başarılı

It’s Complicated…

İlişki Durumu: Karmaşık ama ev güzel…

dfot

 

 

Bu yazıyı Soma’da gerçekleşen maden kazası faciasının gölgesinde filmin adı gibi “karmakarışık duygular” içinde yazmaya başladım. Ölenlere rahmet kurtulanlara acil şifalar diliyorum…

 

Bu ay iki tanıdık isimle yolumuza devam ediyoruz. Filmimiz İlişki Durumu: Karmaşık. Daha önce yine bu sayfalara konuk ettiğim güzel evlere sahip Tatil (The Holiday) ve Aşkta Her şey Mümkün (Something’s  Gotta Give) filmlerinin yönetmeni Nancy Meyers’ın filmi. Öğrendik ki bu kadın yönetmen romantik komediden ve güzel evlerden çok iyi anlıyor!

 

Diğer tanıdık isim ise geçen ayın filmi olan Mamma Mia! dan hatırlayacağınız harika kadın Meryl Streep. Zaten onun büyüsüne bir kez kapıldınız mı kolay kolay kurtulamazsınız.

 

Şimdi gelelim oldukça eğlenceli bir romantik komedi olan İlişki Durumu: Karmaşık filmimizin konusuna.

 

Jane Adler’in (iki Oscar ödüllü MERYL STREEP) üç yetişkin çocuğu, Santa Barbara’da başarılı bir pastane ve restoranı ile 10 yıl önce boşandığı eski kocası avukat Jake (ALEC BALDWIN) ile dostane bir ilişkisi vardır. Fakat Jane’le Jake oğullarının mezuniyet töreni için kendilerini şehir dışında bulduğunda işler karışır. Baş başa çıkılan masum bir akşam yemeği; şarabın dozunu kaçırmalarıyla 19 yıllık evlilik anılarından bahsettikleri kahkaha dolu bir akşama ve ardından da bir anda ilişkiye dönüşür!

Ancak Jake artık kendinden çok genç Agness (LAKE BELL) ile evli olduğu için, Jane şimdi öteki kadındır.

 

Tazelenen bu aşkın ortasında kalan kişiyse Jane’in mutfağını yeniden dekore etmek için tuttuğu mimar Adam’dır (STEVE MARTIN). Karısından boşanmış olan Adam Jane’e aşık olmak üzeredir. Fakat çok geçmeden tuhaf bir aşk üçgeninin parçası olduğunu fark eder.

 

Jane ve Jake ayrı hayatlarına devam mı etmeli, yoksa geçen zaman onlara aslında ayrı değil bir arada daha iyi olduklarını mı fark ettirdi?  Durum ne mi? Gerçekten “karmaşık”.

 

Son 30 yılda yönetmen Nancy Meyers, uzun zamandır kaçındıkları gerçeklerle yüz yüze gelmek zorunda kalan yetişkin karakterlerin yer aldığı birçok başarılı romantik komedi çekti. Deneyimli sinemacı geçen yıllar içinde kendi yaşam deneyimlerini de işiyle birleştirdi. Yönetmen İlişki Durumu: Karmaşık ‘ta boşanma sonrası hayatın dünyasına giriyor.

 

Başarılı bir anne ve iş kadını olan, boşanmayı nihayet geride bırakıp hayatına devam ettiğini ve istediği hayatı kurmakta olduğunu hisseden 50’lerindeki Jane rolü için Nancy Meyers’in kafasında daha senaryoyu yazarken Meryl Streep varmış: “Bu rolde Meryl’i hayal ettim, onu benim asla cesaret edemeyeceğim şeyleri yaparken düşledim. Meryl’i düşünmek yazarken beni teşvik etti. Jane benden kesinlikle daha cesur. Bu cesareti, yapacağı seçimleri ve alacağı riskleri yazmak zevkliydi. Filmde dediği gibi, ‘kendisinin bir parçası ile deney yaptı’. Ben onun yaptığı seçimleri yapmaktansa filmde bir karakterle deney yapmayı tercih ederim… ama benim için yazması bu yüzden eğlenceli ve cazipti.”

