bast

AYLIK E-DERGİNİZ BAST HOME’UN MART SAYISI YAYINDA!

Şehirli yaşam alışkanlıkları konusuna yoğunlaşmayı kendisine amaç edinmiş ücretsiz Dekorasyon & Life Style E Derginiz Bast Home sadece bir “tık” mesafenizde… İster evde keyifle kahvenizi yudumluyor olun, ister yoğun trafikte araç içinde beklemede, isterse ofiste kahve molasında. Size keyifli zaman geçirtecek bir içerik aradığınızda, Bast Home hep elinizin altında. Tek yapmanız gereken bilgisayarınızdan, akıllı telefonunuzdan veya tabletinizden e derginizi indirmek.

Mart Sayımızda Sizleri Neler Bekliyor:

– Evlerde küçük dokunuşlar için pratik öneriler,

– Mimari, dekorasyon ve tasarım dünyasından en güncel haberler, son trendler,

– Evde hayvan beslemeyi düşünenler için faydalı bilgiler,

– Tasarımlarıyla öne çıkan otellerin izinde kısa bir dünya turu,

– Bağdat Caddesinde keyifli bir sanal gezinti,

– Dünyadan  ve Türkiye’den dekorasyon stilleriyle öne çıkan evler ve mekanlar,

– Sanat, edebiyat, gastronomi alanında renkli röportajlar.

 

Keyifli süprizlerle birlikte,  bunların hepsine ve daha fazlasına ücretsiz olarak ulaşmak için  sayfadaki linki tıklayın ve arkanıza yaslanın.

 

Keyifli okumalar…

dfot

 

Sedat Girgin(İLLÜSTRATÖR)

 

 

 

Sedat Girgin 1985’de İstanbul’da doğdu.İstanbul Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü’nün ardından, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Endüstri Ürünler Tasarımı Bölümü’nden mezun oldu.Bir çok yayın evinde 60’a yakın kitap resimledi. Dergi ve ajanslarda serbest illüstrator olarak çalıştı. 2007 yılında Suna Dölek ile hazırladıkları “Karıncanın Kardeşi” isimli kitap Tudem Kitap yarışmasında üçüncülük ödülü aldı ve almancaya çevrildi. 2010 yılında katıldığı Art Vespa tasarım yarışmasında birincilik ödülü aldı. Çeşitli karma sergilere katılan sanatçı, ilk kişisel sergisi Hayretler Sirki’ni 2013 yılında açtı.

 

  •   Takip ettiğiniz siteler ?

Şu ara en çok yeni işleri Behance.net üzerinden takip ediyorum.

 

  •   Çalışırken olmazsa olmazınız?

Sakin bir çalışma ortamı ve masa lambam.

 

  •   En sevdiğiniz dönem veya akım?

Ekspresyonizmi çok seviyorum. Beni çok etkiliyor.

 

  •   Favori mekanınız?

Kadıköy Moda

 

  •   Atölyenizde asla neye rastlamayız?

Her şeye rastlamanız mümkün  🙂

 

  •   Nelerden ilham alırsınız ?

İnsan davranışlarından. Kalabalıkta insanları dışarıdan izlemeyi çok seviyorum.

 

  •   Evde olmazsa olmazınız?

Zaman zaman elime alıp karıştırdığım dergi ve kitaplarım.

 

  •   Kendinizi en çok benzettiğiniz şehir?

Sanırım Prag

 

  •  Tek bir cümle ile kendinizi anlatın  desek…

Sevdiği işi yapmaya çabalayan ve bu dünyaya ve kendisine minimum zarar, maksimum fayda sağlamaya çalışan ölümlü

bir bireyim sadece.

 

  •   Motto’nuz…

Önce herkes bir sakin olsun 🙂

dfot

 

 

 

Yusuf Aygeç:

“Baykuşlar ormanların gece bekçileridir normalde.

Fakat şu anda ormanların katli ve birçok orman alanının imara açılmasıyla birlikte, ormanların şantiye bekçiliğine terfi etmiş durumdalar.”

