ayşe

dfot

 

 

 

Yusuf Aygeç:

“Baykuşlar ormanların gece bekçileridir normalde.

Fakat şu anda ormanların katli ve birçok orman alanının imara açılmasıyla birlikte, ormanların şantiye bekçiliğine terfi etmiş durumdalar.”

Röportaj: Ayse Gülay Hakyemez

Akaretler’deki C.A.M. Sanat Galerisi’nin bu ayki sergisi

START “Art within Reach” adını taşıyor.

Genç sanatçıların yer aldığı karma sergide Yusuf Aygeç’in hayvan resimleri dikkatimi çekti. Foreks üzerine kağıt presleyerek karışık teknik (yağlıboya akrilik, isographi kalemi ve sprey) ile ürettiği eserler modern zaman “fabl”ları gibi.

Son sergi çalışmalarınızın serüvenini anlatır mısınız?

 

Seride kullandığım hayvanlar, dünya üzerinde küresel ısınma ve hayvanların yaşam alanlarının katlini, bozulan hayat dengelerini ve bozan ögeleri anlatıyor. Bir resimde, önde baretli bir baykuş ve arkada bir inşaat silüeti görürsünüz. Baykuşlar ormanların gece bekçileridir normalde. Fakat şu anda ormanların katli ve birçok orman alanının imara açılmasıyla birlikte artık ormanların şantiye bekçiliğine terfi etmiş durumdalar.

Sanat ve sanatçı tanımınız nedir?

 

Doğanın bize sunduklarından, güzelliklerden türeyen bir kavramdır sanat.  teknolojinin gelişmesi, devletlerin büyümesi, sermaye düzeni öğelerinin çoğalmasına tepki veren sanat eserleri birer tarih görseli artık. Devletlerin marka dayatmaları ve teknolojinin had safada kullanılmasını yeren bir alan halini almıştır sanat.

 

Sanatçı ise şu an özgürlüğünü bir bakıma kaybetmiş bir bedevi gibidir. doğasına geri dönmeye calışıyor. Kapitalist  sebeplerden ötürü önceliği para almış durumda. Yaptığı sanatın önceliğinin önüne malzemelerinin parası ve kullandığı atölyesinin giderleri geçmiş durumda.  Bunun yanında ruhen besleneceği bir doğa da kalmamış. Tüm bu olumsuzlukların içerisinde sanatçı, katledilen doğayı gözlemlemeye çalışır, dayatılan bir ideolojiyi takip edip onu eleştirmeye çalışır. Bu dayatmadan kendini sıyırıp sağlıklı bir biçimde objektif bakabilen kişidir sanatçı.

Mutluluk ve sanat arasındaki ilişki nedir sizce?

 

Sanat motivasyondan beslenir çoğunlukla. Değişik ruh hallerinden esinlenir. Bu durum sanat üretimini tetikler. Bence sanat bir mutluluk aracı değil, tam aksine mutluluklarımızı eşit bir şekilde yaşamamızı sağlayacak bir tepki biçimidir. Sanatçının en mutlu olduğu an, eserinin izleyici veya eleştirmen tarafından doğru tespitlerle okunduğu, eser ile sanatçı arasında doğru bir köprü kurulabildiği andır.

Sizi tetikleyen unsurlar, ilham kaynaklarınız nelerdir?

 

Gün içerisinde birçok duygu değişimi ve ruh hallerine gireriz hepimiz.  İlham kaynağı dediğimiz nokta tamamen bizim kendi inanç ve maneviyatımızdır. Bizi bunlar besler, ilham verir. Tetikleyen unsurlar ise herşey olabilir. Kendi doğrularımıza uymayan her şeye tepki olarak sanat üretebilirsiniz. Yaşam şeklinizi sanatınıza aktarırsınız. Hayatın aslında “bir varmış bir yokmuş”luğuyla ilgileniyorum. İçerisindeki mizahdan besleniyorum. Yaşadığımız toplum ve kültürün kült öğelerinden yola çıkıyorum.

Sanatın insan yaşamındaki yeri nedir, ne olmalıdır sizce?

 

Her insanın hayatında sanat vardır. İnsan zaten kendi başına bir sanat ürünüdür. Sadece bu yetiyi açığa çıkarmayı veya okumayı öğrenme evreleri vardır. Bizlere öğretilenin dışında, derine inmemiz gerekmektedir. Soru sorup o sorulara cevap arayabilmemiz gerekmektedir. Özü ve manayı araştırıp o doğrultuda sanatı ve sanatçıyı okuyabilmemiz gerekir.

