baba

dfot

MR.BROOKS’UN İNİ

 

 

“Bütün insanlar iyiyle kötünün karışımıdır.” – Robert Louis Stevenson, Dr. Jekyll and Mr. Hyde

Selam! Öyle bir havada yazmaya başladım ki bu ayın yazısını “House on Haunted Hill”, “The Last House On The Left” ya da “The Haunting” yazısı yazsam yeriydi. Birden kararan bir gök, gök gürültülerine karışan bir rüzgar ve yağmur… Eh yazının da yetişmesi lazım bir şekilde, yazı işleri “bu ayın filmi ne ki acep” tadında ufaktan maillere başlamış. İstesem de yazlık bir film ve onun evinin havasına giremezdim. O yüzden yazarınızın daha önceki yazılarında ara ara göz kırpacağını söylediği gerilimli bir film ve onun tematik evini otopsi masasına yatıracağız bu ay.

 

Filmimiz Mr.Brooks…Başrolünde bazen öle bayıla izlediğimiz bazen de oynadığı kötü filmlerle bize fenalıklar geçirten kariyerinde istikrarsız ama yakışıklı bir aktör olan Kevin Costner var. The Bodyguard ile kadınların sevgilisi olmuştu, No Way Out ile oyunculuğuna bayılmıştık, Robin Hood, The Untouchables ve tam 7 Oscar ödüllü Dances With Wolves ile önünde saygıyla eğilmiştik. Sonrasında The Postman ve Waterworld ile yapım şirketlerini batma noktasına getirmişti. Sonrasında zaman zaman ışığı olan işlere -JFK, Thirteen Days gibi- imza atsa da genelde daha ortadan işlerle düşe kalka ilerleyen bir kariyer çizdi. Çoğu filminde hep iyi adamı oynayan Costner yapımcılığına da el attığı bu ay üzerine yazıp çizeceğimiz Mr.Brooks’da çok farklı bir şey deniyor ve “kötü adamı” oynuyor. Hem de epey kötü bir adamı: Acımasız bir seri katili…

Filmin diğer rollerinde de hiç fena isimler yok bu arada. William Hurt (filmde kimdir söylemem filmi izleyin!) Demi Moore, Jason Lewis, Dane Cook, Marg Helgenberger, Ruben Santiago-Hudson ve Danielle Panabaker gibi…

Gelelim filmin hikâyesine;

 

Başarılı bir işadamı, cömert bir hayırsever, sevgi dolu bir koca, baba ve toplumun düzgün bir üyesini hayal edin… İşte Bay Brooks’la tanıştınız. Herkes onun mükemmel bir olduğunu düşünmektedir. Bununla birlikte, Bay Brooks’un çok büyük ve tehlikeli bir sırrı vardır:  Tüm bu harika özelliklerinin yanında şimdiye kadar hiç kimsenin kendisinden şüphelenmediği, keskin zekâlı ve doyumsuz bir seri katildir. Earl Brooks (Costner) onu çok seven bir eş (Marg Helgenberger), kendisine çok düşkün bir kız evlat (Danielle Panabaker), toplumun saygısı ve devamlı gelişmekte olan kendi işi de dâhil olmak üzere hayatta hemen her şeye sahiptir. Oysa Bay Brooks başkalarınca hiç bilinmeyen bambaşka bir hayat daha sürdürmektedir. O aynı zamanda “Parmak İzi Katili” namıyla ün salmış seri bir katildir.

Yakın zamana kadar aktif olmamasına rağmen, Bay Brooks’un patolojik dürtüsü, Bay Brooks’un günahları için onu suçladığı tilki gibi kurnaz şeytani ikinci benliği tarafından yeniden harekete geçirilmiştir. Fakat masum bir çifti öldürmek için bir kez daha sadist dürtülerine yenik düşen Bay Brooks ilk hatasını yapar ve Bay Brooks’a tuhaf bir taleple şantaj yapmayı tercih eden fotoğrafçı – ya da röntgenci diyelim- Tom (Dane Cook) tarafından deyim yerindeyse “ebelenir”. Ayrıca bu son cinayeti, kişisel bunalımı yüzünden gözü dönmüş bir şekilde Parmak İzi Katilinin gerçek kimliğini çözmeye çalışan inatçı bir dedektifin de (Demi Moore) kendisinin peşine düşmesini sağlar.

 

Bay Brooks, şimdi şaşırtıcı gizli yaşamını ve gerçek kimliğini gizlemeye ebediyen devam edemezse, oyunun son aşamasıyla karşı karşıya kalacaktır

Karizmatik bir komşunun, iş ortağının veya bir aile üyesinin içinde soğukkanlı bir katili nasıl barındırdığı sorusu uzun zamandır toplumun kafasını karıştırmış ve yazarları ve film yapımcılarını, seyircilerin daha önce hiç içinde bulunmadıkları esrarlı, büyüleyici ve şüphe dolu bir dünyaya götürmek üzere ilham vermiştir. Bay Brooks, hem çok başarılı ve saygın bir adamın hem de tüyler ürpertici cinayetleriyle bir seri katilin aynı anda, nasıl çifte bir yaşam sürdürebileceğiyle ilgili olarak bizlere yepyeni bir bakış açısı getiriyor. Bay Brooks gururla “arkadaşım” diyebileceğiniz harika biri mi, yoksa kötü, karanlık bir gecede kesinlikle karşılaşmak istemeyeceğiniz sapık bir katil mi? ya da siz o anda hangisiyle berabersiniz? Filmin başarısı bu ve benzeri soruları film boyunca size sordurabilmesinden geliyor.

 

Uzun zamandır ortağı olan Raynold Gideon’la birlikte filmin senaryosunu yazan yönetmen Bruce Evans “Mr. Brooks’ta konu şu ki o çok iyi tanıdığınız birisi olabilir” diyor. “Hepimizin karanlık yönleri vardır ama Bay Brooks uç noktalarda yaşıyor. O gerçekten ailesini seven sineği bile incitmeyeceğini düşündüğünüz biri ve standart ölçüleriyle mükemmel bir yaşama sahip. Ama aynı zamanda bir türlü yola getiremediği güçlü tehlikeli istekleri var.”

 

Evans ve Gideon, bir katilin kafasındaki bu ahlaksız deliliğin içine giden orijinal güzergahla birlikte, kendini hem bir dedektif hem de rahatsızlık veren genç bir hayran tarafından takip edilirken bularak, kendisiyle ilgili gerçeğin ortaya çıkması ve ailesini mahvetmesi olasılığıyla yüzyüze kaldığında, Bay Brooks’un en korkunç kabusuna doğru gidişini keşfedebilmişler. Popüler kültür ve aralarında Hannibal Lector serisi, Zodiac, The Talented Mr. Ripley, Seven, Psycho, Karındeşen Jack filmleri ve Showtime’ın büyük beğeni toplayan Dexter isimli dizisinin de olduğu klasik filmler ve diziler seri katillerin çarpık gerçeğini uzun uzadıya anlatmışlardır. Evans ve Gideon Mr. Brooks’un hikâyesinin bu film ve diziler arasında yepyeni bir çığır açacağı ön görmüşler. Bay Brooks’un kurbanlarına ürkütücü bir şekilde kur yapması, onları dikkatlice seçmesi, takip etmesi, onların alışkanlıklarını ve hayat tarzlarını öğrenmesi ve sonrasında, ilişkiyi dehşet verici ama yeteri kadar planlı cinayetlere dönüştürürken yaşadığı canlılık, cinayetleri diğerlerinden farklı kılıyor.

Mr.Brooks’un yaratıcıları Evans ve Gideon 10 hafta gibi kısa bir sürede senaryoyu yazıp bitirmişler. Yazarlarken bile, Bay Brooks rolünü en çok kimin canlandırmasını istediklerine karar vermişler. Ve bu da Kevin Costner’mış. İkili, tamamiyle karşıt bir tipi canlandıracağı için Costner’ın bu role çok uygun olacağını düşünmüş.