 

Yapımcılar, Jane’in abayı yakmış eski kocasını oynamak üzere iki Emmy ve iki Altın Küre ödüllü oyuncu Alec Baldwin’i seçtiler. Baldwin, senaryo yazdığı dönemlerden beri Meyers’in büyük  bir hayranı… Onun eski filmlerinden güzel anıları var; Private Benjamin, The Parent Trap, daha sonraki yönetmenlik denemelerinden What Women Want ve Something’s Gotta Give gibi.  “Onun filmlerine her zaman bayılmışımdır. Çünkü bunlar yetişkinlerin ilişkileri ve bu ilişkilerde yaşadıkları sorunlar hakkındaki yetişkin filmleridir. Ama bu filmi yapmak istememin asıl bir nedeni de Meryl’dı. Günümüzdeki çoğu erkek oyuncu gibi ben de uzun süre Meryl’a taptım ve onunla bu çalışma fırsatını bulduğum için minnettarım. Ve tabii bir de Steve Martin faktörü vardı. Nancy ile bu tür filmlerde kıdemli idi ve Steve’in filmlerinin sonsuz hayranıyım… Steve’in ve benim karakterim kadar birbirine tamamen zıt iki insan bulmak zordur.”

Filmimizi ve oyuncularını şöyle bir anlattıktan sonra gelelim dergimizin asıl meselesi olan filmdeki eve diğer önemli mekânlara…

 

Brooklyn’den Santa Barbara’ya:

 

İlişki Durumu:Karmaşık ‘ın çoğu Santa Barbara, Kaliforniya’da geçmesine rağmen, çekimlerin dörtte üçü, hemen hemen tüm iç mekânlar dâhil, New York City’de yapılmış. Çekimlere 18 Şubat 2009’da Brooklyn’de Broadway Stages stüdyolarında, Jane’in evindeki sahnelerin çekilmesiyle başlandı. Zengin, gerçek boyuttaki set sıcak, davetkâr Santa Barbara tarzını tasvir ediyordu. Arka planda ustaca yapılmış bir doğa resmi ile çevrili geniş bir çim alan da setin bir parçasıydı.

 

Meyers, filmin görüntü yönetmeni olarak neden iki Oscar’lı John Toll’u seçtiğini şöyle anlatıyor: “Işıklandırması çok hassas ve resim gibi. Filmimizin her karesinde böyle bir göze sahip olduğum için çok şanslıydım. Ayrıca John’un Santa Barbara’da bir evi var, yani Jane’in dünyasının görüntüsünü ona açıklamaya gerek yoktu; zaten içinde yaşıyor. Filmin yüzde 70’i Jane’in evinde ve çevresinde geçtiği için, bunu aktarabilecek birini bulmak önemliydi. John bu konuda benim tüm beklentilerimi aştı.”

 

Çekimlerin New York’taki ilk bölümünde başka bazı ana mekânlar kullanıldı. Jane’in sahibi olduğu Village Bakery pastanesi, tamamı Brooklyn’in Prospect Parkı’ndaki geniş, stüdyo ölçeğindeki Picnic House’un içinde inşa edildi; tezgah alanı, yemek alanı, ofisler ve hatta hamur işleri, taze meyve ve gurme ürünlerle dolu kocaman bir dükkanı içine alıyordu. Buraya yolu düşen, ağzının tadını bilen herkes,  baştan çıkarıcı bir gurme dükkanına geldiğini düşündüğü için suçlanamazdı. “Belki de filmi bitirdikten sonra her şeyi olduğu gibi bırakmalı ve bütün Brooklyn’in gelip buradan alışveriş etmesine izin vermeliydik.” diyor yönetmen Meyers. Pastanenin mutfağı ve buzdolabı alanı için Chelsea Çarşısı’ndaki Sarabeth’s Bakery kullanıldı. Adam’ın Santa Barbara mimarisindeki ofisi New York’un Chelsea bölgesinde ticari bir çatı katında çekildi. Nisan 2009’da ekip Los Angeles’a yerleşti. Oradaki zamanının çoğu Jane’in evinin dışında geçen sahneleri çekmekle geçmiş: ön avlu, arka avlu, bahçe ve giriş…