Röportaj: Ayse Gülay Hakyemez

Akaretler’deki C.A.M. Sanat Galerisi’nin bu ayki sergisi

START “Art within Reach” adını taşıyor.

Genç sanatçıların yer aldığı karma sergide Yusuf Aygeç’in hayvan resimleri dikkatimi çekti. Foreks üzerine kağıt presleyerek karışık teknik (yağlıboya akrilik, isographi kalemi ve sprey) ile ürettiği eserler modern zaman “fabl”ları gibi.

Son sergi çalışmalarınızın serüvenini anlatır mısınız?

 

Seride kullandığım hayvanlar, dünya üzerinde küresel ısınma ve hayvanların yaşam alanlarının katlini, bozulan hayat dengelerini ve bozan ögeleri anlatıyor. Bir resimde, önde baretli bir baykuş ve arkada bir inşaat silüeti görürsünüz. Baykuşlar ormanların gece bekçileridir normalde. Fakat şu anda ormanların katli ve birçok orman alanının imara açılmasıyla birlikte artık ormanların şantiye bekçiliğine terfi etmiş durumdalar.

Sanat ve sanatçı tanımınız nedir?

 

Doğanın bize sunduklarından, güzelliklerden türeyen bir kavramdır sanat.  teknolojinin gelişmesi, devletlerin büyümesi, sermaye düzeni öğelerinin çoğalmasına tepki veren sanat eserleri birer tarih görseli artık. Devletlerin marka dayatmaları ve teknolojinin had safada kullanılmasını yeren bir alan halini almıştır sanat.

 

Sanatçı ise şu an özgürlüğünü bir bakıma kaybetmiş bir bedevi gibidir. doğasına geri dönmeye calışıyor. Kapitalist  sebeplerden ötürü önceliği para almış durumda. Yaptığı sanatın önceliğinin önüne malzemelerinin parası ve kullandığı atölyesinin giderleri geçmiş durumda.  Bunun yanında ruhen besleneceği bir doğa da kalmamış. Tüm bu olumsuzlukların içerisinde sanatçı, katledilen doğayı gözlemlemeye çalışır, dayatılan bir ideolojiyi takip edip onu eleştirmeye çalışır. Bu dayatmadan kendini sıyırıp sağlıklı bir biçimde objektif bakabilen kişidir sanatçı.

Mutluluk ve sanat arasındaki ilişki nedir sizce?

 

Sanat motivasyondan beslenir çoğunlukla. Değişik ruh hallerinden esinlenir. Bu durum sanat üretimini tetikler. Bence sanat bir mutluluk aracı değil, tam aksine mutluluklarımızı eşit bir şekilde yaşamamızı sağlayacak bir tepki biçimidir. Sanatçının en mutlu olduğu an, eserinin izleyici veya eleştirmen tarafından doğru tespitlerle okunduğu, eser ile sanatçı arasında doğru bir köprü kurulabildiği andır.

Sizi tetikleyen unsurlar, ilham kaynaklarınız nelerdir?

 

Gün içerisinde birçok duygu değişimi ve ruh hallerine gireriz hepimiz.  İlham kaynağı dediğimiz nokta tamamen bizim kendi inanç ve maneviyatımızdır. Bizi bunlar besler, ilham verir. Tetikleyen unsurlar ise herşey olabilir. Kendi doğrularımıza uymayan her şeye tepki olarak sanat üretebilirsiniz. Yaşam şeklinizi sanatınıza aktarırsınız. Hayatın aslında “bir varmış bir yokmuş”luğuyla ilgileniyorum. İçerisindeki mizahdan besleniyorum. Yaşadığımız toplum ve kültürün kült öğelerinden yola çıkıyorum.

Sanatın insan yaşamındaki yeri nedir, ne olmalıdır sizce?

 

Her insanın hayatında sanat vardır. İnsan zaten kendi başına bir sanat ürünüdür. Sadece bu yetiyi açığa çıkarmayı veya okumayı öğrenme evreleri vardır. Bizlere öğretilenin dışında, derine inmemiz gerekmektedir. Soru sorup o sorulara cevap arayabilmemiz gerekmektedir. Özü ve manayı araştırıp o doğrultuda sanatı ve sanatçıyı okuyabilmemiz gerekir.