 

Kadın dedektifi başarıyla oynayan Demi Moore için “Onun orijinalliği setteki diğer oyuncuların ve ekibin dikkatlerini perçinledi. Karaktere uygun gücü ve korkuyu yanında getirecek belirgin bir aktrise ihtiyacımız vardı ve Demi imdadımıza yetişti” diyerek durumu özetliyor Kevin Costner…

 

Özetle bu film hiçbir standart yöne gitmeyen bir katilin hikâyesi… Kötü biri de olsa, Bay Brooks bir sürü zarı olan bir koza gibi. Onun gerçekten kim olduğunu ve onu rahatsız eden şeyin ne olduğunu öğrenmeyi çok istiyorsunuz.

 

Şimdi de gelelim Mr.Brooks’un neden bu ay Bast-Home’un sayfalarına davet edildiği meselesine. Çünkü onun çok havalı bir evi var!

Seri katiller nadiren sevimli ve rahat banliyö evlerinde otururlar… Onları daha çok kurbanlarına bırakırlar. Ama Mr.Brooks yukarıda anlattığım üzere bildiğimiz seri katillerden çok farklı. Seyirciyi Bay Brooks’un farklı güdülerden oluşan iki ayrı dünyasına götürmek için yönetmen Bruce Evans, ayırt edilen bir görsel tasarım geliştirmiş. Kapsamlı bir story-board’u yavaş yavaş oluşturup, oldukça yaratıcı bir sanatçı ekibi oluşturmuş. Evans en büyük görsel ilhamını, psikolojik yönden gergin insan portreleri, bozuk ailelerin ve Amerikan tarzı evliliklerin rahatsız edici imajlarını resmetmekle tanınan günümüz sanatçısı Eric Fischl’dan almış.

 

“Eric Fischl’in bir sergisine gittiğimde, hemen ‘Bay Brooks aynen buna benziyor’ dedim. Siyahların simsiyah, kırmızıların kıpkırmızı olduğu ve çok kışkırtıcı bir his uyandıran çok canlı bir banliyö dünyası duygusunu veriyor” diye anlatıyor.

Yapım tasarımcısı Jeffrey Beecroft (The Game, Twelve Monkeys ve Dance With Wolves) ekibe katıldığında, Evans, onun çok beğeni toplayan tasarımcı yeteneklerinin filme bu havayı vereceğine güvenmiş. Evans şöyle anlatıyor: “Jeff’in harika bir gözü var. Onsuz bu film, şimdiki kadar katmanlı olamazdı. Birlikte kitaplara bakıp, karakterlere ve hikâyeye gerçekten uyan yerlerin benzerlerini aramak için çok vakit geçirdik.”

 

Çekimlerden önce film için hayati öneme sahip mekanın, yani Mr.Brooks’un evinin bulunması için oldukça fazla vakit harcanmış. Evans bu evi kafasında hep, camlarla, çelikle ve çok açılı görüntülerle parıl parıl parlayan geniş bir modern ev olarak canlandırmış. “Evin kendisi filmin, bir tür karakteri gibi… Aklımızda hep Bay Brooks’un cam bir evde yaşadığını hayal ettik. Onu görebildiğiniz ama hangi taraftan bakarsanız bakın, onu aslında “gerçekten” göremediğiniz fikri hoşumuza gitti. Bay Brooks’un hayatını kutular yaparak kazanması (Costner’in canlandırdığı karakter kutu sektöründe çalışan bir işletmenin patronu bu arada), bu yüzden de bu evin strüktürünün kutularla dolu olması fikri de hoşumuza gidiyordu” diye açıklıyor Evans.

Çoğu iç mekân çekimlerinin yapıldığı yer olan ama aslında modernizmden pek nasibini aldığı söylenemeyecek olan Shreveport/Louisiana’da böyle bir evi bulmak sorun olmuş. Louisiana da bitmez tükenmez arayışlarla evi bulma işini Jim Wilson üstlenmiş. Wilson’ın, bir zamanlar Architectural Design dergisinin sayfalarında yer almış eşsiz bir evi ortaya çıkarması herkesin şaşırmasına ve rahatlamasına neden olmuş. Evans “Ev bir görsel metafordu ve inanılmaz ama Jim onu buldu” diyor. Gerçekten ev filmin harika bir metaforu çünkü iki kanatlı cephe Mr.Brooks’un sürdürdüğü ikili hayatı temsil ediyor: Toplumun saygın üyesini ve seri katili.

Kutu kutu dikdörtgen camlarla dekore edilmiş ana giriş kutu sektöründe çalışan Brooks’un cama, çeliğe ve betona dönüşmüş hali gibi. Mutfakta kullanılan paslanmaz çelik malzemeler onun erkeksi tarafını temsil ediyor. Evin iç dekorasyonundaki beyaz, ahşap ve simetri ise onun toplum tarafından kabul edilmiş saygın kişiliğini…

Evet, bu aylık da bu kadar. Umarım siz bu yazıyı tabletinizden, telefonunuzdan ya da dizüstü bilgisayarınızda okurken hava güzeldir ve denizin kenarında yazın tadını çıkarıyorsunuzdur. İyi tatiller!

 

 

dfot

BABALAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN!

İyi bir babanız varsa, başka bir süper kahramana ihtiyacınız yok.

Dünyaya gelirken iyi bir aile ortamına doğmak, koşulsuz bir anne baba sevgisi, hesapsız/kitapsız bir aidiyet duygusu, yaşamımızdaki en büyük şansımız ya da şanssızlığımız olur. Hayatımızın daha en başından Ailemiz bir ömür değiştiremeyeceğimiz belki de tek gerçeğimiz olarak kucağımıza düşer doğar doğmaz ya da biz onların kucağına düşeriz. Öyle ya nasıl bir eş, nasıl bir dost, nasıl bir anne baba, hatta nasıl bir kardeş olacağımıza biz karar verebiliriz. Oysa ki anne baba ilişkilerimiz, bebeklikten itibaren ebebeynlerimizin kişiliklerinin birer aynasıdır. Korkuları, hayal kırıklıkları  mutlulukları, hayalleri  ve umutları doğrultusunda şekillendirdikleri bir hamurdur çocukluğumuz ve bir yetişkin olduğumuzda onlarla olan iletişimimiz.

Anneliği uzun uzun konuştuk geçen sayımızda, dünyanın en zor en keyifli sınavı diye. Peki ya babalık? Babalık üzerine birçok teori var, öğrenilen bir şey olduğu söyleniyor örneğin. Çocuk doğuran her kadın anne olur da ,çocuğu olan erkekler, baba rolünü üstlendikleri oranda baba olurlar denir mesela. İlkinin bile tartışmaya açık bir kavram olduğu dipnotuyla ikincisi konusunda hemfikiriz biz aslında. Siz ne dersiniz?

İyi baba olmak bilinçli bir seçim ve yalnızca güçlü kişiliklerin, alabildikleri zorlu bir karar bizce de. Babası tarafından çok sevilmek, olduğu gibi kabul edilmek, saygı ve destek görmek bir insana verilmiş en büyük lütuf. Neden mi? çünkü çocukluğunda süper kahramanı babası olan bir kişiyi, hayat ne kadar çok sınavdan geçirirse geçirsin, onun kendine ve iyiliğe olan inancını elinden alamaz da ondan. Süper kahramanlık dedik ama gerçek süper kahramanların bile işleri iyi bir babanınki kadar karmaşık ve zorlu değildir belki de. Düşünsenize bir yandan hayatın yükünü, endişelerini, git- gellerini göğüsleyip, ailenin huzurunu korumak adına birçoğunu onlara yansıtmadan atlatacaksınız. Diğer yandan işinizi gücünüzü kovalayacaksınız ama ailenizi de ihmal etmeyeceksiniz. Harekete geçiren, motive eden, zorluklar da  umut veren olacaksınız ama ayaklarınızda her zaman yere basacak. Çünkü ailenizin aldığı veya alamadığı tüm sonuçlarının sorumluluğunu omuzunuzda hissedeceksiniz.

