aya yorgi kilisesi

Semt Dosyası Çengelköy

Nisanın gelişi ile baharı selamlarken sahil havasını ve tarihi kokan Semt’leri araştırmaya devam ediyoruz.  Çengelköy’ün çıtır simitçisi, sevimli İstanbul evleri, dar sokakları ve meşhur kahvelerini gezmek,görmek,tatmak için  uzun bir yürüyüşü göze almalı sokak sokak gezmeli baharın tadını çıkarmalı. Elbette boş bulduğunuz yerde denize olta sallamayı da ihmal etmemeli…

 

Peki, nereden geliyor ‘Çengelköy’ ismi diyecek olursanız; Rivayete göre Fatih Sultan Mehmet, fetih hazırlıklarını yaparken Çengelköy sahillerine geliyormuş. Ve burada Bizans’tan kalma gemi çengellerini görürmüş. Böylelikle Semtin isimini buradan aldığını öğreniyoruz.

Koca çınarları, salatalığı, armudu, bademi, Ortadoks’ ların geleneksel denize haç atma ve çıkarma töreni ile, tarihi dokusunu kısmen koruyan bir Semt olan  Çengelköy’ü bir de bizim gözümüzden bakmaya ne dersiniz?

Kuleli Askeri Lisesi

İstanbul Boğazı’nın kıyısındaki tarihi binaların arasında kendine yer edinen Kuleli Askeri Lisesi, harika bir manzaraya sahip. Askeri bir okul olan lisede TSK’ya mevcut subay yetiştirilmekte. Kuleli Askeri Lisesi’nin binasının bulunduğu noktada ilk zamanlar bir manastır ve kule bulunuyordu.

Yavuz Sultan Selim zamanında bu bölgeyi kışla olarak düzenlenmiş. Askeri lisenin ilk temelleri II. Mahmut döneminde atılmış. Askeri lisenin bulunduğu bölgede her Osmanlı padişahı, küçük eklemelerle kendi dönemlerinden izler bırakmış. Kuleli Askeri Lisesi’nin önüne 2006 yılında Türk Bayrağı dikilmiş. Bu bayrak İstanbul’un birçok noktasından görülüyor. Bayrak, 43 metre boyuna sahip olmakla birlikte, şehrin en büyük 2. bayrağı konumunda. Kuleli Askeri Lisesi’nin bir bölümü müze olarak hizmet veriyor. Okul, Üsküdar-Çengelköy’de bulunmasından dolayı kolay bir ulaşım yoluna sahip.

Müzede okul öğrencilerinin şimdiye kadar kazandığı ödüller, çeşitli antika eşyalar sergilenmekte. Müzenin en şık ve en göze çarpan eşyaları arasında ise altın sırmalı koltuklar var. Kuleli Askeri Lisesi’nin tarihi binasına, müzesine ve özellikle muazzam manzarasına mutlaka zaman ayrılmalı.

Çengelköy Börekçisi

1980 yılında Bingöllü Musa Dilbağ’ın girişimiyle kurulan bu işletme, başta Çengelköy olmak üzere Kuzguncuk, Beylerbeyi, Çubuklu, Hisar ve Kanlıca olmak üzere 6 şubesi ile hizmet veriyor. Ahşap bir dükkânın içinde kıymalı, patatesli, ıspanaklı börekler tavsiyemiz. Su böreğini denemekte de fayda var tabii…

Sabri Artam Vakfı Otomobil Müzesi

Ar Collection Başkanı Cengiz Artam, 1985 yılından bu yana biriktirdiği koleksiyon değerindeki 130 otomobili Otomobil Müzesi’nde bir araya getirdi. İlk olarak 4 katlı binanın en alt katında hobi amaçlı otomobil yenileme çalışmaları yürütmek için tamirhane oluşturan Artam 1985 yılında ilk klasik otomobili olan 1964 model tenteli bir Chevrolet alarak ilk başlarda eskimiş klasik otomobilleri alıp tamir etmeyi, onları eski güzelliklerine kavuşturmayı amaçladı . Ancak otomobil sayısı arttıkça koleksiyon tutkusunu dizginleyemeyen Artam 1985’ten bu yana biriktirdiği otomobilleri ar collection olarak gerekli restorasyonlarını yaparak bu binada topladı. 1990’lı yılların ortasında da otomobilleri görmek için hem yurt içinden hem de yurt dışından ziyaretçilerin ilgisi başlayınca binayı müze haline getirmeye karar verdi.