Günümüz sanatı hakkında neler söyleyebilirsiniz?

 

Teknolojinin de gelişmesiyle doğru orantılı olarak şu an sanat işçilikten uzaklaşmış, sadece manifestolar üzerine kurulu bir düzen halini almıştır. Sanatçıların yerini makineler ve endüstri almıştır. Bunun içerisinde de hala sanat yapılıyor, yapılmaya devam edecektir. O yüzden de bitmeyen bir serüvenin içerisindeyiz. Önemli olan bu sistemin parçası olmadan, kendi doğru ve yanlışlarımızdan çıkardığımız sonuçlarla sanat yapabilmek.

 

dfot

 

Cam Galeri

1992 yılına kurulan C.A.M. Galeri öncü ve yenilikçi tavrını günümüze dek sürdürerek 300 den fazla sergiye ev sahipliği yapmıştır. Genç sanatı ve sanatçıları destekleyen tavrının yanısıra, insana ve sosyal gerçeklere ait kavramları irdeleyen temalı sergileri, uluslararası sanatçıların da katılımlarıyla gerçekleştirdiği grup sergileri ile sanatın evrensel yanını izleyiciye en etkili biçimde aktarmayı hedefleyen C.A.M. Galeri Sevil Binat tarafından yönetilmektedir.

 

 

dfot

Galeri Zilberman

Galeri Zilberman 2008 yılında kuruldu. Amacı, hem çağdaş Türk sanatçılarına uluslararası alanda destek vermek, hem de yabancı sanatçıları yerli sanat çevresine tanıtmaktır. Galeri Zilberman her sene iki galerisinde toplam 10 ila 12 arası sergiye ev sahipliği yapmaktadır. Galeriler, art deco mimarisinin İstanbul’daki en ünlü örneklerinden biri olan, 1910 yılında Ermeni asıllı Osmanlı mimar Hovsep Aznavur tarafından tasarlanan Mısır Apartmanı’nın iki ayrı katında yer almaktadır.

Galeri Zilberman Türkiye’nin pek çok köklü sanatçısını temsil etmektedir. Mecralarının sınırlarını zorlayan Ahmet Elhan ve Azade Köker, veteran sanatçı ve eleştirmen İpek Duben ve Türk performans sanatının en öncü isimlerinden Şükran Moral’ın yanısıra galeri, yeni kuşak Türk sanatçılarıyla da çalışmaktadır.

 

Galeri Zilberman’ın kuruluş hikayesini, sanata bakışını ve güncel sergilerini galeri direktörü sayın Moiz Zilberman anlattı. Şu anda galeride Kay Rosen ve Burçak Bingöl eserleri sergileniyor.

 

Galeri aynı zamanda uluslararası sanat fuarlarında da güçlü bir konuma sahiptir; koleksiyonerler, kuratörler ve kültürel düşünürlerle yakın ilişkiler kurup galeri sanatçılarına yeni imkanlar yaratmaktadır.

 

Ticari bir galerinin aynı zamanda eğitim ve izleyici kitlesi geliştirme konusunda sosyal sorumluluk alması gerektiğinin bilinciyle Galeri Zilberman, düzenli olarak sanatçı sohbetleri, konferanslar, kitap tanıtımları ve yuvarlak masa toplantıları düzenlemektedir. Bu organizasyonlarla ilgili daha geniş bilgiye www.kat1.org adresinden ulaşılabilir.

 

Galeri Zilberman, Burçak Bingöl’ün yeni çalısmalarından olusan sergisini sunmaktan mutluluk duyar. Sergi 9 Mayıs Cuma günü Mısır Apartmanı’nda açılıyor.