İyi günler en kolayı mezuniyetler, düğünler, doğumlar vs, onlarda maddi manevi ayakta kalmak yorsa da bozmaz. Esas kötü günlerde, hastalıkta, büyük hatalarda en yalnız anlarında, belki içinizden “ben söylememiş miydim sana” diye haykırmak ya da üzüntüden kapanıp günlerce bağıra bağıra ağlamak gelirken dik durmak zor olanı. Elinden tutup, ya da çocuğunuzun sırtını sıvazlayıp “bugünler de geçecek, ben hep yanındayım” diyerek içinize atacaksınız kızgınlığınızı, kırgınlığınızı, belki de isyanınızı. Buna can mı dayanır? O can, iyi bir babanın canıysa dayanır. Çünkü biliyorsunuz ki siz yıkıldığınızda çocuğunuzun arkasını dayadığı dağ çöker, tutunduğu dal gider. İstifası da yok bu işin, emekliliği de, taili de pazarı da üstelik. Bir tür gönüllü askerlik, göğsünü hep sipher eden siz olacaksınız. Gerçekten dünyanın en ağır yaşam şartları.

Buna hangi başka süper kahraman dayanır siz söyleyin? Bizce Süpermen bu durumda ömür boyu gazeteci Clark Kent kalmayı tercih eder, örümcek adam, Bodrum’a yerleşip kendisine kaleye karşı bir dev ağ örerdi çoktan. Oysa bizim kahramanlarımız hep oradalar, onlar için bizim mağdur ya da mağrur, zengin ya da fakir, hasta ya da doktor olmamızın bir önemi yok. Onlar bizi sevip kollarlar bir ömür boyu, sadece biz olduğumuz ve onların sevgisine ve şevkatli kucaklarına bir ömür boyu ihtiyaç duyan sevgili yavruları olduğumuz için. Bazen dillerinin ucuna gelir keskin eleştiriler, susarlar. Akıl verirler bazen ama yargılamazlar; mutsuzluklarımızda bizden çok yıkılırlar ama belli etmezler. Çünkü onlar hayatımızın ete kemiğe bürünmüş süper kahramanları. Bir işaret yeter hep ordalar.  Biz söylemeyiz içimize atarız onlar bilirler, çünkü onların zihin okuma güçleri, duvarların içerisini gören gözleri, sessiz çığlıkları duyabilen kulakları, heniz olmamış olana hazırlanmak için gerekli olağanüstü hisleri var.

Alın size yeni bir teori o halde, baba olunmaz baba doğulur. Hayatınızdaki en sevgi dolu ve en güçlü kişilik, yaşınız ne olursa olsun hala babanızsa ve hayatta hala ve en çok ona güveniyorsanız sizin bir süper kahramana ihtiyacınız zaten yok. Doya doya ağlayabileceği bir baba omuzu dururken kim kırmızı bir pelerini ve duvarlara yapışan ağları tercih eder ki zaten?

Süper kahramanlar, pardon babalar, gününüz kutlu olsun!

SOMA’DA BABALAR GÜNÜ,
GERÇEK KAHRAMANLARA SAYGIYLA…

İçimiz acıdı, tek tek hikayelerini duyduğumuzda oradaki yavrular için. Kolay değil, bundan böyle babalar günü soğuk ve acı dolu mezar taşları demek, yarım kalmış anılar demek, bir yanı hep eksik yaşanacak buruk bir gelecek demek. Oysaki biz bu yazının devamını hazırladığımız sıralarda o babalar henüz hayattaydı. Değiştiremeyeceğimiz ve aslında bugüne kadar da hep bilip de bilmezden geldiğimiz acı gerçeklerin dayanılmaz çaresizliği ve utancıyla baş başayız o malum günden beri. Ne unuttur ki bir çocuğa babasızlığın çaresizliğini ve yalnızlığını? Adalet mi? Eğitimle ilgili göreceği destek mi? Ailesinin yalnız ve çaresiz kalmamış olduğunun hissettirilmesi mi? Belki hepsi, belki de hiçbiri. Bu sorunun tam bir cevabı yok.

Tek bir doğru var, onların süper kahramanları aslında hepimizinkilerden daha büyük bir kahramanlık hikayesi bıraktılar arkalarında. Her gün ölümle yüzyüze gelebilmek, evlatlarına sırf bir gelecek sunabilmek için kendinden vazgeçebilme erdeminde olmak, işte gerçek kahramanlık bu. Bu aynı zamanda, insanın kendinden çok şey bir şeyi, belki de tek şeyi sevebileceğinin en iyi kanıtı.

Gurura, fedakarlığa, emeğe adanmış hayatlardan daha büyük bir miras var mıdır insanın çocuğuna bırakacağı. Öyle kuru bir laftan ibaret değil Somalı çocuklar için “sana kurban olurum” sözü, onların babaları onlar için kendilerinden vazgeçtiler dile kolay. Keşke mecbur olmasalardı, bu bir kader olmasaydı o ayrı. Ama gerçek bu, onlar hergün o madene o şartlarda inerken akıllarına getirmek istemedikleri gerçeklerin çok da bilincindelerdi aslında . Kırgınlardı, öfkelilerdi belki de umutsuzlardı ama vazgeçmediler, vazgeçemediler. Evde umut dolu gözlerle onları bekleyen geleceklerini getirdiler akıllarına ve dişlerini sıktılar. Keşke sıkmak zorunda olmasalardı o ayrı…

Somalı kahramanlar sizin de babalar gününüz kutlu olsun! Evlatlarınız bu sevginin ve fedakarlığın hakkını verecektir rahat uyuyun. Çünkü onlar sizin çocuklarınız ve onları ne çok sevdiğinizi en iyi onlar biliyor. Bu yüzden başları hep dik gönülleri hep aydınlık olacak ve sizi hep gururlandıracaklar.

 

Babanıza Siemens ile ‘kahve keyfi’ni hediye edin

En güzel Babalar Günü hediye alternatiflerinden biri bu yıl da Siemens Ev Aletleri’nden geliyor. Siemens TE706209RW tam otomatik espresso ve kahve makinesi, babalarını bir gün değil her gün mutlu edecek hediyeyi arayanlara ideal bir çözüm sunuyor. Yenilikçi özellikleri ile dikkat çeken makine hızı, kullanım kolaylığı sunan özellikleri, hazırlanan kahveye lezzet katan fonksiyonları ile hiçbir babanın reddedemeyeceği bir hediye.

Starbucks’ta Yazın “Origin Espresso’su’’ Kenya’dan geliyor

Starbucks yazı, yeni tek kökenli kahvesi Kenya ile karşılıyor. Tadında belirgin turunçgil ve çalı meyveleri lezzetleri bulunduran Kenya, farklı tatlar arayan kahve tutkunlarını bekliyor. Dünyanın en kaliteli kahve çekirdeklerinden hazırladığı içecekleriyle misafirlerini ağırlayan Starbucks, yepyeni bir tatla kahve tutkunlarının karşısına çıkıyor.

Seyidoğlu’ndan sağlık ve gençlik dolu kavanoz

Seyidoğlu, tatlı ve baklava çeşitlerinin yanı sıra yöresel lezzetler grubunda da farklı seçenekler sunuyor. Bunlardan biri de Ballı Çerez ve Ballı Ezme. Süzme çiçek balına çeşitli çerezler eklenerek hazırlanan, bu ürünler tüm gün ihtiyacınız olan enerjiyi veriyor. Sağlık kaynağı bal ve fındık, fıstık, ceviz gibi çerezleri buluşturan bu karışım, hücre üretimi ve yenilenmesinde etkili olarak, gençlik veriyor. Hücre metabolizmasını düzenleyerek organ ve sistemlerin daha fonksiyonel çalışmasını sağlıyor.

BABALAR DA DEKORASYON SEVER

Dekorasyon severlerin ilgiyle takip ettiği Tepe Home’un yepyeni ürün gamında bu kez  Babalar’ın yüzü gülecek. Maskülen detaylar, siyahlar, metaller, saatler, mumlar ve  daha yüzlerce çeşit aksesuar ürünlerinin yanı sıra  mobilyalarda; tekli berjer koltuklar, geniş ayak uzatmalı L koltuklar, en sevdiği spor programlarını ve filmleri  izleyebileceği TV üniteleri ve yazın vazgeçilmezi  bahçe mobilyaları da  bulunuyor.