Artam, dört katlı müzede ziyaretçilere tarihe ve önemli kişilere tanıklık etmiş yüzde 90’ını yurtdışından getirdiği 130 otomobili gururla sergiliyor. . Müzede 1909 model otomobil, Türkiye’nin ilk Formula arabası Hupmobile’den, 1928 model ve dünyada bir tane üretilmiş Fiat’a kadar antika değerindeki klasikler, otomobil severlerle buluşuyor.

Tarihi Çınaraltı

70 yıllık bir çay bahçesinde kahvaltı veya sadece bir bardak çay içmenin keyfi bile tartışılmaz.Adını önündeki devasa çınar ağacından (yaklaşık 800 yıllık) alan Tarihi Çınaraltı Çay Bahçesi, Çengelköy’ün medar-ı iftiharı.1963 yılından beri çay bahçesi olarak işletilen mekanın hemen dibinde Fatih döneminde inşa edilmiş Hamdullah Paşa cami ve Hamdullah Paşa yalısı var. Uzun yıllar ilgiyle izlenen Süper Baba dizisindeki Nihat’ın Kahvesi olarak akıllara kazınan Tarihi Çınaraltı Çay Bahçesi, her mevsim ayrı güzel.

Muazzam bir manzaraya sahip olan Çınaraltı ,neredeyse oturduğunuz her açıdan rahatlıkla boğazın güzelliğini izleyebiliyorsunuz. Kapalı alanı da açık alanı da oldukça büyük ve ferah. Hafta içi yer bulmakta sıkıntı yaşamazsınız ancak hafta sonu için aynı şeyi söylemek elbette zor. Usta ellerinden çıkan menemen en çok konuşulan lezzetlerden. Tabloya benzeyen gün batımı manzarası ile yanında bir bardak çay keyfi ise paha biçilemez.

Hamdullah Paşa Camii

Hamdullah Paşa Camii; İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında Üsküdar Çengelköy sahilinde Çınarlı mevkiinde 1820 tarihlerinde Kaptanı Derya Abdullah Ağa tarafından inşa edilmiş. Abdullah Ağa Çengelköy’de kayıkçılık yapan Safranbolulu Kürekçi Ali’nin oğludur. Baba mesleğine devam etmiş ve sonunda saray saltanat kayığına kürekçi olarak alınmış. Saraydaki çalışmalarından dolayı  Sultan II.Mahmut döneminde Bostancı başı olmuş. 1815 tarihinde azledilmiş.Abdullah Ağada Çengelköy’deki evine çekilmiş. Bir yıl sonra Padişah tarafından affedilip tekrar kendisine görev verilmiş. Bu defa silahtar ağası, imrahor, vezir kaptanıderya ve sonunda Sadrazam olmuş. Ama en uzun süre Bostancı başılık yaptığı için bu görevi ile meşhur olmuş.  Bostancıbaşı’lık Osmanlı devlet düzeninde özel önem arz ederdi. Göreve getirilmeleri veya azledilmeleri bizzat padişah tarafından yapılırdı. Sadrazamın bile Bostancıbaşı’na emir vermesi usulden değildir. Abdullah Ağa Kaptanıderya olduğu dönemde yalısının yanına asırlık çınar ağaçları altına bir camii yaptırdı. Bu camii bugün Hamdullah Ağa Camii ismiyle anılıyor. Cami kagir bir yapı ve tek katlı. Dikdörtgen bir plana sahip. Çatısı ahşap ve kiremit kaplı.