Sanatçının Galeri Zilberman’daki bu ikinci solo sergisi, adını, Recaizade Mahmut Ekrem’in “Araba Sevdası” isimli klasik romanından alıyor. 1896’da yazılan bu roman, tipik bir ask hikayesinden farklı olarak; Türkiye’nin, Batı’daki sınıf, adap ve modernlik olgularındaki konumuna olan tutkusunu hikayelestirerek, Batı’yla aynı düzeyde olabilme arzusuna ayna tutuyor. Yazar, mizahi, yer yer de alaycı bir üslupla, modern Türk’ün zihin karmasasını okuyucuya aktarıyor.

 

 

Galeri aynı zamanda dünyanın her tarafındaki sanat emekçilerine açık, 10.000 Euro ödüllü yıllık araştırma bursu Zed Grant’a da destek vermektedir. Bu ödül, her sene değişen ve galeriyle ilişkisi olmayan sanat uzmanlarından oluşan bir jüri tarafından verilmektedir. Bu seneki jüri Irit Rogoff, Bassam El Baroni ve Gerard Byrne’den oluşmaktaydı. Bu konuda ayrıntılı bilgiye www.zedgrant.org adresinden ulaşılabilir.

 

Galeri Zilberman, Amerikalı sanatçı Kay Rosen’ın tek kisilik sergisini sunmaktan mutluluk duyar. Sanatçının Istanbul’daki ilk tek kisilik sergisi, yeni desen, resim ve mekana özgü bir duvar resminden olusmakta. Açılısı 9 Mayıs Cuma

günü saat 18.00 – 21.00 arasında gerçeklesecek olan sergi, 26 Temmuz 2014’e kadar devam edecektir. Kay Rosen, 30 yılı askın bir süredir, dilin güvenilmez dogasına odaklanmakta. Rosen’ın sanatı, görselin nasıl bir algı ve yeniden idrak

etme ile benimsendigine deginir ama aslında bunun ötesine gitmektedir: dilin sergiledigi mekanizmaları bir iletisim sistemi olarak

arastırmakta ve yeniden sekillenen, sunulan, yürürlüge konan sıradan kelimeler ve anlatım tarzları ile dilin özünü bozmaktadır.

 

 

 

 

dfot

 

Büyükada Dosyası

Bahar ve yaz aylarının vazgeçilmez mekanları arasında yer alan Büyükada’da mimozaların, renk renk çiçeklerin açtığı sokaklarda, tarihi köşkler arasında, fayton veya bisiklet ile dolaştığınızda kendinizi İstanbul’dan çok uzaklarda bir sayfiye şehrinde sanmanız çok olası. Oysa neredeyse İstanbul’un Bostancıyla başlayan kıyı şeridine sadece 30 dakika mesafedesiniz.

İnanması gerçekten zor. Yerleşime açık Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada, Sedef Adası İstanbul’dan yapılan gemi seferleri ile yıl boyu ziyaretçilerini ağırlıyor. Ama elbette en büyük ilgi bahar ve yaz aylarında yaşanıyor.

 

Büyükada’nın özellikle günü birlik ziyareçisi çok fazla, bunun yanı sıra kısa süreli konaklamalar için de çok cazip alternatif oluşturuyor meraklılarına. Ada halkı genel olarak ikiye ayrılıyor: birincisi yaz kış burada oturan yerli halk, ikincisi özellikle bahar ve yaz aylarında burada yerleşik hayatı tercih eden İstanbullular, Çoğu en az iki kuşaktır bu geleneği sürdürdüğü gibi aralarında adalı olmayı kısa süre evvel tercih etmiş İstanbullular  da yok sayılmayacak kadar çok.

Büyükada’nın en yüksek tepesi Aya Yorgi Kilisesi’nin bulunduğu Yüce Tepe, özellikle yılın belirli günleri ayrıca ziyateçilerin akınına uğruyor.  Adak dileyip dilek tutanların isteklerinin yerine geldiği inancıyla ziyaretçiler, manastıra yıllardır olduğu gibi, yalın ayak tırmanıyor. Ulaşımın genel olarak faytonla sağlandığı adada, ada sakinlerinin ve ziyaretçilerin en çok kullandığı bir diğer taşıt ise bisiklet. Biz Bast Home ekibi olarak, atların mevcut yaşam kalitelerinin gözönünde bulundurularak alternatif çevre dostu ulaşım araçlarının Adalarda hızla yaygınlaşmasını canı gönülden diliyoruz.