Günümüz sanatı hakkında neler söyleyebilirsiniz?

 

Teknolojinin de gelişmesiyle doğru orantılı olarak şu an sanat işçilikten uzaklaşmış, sadece manifestolar üzerine kurulu bir düzen halini almıştır. Sanatçıların yerini makineler ve endüstri almıştır. Bunun içerisinde de hala sanat yapılıyor, yapılmaya devam edecektir. O yüzden de bitmeyen bir serüvenin içerisindeyiz. Önemli olan bu sistemin parçası olmadan, kendi doğru ve yanlışlarımızdan çıkardığımız sonuçlarla sanat yapabilmek.

 

dfot

 

Cam Galeri

1992 yılına kurulan C.A.M. Galeri öncü ve yenilikçi tavrını günümüze dek sürdürerek 300 den fazla sergiye ev sahipliği yapmıştır. Genç sanatı ve sanatçıları destekleyen tavrının yanısıra, insana ve sosyal gerçeklere ait kavramları irdeleyen temalı sergileri, uluslararası sanatçıların da katılımlarıyla gerçekleştirdiği grup sergileri ile sanatın evrensel yanını izleyiciye en etkili biçimde aktarmayı hedefleyen C.A.M. Galeri Sevil Binat tarafından yönetilmektedir.

 

dfot

 

Sanat Haberleri

 

Karma Sergi

START ‘Art within Reach’ vol.2

05 Haziran – 19 Temmuz

Gecen sene aynı tarihlerde ilkini düzenledigimiz ve buyuk ilgi goren START “Art within Reach” sergisi, farkli disiplindeki sanatcilarin isleri ile sanati daha ulasilabilir kilmayi amacliyor. Belirli bir fiyat araliginda, ozellikle genc sanatcilarin islerinden olusan sergide amac genc koleksiyonere ve sanatseverlere ulasmak; “sanatin yukardanligi” ve “ulasilamaz” oldugu konusundaki tabulari yikmak. Her sene duzenlemeyi arzu ettigimiz START, yaz mevsimini dinamik ve etkileyici islerle karsilamak icin guzel bir firsat.

 

Andy Warhol

Herkes için Pop Sanat

7 Mayıs – 20 Temmuz 2014

Pera Müzesi’nde “Andy Warhol: Herkes için Pop Sanat” sergisinde, Slovak asıllı Amerikalı sanatçının, Slovakya Modra’daki Zoya Müzesi koleksiyonundan derlenen 87 yapıtı arasında daha önce Türkiye’de sergilenmeyen serigrafi dizileri ve desenleri yer alıyor. 20. yüzyılda dünyanın sanata bakışını değiştiren, Amerikan kültürüne yeni bir boyut getiren ve döneme damgasını vuran sanatçılardan biri olan Andy Warhol’un (1928-1987) sergilenen eserleri arasında Campbell’s Çorbası, Kovboylar ve Kızılderililer, Tehlikedeki Türler, Çiçekler dizilerinin yanı sıra Mick Jagger ve Lenin gibi ünlü isimlerin portreleri de var.

Maik Armstrong

Lodos

21 Haziran – 21 Temmuz 2014

Bodrum, Gümüşlük Akademisi

Bodrum Gümüşlük Akademisi Vakfı, 21 Haziran – 21 Temmuz 2014 tarihleri arasında sanatçı Maik Amstrong’un Lodos adlı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Serginin küratörlüğünü ise Mehmet Kahraman üstleniyor. Güneybatıdan esen lodos rüzgarı, Maik Amstrong’un soyut yağlıboya çalışmaları ve fotoğraflarında bireyin değişkenliğine dair bir sembol oluyor. İstanbul Boğazı’nın sunduğu “Pollock-vari” anların izini süren sanatçı, şehrin kaotikliğini doğanın döngüselliğiyle ilişkilendiriyor. Bu ilişkinin orta yerindeki birey ise, güneybatı rüzgarının taşıdığı yorgunluğu ve mutsuzluğu bir şehrin şiddeti ile birlikte yaşıyor

PG Art Gallery

18- Haziran- 31Temmuz

Topoloji

Pg Art Gallery yeni sergisi ‘Topoloji’de dokuz sanatçıyı bir araya getirecek. Tayfun Akdemir, Ceyda Aykan, Basako, Kerem Ozan Bayraktar, Seçil Erel, Nilüfer Kozikoğlu, Devran Mursaloğlu, Özge Topçu ve Kemal Tufan’nın yer aldığı sergi, anlatısal bir temel yerine sanatçıların formalist yaklaşımları açısından bir bağlam sunuyor.