Çengelköy Baharatçısı

Küçük bir mahallenin olmazsa olmazlarından aktarlar Çengelköy’de de her sokakta var. Bunlardan biri Çengelköy Baharatçısı. İhtiyacınız olan her türlü bitki mevcut burada.İçeri girdiğinizde muhteşem bir baharat kokusu karşılıyor sizi.Ne yoğun ne rahatsız edici,her şeyden bir tutam almak istiyorsunuz adeta.Çalışanları ise son derece ilgili.Tam bir bitkisel mabet kıvamındaki Çengelköy Baharatçısı 10 yılı aşkın 7 şubesi ile doğal ve organik ürünleri sayesinde sağlık aşılıyor.Franchise sistemi ile büyümek derdinde değiller .İşin sağlık boyutu olduğundan çok fazla büyümek yerine daha çok butik kalmayı  markalarından ve güvenilirliklerinden taviz vermemeyi tercih etmişler.Her çeşit baharattan şifalı otlara,kuru yemişlerden ballara,sağlıklı beslenme kitaplarına kadar her şeyi bulabilirsiniz.Özellikle bize tattırdıkları Tropikal Bitki Çayını ise  denemekte fayda var,aklınızda bulunsun.

Aya Yorgi Kilisesi

Aya Yorgi adını Kapadokyalı bir azizden alıyor ve İngilizler St. George dedikleri bu azizi ülkelerinin koruyucu azizi olarak görüyorlar. Çengelköy İskelesi’nin arkasında yer alan bu 19. yüzyıl kilisesi dıştan bakıldığında daha çok bir depoyu andırıyor. Çan kulesiyle birlikte ilginç bir görüntü sergileyen kilisenin içine girdiğinizde ise harika bir sürpriz bekliyor sizi, sıra dışı ikonlar. Hıristiyan inanışına göre Hz. İsa, Ürdün Nehri’nde vaftiz edildiği için bu olayın anısına deniz, göl ve nehirlere yakın olan kiliselerdeki cemaat ve ruhani temsilciler ayinin ardından sahile gidiyor. Kutsal haç,dualar eşliğinde ruhani lider tarafından suya atılıyor. Burada hazır bulunan gençler suya atlayarak, haçı almak için yarışıyor. Genelde haçı çıkaran kişi, ruhani lider tarafından bir altın haç ile ödüllendiriliyor. Epifani yani vaftiz olarak adlandırılan, aynı zamanda suların kutsanmasını temsil eden bu gelenek, İstanbul’un Çengelköy, Fener, Yeşilköy ve Arnavutköy gibi sahil semtlerinde de uzun yıllardır yapılıyor.

Hatr-ı Kahve

Oymak sokaktaki Hatr-ı Kahve Çengelköy’de fazla kimsenin bilmediği küçük, ama sevimli bir mekan. Rengarenk boyadıkları kaldırım ve nostaljik dekorasyonu ile sokağa girdiğinizde sizi kendisine çekiyor. Belçika usulü yapılan sıcak çikolatası ise tavsiye edilen lezzetlerden. Kendi yaptıkları çikolatalar denemeye değer. Narlı, çilekli, kahveli…Tatlı ekşi veya tatlı fark etmez her damağa hitap eden bir çikolataları var mutlaka.

Kafe’nin tüm dekorasyonu ile mekan sahipleri ilgilenmiş. Merdiven altındaki plaklardan gözünüze çarpan tüm detaylara kadar bizzat kendileri düşünmüş. Son derece samimi ve sıcak bir mekan olan Hatr-ı Kahve’ye mutlaka uğramalı ve çikolata keyfini yaşamalısınız. Daha çok yeni bir mekan olsa da çok yakın bir zamanda Çengelköy’ün sakinleri arasına gireceğinden şüphemiz yok. Ee, ne demişler bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır…

Fil Ambarı

Burası 1800’lü yılların başında fil ambarı adıyla inşa edilmiş. Kulağa pek inandırıcı gelmese de filler bu iskeleden karaya çıkar, bir süre bu ambarda bekletildikten sonra Anadolu’ya gönderilirmiş. İyi de filin Anadolu’da ya da İstanbul’da ne işi var, onu pek anlayabilmiş değilim. Bilindiği üzere Anadolu’nun ilk fili, bir zamanlar Pakistanlı dostlarımızın Ankara hayvanat bahçesine armağan ettikleri Mohini adlı filmiş. Bu fil ambarı daha sonra ispirto fabrikasına dönüşmüş, ardından da tepeden tırnağa restore edildikten sonra lüks ve kaliteli bir balık restoranına.