2 bin yıllık tarihi ve Bizans, Osmanlı, Türk ve batı kültürlerinin sentezi, yaklaşık 900 adet tarihi eser köşkü, dinsel yapıları, çam ormanları ile süslü Büyükada da yapılacak gezilerde, görülecek birçok yer mevcut. Bunu hemen belirtelim.

 

Yemyeşil, birçoğu bakımlı bahçeleri içinde görkemli köşkler, konakların yanı sıra Yörükali Plajı, Dilburnu Piknik Alanı, Aşıklar Yolu, Lunapark ve Viranbağ Gazinosu, Yücetepe Aya Yorgi Manastırı ve Kilisesi, Avrupa’nın en büyük ahşap yapısı eski Prinkipo Palas olan Rum Yetimhanesi, yazar Reşat Nuri Güntekin’in yaşadığı ev, Troçki Evi, Fabiato Köşkü Büyükada Kültür Evi, Sultan 2. Abdülhamid tarafından yapılmış olan Hamidiye Camisi, Hristos (Metamorfosis) Manastırı ve Kilisesi ve Aya Nikola Manastır ve Kilisesi, Aya Dimitri Kilisesi, Panayia Kilisesi, San Pacificio Latin Kilisesi, Aya Todori Şapeli Surp Asdvadzadzin Kilisesi, Hesed Le Avraam Sinagogu, Aya Fotini, Aya Paraskevi, Aya Konstantin, Aya Yorgi Ayazmaları, görülebilecek yerler arasında bulunuyor.

 

It’s Complicated…

İlişki Durumu: Karmaşık ama ev güzel…

dfot

 

 

Bu yazıyı Soma’da gerçekleşen maden kazası faciasının gölgesinde filmin adı gibi “karmakarışık duygular” içinde yazmaya başladım. Ölenlere rahmet kurtulanlara acil şifalar diliyorum…

 

Bu ay iki tanıdık isimle yolumuza devam ediyoruz. Filmimiz İlişki Durumu: Karmaşık. Daha önce yine bu sayfalara konuk ettiğim güzel evlere sahip Tatil (The Holiday) ve Aşkta Her şey Mümkün (Something’s  Gotta Give) filmlerinin yönetmeni Nancy Meyers’ın filmi. Öğrendik ki bu kadın yönetmen romantik komediden ve güzel evlerden çok iyi anlıyor!

 

Diğer tanıdık isim ise geçen ayın filmi olan Mamma Mia! dan hatırlayacağınız harika kadın Meryl Streep. Zaten onun büyüsüne bir kez kapıldınız mı kolay kolay kurtulamazsınız.

 

Şimdi gelelim oldukça eğlenceli bir romantik komedi olan İlişki Durumu: Karmaşık filmimizin konusuna.

 

Jane Adler’in (iki Oscar ödüllü MERYL STREEP) üç yetişkin çocuğu, Santa Barbara’da başarılı bir pastane ve restoranı ile 10 yıl önce boşandığı eski kocası avukat Jake (ALEC BALDWIN) ile dostane bir ilişkisi vardır. Fakat Jane’le Jake oğullarının mezuniyet töreni için kendilerini şehir dışında bulduğunda işler karışır. Baş başa çıkılan masum bir akşam yemeği; şarabın dozunu kaçırmalarıyla 19 yıllık evlilik anılarından bahsettikleri kahkaha dolu bir akşama ve ardından da bir anda ilişkiye dönüşür!

Ancak Jake artık kendinden çok genç Agness (LAKE BELL) ile evli olduğu için, Jane şimdi öteki kadındır.

 

Tazelenen bu aşkın ortasında kalan kişiyse Jane’in mutfağını yeniden dekore etmek için tuttuğu mimar Adam’dır (STEVE MARTIN). Karısından boşanmış olan Adam Jane’e aşık olmak üzeredir. Fakat çok geçmeden tuhaf bir aşk üçgeninin parçası olduğunu fark eder.