Sergi, mimari amaçla üretilmiş deneysel formlar, çizim ve fotoğraflardan oluşmuş kolajlar, dijital grafikler ve heykel gibi birbirinden oldukça farklı tekniklerle çalışan sanatçıların, imgeyi ele alma biçimlerindeki yöntemsel özellikleri karşılaştırma fikri üzerinden temelleniyor. Mekansal problemlerin belirginleştiği çalışmalarda, gerek sanat gerekse mimari bağlam içinde “yapı” kavramının vurgusu ön plana çıkıyor.

Galerist

27 Haziran- 26 Temmuz

En Yakın Mesafe

Galerist, çizgi algısı ve kullanımındaki farklılıkları inceleyen ‘En Yakın Mesafe’ başlıklı karma sergiye 27 Haziran- 26 Temmuz 2014 tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor. Çizgi; kompozisyon, taslak ve tasarımların temeli, görsel düşüncenin tüm zaman ve coğrafyalarda kullanılan anadilidir. Sanatçıların yaratım süreçlerinde değişik şekillerde kullanılan ve malzemelerle çeşitlenen çizgi; izleyiciler için de, sanatçının üretimini anlamak için en direk, çıplak ve samimi form olmuştur. Sergide yer alan sanatçılar desen, resim, video ve heykel aracılığıyla çizgiye farklı yaklaşımlarını ortaya koyarlar.

ARTNEXT iSTANBUL

“FİGÜRATİF YAZ SERGİSİ // FIGURATIVE SUMMER EXHIBITION” 17 Haziran – 30 Ağustos 2014)

İstanbul’da çağdaş sanatın güncel örneklerini takip eden her kesimle buluşturan ARTNEXT ISTANBUL; 2013-2014 sanat sezonunun final sergisinde dokuz sanatçının farklı medyumları kullanarak ürettiği, figürü merkeze alan eserlere yer veriyor. İstanbul çağdaş sanat ortamının etkin bir platformu haline gelen ARTNEXT ISTANBUL’un 17 Haziran’da açılış kokteyli gerçekleştirilecek olan başlıklı grup sergisi çağdaş sanatın yeni ifade biçimlerini araştıran, yaratıcı sanatçıların eserlerinden oluşan “FİGÜRATİF YAZ SERGİSİ // FIGURATİVE SUMMER EXHIBITION” 30 Ağustos’a kadar ARTNEXT ISTANBUL Çağdaş Sanat Alanı’nda ziyaret edilebilir.

artON İstanbul ONUR MANSIZ

TRAJEDİ

27.05.2014 – 12.07.2014

art ON İstanbul 27 Mayıs-12 Temmuz tarihleri arasında genç sanatçı Onur Mansız’ın “Trajedi” adlı ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. İspanya’da yaşayan sanatçının hiperrealist portreleri izleyicilerden bir duygu yoğunluğu talep ediyor; onları melankoli ve belki de kara bir mizahın sınırlarında dolaşan kendi trajedileriyle yüzleşmeye çağırıyor.

Galeri Zilberman

Genç Yeni Farklı – V

01/07/2014 – 09/08/2014

Galeri Zilberman, bu sene 5. edisyonu gerçekleşecek olan Genç Yeni Farklı sergisini sunmaktan mutluluk duyar. Sergi 28 Haziran Cumartesi günü Mısır Apartmanı’nda Galeri Zilberman’ın ikinci katındaki sergi mekanında açılıyor. Başvuruların her yıl farklı ve bağımsız bir jüri tarafından değerlendirildiği Genç Yeni Farklı’nın bu yılki seçimleri, Emre Zeytinoğlu başkanlığında, Burcu Pelvanoğlu, Genco Gülan ve galeriyi temsilen Burçak Bingöl tarafından gerçekleştirildi. Galeri Zilberman tarafından ülke genelinde yapılan açık çağrıyla duyurulan ve genç sanatçılara destek amaçlı gerçekleştirilen Genç Yeni Farklı, her sezonun son sergisi olarak düzenleniyor.

Timurtaş Onan
 

Röportaj: Ayşe Gülay Hakyemez
 

Portre fotoğrafı: Sennur Onan
 

dfot

“Sanata yakın duran kişilerin, yaşamı özgürce ve önyargısız olarak algılama şansı vardır.”