 

Ana üs olarak kullanılan ev L.A.’den 45 dakika kuzeydeki Thousand Oaks’ta bulunan Meksika/ İspanyol “hacienda tarzı” muhteşem bir çiftlik eviydi. 1920’lerin sonlarında tasarlanıp inşa edilen evde daha önce, aralarında W.C. Fields’ın da bulunduğu birçok ünlü oturmuştu. Kiremit çatılı, önünde harika geniş bir verandaya sahip olan evin göz kamaştıran bir mutfağı, müthiş bir çiçek bahçesi ve filmde görünmese de arkada büyük bir havuzu bulunmakta. Veranda zemini taş karolarla; 5 odaya sahip içi mekânlar ise ahşap parkelerle döşenmiş. Bu rüya evin piyasa değerinin yaklaşık 12 Milyon dolar olduğu düşünülüyor!

 

“Harika bir eski Kaliforniya havası vardı. Ben yıllarca ona çok benzeyen bir evde yaşadım. Sonsuza dek arasam kendi evime bundan daha çok benzeyen bir ev bulamazdım. Orası kesinlikle Jane’in yaşayacağını hayal ettiğim ortamdı.” diyor ev için yönetmen Meyers.

Evin geniş arazilerle çevrili olması çekimi daha da çekici kılmış.  Çünkü ev, kameranın görüş alanının tamamen dışında olması gereken karavanlar, jeneratörler ve yemek alanları için çok geniş alanlara sahip. 6000 m2 toplam alandan bahsediyoruz! Evin banyosu filmde tek başına ortada duran bir küvet iken; gerçekte var olan beyaz tonların ağırlıklı olduğu banyo çok daha ihtişamlı ve göz alıcı.

Bir diğer farklılık Jane’in yatak odasında var. Filmde kullanılan ile gerçekte var olan arasında epey fark var ve bence gerçekte var olan hali muazzam…

 

Her yönden harika ışık alan bu doğayla barışık ev, insanı hemen içine çekiyor ve sizde ömrünüzün kalan kısmını orada geçirme isteği uyandırıyor.

İşte bu ay da böyle… Temmuz sıcağında tekrar görüşmek dileğiyle…

dfot

 

PENNY BLOOMS&BEANS

Çiçeklerle dolu bir tasarım hikayesi…

Motto Tasarım bu ay çiçeklerle dolu,kahve kokulu,yaratıcı fikirlerin yeni adresi  Penny Blooms&Beans’e konuk oldu. Penny’nin sahibi Ayça Paksoy ile çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik ve Ayça Hanım ile beraber,Bast Home okuyucularına özel bir tasarım hazırladık.

Penny Blooms&Beans herhangi bir günde hemen hemen hepimize keyif veren çiçekleri; canlı form ve renkleriyle, kahveyi; çekici ve davetkar aromasıyla sunuyor. Penny’de sizi şiirsel çiçekler ve kahve keyfiyle hayata dokunduğunuzu hissedeceğiniz bir atmosfer karşılıyor…

 

‘’Penny’de çiçeklerin de bir ruhu yansıtması gerektiği inancıyla canlı form ve renklerin öne çıktığı her tasarımın bir diğerinden farklılaştığı aranjmanlar hazırlamaya özen gösteriyoruz. Bunu başarmak için her mevsimin kendi renk ve dokularını yansıtan çiçekleri bilinçli olarak yaratılmış düzensizlik temasıyla birleştiriyor, farklı mekan ve zevklere uygun şekilde sunuyoruz.’’ Ayça Paksoy Sözen.

 

 

 

 

 

  • Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Yurt dışında ve Türkiye’de lisans ve yuksek lisans eğitimi aldım. Türkiye’nin önde gelen ve sektörlerinde bölgesel lider olan grup şirketlerinde 10 yıl sureyle Stratejik Planlama ve Başkanlık Ofisi Diş İlişkiler görevlerini yürüttüm. Bu görevlerim sırasında kendimden bir şeyler katarak hayata geçirdiğim işlerin beni ne kadar mutlu ettiğini ve dolayısıyla da basarili olduğumu tecrübe etme şansım oldu.

