aylık ev dekorasyon dergisi

dergi_form_nisan

 

Mükemmelliyetçilik, Elegans, Ayrıcalık, Otantiklik…

Hepsi EGO paris’de.

 

EGO Paris insani tutkularla yücelen genç bir outdoor bir marka demek hiç de yanlış olmaz sanırız. İdealize ettiği yaşam biçimi dışarda tekli veya grup halindeki yaşam modellerimize, otantik, paylaşımcı, özgür bir ruh katmak olarak özetlenebilir. Bu yüzden Ego Paris’in tarzını sabit bir çizgi ile değil de kullanımın formu yakından takip ettiği bir yaşam biçimi olarak tanımlayabiliriz. EGO paris, tasarımları aracılığıyla Fransız çizgileri taşıyan bir yaşam sanatı oluşturma konusunda iddialı. Bu yaşam sanatında  gelenekselliğin, bireysel farklılıklara ve çeşitliliğe saygının ve yenilikçiliğin kol kola ilerleyen kavramlar oluğunu hemen eklemeliyiz. İnsanoğlunun farklılıklarının gerçekliği ve tutkuyu ortaya koymanın en güzel yolu olduğunu düşünüyorlar çünkü.

Evlerin dışında; şeffaf, keşiflere açık, hoşgörülü ama özgür mekanlar yaratmaktaki kararlılıklarının onları bugünkü çizgilerine taşıdıklarına inanıyorlar.

Peki ne EGO Paris’I diğer tasarım markalarından ayrıştıran temel özellikler :
– EGO Paris ürünlerinin hepsi Fransa’da yapılıyor öncelikle,
– EGO Paris, kişisel tercihlere göre şekillenebilecek geniş bir tercih imkanı sunuyor kullanıcılarına (renk, materyal, modülerlik, farklı kullanım olasılıkları…)
– EGO Paris’ ait olan ürünleri tasarım konusunda kesin bir çerçevesi var: o da kullanım kolaylığının mutlaka forma yön vermesi. Bu tasarım önceliği sayesinde müşteriler sadece kendilerine ait olacak rahat ve konforlu alanlar yaratmak konusunda özgür olabiliyorlar.

 

EGO PARIS;
ÖZGÜRLÜĞÜN MARKASI

 

300’den fazla kombinasyona izin veren renk ve materyal çeşidiyle EGO PARIS felsefesini çok net ortaya koymuş aslına bakacak olursanız: KİŞİYE ÖZEL MOBİLYA
Renklerle oynayın, materyalleri karıştırın ve kendi dekorasyona anlayışınıza ve yaşam şeklinize uygun kombinasyonu yaratın ve kullanın. Kısacası size benzeyen mobilyayı yaratmak için gerekli olan EGO’yu size EGO PARIS sunuyor ve markasının hakkını da böylece vermiş oluyor diyebiliriz.

 

YERİ DOLDURULAMAZ OLMAK İÇİN FARKLI OLMAK GEREKLİ

 

2004’de hayata geçişinden bu yana marka, insani ve endüstriel alanda farklı tecrübeler yaşamayı ve yaşatmayı hedefleyen 3 erkek kardeş tarafından Beaujolais’den yönetiliyor. Zaman geçtikçe ve işler büyüdükçe bu başlangıçtaki küçük aileye eklemeler olmuş elbet, şimdi yönetim kadrosu işi bir öteye taşımaya kararlı 25 kişilik genç ve dinamik bir kadrodan oluşuyor. Ama hep aynı vizyonla yarına bakmayı sürdürüyorlar rakamlar, işler gelişse de bu gerçeklik hiç değişmiyor…Zaman geçtikçe ve işler büyüdükçe bu başlangıçtaki küçük aileye eklemeler olmuş elbet, şimdi yönetim kadrosu işi bir öteye taşımaya kararlı 25 kişilik genç ve dinamik bir kadrodan oluşuyor. Ama hep aynı vizyonla yarına bakmayı sürdürüyorlar rakamlar, işler gelişse de bu gerçeklik hiç değişmiyor…

 

dergi_form_nisan

dergi_form_nisan

 

 

Nisan Geldi, Son Cemre De Ruhumuza Düştü

 

Nisan gelip de, doğa canlanınca her seferinde akıl almaz bir hızla, her koldan ve sil baştan, bizim de yaşam enerjimiz tazelenir karşı konulamaz biçimde. Alışkanlıklarının kölesi olmaya çok yatkın biz şehirli faniler olarak, uzaklarda, belki de Kaf Dağı’nın ardında aradığımız ilham perimizi ve sihirli her şeye yetişebilme reçetesini kucağımızda buluveririz. Ruhumuza düşen son cemreyle, o ana kadar yaptığımızdan bir fazlasını yapmak için ihtiyaç duyduğumu tüm güç, damarlarımızdaki asi kanda mevcut olur birden, ya da biz öyle sanırız. Doğa kapımıza dayanır adeta Nisan gelince, tüm doğurganlığı ve kucaklayışıyla, affeder adeta tüm kötülüklerimizi, çirkinliklerimizi, hatta onları örtmek istercesine kararlılıkla ve cömertlikle sarmalar bizi. Bize düşen ne bu durumda, ona teslim olup, onun farkında olmak. Kısaca modern insan olmak sorumluluklarımızın hakkını vermek. Hazır damarlarımızda asi kan akıyor, estetik seçimlerimizden tutun da tüketim alışkanlıklarımıza, hayatımıza dahil etmeye can attığımız trendlerden tutun da dekorasyon zevkimize kadar doğayı “şekilsel” değil sadece içsel olarak da yaşayacağımız bir hayata geçmenin vaktidir vakit. O zaman madem inandırdı hazır bizi doğa, her istediğimizi yapabileceğimize o zaman, ona sahip çıkmakla başlayalım işe ne dersiniz?

Büyük büyük cümleler kurduk diye, beklentiyi çok yukarıya çekmeyelim hemen; aralanan camlardan içeri giren rüzgar, kapıda süt verdiğiniz kedi yavrusu, mutfak balkonundaki saksıya ektiğiniz tohum, ayrıştırdığınız atıklarımız, sahilde yayıldığınız çimenden kaldırdığınız bir çöp, kullandığınız beyaz eşyanın doğa dostu oluşu, sahip çıktığımız doğal malzemelerden söz ediyoruz özünde. Bunların hepsi insanlık için küçük kendi tarihçemiz için büyük adımlar olabilir.

Bahçeniz varsa, geniş balkonunuz ya terasınız ne mutlu size, hakkını verin. Ama yoksa engel midir ya da mazeret mi bu? Parktaki ağaca, cama konan serçeye, ormandaki papatyaya, apartman girişinizdeki köpeğe duyarsız kalmanız için? Öyleyse, bir daha ki seneye cemre ruhumuza değil de kafamıza düşsün inşallah…

Laf aramızda burnunun ucundan ötesini görebilen, kendinden başkasını düşünebilenlerin, “mış gibi yaşamaktan” sıkılanların ruhuna düşer sadece cemre zaten…

 

dergi_form_nisan