Timurtaş Onan – Fotoğraf sanatçısı ve yönetmen. İstanbul’da doğdu. Fotoğraf çalışmalarına 1980 yılında başladı. 25 yıldır profesyonel olarak çalışan Onan, bugüne kadar yurtiçi ve yurtdışında birçok etkinliğe katıldı, ödüller aldı, sergiler açtı, kitaplar yayınladı, belgesel filmler çekti, ulusal ve uluslararası yarışmalarda jüri üyesi olarak yer aldı.

 

İstanbul’da mekanlar ve insanlar üzerine, form ve ışığa yoğunlaşarak çalıştığı fotoğraf eserleriyle tanınan sanatçının  20 Mayıs – 28 Haziran tarihleri arasında Merhart Galeri’de açtığı  “Terk edilmiş” sergisi İstanbul’un kullanılmayan ve düşük kapasitede kullanılan iki tersanesinde yaptığı çalışmalardan oluşuyor.

 

Fotoğraf çalışmalarınızı yönlendiren dürtülerden bahsedebilir misiniz?

 

Çalışmalarımı günlük yaşamda gözlemlediklerim, zıtlıklar, toplumsal olaylar, kendi yaşamımdaki travmalar ve kaygılar tetikler, bir de farklı ortamlardaki insanların hikayeleri..

 

Fotoğraflarınızı ayrıştıran özelliklerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?

 

Her kişinin kendini ifade biçimi ve içsel çatışmaları farklıdır. Benim fotoğraflarımı ayrıştıranın da yaşamın bana sunduklarını kendimce yorumlama çabam  olabilir.

 

Sizce fotoğrafı sanata dönüştüren unsurlar nelerdir?

 

Fotoğrafın sanat olabilmesi için sadece konuyu seçmek yetmez . Bu aşamadan sonra fotoğrafçının kendi tasarımı ve estetik kaygıları devreye girer. Fotoğrafın kendisi bir materyaldir. Türlü şekillerde kullanılabilir. Fotoğrafçı kendi tercihlerini kullanarak  özgün bir anlatımla eserini oluşturur.

 

Sanat ve sanatçı tarifiniz nedir?

 

Sanat, insan aklının, sezgilerinin ve tepkilerinin estetik kaygıyla  yorumlanmasıdır diyebilirim.

 

Sanatı mutlulukla nasıl ilişkilendirebilirsiniz?

 

Sanatçı her şeyden önce insan olmalıdır. Özgür ruhlu ve hayal kurabilen biri olmalı ve ürettiklerinde kendi varlığını ortaya koyabilmelidir.

 

Sanat, şiddeti ortadan kaldırmalıdır, yalnız o yapabilir bunu…

(Jean Jacques Rousseau)

Hayranlık duyduğunuz / izlediğiniz sanatçılar var mı?

 

Fotoğrafçılardan Sebastiao Salgado, Robert Doisneau, Brassai, Edward Weston, Pedro Alvarez Bravo özellikle sevdiklerim.  Diğer sanatlardan çok sevdiğim sanatçılar var ama özellikle sevdiklerimden birkaç tane sayayım: Jim Jarmusch, David Lynch, Fritz Lang, Harold Pinter, Dostoyevski, Patti Smith, Tom Waits, William S.Burroughs, Edvard Munch, Ernst Ludwig Kirchner, David Cregeen.

 

Sanata yakın durmak, sanatı izlemek insana neler katıyor sizce?

 

Sanat eseri bünyesinde evrensel bir bildiri taşır daima. Kişilerin günlük yaşamdaki rastlantılar ve sıradanlıklar dışına çıkmasını sağlar. Hayal gücünü, sorgulama ve anlama yetilerini arttırır. Sanata yakın duran kişilerin yaşamı özgürce ve önyargısız olarak algılama şansı vardır.

“Terk edilmiş” sergisi nasıl çıktı?

 

“Terk edilmiş” sergisinin fikri başlangıçta tüm dünyada eski tersanelerin kapatılıp farklı mekanlara dönüştürülmesinden doğdu. Bir zamanlar belki de yüzlerce kişinin çalıştığı ama şimdi ya terk edilmiş ya da düşük kapasite ile çalışan bu iki tersaneyi, heybetli duruşları ile Haliç’den görürdüm. Dramatik bir şekilde kaderlerini bekliyorlardı. İşte bu yüzden tersaneleri sanki canlıymışlar ve içten dışa bakıyorlarmış gibi algılıyordum. Kırık pencerelerden içeri giren hüzme ışıklar artık kullanılmayan makine parçalarının metal yüzeylerine vurdukça mekana dayanılmaz bir  görsellik kazandırıyorlardı. Çizgiler, dokular, tonlar beni hep provoke etmiştir. Proje böyle başladı işte..