 

Jane ve Jake ayrı hayatlarına devam mı etmeli, yoksa geçen zaman onlara aslında ayrı değil bir arada daha iyi olduklarını mı fark ettirdi?  Durum ne mi? Gerçekten “karmaşık”.

 

Son 30 yılda yönetmen Nancy Meyers, uzun zamandır kaçındıkları gerçeklerle yüz yüze gelmek zorunda kalan yetişkin karakterlerin yer aldığı birçok başarılı romantik komedi çekti. Deneyimli sinemacı geçen yıllar içinde kendi yaşam deneyimlerini de işiyle birleştirdi. Yönetmen İlişki Durumu: Karmaşık ‘ta boşanma sonrası hayatın dünyasına giriyor.

 

Başarılı bir anne ve iş kadını olan, boşanmayı nihayet geride bırakıp hayatına devam ettiğini ve istediği hayatı kurmakta olduğunu hisseden 50’lerindeki Jane rolü için Nancy Meyers’in kafasında daha senaryoyu yazarken Meryl Streep varmış: “Bu rolde Meryl’i hayal ettim, onu benim asla cesaret edemeyeceğim şeyleri yaparken düşledim. Meryl’i düşünmek yazarken beni teşvik etti. Jane benden kesinlikle daha cesur. Bu cesareti, yapacağı seçimleri ve alacağı riskleri yazmak zevkliydi. Filmde dediği gibi, ‘kendisinin bir parçası ile deney yaptı’. Ben onun yaptığı seçimleri yapmaktansa filmde bir karakterle deney yapmayı tercih ederim… ama benim için yazması bu yüzden eğlenceli ve cazipti.”

 

Yapımcılar, Jane’in abayı yakmış eski kocasını oynamak üzere iki Emmy ve iki Altın Küre ödüllü oyuncu Alec Baldwin’i seçtiler. Baldwin, senaryo yazdığı dönemlerden beri Meyers’in büyük  bir hayranı… Onun eski filmlerinden güzel anıları var; Private Benjamin, The Parent Trap, daha sonraki yönetmenlik denemelerinden What Women Want ve Something’s Gotta Give gibi.  “Onun filmlerine her zaman bayılmışımdır. Çünkü bunlar yetişkinlerin ilişkileri ve bu ilişkilerde yaşadıkları sorunlar hakkındaki yetişkin filmleridir. Ama bu filmi yapmak istememin asıl bir nedeni de Meryl’dı. Günümüzdeki çoğu erkek oyuncu gibi ben de uzun süre Meryl’a taptım ve onunla bu çalışma fırsatını bulduğum için minnettarım. Ve tabii bir de Steve Martin faktörü vardı. Nancy ile bu tür filmlerde kıdemli idi ve Steve’in filmlerinin sonsuz hayranıyım… Steve’in ve benim karakterim kadar birbirine tamamen zıt iki insan bulmak zordur.”

Filmimizi ve oyuncularını şöyle bir anlattıktan sonra gelelim dergimizin asıl meselesi olan filmdeki eve diğer önemli mekânlara…

 

Brooklyn’den Santa Barbara’ya:

 

İlişki Durumu:Karmaşık ‘ın çoğu Santa Barbara, Kaliforniya’da geçmesine rağmen, çekimlerin dörtte üçü, hemen hemen tüm iç mekânlar dâhil, New York City’de yapılmış. Çekimlere 18 Şubat 2009’da Brooklyn’de Broadway Stages stüdyolarında, Jane’in evindeki sahnelerin çekilmesiyle başlandı. Zengin, gerçek boyuttaki set sıcak, davetkâr Santa Barbara tarzını tasvir ediyordu. Arka planda ustaca yapılmış bir doğa resmi ile çevrili geniş bir çim alan da setin bir parçasıydı.

