belgesel

dfot

 

Earthship Evler

Sürdürülebilir Yaşam Teknesi olarak adlandırılan evler; Earthship ‘lerin her birinde müthiş bir geri dönüşüm serüveni yatıyor.

İklim değişikliği, sınırlı su, yükselen petrol, elektrik ve hatta geçinme gibi temel gıda fiyatları ve güvensizlikleriyle mücadele ettiğimiz bu zamanlarda dünyada yeni bir bilinç doğmaya başladı. Bu bilinç dünyanın bir bütün olduğunun, her etkinin bir tepki doğuracağının ve günümüzün kullan-at mantığına dayalı lineer ekonomik sisteminin bizlere hatta dünyaya  neler katabileceğinin kanıtı; Earthship evler. Bu ortak bilinç sayesinde dünyada yenilenebilir enerji, sürdürülebilirlik, geri dönüşüm ve doğala dönüş hiç olmadığı kadar önem kazanmaya başladı.

Amerikalı mimar Michael Reynolds, bu, günün yavaş yavaş genele yayılan bilincinin kaçınılmaz olduğunu 40 yıl önce öngörmüş. Daha o günlerde, geri dönüşümlü metaryeller kullanarak, tüm merkezi altyapı şebekelerinden bağımsız, kendisine yetebilir evler inşa etmiş. ‘Earthship’ adı verilen bu evler cam şişelerden kullanılmış araba lastiklerine, alüminyum içecek kutuları; yani medeniyetin çöp olarak gördüğü malzemelerden oluşturulmuş ve gelişmeye de devam ediyor.

Earthship evleri ortaya çıkarmak için devlet otoriteleriyle büyük mücadele vermek zorunda kalan Reynolds’ın tüm Earthship macerasını anlatan bir belgeseli de izlemeniz mümkün. “Garbage Warrior” ismindeki belgeseli ile uluslararası film festivallerinde ödüller alan Reynolds, Eartship’in bir evden daha fazlası olduğunu öyle ki yarınların belirsiz denizlerine yelken açabilmemizi sağlayan taşıtlar olduklarının altını çiziyor.

Earthship’ler kendi elektriklerini üretiyor, güneş ile ısınıp soğuyor, yağmur ve kar suyunu saklayıp, dönüştürerek dört defa kullanabiliyor, kanalizasyonu arındırıyor, yıl boyu gıda üretimi gerçekleştiriyor. Kısacası Earthship’in esas amacı ; dünyanın çevre sorunlarına karşı insanlara alternatif yaşama yöntemlerinin var olduğunu göstermek.

Eartship’ler dünyaya adapte olup, sahiplerinin temel ihtiyaçlarını karşılıyor. Bunun için altyapı sistemlerine bağlanmaya ihtiyaç duymadıklarından fatura ve masrafları yok denecek kadar az. Böylece altyapı sisteminin gitmediği ya da gidemediği, şehrin dış kısımlarında kalan arazilerde, yeni tür yapılanmalara gidilebiliyor.

Örneğin atık araba lastikleri de genellikle yakıldığından, çevreye fazla miktarda zehirli gazın yayılmasına neden oluyor. Earthship’lerde ise  bu atık lastikler termal kütlenin meydana getirilmesi için kullanılıyor. Hurda araba lastiklerinin içine toprak dolduruluyor.

Bu toprak, kompakt hale gelene kadar sıkıştırılıp dövülüyor ve evin ana duvarlarında kullanılmak üzere 150 kiloluk bir tuğla meydana gelmiş oluyor. Bu duvarlar lastik kauçuğu gibi esnek olduklarından depreme karşı dirençli oluyorlar ve toprakla sıkıştırıldıklarından yangın geçirmiyorlar. Aynı zamanda geniş oldukları için herhangi bir temele ihtiyaçları yok. Earthship’lerde kullanılan bir diğer sıradışı yapı materyali ise cam şişeler ve alüminyum kutular. Bu materyaller ‘küçük tuğlalar’ gibi kullanılarak yapısal olmayan iç bölme duvarları örülüyor. Kullanılma amacı duvarda hacim kaplayarak gereğinden fazla malzemenin kullanılmasını önlemek. Güneşin altında tüm gün beklemiş bir kayanın güneş battıktan saatler sonra bile sıcak kalmaya devam etmesi gibi Earthship’ler de ısıtma ve soğutma ihtiyacını karşılamak için toprak dolu atık lastikleri kullanıyor. Güneş ışığı, evi bir pil gibi şarj ediyor ve izolasyon bu ısıyı uzun süre muhafaza ediyor. Dışarıdaki sıcaklık 45 °C ya da – 30 °C olsa bile evdekini, oda sıcaklığında sabit tutuyor.