Çiçek tasarlamak ise kendi düğün hazırlıklarımız sırasında tanıştığım bir kavramdı. Bunu ne kadar büyük bir keyifle hatta tutkuyla yaptığımı fark ettim ve bu farkındalığı hayata geçirmek için çiçek tasarımını profesyonel olarak yapmaya karar verdim. ‘Flower School New York’ta profesyonel çiçek tasarımı okudum. Ve sonrasında konsept bir çiçek evi olarak Penny’yi İstanbul’da açtım.

 

 

  • Günümüzde bu tür konsept mağazalar ufak ufak çoğalmaya başladı ancak hem atölye hem de kafe hizmeti verme özelliğine sahip olması elbette sizi diğer butik çiçek mağazalarından ayırıyor…Bu konsept fikri nasıl bir araya geldi,hikayesini bizle paylaşır mısınız?

 

Çiçek tasarım evlerinde yaşadığım tecrübeye baktığımda özellikle yurt dışında bu ortamlarda uzun zaman kalıp etrafı incelerken, tasarımı yapanları izlemeyi ne kadar sevdiğimi fark ettim ve bunu yaparken benim için bir başka keyif olan kahvenin bu gecen zamana iyi bir partner olabileceğine karar verdim. Ve Penny Atölye’de bu iki kavramı bir araya getirdim. Bu konsepti periyodik çıkan dergiler/magazinler, çiçek tasarımı üzerine kitaplardan oluşturduğumuz ufak kütüphanemizle birleştirdik. Kahve ile güne başlamak üniversite eğitimim sırasında yerleşen bir keyifti. Buna hiçbir zaman ara vermedim…

Seyahatte bile olsam günün ilk kahvesi benim için hep çok önemli oldu. Bu keyfi bir rituele dönüştürdüm geçen zamanda. Sonra Flower School NY’ta aldigim eğitim sırasında Counter Culture’in coffee Cupping kurslarına katildim. ‘espresso bar’ konseptini çiçek atölyesi ile birlikte tasarladım. O dönemde okuduğum bir kitap 18. yüzyılda oluşan kahve evleri konsepti hakkında detaylı bilgi içeriyordu. ‘Penny’ ismiyle ve kavramıyla o kitapta tanıştım. İkinci bir isim düşünmedim. Böylece 2012 yılında ‘Penny’ markası doğmuş oldu.

 

 

  • Etrafım bu kadar güzel,rengarenk ve farklı çiçeklerle çevriliyken merak ediyorum,nerelerden getirtiyorsunuz bu özel çiçekleri?

 

Penny’ye tüm kesme çiçekleri Hollanda, Venezuella, Ecuador ve Türkiye’nin farklı yerlerinden seçilerek geliyor ve müşterilerin nasıl bir aranjman istediği belirlendikten sonra yine içlerinde Türkiye’nin de bulunduğu çok farklı ülke pazarlarından sıra dışı vazolarla eşleştirilerek hazırlanıyor.

 

 

 

  • Tasarımlarınızı yaparken müşterilerle nasıl bir yol izliyorsunuz?

 

Tasarımların müşterinin tercih ve tarzını yansıtması gerektiği bilinciyle yola çıkan Penny’de aranje edilen tüm tasarımlar hem müşteriyi dinleyerek yaratılabiliyor hem de daha önce tasarlanmış aranjmanlar arasından secim yapılabiliyor.