Hedefte neler var?

  

Başlanmış ve başlanacak fotoğraf ve film projelerim var. Önümüzdeki yıl yine yurt içi ve yurt dışı sergilerim olacak. Yurt dışında sergilediğim bazı işlerimi Türkiye’de de sergilemeyi düşünüyorum. Montaj aşamasında “Gezi Direnişi” ile ilgili ropörtajlardan oluşan bir belgeselim var. “Işık ve Gölgeler şehri İstanbul” adlı 200 sayfalık yeni kitabım çıkacak. Paris projem devam ediyor. İlk kısmını bu yıl gösteri olarak sunmuştum. Balkan şehirlerinde ve Doğu Avrupa’da çalışmaya, sosyal konularda video belgesellere devam.. Sürekli  olarak üretim durumundayım anlayacağınız.. bir gün yorulup düşene kadar..

dfot

KARE SANAT GALERİSİ

1991 yılında Fatoş Saka tarafından kurulan ve yönetilen çağdaş sanat galerisi Kare Sanat programına 1960 sonrası Çağdaş Türk Soyut akımının özgün görsel dilini oluşturmuş sanatçılarla başladı ve bu süreçte 200 ün üzerinde sergiye ek olarak pek çok sanat etkinliğine ev sahipliği yaptı. Bugün galeri programında çok farklı disiplinlere ve genç öncü eğilimlere ağırlık vermekte ve bu etkinliklerini uluslararası platformlara taşımaktadır. Ayrıca evrensel sanat literatüründen yayınlar içeren kitaplık ve 1960 sonrası Türk sanatının önemli örneklerini bir araya getiren koleksiyon da, yine bu süreçte oluşmuştur.

 

Taylan Akdağ, ressam – heykeltraş – dağcı…  Plastik sanatlarda klasik sergi sunumuna alternatif  sunumlar yaratmak isteyen üretken, çalışkan ve yetenekli genç bir sanatçı.. Doğada sanat projeleri gerçekleştiren Atmosfer Sanat Projeleri Grubu’nun kurucusu…

 

Dağcılık ve doğa kökenli sporlar yapıyor. Bisiklet, doğa yürüyüşü, tırmanış gibi.. Ve kendi ifadesiyle bütün doğru kararlarına, problem çözümlerine, sanatsal projelerine doğada imza attığını hissediyor.

 

 

Doğada Sanat etkinliklerine nasıl başladınız?  

2006 yılında dağcı olan kardeşim Mutlu İnan Akdağ ile birlikte, 3550 metrelik Aladağlar (Niğde) Karasay zirvesine tırmandık. Hayatımın önemli etkinliklerinden biriydi bu tırmanış. Deniz seviyesindeki sanatçı algısı ile yüksek irtifada sanatçı algısı arasındaki farkı deneyimlemek istedik. Master sürecinde sorgulamış olduğum “Mekan olgusu” problemi tam da bu tırmanışla birlikte çözüldü. Bu dönemden  itibaren “Land Art” üzerine yoğunlaşmaya başladım.

Doğada  üretim adına ilk kaleme aldığım  ve gerçekleştirdiğim proje “İrtifa Atölyesi” dir. Bu projenin hedefi, sanatçının deniz seviyesindeki form algısının irtifayla birlikte ne gibi değişikliğe uğrayacağını araştıran bir laboratuvar oluşturmaktı. Üç dağcıyla birlikte 3500 metrelik bir zirveye bir metreküplük strafor (foamboard) çıkardık. Zirvede kendi heykel form algımla kendi işlerimden birini (bir hayvan figürü) yonttum. Vücudumda bir irtifa şoku yaşamadığımdan algımda da bir değişiklik olmamıştı. Deneysel bir projeydi. Farklı bir sonuca 5000 metre ve üzeri dağlarda ulaşılabileceği sonucunu çıkarttım. Ucu açık kalan bu proje başka projeleri uygulamak üzere yeni  fikirleri doğurdu…

 

2009 yılında “İrtifai Eserler” kişisel sergimi 3500 metre ve üzeri dokuz zirveye çıkardım. Bu performansı bir video ile belgeledim.  2011 yılında  Armaggan Sanat Galerisi  işbirliği ile “ Bir Genç Üretim -Everest Aladağlar” sergi performansını gerçekleştirdik. “Bir” sergisine katılan 20 sanatçının eserleri brandalara basıldı. Önce Everest ana kampa, ardından 20 dağcı ile Niğde Aladağlar’daki zirvelere çıkarıldı ve performans bir video ile belgelendi.
Atmosfer Sanat Projeleri 29 Eylül 2012’de Belgrad Ormanları’nda, 12 sanatçının katılımı ile start almıştır. Oniki sanatçı yanında getirdiği ya da doğadan edindiği malzemeler ve oluşturduğu düzeneklerle ürettiler eserlerini. Bir açık hava sergisi gerçekleştirildi.