 

Meyers, filmin görüntü yönetmeni olarak neden iki Oscar’lı John Toll’u seçtiğini şöyle anlatıyor: “Işıklandırması çok hassas ve resim gibi. Filmimizin her karesinde böyle bir göze sahip olduğum için çok şanslıydım. Ayrıca John’un Santa Barbara’da bir evi var, yani Jane’in dünyasının görüntüsünü ona açıklamaya gerek yoktu; zaten içinde yaşıyor. Filmin yüzde 70’i Jane’in evinde ve çevresinde geçtiği için, bunu aktarabilecek birini bulmak önemliydi. John bu konuda benim tüm beklentilerimi aştı.”

 

Çekimlerin New York’taki ilk bölümünde başka bazı ana mekânlar kullanıldı. Jane’in sahibi olduğu Village Bakery pastanesi, tamamı Brooklyn’in Prospect Parkı’ndaki geniş, stüdyo ölçeğindeki Picnic House’un içinde inşa edildi; tezgah alanı, yemek alanı, ofisler ve hatta hamur işleri, taze meyve ve gurme ürünlerle dolu kocaman bir dükkanı içine alıyordu. Buraya yolu düşen, ağzının tadını bilen herkes,  baştan çıkarıcı bir gurme dükkanına geldiğini düşündüğü için suçlanamazdı. “Belki de filmi bitirdikten sonra her şeyi olduğu gibi bırakmalı ve bütün Brooklyn’in gelip buradan alışveriş etmesine izin vermeliydik.” diyor yönetmen Meyers. Pastanenin mutfağı ve buzdolabı alanı için Chelsea Çarşısı’ndaki Sarabeth’s Bakery kullanıldı. Adam’ın Santa Barbara mimarisindeki ofisi New York’un Chelsea bölgesinde ticari bir çatı katında çekildi. Nisan 2009’da ekip Los Angeles’a yerleşti. Oradaki zamanının çoğu Jane’in evinin dışında geçen sahneleri çekmekle geçmiş: ön avlu, arka avlu, bahçe ve giriş…

 

Ana üs olarak kullanılan ev L.A.’den 45 dakika kuzeydeki Thousand Oaks’ta bulunan Meksika/ İspanyol “hacienda tarzı” muhteşem bir çiftlik eviydi. 1920’lerin sonlarında tasarlanıp inşa edilen evde daha önce, aralarında W.C. Fields’ın da bulunduğu birçok ünlü oturmuştu. Kiremit çatılı, önünde harika geniş bir verandaya sahip olan evin göz kamaştıran bir mutfağı, müthiş bir çiçek bahçesi ve filmde görünmese de arkada büyük bir havuzu bulunmakta. Veranda zemini taş karolarla; 5 odaya sahip içi mekânlar ise ahşap parkelerle döşenmiş. Bu rüya evin piyasa değerinin yaklaşık 12 Milyon dolar olduğu düşünülüyor!

 

“Harika bir eski Kaliforniya havası vardı. Ben yıllarca ona çok benzeyen bir evde yaşadım. Sonsuza dek arasam kendi evime bundan daha çok benzeyen bir ev bulamazdım. Orası kesinlikle Jane’in yaşayacağını hayal ettiğim ortamdı.” diyor ev için yönetmen Meyers.

Evin geniş arazilerle çevrili olması çekimi daha da çekici kılmış.  Çünkü ev, kameranın görüş alanının tamamen dışında olması gereken karavanlar, jeneratörler ve yemek alanları için çok geniş alanlara sahip. 6000 m2 toplam alandan bahsediyoruz! Evin banyosu filmde tek başına ortada duran bir küvet iken; gerçekte var olan beyaz tonların ağırlıklı olduğu banyo çok daha ihtişamlı ve göz alıcı.

Bir diğer farklılık Jane’in yatak odasında var. Filmde kullanılan ile gerçekte var olan arasında epey fark var ve bence gerçekte var olan hali muazzam…

 

Her yönden harika ışık alan bu doğayla barışık ev, insanı hemen içine çekiyor ve sizde ömrünüzün kalan kısmını orada geçirme isteği uyandırıyor.

İşte bu ay da böyle… Temmuz sıcağında tekrar görüşmek dileğiyle…