Tefal ile mutfakta babalar için yer açın

Barbekü keyfini evde yaşamak isteyenler için tasarlanan Tefal Optigrill, eti istenilen seviyede pişirme özelliği ile babaları da mutfakta usta bir şefe dönüştürüyor. Göstergenin değişen rengi ve sesli uyarı sistemi ile etin pişme kıvamının kolay anlaşılmasını sağlayan Optigrill, bu özelliği ile rakiplerinden sıyrılıyor. Kullanım kolaylığı ve profesyonel pişirme teknikleri ile tasarlanan akıllı ürün, Babalar Günü için de çok özel bir hediye alternatifi…

En “BABA” Hediye Yastık By Rıfat Özbek’ten

Babanız için farklı ve unutulmayacak bir hediye arayışındaysanız Yastık by Rıfat Özbek’in “Hot Spots” koleksiyonunda, birbirinden özel ve benzersiz tasarımlar sizleri bekliyor. İtalya’nın göz alıcı Amalfi kıyısını anımsatan Positano, Rio’nun ünlü plajlarından esinlenen karnaval desenli Ipanema, Küba’nın başkenti Havana’nın görkemini ön plana çıkartan Havana, Doğu Afrika’nın esrarengiz define adasını temsil eden Lamu, Yunan adalarına vurgu yapılan Patmos kategorilerinden seçeceğiniz yastıklarla babanıza özel bir hediye sunabilirsiniz.

PANASONIC’İN EN YENİ DAYANIKLI WINDOWS TOUGHPAD’İ HEM DAHA HIZLI HEM DE DAHA UZUN ÖMÜRLÜ!

Panasonic, dayanıklı Windows tablet ürünlerinden Toughpad FZ-G1’in yeni versiyonunu Hollanda’da düzenlenen Enterprise Mobility Exchange ‘de duyurdu. İnce, hafif ve tamamen dayanıklı olan 10,1” boyutundaki Windows 8.1 Pro Update tablet, mobil çalışma tarzını benimseyen şirketlerin iş ihtiyaçlarına yönelik talepleri göz önünde bulundurularak tasarlanmış bulunuyor.

NESPRESSO’DAN BABALAR GÜNÜ HEDİYELERİ

TAKIM RUHU SEVEN BABALARA NESPRESSO PIXIE

Kahve keyfini şık ve renkli tasarımlarıyla zenginleştiren Nespresso’nun tek tuşla espresso bazlı kahveleri hazırlayabilen Pixie kahve makinesi, boyutu ve yalın tasarımıyla hem ergonomik hem de çok şık. Pixie, kahve yapmak için hazır olduğu zamanı veya su haznesi boşsa doldurulması gerektiğini, endüstriyel tasarımla tam olarak bütünleşen ve değişen arka ışık renkleri sayesinde haber veriyor.

RENKLİ KİŞİLİKLİ BABALARA NESPRESSO INISSIA

Nespresso, gurme kahve dünyasına benzersiz bir giriş yapmak için tasarladığı yeni makinesi Inissia ile şık tasarımlı sadeliği eğlenceli renkler ile birleştirerek kahve deneyimini benzersiz bir keyfe dönüştürüyor. Babanızın renkli kimliğine hitap edecek geniş renk seçenekleri, kolay kullanımı ve sadeliği ile ön plana çıkan Inissia, bu Babalar Günü’nde anneniz için çok özel bir sürpriz olacak. Inissia, 19 bar basınç sistemi, 25 saniyelik ön ısınma süresi, programlanabilir kahve tuşları, 9 dakika ve 30 dakika olarak ayarlanabilir otomatik kapanma özelliği ve A enerji sınıfına dahil.

SPORTİF BABALARA EN GÜZEL HEDIYELER INTERSPORT’TA

Spor tutkunlarının tek adresi İntersport, Babalar Günü’nde babanıza armağan edebileceğiniz çok özel hediye seçenekleri sunuyor. Geniş ürün yelpazesiyle her zevke uygun sportif ürünler sunan İntersport’ta, babalar için hediye seçenekleri arasında spor ayakkabılar, eşofmanlar, t-shirtler ve aksesuarlar yer alıyor. Spor giyimden spor aksesuarlarına kadar aradığınız her şeyi bulabileceğiniz İntersport, aktif ve sportif stili benimseyen babalar için en doğru seçim olmaya devam ediyor. Columbia, McKinley markalarının günün her anında giyilebilecek birbirinden şık t-shirt ve pantolonları şık ve rahat giyimi tercih eden babalar için en güzel hediye alternatifi olacak. Puma’nın Ferrari koleksiyonu ise araba tutkunu babanız için vazgeçilmez bir hediye olacak.

KAHVE TUTKUNU BABALARA BRAUN SOMMELIER 

Babalar Günü’ne az kaldı. Siz de babanıza hem sevdiği, hem keyif aldığı hem de herkesten farklı bir hediye sunmak istiyorsanız Braun Sommelier filtre kahve makinası tam da size göre!  Kahve tutkunu babalara leziz tatlar sunacak modelde, kullanım kolaylığı sağlayacak fonksiyonel özellikler de bir arada!

Elinden her iş gelen babalara en güzel hediye

Eğer sizde benim babam dünyanın en becerikli babası ya da buna aday diyorsanız, bu Babalar Günü’nde ona işini kolaylaştıracak bir hediye vermeye ne dersiniz? Çünkü kullanımı son derece kolay olan hobi aletleri markası Dremel’in marifetli el motoru, marifetli babaların hayatını kolaylaştırmanın en pratik yolu…

Babalar Günü’nde Babanıza Logitech İle Futbol  Heyecanı Yaşatın

Eğer sizde benim babam dünyanın en becerikli babası ya da buna aday diyorsanız, bu Babalar Günü’nde ona işini kolaylaştıracak bir hediye vermeye ne dersiniz? Çünkü kullanımı son derece kolay olan hobi aletleri markası Dremel’in marifetli el motoru, marifetli babaların hayatını kolaylaştırmanın en pratik yolu…

SAMSONITE PROFESYONEL BABALARIN HAYATINI KOLAYLAŞTIRIYOR!

Trend yaratan seyahat çözümleri ile dünyanın en büyük bavul markası olan Samsonite, Avrupa’nın bir numaralı yeni nesil Pro-DLX4 iş koleksiyonunu tanıtıyor. Samsonite Pro-DLX4 koleksiyonu ile babasını unutulmaz bir hediye ile sevindirmek isteyenlerin ilk adresi oluyor. Samsonite’ın yeni Pro-DLX4 koleksiyonu özgün tasarımı ve düşünceli detayları ile sık sık seyahat eden profesyonel babaların ihtiyaçlarına mükemmel bir şekilde cevap veriyor.

BARBEKÜ TUTKUNU BABALAR İÇİN WEBER STEPHEN

Yoğun iş temposundan uzak, keyifli bir hafta sonu geçirmek için barbekü yapmak en güzel deşarj yöntemi. Her mevsim hayattan keyif almayı bilen babaların, ailesi ve sevdikleriyle bir araya gelmesini sağlayan Weber Stephen, babanız için en keyifli hediyeler arasında yer alıyor. Weber Genesis E-330 barbeküleri, birbirinden lezzetli etler pişirmenin yanı sıra, aileyi de bir araya getirerek sımsıcak bir bağ kurmanıza yardımcı. Gazlı barbeküler kategorisindeki Genesis E-330 ızgara tutkunlarının her ihtiyacını karşılar nitelikte.

BABANIZLA GEÇEN HER SANİYENİZ NACAR İLE DAHA ANLAMLI

Babalar günü yaklaşırken hediye telaşı başladı. Siz de bu Babalar Günü’nde ilk kahramanınız babanıza olan sevginizi benzersiz bir saat ile taçlandırın. Nacar Man Style serisi Sapphire modeli, Babalar Günü’nde en değerliniz babanıza sunabileceğiniz en güzel hediye seçenekleri arasında. Üstelik Nacar’ın Sapphire modeline eşlik eden, saatli kol düğmesi hediyesi ise hediyenizi taçlandırıyor. Tüm babalar için özel olacak saatli kol düğmeleri, babaların şıklıklarını tamamlayacak.

‘’TUNA EV BABALAR GÜNÜ’NE ÖZEL KOLTUK TASARLADI!’’ 