15 Şubat- 16 Mart 2013 Marjin Art Sanat Galerisi’nde Atmosfer Sanat Sanatçıları, doğanın sürekli bir değişim, yenilenme ve devinim halinde bir canlı yapı olduğundan yola çıkarak, ‘Ölü müdür Doğa?’ sorusuna cevap bulmak üzere resim ve heykel dillerini kullanarak eserler ürettiler.

Doğa-l Biçimler Adası – Bozcaada’da 14 – 23 Haziran 2013’te  mini bir sempozyum düzenlendi: Sanatçı, kullandığı malzemenin formunu değiştirmeyi ve kendine göre şekil vermeyi amaç edinir. Yalnız kullandığı cisme ya da malzemeye şekil vermekle kalmaz; sanatçı kendi etrafında yer kaplayan dünyasına da şekil verir o esnada. Kendisi için doğal olmayan hiçbir şeyden faydalanmaz. Kendine doğal gelmeyen bir eser de ortaya koymaz, eserleri kendi hayal dünyasından doğmuş olsa bile.. Kendini görüntülerin yanıltan dünyasından uzaklaştırır, öze yakınlaştırır. Yapaylık yanıltıcı olmanın da ötesinde mizahidir. Bir kitle üretimi haline gelen ve tekdüzeleşen sanat anlayışına ve tekdüzeleşen hayat formlarına başkaldırır..

Bozcaada Sanat Galerisi ve Bozcaada Belediyesi’nin katkısı ile gerçekleşen bu projede dört sanatçı ve bir sosyolog (Özlem Yalçınkaya)  yer aldı. İki sergi düzenlendi. Sanatçılar canlı performans gerçekleştirip aynı zamanda, seramik atölyesi çalışması ile etkinliğe yörede yaşayan sanatçıların da katılımını sağladı.
18 Ağustos 2013’te Edremit Zeytinli’de Akademi Zeytinli ve Zeytinli Belediyesi’nin katkıları ile bir sempozyum gerçekleştirdik. Beş sanatçı ve bir sosyoloğun ortak çalışmaları sonucunda, ‘Doğa-l Öz Biçim’ projesi can buldu. Akademi öğrencilerinin katılımı ile atölye çalışmaları gerçekleştirildi. Projemiz amacına ulaşmış, ortak bir bilinç sayesinde, sanat hümanist değerlerine kavuşmuş ve sanatın kendi saygınlığına yaraşacak,  Derrida’nın yaptığı gibi bir yapı-yıkım gerçekleştirdik. Nesneleri yeniden kavramsallaştırarak. Sahip olmadıkları ve olamayacakları özellikler yükleyerek… Hümanist ve eleştirel bir bakış açısı ile çözümledik. Kendi dilimizi ortaya koyduk.

Kente ve kentselleşmeye karşı mısınız?

Kente karşı değiliz.  Özgür sanatçı kimliğinin ve çağdaş sanat akımlarının kentsel mekân sayesinde ortaya çıktığının bilincindeyiz. Biz, kentsel yaşam ve kapitalist düzenin neden olduğu yabancılaşmaya karşıyız. Bu nedenle, doğada, doğa-l yapı yıkımlarımızla ve bir ekip olarak sanat yapıyoruz. Amacımız, neo-liberal düzende piyasa koşullarına bağlı kalmadan, sanatın kendine özgü kaygı, form ve değerleriyle sanat yapmak. Göreceli, piyasaya kolay uyum sağlayabilecek, spekülatör, müzayedeciler ve galericilerin form değerleri yerine kendi öz- biçimlerimize yönelmek istiyoruz.