Fil ambarından restorana…Restorana girildiğinde, aslında orta kata ulaşıyorsunuz. Girişteki restoran katı, oldukça ağır dekorlu. Bir kat merdiven çıkıldığında ise daha geniş pencereli, açık renk dekorlu bir restoran çıkıyor karşınıza. Boğaz’ın Anadolu yakasındaki manzaranın görkemi etkiliyor insanı.Tavanda kumaş kullanılmış, bunun amacı ise; içerideki ses yansımasının önüne geçmek. Önceki yıllarda Anadolu yakasındaki Çapari ve Çatana’dan aşina olduğumuz restoranın müdürü Seyfettin Bey Del Mare’nin mezelerinin çok farklı olduğunun altını çizdiği için, menüden seçim yapmak yerine ona teslim olmakta fayda var.

Sadullah Paşa Yalısı

Yalı, ilk sahiplerinden olan Bağdat Valisi Hamdi Paşa’nın borçları yüzünden 19. asrın başlarında Ayaşlı Esad Muhlis Paşa’ya satılır, Paşa zatüreeden ölünce 1838 doğumlu oğlu Sadullah Paşa’ya kalır ve asıl tuhaflıkların bundan sonra başladığı bilinir.Vanda Ayaşlı’nın büyük-büyük kayınpederi olan Sadullah Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’nun Viyana’daki büyükelçisidir, sefarethanede çalışan genç bir hizmetkârla gönül ilişkisine girer. Devrin hükümdarı Sultan Abdülhamid tarafından İstanbul’a dönmesine bir türlü izin verilmemektedir, memleket hasreti çekerken üstüne üstlük hizmetkâr kızın kendisinden hamile kaldığını öğrenir ve 1891’de havagazıyla intihar eder.

Paşa’nın İstanbul’da, Çengelköy’deki yalıda yaşayan haremi Necibe Hanım ise, haberi duyunca perişan olur.  Sadullah Paşa ile Necibe Hanım’ın büyük oğulları Âsaf Bey’in kaderi de babasıyla aynı olmuş ve yine bir gönül macerası yüzünden 1985 yazında Berlin’de canına kıymıştır. Paşa’nın eşi Necibe Hanım 1917’de vefat eder, yalı Cumhuriyet’in ilk içişleri bakanlarından olan Ahmed Ferid Tek’e satılır, onun vefatıyla kızı Türkolog Emel Esin’e geçer. Emel Esin, yalıyı kendi adıyla kurduğu vakfa devreder ve o da dünyadan 1987’de ayrılır. Binanın daha sonraki sâkini ise, yalıyı Emel Esin Vakfı’ndan kiralayan Ayşegül Nadir’dir.

Ayşegül Nadir’in isminin etrafında yoğunlaşan ve basını bundan senelerce önce uzun müddet meşgul eden meşhur tarihî eser kaçakçılığı olayı da, işte bu yalıda yaşanır.Bütün bunlar belki tesadüf ama Sadullah Paşa’nın ailesinin kaderinde bir tuhaflık olduğu da çokça konuşulur. Aile mensuplarının yaşadığı daha başka üzüntüler de yaşanıyor.

Beylerbeyi Sarayı

Beylerbeyi Sarayı’nın asıl binası haricinde çeşitli eklentileri de bulunmakta. Bu eklentilerle birlikte adeta bir saray kampüsünden söz etmek mümkün. İki adet deniz köşkü haricinde burada Mermer Köşk, Sarı Köşk ve Ahır Köşk isimli köşkler bulunuyor. Beylerbeyi Sarayı Abdulaziz döneminde inşa edilen diğer yapılar gibi Barok izleri taşıyor. Ayrıca çeşitli doğu batı mimari biçimlerinden de etkilendiği biliniyor. Beylerbeyi Sarayı’nın asıl binası iki ana bölümden oluşmakta. Kuzeyde Harem bölümü, güneyde padişah ve çevresinin kullandığı Mabeyn-i Humayun bulunuyor. Sarayın altı büyük salonu var. Üç kapısı bulunan sarayın 24 oda, birer adet hamam ve banyo bulunuyor.