Tuna Ev, keyfine düşkün babalar için özel tasarladığı Bassia tekli koltukları ile en güzel hediye seçeneğini sizler için sunuyor. Farklı renk seçenekleri ile de göz kamaştıran Bassia koltuk babanızın keyifle televizyon izleyemesini, yorgunluğunu atabilmesini sağlayacak. Aynı zamanda  estetik görünümünün yanı sıra vücuda uyumlu ergonomik yapısı sayesinde babanız için farklı bir konfor deneyimi yaşatacak.

Marshall Hammerite ile hobi sever babalara keyifli boyamalar

“Renklendir Hayatı” sloganıyla insanların hayatına renk katan Marshall, Babalar Günü’nde zevkli bir boyama faaliyetiyle babalarınızı harekete geçirmeyi öneriyor. Paslı metallere bile doğrudan uygulanabilen üstün özellikli Marshall Hammerite ile babanıza bahçe ve balkon demirleri gibi pek çok metal eşyayı kolayca yenilemenin mutluluğunu armağan edebilirsiniz.

DEĞERLİ TÜM ZAMANLARIN HATRINA

İsviçre’nin öncü saat markası Movado, zengin koleksiyonunda yer alan Movado Red Label serisi ile Babalar Günü’nde hediye alternatiflerinde şık modellerden vazgeçemeyenler için oldukça çekici. Siz de “babamla geçen her saniye değerli” diyenlerdenseniz Babalar Günü’nde onu Movado Red Label serisi ile tanıştırabilirsiniz. Konkav noktalı siyah museum kadran, 42 mm çapı, siyah hakiki timsah derisi, kristal malzeme, paslanmaz çelik kasası 3 ATM su geçirmezlik özelliği ve İsviçre otomatik hareket özellikleriyle Movado Red Label serisi tam babanıza yakışacak kalite ve sağlamlıkta.

Şehirde yaz kaçamağının adresi, yine 360Suada Club olacak…

360 Suada Club ile beşinci yılında yaza merhaba…
Adaya giderken yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu diye sorulsa, 360Suada Club için cevap ortada; sadece sevdiklerinizi alın yanınıza… 360 Suada Club’da muhteşem bir şampanyanın ve dünya mutfaklarından lezzetlerin ötesinde yaz coşkusuna yakışır bir ambiyans da sizleri bekliyor. Günlük rutin hayatımızda zaman zaman İstanbul’un ne kadar güzel bir şehir olduğunu unutuyoruz. Oysa ki tüm dünyanın kıskandığı güzelliklere sahibiz… Yeme-içme ve eğlence hayatında benzeri olmayan bir adayı da bu güzellikler arasında sayıyoruz. Denizin ortasında, şehirden uzak havasıyla 360 Suada Club, dünyada benzeri olmayan bir deneyim sunuyor. Hem ambiyansı hem de dünya mutfağından eşsiz lezzetleriyle 360 Suada Club şehir hayatına muhteşem bir mola veriyor.

Her gün açmaktan zevk alacağı bir Babalar Günü hediyesi

Babanıza iPad Air veya Retina ekranlı iPad mini hediye edin, her kullandığında daha da çok sevsin. Online satın alın, ücretsiz olarak kapınıza kadar gelsin. Veya Apple Store’u ziyaret edin, bir Uzman en uygun iPad’i seçmenize yardımcı olsun.

 

dfot

dfot

 

Biz, Sizin Bildiğiniz Annelerden Değiliz!

Evimizi de severiz, dış dünyayı da. Kendimizi de severiz, çocuklarımızı da.

Bu Devirde Anne Olmak Zor Diye Düşünenlere Cevabımızdır: Biz, Sizin Bildiğiniz Annelerden Değiliz!

Birçok konuda olduğu gibi annelik konusunda da şanslı bir kuşak olduğumuzu söylemek yanlış olmaz diye düşünüyoruz, siz ne dersiniz? Evet bu fikre karşılık birçok alternatif veya karşıt düşünce de ortaya konulabilir. Bu çağın anneleri bir koltuğa çok karpuz sığdırıyorlar, zorlaşan şehir yaşamı, ekonomik koşullar, çevre faktörünün çocuk üzerindeki etkisinin artmasıyla zorlaşan çocuk büyütme süreci vs vs…”Neresi şanslı bu çağın annelerinin?” diyenler de olacaktır. İşte bu yüzden başlık attık biz de “Biz sizin bildiğiniz annelerden değiliz!” diye.

Biz bu çağda yaşayan annelerin (hangi kuşağa ait olduğu da fark etmez) yadsıyamayacakları iki önemli gerçeklik var, işe onlardan başlayalım öncelikle: 1) Kendi seçimlerimizi yaşıyoruz her durumda
2) Dünya o kadar küçüldü ki günümüz koşullarında; öğrenmek, sorgulamak, değerlendirmek istersek, önümüzde sınırsız bir dünyanın kapılarının açıldığını görüyoruz. Peki bunlar gerçekten birer “Nimet mi, yoksa lanet mi?” gerçekte sorulması gereken soru biraz da bu aslında.

Seçeneğinin olması insanı rahatlattığı kadar, her an kendisini sorgulamasına da neden olan bir özgürlük aslında. Bu yüzden biraz ateşten gömlek, bunun farkında olduğumuzu itiraf ederek başlayalım işe. Az önce bahsettiğimiz ikinci madde de bu gerçekliğin yangına körükle giden versiyonu, onu da kabul edelim baştan. Yetişkin olup yaptığının sonuçları ile yüzleşmeyi, sürekli kendini sorgulamayı, değişen doğrularla ve gelişen ani durumlarla baş etmeyi de yüklüyor omuzlarımıza. Sanki anne olmak en basit durumda bile, yeterince zor değilmiş gibi…

Kaç çocuk yapmalıyım? Nasıl bir iş hayatım olmalı, ya da olmalı mı? Nasıl bir evde oturmalıyım? Bu kararları alırken eşimle nasıl bir işbirliği içerisinde olmalıyım? Çocuğu nasıl büyütmeliyim; annemin iyi yaptıkları, yapamadıkları neler? Hayatına nereye kadar, nasıl müdahil olmalıyım? Nerelerde geri kalıp, nerelerde kapı gibi onun arkasında durmalıyım? Benim tarzım veya hayat seçimlerimin onun karakterinin şekillenmesinde olumlu veya olumsuz yanları neler? Doğal akışa teslim olmayı ve kontrolü bırakmayı hangi noktada kabullenmeliyim? Kabullenmeli miyim? Çocuğumun benim istediğim kişi değil de, onun mutlu olacağı kişiye dönüşmesinde ne derece başarılı olacağım?

Doğru beslenme, doğru yaşam alışkanlıkları kazanma, doğayı, hayvanı, kısacası dünyayı seven bir insan olarak yetişmesi konusunda ne derece başarılıyım? Teknolojiyle arası nasıl olmalı, ya da sanatla, sporla? Fırsat vermesem olmaz, versem fazla mı gelir hepsi? Yetenek gelişir mi, yoksa yetenekli mi doğulur? Nasıl keşfedilir? Güçlü olsun isterken onu çaresiz kılar mıyım, fazla üstüne düşersem de kendi kendine yetemeyen biri mi olur çıkar? Çok şımarırsa, ayakları yere basmazsa sonra, ne istediğini bilmezse? Çok sıkarsam yargılanmış hissederse kendini sürekli, güveninin inancını kırarsam?

Bu sorular daha bıraksak sonsuza kadar gider farkındayız. Çekinmeyin itiraf edin, birçoğu bir hafta içerisinde defalarca aklınızdan geçmiştir ve geçmeye de devam ediyordur zaten. Çocuğunuzun yaşı ne olursa olsun, siz kendinizden ne kadar emin olursanız olun, annelik sonsuz bir emin olamama duygusu heralde finalde. Eskiden böyle değildi oysa ki, çizilmiş doğrular, sosyal yaşamın getirdiği belirli şablonlar ve sorgulanmadan uygulanan eskiden kalan metodlarla, bir seçim değil bir yaşam biçimiydi annelik.