 

 

 

  • Peki,bizlere çiçek tasarımında birkaç ip ucu verecek olursanız…

 

Çiçeklerin uzun omurlu olması, tazeliğini koruyabilmesi için alındıkları noktadan atölyeye gelene kadar ki bakımları ve bize ulaştıktan sonraki kesim ve bakim teknikleri kritik önem taşıyor. Çiçekler için kullanılan su ve vitaminden çiçeklerin muhafaza edildikleri serinlik derecesine kadar tüm süreçler çiçeğin ömründe ve dolayısıyla tazelik ve güzelliğinde büyük önem taşıyor. Tasarım açısından ise gideceği mekan veya ortamdaki prezansı önemli. Tasarımların sadece belli bir tarzı yansıtması değil, göndericisinin veya alıcısının tarzını ve tercihlerini yansıtması da çok büyük hassasiyetle yönettiğimiz bir konu.Gönderilen çiçek tasarımı gittiği adresin bir parçası olmalı. Bazen tek başına öne çıkarken, bazen de ortamdaki dengeyi yakalayabilmesi önemli. Bunu başarabilmenin en kritik noktası müşterilerimizi dinlemek. Biz Penny’de tasarımda kullanılan çiçeklerimizi bu bilinçle seçiyor ve aranje ediyoruz.

 

 

  • Sizce Türkiye’de çiçek pazarı  geçtiğimiz yıllara nazaran günümüzde nasıl bir yerde ?

 

1950‘lerde global çiçek pazarının büyüklüğü 3 milyar ABD dolarından 1990‘larda yılda %6-7 büyüme oranlarıyla bugün 100 milyar ABD dolarının üzerine çıktı. Ekonomik daralmalarla hızı kesilse de bu dönemleri takip eden süreçlerde kendi hızını yakalayan kesme çiçek sektöründeki büyüme potansiyeli yuksek. Özellikle büyük şehirlerde kesme çiçek sektörünün son birkaç yıldır hızla geliştiğini görebiliyoruz. Bu global gelişim hem sektöre olan ilgiyi, hem de çiçek tasarımındaki çeşitliliği besliyor. Benzer istatistikler Türkiye için derlenen doneler değiller ancak Türkiye’de bu gelişim ve süreçlerin yansımalarını yaşıyor ve yaşatıyor.

Benim kişisel gözlemlerim ise şöyle; çiçek almak bizim kültürümüzde özel bir sebep gerektiriyor. Oysaki bir parçası olduğumuz Avrupa kültüründe çiçek günlük hayatin içinde var. İşinden çıkıp evine giderken insanlar yollarını değiştirip evlerine çiçek alıyorlar. Kollarında veya çantalarında çiçek buketleriyle yolda yürüyen birçok kişi dikkatimi çekiyor. Veya birçok evin ve ofisin düzenli çiçek siparişleri var. Bizim için bu düzen eğer ailelerimizden gelmişse devam ediyor yaşatılıyor, ama gelmemişse çoğu zaman ihtiyacını duymuyoruz bile. Benim dileğim çiçeklere günlük hayatımızda özel günler haricinde de yer açmak. Bazen bunu Penny gibi profesyonel çiçek evlerinden almak, bazen atölye çalışmalarıyla tasarlamayı öğrenmek, bazen de adetle, demetle tasarlanmadan alarak yaşadığımız ortamlara veya hayatlarımızdaki insanlara götürmek, göndermek.

Penny Blooms&Beans de bu üç yaklaşımı ayrı ayrı çalıştık, farklı zevk ve tarzlara hitap edebilecek tasarımlar yarattık ve bunları çeşitlendirdik. Elde gidecek ufak bir buket çiçek veya toplantı odasına hayat verecek büyük ve yuksek bir tasarım ya da çalışma masanızda alışılmamış bir vazoya tasarlanmış bir çiçek Penny’de her zaman bulabilirsiniz.

 

  • Workshoplar hakkında bilgi alabilir miyiz? Ne zamanda bir gerçekleşiyor ve elbette  ne kadar sürüyor?

 

Penny’de müşterilerimiz/misafirlerimiz tek veya grup olarak beğendikleri aranjmanları yapmayı öğrenmek için her ay farklı bir çiçekle ve o aya ait yılbaşı, sevgililer günü, anneler günü gibi bir tema varsa o temaya ağırlık verecek şekilde düzenlenen atölye çalışmalarına katılabiliyorlar. Bunun yanında kendi merak ettikleri konu ve temaları çalışabilecekleri özel dersler de talep edebiliyorlar. Bu çalışmalar genellikle 2 saate yakin sürüyor ve sonucunda her workshop katılımcısı ismine düzenlenmiş bir sertifika almaya hak kazanıyor.

