap ve endüstriyel metal malzemelerin birlikte kullanımı artarken tasarımlarda çizgisel kontrast yaratmak ön planda. Geometrik formların bir arada kullanılmasının yanısıra açıların mekanlara kattığı kuralsızlık özellikle Pebbledesign’in tercihleri arasında. Mobilyalarda iki boyutun ötesine geçip üçüncü boyutta da farklılıkların yaratılması, parçalanmış birimler yerine farklı malzeme ve formların bir bütün olarak kullanılması da senenin trendleri arasında yerini alıyor.

2014-2015 iç mekan renk paletindeki tasarımları etkileyen ve sıkça karşımıza çıkkacak renkler; yumuşak leylak tonu, koyulaşan eflatun, buğulu pembe tonları, çakıltaşı, kum ve kuvars tonları ile açık – koyu maviler, zeytin yeşili, tropikal yeşil pastel sarı, asfalt siyahi, karbon antrasit tonları, optik beyaz. Bukalemun benzeri özelliklere sahip renkler grubu sürekli degişen kentsel çevremize de uyum sağlıyor.

Lunapark Retail & Product Design
Murat Tamgüç- Bertan Berk

Hawaii gömleklerde görmeye alışık olduğumuz büyük pembe çiçekler, palmiyeler ve papağanlar dekorasyon dünyasına tropik bir esinti katarak metropol insanının hayatına geri dönüyor. Bu yaz cesaretimizi toplayıp iç mekanlarda güçlü renkler kullandığımız, cömert ve büyük hacimli motifleri duvar kağıtlarına uyguladığımız bir yaz olacak.

Öne çıkan renkler; okyanus mavisi, mercan rengi, yaprak yeşili, limon sarısı ve tonları. Doğaya özgü malzemelerin işlenerek yeni formlarıyla dekorasyona dahil edildiği, geri dönüşümlü mobilyaların değer kazandığı bir sezon bizi bekliyor. Dış mekanda hasır mobilya kullanım öne çıkıyor ama her zamanki doğal haliyle değil, Afrika esintisi taşıyan güçlü, canlı renkli örgülerle tercih ediliyor. Cam, ahşap ve metal malzemeler renkli kullanımlarıyla gündemde. Dijital dünyanın dekorasyon dünyası üzerinde yansımasını dijital baskılı aksesuarlarla görebileceğiz. Mobilya artık formundan ziyade üzerindeki baskı ve renkleriyle öne çıkacak.

Begart
Begüm Akdoğanlar

Yaz sezonunun geldiğini canlı renklerin kuşatması altına girdiğimizde anlıyoruz. Modada olduğu kadar dekorasyonda da trendler renk ve desen üzerine kuruluyor. Bu sezon, temel düz renkli mobilyalarımızı dijital baskılı yastıklar, misafir masalarımızı çiçekler, mercanlar, balıklar süsleyecek. Kanaviçe desenlerin, ketenlerin, kotonların birleşimi ile doğallığı yaşarken, renklerin dansıyla ruhunuzun beslendiğini hissedeceksiniz. Cesaretliyseniz kesinlikle turuncu-sarı-fuşya renklerini mobilyalarınızda aynı anda kullanın.

Daha sakin bir görüntüyü tercih edenlerdenseniz, son 2 yıldır favori tasarımların arasında gösterilen ahşap ve metal birliktelikli ya da mermer-boynuz-abanoz gibi hammaddeli çağdaş, çevre dostu el yapımı mobilyaları ve objeleri tercih edebilirsiniz. Hatta kişiselleştirme yöntemi ile sadece size ve ailenize özel tasarımlar hazırlatabilirsiniz.

Bahçe duvarınızı değiştirmek size farklı bir soluk getirecektir. Olduğu rengin dışında bir renge boyayıp, üzerine irili ufaklı, farklı renklerde boyanmış çerçeveler asabilir, içlerine de sevdiklerinizin resimlerini koyabilirsiniz. Ya da eski dönemden kalma, antikacılarda bulabileceğiniz at nalı, anahtar, kapı tokmağı gibi
metallerle mistik bir görüntü elde edebilirsiniz.

Karaköy Junk
Aslı Atamer

Bu sene ahşap, internetin de etkisiyle sanırım iyice sınırlar kalktı ve dekorlar birbirine karıştı. Kilimler (büyük küçük ama renkli) çok popüler, bunların yanına bir tasarım bir de eski obje karıştırıp kullanınca daha modern bir hal alıyor. Genelde eski bir koltuk (ki bu sene chesterfield yılı oldu) ya da tekli antika bir berjer yanına daha modern en eski 70’lerden kaz ayak bir sehpa ya da tekli koltuk ya da puf konulabilir.

Tek tek obje söyleyecek olursam yaza girişten beri flamingolu her şey patladı. Bu figürü çokça göreceğiz. Ahşap eski takı yada gözlük-saat ustalarının kullandığı cok gözlü dolaplar, eski şişeler ve kimya tüplerini de dekorasyonlarda bolca kullanacağız. Bir de artık yemek masalarında da iskandinav ve 70’ler modası geliyor. Bol renkli ve çiçekli desenler göreceğiz.

Yılın rengi bana göre turuncu ve flamingo pembesi olacak dekorasyonda. Bir de terrarium çiçeklerini her yerde göreceğiz.

dfot