Bu evlerin, doğal bir havalandırması da mevcut elbette. Toprağın altındaki hava borularından gelen serin havanın çekilip, yukarıdaki hava bacalarından çıkması sağlanıyor. Böylece evin içinde doğal bir hava sirkülasyonu oluşuyor. Earthship’lerde sera alanları bulunduğu için evin içerisindeki bütün camları kapattığınızda evin içindeki hava dışarıdaki havadan her zaman daha temiz oluyor.

Earthship’ler banyodan gelen suyu evin içerisinde bitkilerin yetiştiği botanik hücrelerde arındırıyor, sonra sifon suyu olarak tekrar kullanıyor ve böylece suyu üç defa kullanarak ciddi bir tasarruf gerçekleştirmiş oluyor. Sifonun çekilmesinden sonra oluşan su ise sıvı gübre olarak dış mekan botanik hücrelerinde kullanılıyor. Böylece kanalizasyon hattına bağlanma ihtiyacı ortadan kalkıyor. Ülkemizde elektriğin doğalgazdan üretildiğini düşünürsek, pahalı olmayan bir enerji sistemi yok. Ama Earthship kendi elektirik enerjisini üretmek için güneş panelleri ve rüzgar türbinleri kullanıyor. Üretilen elektrik akülerin içerisinde depolanıyor. Güneş ışığının yeterli olmadığı yerlerde, rüzgâr türbinleri de sisteme ekleniyor. Dolayısıyla hiçbir elektrik şebekesine bağımlı kalmıyorsunuz. Earthship’lerin genel olarak üç cephesi ağır duvarlarla kapalı oluyor ve güneş ışığından maksimum derecede faydalanmak için de güney cephesi güneşe dönük kalıyor. Bu sayede aydınlatma sorunu da çözüme kavuşturuluyor.

Timurtaş Onan
 

Röportaj: Ayşe Gülay Hakyemez
 

Portre fotoğrafı: Sennur Onan
 

dfot

“Sanata yakın duran kişilerin, yaşamı özgürce ve önyargısız olarak algılama şansı vardır.”

Timurtaş Onan – Fotoğraf sanatçısı ve yönetmen. İstanbul’da doğdu. Fotoğraf çalışmalarına 1980 yılında başladı. 25 yıldır profesyonel olarak çalışan Onan, bugüne kadar yurtiçi ve yurtdışında birçok etkinliğe katıldı, ödüller aldı, sergiler açtı, kitaplar yayınladı, belgesel filmler çekti, ulusal ve uluslararası yarışmalarda jüri üyesi olarak yer aldı.

 

İstanbul’da mekanlar ve insanlar üzerine, form ve ışığa yoğunlaşarak çalıştığı fotoğraf eserleriyle tanınan sanatçının  20 Mayıs – 28 Haziran tarihleri arasında Merhart Galeri’de açtığı  “Terk edilmiş” sergisi İstanbul’un kullanılmayan ve düşük kapasitede kullanılan iki tersanesinde yaptığı çalışmalardan oluşuyor.

 

Fotoğraf çalışmalarınızı yönlendiren dürtülerden bahsedebilir misiniz?

 

Çalışmalarımı günlük yaşamda gözlemlediklerim, zıtlıklar, toplumsal olaylar, kendi yaşamımdaki travmalar ve kaygılar tetikler, bir de farklı ortamlardaki insanların hikayeleri..

 

Fotoğraflarınızı ayrıştıran özelliklerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?

 

Her kişinin kendini ifade biçimi ve içsel çatışmaları farklıdır. Benim fotoğraflarımı ayrıştıranın da yaşamın bana sunduklarını kendimce yorumlama çabam  olabilir.

 

Sizce fotoğrafı sanata dönüştüren unsurlar nelerdir?

 

Fotoğrafın sanat olabilmesi için sadece konuyu seçmek yetmez . Bu aşamadan sonra fotoğrafçının kendi tasarımı ve estetik kaygıları devreye girer. Fotoğrafın kendisi bir materyaldir. Türlü şekillerde kullanılabilir. Fotoğrafçı kendi tercihlerini kullanarak  özgün bir anlatımla eserini oluşturur.

 

Sanat ve sanatçı tarifiniz nedir?

 

Sanat, insan aklının, sezgilerinin ve tepkilerinin estetik kaygıyla  yorumlanmasıdır diyebilirim.

 

Sanatı mutlulukla nasıl ilişkilendirebilirsiniz?

 

Sanatçı her şeyden önce insan olmalıdır. Özgür ruhlu ve hayal kurabilen biri olmalı ve ürettiklerinde kendi varlığını ortaya koyabilmelidir.

 

Sanat, şiddeti ortadan kaldırmalıdır, yalnız o yapabilir bunu…

(Jean Jacques Rousseau)

Hayranlık duyduğunuz / izlediğiniz sanatçılar var mı?