 

Sanatçının atölyesinde toplumdan izole olması sizin için neden bu kadar önemli ?
Atmosfer Sanat olarak doğru başlangıç noktasının Feuerbach ve Marx’ın yabancılaşma (alienation) kavramı olduğuna inanıyoruz. Bilindiği üzere, yabancılaşma birbirinden farklı evrelerden oluşuyor ve bu evreler sonucunda kişi/işçi/sanatçı kendi üretmiş olduğu ve kendisinin bir parçası olan kendi eserinden/ürününe yabancılaşarak, onu pazarda değiş-tokuş döngüsüne girmek üzere, piyasa koşullarına adapte olacak şekilde kendinden başka kişilere/aracılara/sisteme teslim ediyor. Bu anlamda, sanat kapsamı ile düşünmek gerekirse; sanatçı, eser üretme esnasında kullandığı malzemeleri doğanın bir parçası olarak değil, endüstriyel bir ürün olarak düşünüyor ve doğaya yabancılaşıyor.

 

Sizi besleyen diğer unsurlar, olaylar ve düşünceler hakkında neler söyleyebilirsiniz? 

Her insanın nefes aldığı, heycanını her haliyle yaşayabildiği mekanlar – durumlar vardır. Benim de toprağa bastığım yer ortaya çıkarıyor bütün duygulanımlarımı ve belleğimdekileri.. Çeşitli disiplinlerle uğraşmanın beni sanat anlamında  daha kuvvetli hale getirdiğini düşünüyorum. Dağcılık, çocukluğumda gezdiğim mekanlar benim için çok önemli malzemeler… Hatırlıyorum ve oradaki ayrıntılardan birşeyler çıkarıyorum.

 

Nesneler, objeler veya toplum tarafından atıl olarak nitelendirilen binlerce form, sanatçının laboratuvarından geçerek yeni anlamlı kavramlar ortaya koyar. Performanslarımda kavramsal anlatım dilini kullanmak ifadelerimi çok güçlü kılıyor.

Yaklaşık 10 yıldır üç-altı yaş grubu çocuklarla heykel, seramik ve doğa yürüyüşü çalışmaları yapıyorum. Sekiz yıla yakındır engelli gruplarla sanat terapi eğitimleri uyguluyorum. Bu çok meslekli disiplinler bir araya geldiğinde beni her yeni gün yeni bir projeye yöneltiyor.

 

Son serginiz oluşum sürecini anlatır mısınız?

3 – 31 Aralık 2013 arasında Kare Sanat Galerisi’nde açtığım  “Güncel Yaşam Dizisi” adını taşıyan sergimi sosyolog eşim Özlem Gonca Yalçınkaya Akdağ’ın yorumuyla aktarmanızı isterim:

 

Akdağ, karakteristik çizgisel dili ile kent yaşamı içerisinde kendince sorun olarak gördüğü  ögeleri ve fenomenleri “Güncel Yaşam Dizisi” başlığı altında ifadelendirir. Sanatçı, çalışmalarında oluşturduğu her bir fragmanda, güncel yaşamın içinde barındırdığı hareketlilik, sürekli değişim ve yanılsamaları aktarmayı amaçlar. Böylece her yapıtında yüzey parçalama ve mekân kaygısına girer.  Çalışmalarda  birbirinden farklı sahneler ve mekanlar, kent hayatında bireyi provoke eden lüks yaşam, gerçeğin  ötesinde bir cinsellik, medyanın yoğun manipülasyonuna maruz kalan bilgi, erkek egemen toplum ve tüketim çılgınlığına  hayat veren mekânlara ikili zıtlıklar içeren metaforlar aracılığıyla atıfta bulunmaktadır. Sanatçının benimsediği üslup, kendi oluşturduğu desen, figür ve sahnelerle beraber araç mesajdır. Bu olgu, eserlerinin temelini oluşturur.

Bu çizgisel üslup dahilinde kullanılan figürlerin estetik ve anlamı  önce konturda aranır. İşte, bu anlam ve estetik de, sanatçının yapıbozuma uğrattığı kendi formunda gizlidir.  İşlediği temayı kullandığı çizgiler, keskin konturlar, kusursuz düzlemler ve geometrik şekillerde ortaya koyduğu mekana hapsetmiştir. Bu kapalı formlarla, aslında sanatçı bir şey amaçlamaktadır: Tüm albenisi, göz alıcılığı ve dinamizmine karşın, güncel kent yaşamının bireyde uyandırdığı çaresizlik, parçalanmış benlik, arada kalmışlık ve yalnızlık…

 

Sanatçı, kent hayatında bireyin rasyonel motivasyonlu farz edildiği diskurundan yola çıkar. Halbuki birey, özünde irrasyonel motivasyon, arzu, içgüdü ve dürtü barındırır. Akdağ’ın figürleri rasyoneldir. Sahne ve mekânın ise, irrasyonel olduğu rahatlıkla seçilir. Bu ikili karşıtlık kullanımı, kent hayatında kendini doğasına yabancılaşmış hisseden bireyin paradoksunu yansıtır. İşte bu paradoks, sanatçıda üretim esnasındaki nevrozlarda hayat bulur. Sanatçının kendi oluşturmuş olduğu desen, kent hayatının ikircikli ve katı yapısının sanatçıda yol açtığı nevrozların eserlerinde kendini gösterme biçimidir.