 

  • Hazır yeni yıla sayılı günler kalmışken ,nasıl bir tasarım hazırlardınız bizim için?Hangi çiçekleri seçer,hangi detayları ön plana çıkarırdınız?

 

Yılbaşı için bir yemek masası düzenlerdik ve hoş geldiniz mesajını konuklarınıza daha kapınızdan girmeden verebileceğiniz bir çelenk tasarlardık.Hatta gelin beraber hazırlayalım…

Farklı büyüklükte cam vazolara yerleştirilmiş şekilde masa çiçeklerinde; suya taneleri atılmış olarak ve vazoda dal olarak rose hip, kırmızı/bordo renkli ranunculus ve dianthus yer alıyor.

Kapı çelenginde kurutulmuş ince dallardan bir araya getirilen çelenk üzerine ufak sarı kabaklar, kurutulmuş lotus flower, juniper berries, puple jalapeno pepper, kurutulmuş yabani çeriler, pamuk, kurutulmuş nelumbo, kurutulmuş equisetum, berberis aquifolium ve başaklar yer alıyor.

 

  • Kis donemindeki projelerinizden bahseder misiniz?

 

Kasım ayında New York’ta Lewis Miller ile birlikte LMD NY(Lewis Miller Design) projelerinde yer aldım. 10 günlük yoğun bir seyahat programında öncelikle Brooklyn Museum’da ….. kişilik bir Bat Mitzvah düzenledik. Ardindan St. Regis’ta xyz kisilik ve The Pierre NY’ta …..  kişilik 2 ayri düğün olmak üzere toplam 3 organizasyon aranje ettik. Aralık ayında özel bir firmanın düzenlediği Four Seasons Bosphorus’ta bir yılbaşı fuarına katılıyoruz. Penny Atölye’de de olduğu gibi Penny ve Bizcotti markaları olarak birlikte yılbaşı tasarımlarımızı, kapı çelenklerimizi, ağaç ve sofra düzenlemelerimizi ve yılbaşı hediye alternatiflerimizi paylaşacağımız bu fuarda tercih eden müşterilerimiz tek veya toplu olarak yılbaşı siparişlerini verebilir ve istenilen günde istenilen adreslere teslimlerini talep edebilirler.

Ocak-Şubat 2014’te ise yine Flower School NY ve LMD NY ile büyük çaplı organizasyonlar için yeni iş birlikleri planladık. Bu organizasyonların en heyecanlı kısmı bazen yarattığınız ortamlarda kış ayında bir bahar havası estirebiliyorsunuz, bazen şehrin ortasında tropik bir kumsal yaratabiliyorsunuz, bazen en ciddi ve sessiz müze ortamlarında en eğlenceli çocuk oyunlarıyla düzenlenmiş atmosferler yaratabiliyorsunuz… Kısacası masalsı projeleri hayata geçirebiliyorsunuz. Olanaklar ve tarzlardaki farklar sebebiyle uzaklıkları göze alıp gelen bu tur işbirliği tekliflerini mümkün olduğu kadar değerlendirmeye çalışıyorum. İlhamınızı ve dolayısıyla hayal gücünüzü canlı tuttuğunuz kadar yaratabilirsiniz… Ben de bunu Penny’de birlikte çalıştığım tüm ekibimiz için on planda tutacak fırsatları yaratmaya özen gösteriyorum.

 

  • Ve son olarak ‘motto’nuz…

...doğanın güzelliğini vurgular…

Penny doğa sayesinde var olduğunun bilincinde, doğaya saygı duyan ve bu saygıdan ödün vermeyecek bir marka olarak kuruldu. Tasarımlarımızın doğanın mevcut güzelliğini ancak vurgulayabilecek nitelikte olduğunun farkındayız…

 

Meral Uyanık