 

Fotoğrafçılardan Sebastiao Salgado, Robert Doisneau, Brassai, Edward Weston, Pedro Alvarez Bravo özellikle sevdiklerim.  Diğer sanatlardan çok sevdiğim sanatçılar var ama özellikle sevdiklerimden birkaç tane sayayım: Jim Jarmusch, David Lynch, Fritz Lang, Harold Pinter, Dostoyevski, Patti Smith, Tom Waits, William S.Burroughs, Edvard Munch, Ernst Ludwig Kirchner, David Cregeen.

 

Sanata yakın durmak, sanatı izlemek insana neler katıyor sizce?

 

Sanat eseri bünyesinde evrensel bir bildiri taşır daima. Kişilerin günlük yaşamdaki rastlantılar ve sıradanlıklar dışına çıkmasını sağlar. Hayal gücünü, sorgulama ve anlama yetilerini arttırır. Sanata yakın duran kişilerin yaşamı özgürce ve önyargısız olarak algılama şansı vardır.

“Terk edilmiş” sergisi nasıl çıktı?

 

“Terk edilmiş” sergisinin fikri başlangıçta tüm dünyada eski tersanelerin kapatılıp farklı mekanlara dönüştürülmesinden doğdu. Bir zamanlar belki de yüzlerce kişinin çalıştığı ama şimdi ya terk edilmiş ya da düşük kapasite ile çalışan bu iki tersaneyi, heybetli duruşları ile Haliç’den görürdüm. Dramatik bir şekilde kaderlerini bekliyorlardı. İşte bu yüzden tersaneleri sanki canlıymışlar ve içten dışa bakıyorlarmış gibi algılıyordum. Kırık pencerelerden içeri giren hüzme ışıklar artık kullanılmayan makine parçalarının metal yüzeylerine vurdukça mekana dayanılmaz bir  görsellik kazandırıyorlardı. Çizgiler, dokular, tonlar beni hep provoke etmiştir. Proje böyle başladı işte..

Hedefte neler var?

  

Başlanmış ve başlanacak fotoğraf ve film projelerim var. Önümüzdeki yıl yine yurt içi ve yurt dışı sergilerim olacak. Yurt dışında sergilediğim bazı işlerimi Türkiye’de de sergilemeyi düşünüyorum. Montaj aşamasında “Gezi Direnişi” ile ilgili ropörtajlardan oluşan bir belgeselim var. “Işık ve Gölgeler şehri İstanbul” adlı 200 sayfalık yeni kitabım çıkacak. Paris projem devam ediyor. İlk kısmını bu yıl gösteri olarak sunmuştum. Balkan şehirlerinde ve Doğu Avrupa’da çalışmaya, sosyal konularda video belgesellere devam.. Sürekli  olarak üretim durumundayım anlayacağınız.. bir gün yorulup düşene kadar..

dfot

SERENAY LÖKÇETİN 

TASARIMCI/FOTOĞRAFÇI

1987 Bursa doğumluyum. Uludağ üniversitesi iktisat bölümünden mezun oldum. Zamanla asıl yapmak istediğim işin tasarım olduğuna karar verdim ve Nanay Design isminde bir marka yarattım.Aynı zamanda Serenay Lökçetin Fotoğraf adıyla Belgesel ve Düğün fotoğrafları çekiyorum. Nanay Design 2012 yılında yolculuğuna başladı.Polimer kil ile tanıştığım günden beri hayal gücümü şekillendirebiliyorum. Önce minyatür yiyeceklerle başladım. Bu konuda Türkiye’de başarılı olan çok az kişi var. Minyatür sevdası da çok başka.Daha sonra modellemeler yapmaya başladım ve kitap ayracı serisi bu şekilde meydana çıktı.Tabi ki Nanay sadece polimer kilden ibaret değil. Yeni şeyler denemeyi her zaman çok seviyorum.Bu durum beni daha iyilerini yapmaya heveslendiriyor.Bugünlerde ayraçların fiziki özelliklerini iyileştirme ve sunumunu farklılaştırma peşindeyim. Yurtiçi ve yurtdışına satışlar yapıyorum. Nanay Design 2014te hayattan, renklerden ilham alarak, hayallerine polimer kille şekil vermeye, üreteni de, tüketeni de mutlu etmeye devam edecek…

 

Takip ettiğiniz siteler ?

Stylemepretty.com, Etsy.com, Pinterest.com

 

• Çalışırken olmazsa olmazınız?

Müzik

 

En sevdiğiniz dönem veya akım?

Vintage ve Retro

 

Favori mekanınız?

Atölyem

 

Motivasyon?

Kahve,kahve,kahve…

 

• Ofisinizde asla neye rastlamayız?

Negatif enerji

 

Nelerden ilham alırsınız veya kimden?

Renklerden, desenlerden, olaylardan,  kısacası hayattan.

 

Evde olmazsa olmazınız?

Polimer killerim

 

• Kendinizi en çok benzettiğiniz şehir?

İzmir

 

Tek bir cümle ile kendinizi anlatın desek…

Mutlu

 

‘Motto’nuz…

Birini sevmeden, dünyayı sevemezsin.