Şimdi durum o kadar basit değil elbette, sırf yeni annelerden, çocuğu küçük olan genç kadınlardan bahsetmiyoruz yanlış anlama olmasın sakın. Bu çağın anneleri, hangi jenerasyona ait olduklarından, kendi yaşlarından ve çocuklarının yaşlarından bağımsız olarak, eski dayatma ve kabullerden çok uzakta bir ilişki geliştirip yönetmeyi öğrenmeliler çocuklarıyla. Birlikte öğrenmeye, sürekli değişmeye ve mutlak paylaşıma yönelik bir vizyon benimsemeliler çocuğuyla ilişkilerinde. Yoksa ilişkiler sünüyor, kavramların içi boşalıyor, ilişkiler dayatmalardan ileri gidemiyor.

Aslında bu yüzden de bu kadar keyifli bu çağda anne olmak, sürekli gelişiyorsunuz, öğreniyorsunuz, yenileniyorsunuz ve koşulsuz sevmenin lüksünü yaşıyorsunuz. Bir anne için çocuğunun hayatının önemli bir parçası olabilmek, onu yaşam boyu destekleyebilmek, sevinçte ve üzüntüde ona koşulacak ilk adres olmak kadar büyük bir tatmin yok hayatta.

Bu yüzden diyoruz ki biz sizin bildiğiniz annelerden değiliz. Peki nasıl bir anneyiz? Onu da bilmiyoruz. Çünkü biz de kim olduğumuzu çok iyi bilmiyoruz, dün bildiğimiz bugün yalan olabiliyor çünkü sürekli değişip gelişiyoruz. Tek bildiğimiz mutlak doğrumuz; koşulsuz sevgimiz ve mangal gibi yüreğimiz.

 

dfot

dfot

 

MAMMA MIA

Ve her şeye rağmen bahar geldi…Bizim keyfimizi, moralimizi, ülkenin halini vb. beklemez mevsimler olması gerektiği gibi tam zamanında gelirler. Umalım ki gelen bahar tüm doğayı temizlediği gibi bizim üstümüzde dolanan kasvetli, bulutlu havayı da temizlesin…

İçimizi ısıtacak Mayıs ayı için size harika bir film seçtim. Geçen ay korkuttuysam affola ama bu tekrar yapmayacağım anlamını da gelmez. Ben bu sayfalarda her sayıda iç ısıtan, ferahlatan lay lay lom evlerin sözünü verdiğimi hatırlamıyorum, siz?
Neyse filme gelelim artık. Nedir filmimiz, şudur: Mamma Mia!

Nereden duyduk ilk bunu? Tabii ki ABBA’dan. ABBA kim? Yeni kuşaklar için bebeklerin ilk söylediği kelimelerden biri gibi gelebilir kulağa ama kazın ayağı öyle değil. Çok kısa hatırlayalım: 1966 yılında bir müzik grubu kurmaya karar veren Björn Ulvaeus ve Benny Andersson, 1969 ilkbaharında ABBA’nın diğer yarısını oluşturacak olan Agnetha Faltskog  ve Anni-Frid Lyngstad’in  katılımı ile grubu tamamladılar ve üyelerinin adlarının ilk harflerinden oluşan ABBA adını aldılar.”People Need Love” kırkbeşliğini kaydettikleri 1972 ilkbaharında kendilerini Björn & Benny, Agnetha & Anni Frid olarak adlandırıyorlardı.

1973’te İsveç’i Eurovision da temsil etmek için katıldıkları ulusal İsveç Melodifestivalen finaline “Ring Ring” adlı parçayla katıldılar; fakat üçüncü oldular. Yine grup 1974 yılında “Waterloo” ile Eurovision Şarkı Yarışması’na katıldı. Bu sırada grup ABBA adını aldı. 6 Nisan 1974’teki Eurovision Şarkı Yarışması’nda ABBA “Waterloo” ile birinci oldu. Bu başarı ABBA`nın tüm Avrupa ülkelerinin yanı sıra ABD`de de ünlü olmasını sağladı. Abba, “SOS” adlı üçüncü albümüyle ününü pekiştirdi.

1976 yılında “Greatest Hits” ve “The Best of ABBA Respectively”, İngiltere ve Avustralya’da piyasaya sürüldü. Tüm dünyada büyük ilgi gören “Fernando” ve “Dancing Queen” gibi single çalışmaları, kısa sürede klasikler arasına girdi. “Dancing Queen” İngiltere listelerinde bir numaraya yükselen ilk ABBA şarkısı oldu. 1976 yılında “Greatest Hits” ve “The Best of ABBA Respectively”, İngiltere ve Avustralya’da piyasaya sürüldü.

Tüm dünyada büyük ilgi gören “Fernando” ve “Dancing Queen” gibi single çalışmaları, kısa sürede klasikler arasına girdi. “Dancing Queen” İngiltere listelerinde bir numaraya yükselen ilk ABBA şarkısı oldu. 1976 sonunda dördüncü albümleri olan “Arrival” piyasa çıktı. “Money Money Money” ve “Knowing Me, Knowing You” başta olmak üzere tüm parçalar büyük başarı kazandı.

Ardından 1977 yılının başlarında Avrupa ve Avustralya turnesine çıktılar. Yıl sonunda ABBA için bir film çevrildi. Grup elemanlarının tamamı filmde rol aldı. Filmin vizyona girişini, “The Album” isimli yeni albümün piyasaya çıkışı izledi. 1979`da “Voulez-Vous” albümü piyasaya çıktı. Bu yılın son çeyreğine girilirken “Gimme! Gimme! Gimme! (A Man After Midnight)” adlı single çalışma piyasaya sürüldü. ABBA’nın en çok beğenilen parçalarını içeren toplama albümün ikincisi, “Greatest Hits Vol. 2” de, aynı yıl uluslararası başarı yakaladı.1980 yılının Mart ayında ABBA, Japonya’da bir konser verdi. Birkaç ay sonra, “The Winner Takes It All”u da içeren “Super Trouper” adlı albüm piyasaya çıktı.Yıl sonunda ABBA’nın sekizinci albümü olan “The Visitors” piyasaya sürüldü. Öne çıkan parçaların başında “One of Us” geliyordu. 1982’de grup dışı çalışmalara başladılar. Björn ve Benny çeşitli müzikal denemelere yönelirken Agnetha ve Frida da solo kariyerlerini sürdürdüler.

Bu dönemde tek çıkan albüm “ABBA LP” grubun ilk on yılında kaydettiği en iyi şarkıları içeriyordu. Aynı yılın sonunda ABBA, müzikal çalışmalarını bir süreliğine askıya alma kararı aldı ve dinlenmeye çekildi. Birkaç yıl sonra yeniden bir araya gelseler de kayıt yapmadan ayrılarak ABBA’nın aktif yaşamına son vermiş oldular. ABBA müzik tarihini o kadar etkiledi ki iki kadın iki erkek vokalden oluşan pek çok grubun kurulmasına yol açtılar. Besteledikleri şarkıların özellikle nakarat kısımları çok kolay ezberlenip söylenebiliyordu.

Deyim yerindeyse bir dönem tüm dünyanın; sonra da fanlarının hayat boyu sevgilisi oldular. Ve bizim asıl konumuz olan Mamma Mia filmi için bu güne dek besteledikleri en güzel eserler müzikal olarak uyarlandı. Sonuç bizce mükemmel… Bakalım siz ne düşüneceksiniz hem film hem de ev için? Phyllida Lloyd’un yönettiği ve Meryl Streep, Pierce Brosnan, Colin Firth, Stellan Skarsgård, Billy Nighy Christine Baranski, Julie Walters, Amanda Seyfried ve Dominic Cooper’ın oynadığı Mamma Mia, Merly Streep’in en eğlenceli filmlerinden biri… Bir anne ve kızı ile üç muhtemel babanın öyküsünü anlatan bu filmde Yunan adalarından birisinde küçük bir otelin sahibi olan bağımsız ruhlu bekâr anne Donna (Meryl Streep), tek başına büyüttüğü kızı Sophie’yi (Amanda Seyfried) evlendirmek üzeredir. Kızının nikâhına çok yakın iki arkadaşını davet etmiştir. Bunlardan birisi pratik zekâya sahip, gevezelikten hoşlanmayan Rosie (Julie Walters), diğeri ise başından çok sayıda evlilik geçmiş zengin arkadaşı Tanya’dır (Christine Baranski). Her ikisi de bir zamanlar beraber müzik yaptıkları Donna and the Dynamos adlı grubun üyeleridir. Ancak kızı Sophie de gizlice üç konuk davet etmiştir.

