Barok

dfot

Hotel Jules Cesar

Güney Fransa’nın Arles şehrindeki Hotel Jules Cesar,

ünlü tasarımcı Christian Lacroix’nın elinde derin bir yerel kültürün simgesi haline dönüştü.  Maranatha Grubu’nun yeni oteli, geçmişin izlerini tasarımcının renkli ve coşkulu stiliyle buluşturduğu eski bir manastır.

Provence bölgesinin pastoral yerleşimlerinden Arles aslında eski bir Roma şehri. Küçük ama entelektüel Arles, Van Gogh’un yaşadığı ve resimlerini yaptığı bir yer olmasıyla da ünlü. Sanat kokan Arles’da ona çok yakışan bir otel Jules Cesar.

 

Christian Lacroix 5 yıldızlı Hotel Jules Cesar’la Arles’da yeni bir yaşama nefes vermiş. Ondan başka kim böyle bir projeyi yönetebilirdi ki? Çocukluğunun geçtiği şehirdeki çok sevdiği bu eşsiz mekan için engin yeteneğiyle harika bir tasarım yapmış.

 

17. yüzyılda bir Carmelite manastırı olarak inşa edilen bu mekan eski günlerindeki o huzur dolu sığınağı ve “Galyalıların küçük Roma”sının derinliklerinde bir mücevhermişçesine büyüleyici bir gizemi yansıtıyor. 5 yıldız derecesinde konumlandırılan otelde her şey mümkün ve zaman çok değerli.

 

1928’de otele dönüştürüldüğünden beri Hemingway, Picasso, York Dükü ve Düşesi gibi ünlü isimler aynı partilerde halka karışmış, mekanın masaları ve barı hep Arles sakinlerine açık olmuş.

Bu kapsamlı yenilenme o anılardaki ve yeni ziyaretçilere ithaf ediliyor. Yeni misafirler de bu tarihi mekanı sanki o isimler hâlâ burada, şimdi yaşıyormuşçasına deneyimleyecekler. Christian Lacroix projesini şöyle açıklıyor, “Bu mekan bölge halkının biraz gözünü korkutuyor. Beni en çok heyecanlandıran, bu projeyi daha çok insana açma sorumluluğu. Şehirde ne yapılıyorsa, kesinlikle Jules César’da da yapılmalı!”.

Arles’daki Reattu Müzesi’ndeki bir resim Christian Lacroix’nın hayali müzesinin duvarına ilk asacağı eser. “L’atelier de couturiers” (Terzilerin Atölyesi) olarak adlandırılan bu eserin önemi sadece benzersiz Güney Fransa ışığından değil, aynı zamanda kumaş ve malzemenin birleşerek oluşturduğu bir kolaj oluşundan geliyor.

 

Hotel Jules Cesar’ın iç dekorasyonu bu iki tema üzerine kurulmuş sanki: Bir taraftan mimarinin belirlediği ışık oyunu ve gölgelerle, diğer taraftan ise tasarımcının otelin ruhunu ve geçmişini gün yüzüne çıkardığı kolaj fikriyle…

Eski manastırın yeniden keşfedilişine Christian Lacroix, Güney Fransa’nın konfor ve duyguyla ilham bulan yaşam sanatının bir resmini yaparak renk verdi. Paleti eski mekanın anısını çınlatıyor olmanın yanı sıra edebiyat, sanat, müzik, Barok, çağdaş stil ve fotografik tarihi gözler önüne seriyor.

dfoit_mayis

 

ORTAKÖY DOSYASI

 

Ortaköy, günümüzde hem kentliler hem de yerli yabancı turistler için İstanbul’daki cazibe ve çekim merkezlerinden biridir. Hem tarihi yapıları hem de gece gündüz tüm gün yaşayan, capcanlı bir semt olması bu cazibenin de  kaynağıdır. Ortaköy, özellikle sahil tarafındaki mekanları ile tüm gün canlı ve hareketli bir semt.Tarihi yapıların yanı sıra sahilde ve ara sokaklarda yer alan çay bahçeleri, kafeler, restoranlar, barlar, mağazalar, hediyelik eşya dükkanları ve alış veriş tezgahları semtte görmenizi tavsiye ettiğimiz yerler. Ortaköy’de görülmesi gereken tarihi yapıların başında elbette Ortaköy Camii geliyor. 1853 yılında Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan cami Barok üsluba sahiptir ve Boğaz’da eşsiz bir konumda yer almaktadır. Ortaköy’ün simgesi haline gelmiş olan Ortaköy Camii mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında gelir.

 

dfoit_mayis

dergi_format_mart

 

Bu otele giden ziyaretçiler, Paris’in üçüncü bölgesindeki meşhur Marais mahallesinde Picasso ve Carnavalet müzeleri, Bastille Operası, ünlü sanat galerileri, trendy butikler, restoran, cafe ve tiyatroları keşfedecekler. Otel; otantik, lüks, sıra dışı bir konaklama arayanlara Le Marais’nin sunduğu kültür ve moda hazinelerini keşfetme olanağı da sunuyor. Her oda kendine özgü birstil ve karakter taşıyor. Her biri lüks ve sürprizlerle dolu. Otelde, 16 oda ve bir junior süit bulunuyor. Farklı stillerde döşenmiş, kendi renk ve karakterine sahip. Modern, cesur, uyumlu ve en küçük bir detay bile odaların eşsiz atmosferine uyum sağlıyor.

Gaule Havaalanından 45 dakika uzaklıkta, Gare du Nord istastonuna 20 dakika ve Bastille, Saint Paul metro istasyonlarına yürüyüş mesafesinde. 20.yüzyılın başlarında bu alan, göçmenlerin gelmesiyle dönüşüme uğramış. Çok sayıda kumaş üreten atölyeler açılmış. IV.Henry’nin projesiyle burada Place de France meydanı yapılmış. Bugün, bu bölge, yeni trend keşifleri ve özgün yollarla kıyafetlerin yeniden değerlendirildiği bir adres olmuş.

Otelin dekorasyonuna imza atan ünlü modacı Christian Lacroix burası için ”Her oda hikayenin başlangıcını anlatmalıydı, bu hikaye de gezginler tarafından tamamlanmalıydı.”demiş.

Rustik, Toile de jouy desenli Marais, tarihi Marais damaskları daha eğlenceli bir hale dönüştürülmüş. Puantiye döşemeler, yeşil koridorlar, beyaz çizgili siyah kapılar, eğlenceli konsollar, modern banyolar, panoramik duvar kağıtları, Barok, Rococo ve Couture stilde odalar oluşturmuş. Maskülenden feminene, kuzeyden güneye, çiçeklerden çizgilere, tarihi altın tonlarından florasan renklere geçişler yaratılmış.

Katların birbirine labirent gibi bağlanışı, böylece oluşan yeni alanlar fonksiyonellik yaratmış. Ansiklopedilerde  görülen 20.yüzyıl binalarını veya bebek evlerini çağrıştırıyor. Her bir katın diğerinden oldukça farklı atmosferi var. Böylece yolculuğunuz otelin içinde de devam ediyor. Zamanında resepsiyonun olduğu alanda Victor Hugo’nun da alışveriş ettiği bir fırın varmış. Lacroix tarafından giydirilmiş olması ve Marais tarihi, bu eksantrik oteli yeterince ilginç kılıyor. Yakında görülmesi gereken Marche des Enfants isimli oldukça hip bir alan ve Paris’in en eski yiyecek marketi var. Stil bilinci olan gezginler için bunun gibi şık ve yoğun geçmişe sahip butik oteller unutulmaz anılar biriktirmenizi sağlayacak.

 

dergi_format_mart