 

Sanatçı figürlere de sembollik anlamlar yükler. Sahnelerdeki bazı figürler sanatsal olarak ilişkiler kurabilirken, bazıları bilinçli olarak sabitlenmiştir. Kentsel güncel yaşamın manevra alanlarımız genişmiş hissi uyandırmasına rağmen, içinde barındırdığı hiyerarşi, düzen arayışı ve tekdüze davranış kalıpları ile bireyde kısıtlanma duygusu yarattığı etkisini seyirciye iletilmesi amaçlanır. Bu sabitlenmiş figürlerle temsil edilen bireyler, normal davranış kalıplarına uymadıkları gerekçesiyle toplumun marjinlerine itilmiş olan bireylerdir.

Artaud’un oluşturup, Deleuze’ün zenginleştirdiği, hiyerarşik olarak örgütlenmiş olan sosyal yapıların kendini meşrulaştırdığı sisteme bir eleştiri niteliğinde olan organsız beden metaforu, bireyin iradesi dışında belirlenen, kendine yabancılaşmasına neden olan ve onu tahakkümü altına alan, tüm önceden belirlenmiş olan kurallara bir tehdittir. Bireyin kendi iradesi ile belirlediği ve yeniden tanımladığı bir organsız beden arayışı ile, mevcut toplumsal hiyerarşinin tersine çevrilmesi ve alternatif bir toplumsal yapı hayal edilmiştir.  Organsız beden metaforu ve bu eksende hayat bulan iktidar- beden diyalektiği Akdağ’ın eserlerinde de yankı bulur. İnsan ve hayvan figürleri incelendiğinde, bu figürler seyircide sanki saydammış gibi bir izlenim uyandırır; iç organlar resmedilmemiştir. Organların yerini tutan desen, adeta bir virüs gibi bedene nüfuz etmiş ve onu özgürleştirmiştir… İşte bu desen, bireyin kendisinin kurgulamış olduğu yeni bir yapay bedeni ve hayalinde canlandırdığı yeni bir sosyal formasyonu temsil eder: İnsanın doğasına sadık kaldığı ve özgürleştiği bir güncel yaşam… Bu aşamada sanatçı, seyircinin bilinçaltına ulaşmıştır artık. Akdağ’ın yapay bedenlerle temsili bireyleri, kentsel hayatta kendilerini yönlendiren, yöneten, etkileyen, kısıtlayan arzu, dürtü, ihtiyaç, güncel yaşam pratikleri ve davranış kalıplarını sorgulamaya yönelmişlerdir. Bireyin özgürlük ideali, Akdağ’ın temsili figüründe desen biçimde tezahür etmektedir…

Son üç yıldır ağırlıklı olarak kent içerisinde doğmuş, yaşayan kültürler, kent koşullarının sanatçı üzerindeki etkilerine yoğunlaştım.

 

2009 ve 2011 yıllarında 3500 metre ve üzeri dağlarda açtığım sergilerde “Gece Kulübü” resim dizileri yer aldı. Kentte doğmuş ve kentte hizmet veren gece kulüplerini dağ performansıyla anlatmak istedim.

 

“Güncel Yaşam Dizisi“

Gündelik yaşam saniyelik birçok kareden oluşur. An içerisinde anlamsız ama ilerleyen süreçte anlam kazanarak aklımızda büyük yer tutarlar. Kendi anlatım biçimimle,  gürül gürül akan hayat içerisindeki anlık görüntüler, kent katılığı içerisinde gündelik yaşam olarak resmededilmiştir. Yaklaşık ondört kareyle anlattığım sahneler kendi içerisinde de sahnelere ayrılmıştır. Birçok sahnede bireyin gün içinde yaşadığı birden fazla rol konu edilmektedir. Mekanına, statüsüne ve kültürüne göre oynadığı bu roller resimde çiğ renk geçişleriyle, form boyutuyla ve hatasız yapısallığıyla işlenmiştir.

 

Röportaj: Ayşe Gülay Hakyemez