Nikâh sırasında kendisini rahibin karşısına götürecek babasının kimliğini bulma arzusuyla yanıp tutuşan Sophie, 20 yıl önce annesinin ziyaret ettiği Yunan adasında tanıştığı ve onun mazisinde büyük yeri olan üç erkeği bulup getirmiştir.

Müzikal, dünyanın çeşitli ülkelerindeki 160 kentte 8 ayrı dilde 30 milyon insanın izlediği çok sevilen bir eser…Filmin ve müzikalin adı ABBA’nın 1975 yılında müzik listelerinin zirvesine çıkan Mamma Mia adlı şarkısından alınmış. Çeşit çeşit olasılıklarla dolu bu cennet gibi adada kimi zaman kaos dolu, kimi zaman büyüleyici 24 saatlik zaman diliminde yeni bir aşk filizlenecek ve küllenmiş romantik duygular yeniden canlanacaktır.

Başrolünde 14 kez Oscar adaylığı elde eden ve iki kez Oscar kazanan efsanevi oyuncu Meryl Streep’in oynadığı Mamma Mia, İsveçli müzik grubu ABBA’nın şarkılarını temel alan aynı adlı Broadway müzikalinin sinema filmi uyarlaması.

“Dancing Queen”, “S.O.S.”, “Money, Money Money” ve “Take a Chance on Me” gibi unutulmaz ABBA şarkılarından esinlenilen bu büyüleyici öyküde annelerle kızlarının, eski dostların ve yeniden kavuşulan ailenin kutsanması da var. “Mamma Mia”nın yapım amirliğini iki Oscar ödüllü Tom Hanks ve eşi Rita Wilson, yapımcılığını ise Tom Hanks’in Playstone yapım şirketindeki ortağı Gary Goetzman üstlenmiş.

Tom Hanks ile eşi Rita Wilson’ın yapımcılığını üstlendiği “My Big Fat Greek Wedding” 5 milyon dolara malolmuş ve dünya sinemalarında 368 milyon dolar hasılat elde etmişti. Tom Hanks’ten iki çocuğu olan Rita Wilson’ın annesi Yunanlı olduğundan “Mamma Mia”nın çekim mekânları arasında Yunanistan da bulunuyor. “Mamma Mia”nın diğer çekim mekânları arasında Londra ve İngiltere’deki Pinewood Stüdyoları da bulunuyor. Donna’nın Yunan adalarından birinde bulunan minik butik oteline gelince size bu yazıda öyle ihtişamlı tasarımcı, mimar mekânları, objeleri, mobilyaları, kumaşlar veya lambaları hakkında bilgi veremeyeceğim. Zira bunlar yok bu filmin mekânlarında…

Onun yerine içinizi ısıtan Akdeniz ruhu ve renkleri var, cıvıl cıvıl çiçekler var, yaşanmışlığın kokusu var, rustik duvarlar var, yıpranmış ahşap döşemeler var, demir karyola başlıkları var, boyaları aşınmış merdiven tırabzanları var, odalarında kalan hayat dolu insanlar var… Hepsinin bir araya gelmesi ve ABBA’nın harika müzikleriyle ortaya çıkan ve orada bulunma isteği yaratan büyülü bir atmosfer var.

Başka söze gerek var mı bu ütopik mekan ve film için? Var, Meryl Streep’in kendi sesiyle söylediği “The Winner Takes It All” var… Filmi izleyin ve kendiniz karar verin.Yaza görüşürüz…

 

dfot

dfoit_mayis

 

O’NUN DÜNYASI

Günümüzün bebekleri, aile büyüklerimizin ve tabii ki bizlerin sallandığı beşiklerde uyumuyor artık. Onlar biyolojik ve psikolojik yapılarına uygun  ve rahat ürünlerle, doğdukları andan itibaren tanışıyor ve tamamen kendilerine ait olan özel bir odada yaşamaya başlıyorlar. Durum böyle olunca anne babalar, tasarımcılar, üreticiler; ailenin bu en küçük bireyinin yaşama ve büyüme ortamının, odasının renginden perdesine kadar çok geniş kapsamlı düşünür oluyorlar. Bu odadaki herşey;  mobilya, aksesuar, duvar kağıdı, tekstil kısacası herşey birbiriyle uyumlu olarak büyük bir titizlikle seçiliyor.

Sağlamlık, kullanışlılık, estetik, emniyet, hijyen ve ergonomi mavi/pembe derken yeni tarzlar ve akımlar da çocuk odalarında kendisini hissettirmeye başlıyor. Anne-babalar için bebek odası mobilyası seçmek oldukça zor bir iş. Çocuk mobilyalarının hepsi birbirinden güzel ve her markanın kendine has bir tarzı var. Renklerin ve aksesuarların tamamlayıcı rolü de çok büyük. Bebek odası için hangi ürünler seçilmeli, bir çocuk odasının dekorasyonu nasıl olmalı? Kids by Fatih Kıral’ın koordinatörü Harika Kurtulan ile yaptığımız keyifli sohbette bebek ve çocuk mobilyalarını konuştuk. Bebek ve çocuk odası hakkında kendisinden pekçok bilgi edindik. Dokuz yıl önce kurulan Kids by Fatih Kıral yerli üretimin yanısıra Amerika ve İtalya’dan da bebek ve çocuk mobilyaları getiriyor. Hayalleri süsleyen tasarımların yanısıra, Amerika’dan özel olarak seçilen yatak örtüleri, duvar kağıtları ve tekstil ürünleri birlikte kombin ediliyor. Çocuk odalarında dikkat edilmesi gereken teknik detayların önemle altını çizen Harika hanım, özellikle kullanılan malzemelerin doğal ve zararsız olması konusunda bize çok detaylı bilgiler verdi.

Kids by Fatih Kıral markası nasıl doğdu?

Fatih Kıral’ın 2006 yılında Amerikadan ithal ettiği çocuk mobilyalarını kendi yarattığı konseptle Feneryolu’ndaki ilk Stanley Kids mağazasını açmasıyla doğmuştur. İthal ürünleri, kendi tasarladığı mobilya ve aksesuarlarla birlikte harmanlayarak bir bütün oluşturmuştur. Stanley Kids adıyla tanınan markamız, ilerleyen yıllar içinde ithal edilen markaların sayısını artırdığı ve Fatih Kıral’ın fabrikalarında üretilen ürünleri de mağazalarda satışa sunduğu için ismini Kids by Fatih Kıral olarak değiştirmiştir.

Ürün gamınızdan bahseder misiniz, kaç yaş gurubuna hitap ediyorsunuz?

Mağazalarımızda 0-24 yaş gurubuna hitap eden ürünlerimiz bulunmaktadır. Bizim ürünlerimiz bebek mobilyasından genç mobilyasına geçiş sağlayan ürün destekleriyle birlikte sunulmaktadır. Örneğin büyüyebilen bebek karyolalarımız ilerleyen senelerde yetişkinlerin de rahatlıkla kullanabileceği bir ürün olarak tasarlanmıştır. Bebek odasında kullanılan şifonyerlerimiz daha sonra aynı serinin ürünleriyle tuvalet masası ve kitaplık olarak da kullanılabilmektedir. Ürün gamımızın % 20’si İtalyan, % 60’ı Amerikan ve % 20’si kendi üretimimizden oluşmaktadır.

Kaç mağazanız var? Bayilik veriyor musunuz?

Kids by Fatih Kıral, İstanbul’da Cemiltopuzlu, Florya ve Levent’te, Ankara, Antalya, Gaziantep, Bodrum ve Azarbeycan’da olmak üzere 8 mağazada hizmet vermektedir.

Çocuk mobilyaları markası olarak sizi diğerlerinden farklı kılan nedir?

Markamız olarak bebek ve çocuk mobilyalarında önce sağlığa uygun ürünler kullanmaya özen gösteriyoruz. Malzemelerimiz dünya standartlarındadır. Kurşunsuz boya kullanmaktayız. Ürünlerimizde sertleştirici ve kimyasal maddeler kullanmamaya dikkat ediyoruz. Renkler ve renklerin ahengi bizim için çok önemlidir. Bebek ve çocukların kendilerini rahat ve huzurlu hissedecekleri, hayal dünyalarını da genişletebilecekleri konseptler yaratıyor ve üretiyoruz. Koleksiyonlarımızda mobilya kenarlarının sivri olmamasına, yumuşak kenarlı olmasına dikkat ediyoruz. Yatakların hepsi Kids için % 100 pamuklu ve doğal malzemeden üretiliyor. Bebeğin temas ettiği yüzey ise pamuk ve iç malzemesi de yündür.

Yurtdışından getirdiğiniz ürünler var mı?

Elbette..Mağazalarımızda; Stanley, Lea Industries, Sottocopertta, Marina Dal Santo, Pulaski, Taylor Jackson, Artesania Esteban, Aucthentic Models, Basset Mirror, California Kids, Creative Image, Judith Edwards, Kidscraft, Level of Discovery, Eastern Accents markalarının ürünlerini bulabilirsiniz.

Çocuk ve bebek odası mobilyası alırken nelere dikkat etmek gerekir?

Bebek odalarında kullanılan malzemelerin boyasından ham maddesine kadar herşey bebek sağlığına dost ürünler olmalıdır. Çocuk odası için mobilya alırken uzun vadeli kullanım düşünülmelidir. Çocuklar 0-18 yaş arasında sürekli gelişim gösterirler. Bu nedenle her dönem kullanabilecekleri, eklenebilir ve ihtiyaçlarına yönelik ürünleri seçmekte fayda vardır.

Çocuk odalarının dekorasyonunda müşterilerinizi nasıl yönlendiriyorsunuz?

Kids by Fatih Kıral mağazalarımızı ziyaret eden konuklarımıza öncelikle malzemelerimizin sağlığa uygun ürünler olduğunu açıklıyoruz. Koleksiyonlarımızın çeşitliliğinden ve kullanım kolaylıklarını anlatarak ürün seçimine geçiyoruz. Bu önemli etabı geçtikten sonra konuklarımızın evlerine giderek plan üzerinde yerleşimler yapıyoruz. Duvar detaylarını, tekstillerini ve aksesuarlarını beraber seçerek çocukların zamanlarını keyifle geçirebileceği ve gelişimlerine yardımcı olacağı mekanları yaratmış oluyoruz.

Çok güzel tekstil ürünleriniz var, tasarımları kim yapıyor, duvar kağıdı ve tekstil ürünleriniz de neler yapıyorsunuz?

Duvar kağıtlarında sağlığa en uygun dünya markalarını mağazalarımızda sunuyoruz. Tekstil ürünlerinde ise tasarımcıların bizim için özel olarak hazırladığı bebek ve çocuk sağlığına uygun butik ürünleri koleksiyonlarımızda kullanmaktayız. Tüm tekstil ürünleri % 100 pamuklu ve doğal ürünlerden. Antialerjik diye bilinen maddelerin tekstil ürünlerinde kullanılmamasına dikkat ediyoruz.

Bebek ve çocuk odasında Fatih Kıral by Kids’in 2014 trendleri nelerdir?

Her yıl bebek ve çocuk odasında trendi belirlemenin gururunu yaşıyoruz. 2014 yılında mobilyalarda daha renkli ürünler kullanmaktayız. Sarı, lila, yeşil gibi…

Kids olarak gelecek planlarınızda neler var?

Kids by Fatih Kıral olarak, yurt içinde bayilik sayımızı arttırmak ve yakın bir dönemde markamızı Avrupa’ya taşımayı planlıyoruz. Bunun için ön çalışmalara başladık bile. Avrupa’da mağaza açmak için belirli prosedür ve izinler olduğu için bu süreci tamamlamayı bekliyoruz. Bebek ve çocuk odası hazırlarken, onun rahatını sağlamak ve tehlikelerden özenle korumak gerekir. Çocuk mobilyasında özellikle dikkat edilmesi gereken konu; mobilyanın şıklığı ve konforu kadar sağlıklı ve güvenli olmasıdır. Öncelikle emniyet, konfor ve rahatlık bir bebek odasında olması gereken en önemli iki özelliktir. Modeller ve renkler zaman içinde değişimler gösterirken 2014’te çocuk mobilyalarında en önemli özellik olarak, mobilyaların işlevsellik özellikleri ön plana çıkıyor.

 

Fonksiyonel mobilyalar küçük odaları daha büyük gösterirken, büyük odalarda ise farklı tasarım ve dekorasyon seçenekleri sunuyor. Ayrıca mobilyaların aksesuar ve eklenebilirlik açısından zenginliği, çocuğun ilerleyen yaşlarda da odasını istediği gibi değiştirip geliştirmesine yardımcı oluyor. Çocukların her geçen yaşa göre değişen ihtiyaçları gözönüne alındığında, bebek ve çocuk odası dekorasyonu detaylarla birlikte yaratıcılık da isteyen bir sürece dönüşüyor. Bir çocuğun odası onun hayatla ilk tanıştığı, geliştiği, oyun oynadığı ve dinlendiği bir mekan olmasının yanı sıra onun kişiliğinin gelişmesinde de etkilidir. Bu sebeple çocuğun gelişim sürecinde ihtiyaçlarını karşılayan, sağlıklı ve rahat hareket edebileceği bir odasının olması çok önemlidir.

Öncelikle emniyet, konfor ve rahatlık bir bebek odasında olması gereken en önemli iki özelliktir. Bebek ve çocuk odası hazırlarken, onun rahatını sağlamak ve tehlikelerden özenle korumak gerekir. Çocuk mobilyasında özellikle dikkat edilmesi gereken konu; mobilyanın şıklığı ve konforu kadar sağlıklı ve güvenli olmasıdır. Modeller ve renkler zaman içinde değişimler gösterirken 2014’te çocuk mobilyalarında en önemli özellik olarak mobilyaların işlevsellik özellikleri ön plana çıkıyor. Fonksiyonel mobilyalar küçük odaları daha büyük gösterirken, büyük odalarda ise farklı tasarım ve  dekorasyon seçenekleri sunuyor. Ayrıca mobilyaların aksesuar ve eklenebilirlik açısından zenginliği, çocuğun ilerleyen yaşlarda da odasını istediği gibi değiştirip geliştirmesine yardımcı oluyor. Çocukların her geçen yaşa göre değişen ihtiyaçları gözönüne alındığında, bebek ve çocuk odası dekorasyonu detaylarla birlikte yaratıcılık da isteyen bir sürece dönüşüyor. Bir çocuğun odası onun hayatla ilk tanıştığı, geliştiği, oyun oynadığı ve dinlendiği bir mekan olmasının yanı sıra onun kişiliğinin gelişmesinde de etkilidir.  Bu sebeple çocuğun gelişim sürecinde ihtiyaçlarını karşılayan, sağlıklı ve rahat hareket edebileceği bir odasının olması çok önemlidir.

Öne çıkanlar:

Duvar boyası ve mobilya cilalarında selulozik boya kullanılmaması.
Duvar kağıdı kullanılır ise, kullanılan yapıştırıcının kokusuz olmasına dikkat edimeli.
Oda zemininde ahşap parke ve parça halı kullanılması, toz ve kir oluşumunun önlemesi açısından tercih edilmeli.
Mümkün olduğunca masif ahşaptan yapılmış eşyalar kullanılmalı.
Konsepte uygun aksesuarlar tercih edilmeli.
Direkt aydınlatmalar yerine, abajurlar ve ışığı ayarlanabilir ürünler seçmeli.
Mobilyaların boyalarının kurşun içermediğinden emin olunmalı.
Bebek karyolasında kullanılan nevresim takımlarının yüzde yüz pamuk, odada kullanılan halının ise antialerjik özelliklere sahip olması.
Çocukların yatağı ve yorgan gibi tekstil ürünlerinde kullanılan materyallerde pamuklu ve yünlü ürünler tercih edilmeli.
Kullanılan yastık, yatak ve yorganlar antibakteriyel ve antialerjik özelliklere sahip olmalı. Tekstil ürünlerinde de zararlı maddeler içermeyen boyalar kullanılmalı.
dfoit_mayis