Beylerbeyi Sarayı içinde altın işçiliğinin en güzel örnekleri sergilenmekte. Resim ve yazı süslemeleri, çeşitli nakış ürünleri sarayın her yanını süslüyor. İnşa sırasında Abdulaziz’in saray içine özen gösterdiği belirtilmekte, kimi hat ürünlerinin padişah elinden çıktığı biliniyor. Uluslar arası davetlerin verildiği Kabul Salonu içinde bir havuz da bulunuyor. Aynı zamanda saray bahçesinde de denizden beslenen bir havuz  daha yer alıyor. Beylerbeyi Sarayı Osmanlı’nın son dönem eserleri içinde mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. Sarayın eklentileri arasında olan üç köşk II.Mahmud dönemi eserlerindendir. Bunlar içinde özellikle Ahır Köşkü büyük dikkat çeken bir köşk. Osmanlı’nın atlara gösterdiği özeni anlatan bu köşk süslemeli ve özel dizaynlı yapısıyla dikkat çekiyor. Atlara ayrılan bölümler hiç görülmemiş büyüklükte ve güzellikte. Mermer ve Sarı Köşk isimli köşkler de süslemeli yapıları ve mimari güzellikleriyle oldukça dikkat çekiyor.

Sumahan On The Water

Boğaziçi kıyısında bulunan Sumahan – on the Water, eskiden içki fabrikası olarak kullanılmış 19. yüzyıldan kalma yenilenmiş bir binada yer alır. Otel, son derece lüks ve Boğaz manzaralı odalar sunmaktadır. Odaların çoğunda Türk usulü mermer banyolar vardır. Modern döşenmiş odalarda ahşap kirişli tavanlar veya şömine gibi orijinal unsurlar aynen korunmuştur. Sumahan bünyesindeki sağlıklı yaşam merkezi geleneksel bir Türk hamamına ve fitness merkezine sahiptir. Sağlıklı yaşam merkezinde vücudunuza zindelik ve canlılık kazandıracak bir masajla kendinizi şımartabilirsiniz. Tapasuma Restaurant’ta Türk ve Akdeniz mutfaklarından mezeler sunulmaktadır.

Boğaziçi Köprüsü ile İstanbul silüetinin muhteşem manzarasını sunan Waterfront Café’de dünya mutfaklarından çorbalar, salatalar, makarnalar ve sandviçler servis edilmektedir. Burada her gün kahvaltı servisi de yapılmaktadır. Sumahan – on the Water, İstanbul’un Avrupa yakasına vapurla doğrudan ulaşım imkanı sağlayan Çengelköy İskelesi’ne yaklaşık 5 dakikalık yürüme mesafesindedir. Otelde ücretsiz özel otopark da mevcuttur. Uskudar iş, doğa ve eğlence ilgilenen gezginler için harika bir seçenek. Bu bölgede konaklayan konuklar civarda harika bar ve restoranlar keşfedecek.

Tapasuma

Doğunun batı ile bütünleştiği mistik şehir İstanbul’un Çengelköy kıyısında, yepyeni bir konsept ve alışılagelmişin dışındaki tasarımıyla hizmet veren TAPASUMA, tarihi “suma fabrikası” Sumahan on the Water otelinin bünyesinde ziyaretçilerine sunuyor. Boğazın olmazsa olmaz mevsim balıklarının yanısıra, modern Türk ve Akdeniz mutfağından sıradışı örnekleri ve leziz Türk mezelerini lokmalıklar olarak çok farklı bir konseptde sunan deneyimli Baş Aşçı Gökay Çakıroğlu, mekanın sekiz metrelik muhteşem yiyecek barında, konukların midelerine olduğu kadar gözlerine de sanatsal bir görüntü sunuyor.  Tapasuma, muhteşem konumu, Boğaz’ın tamamına hakim manzarası, yanıbaşındaki denizin sürekli değişen mavi-yeşil-gri renkleri ve bugünü ahenkle harmanlayan mimarisi ile kuşatılmış özel bir mekandır.Gündüz iş yemekleri, akşam özel toplantılar ve kutlamalar, gün batımında huzurlu bir mola yeri olarak tercih edilen Tapasuma, kendine özel teknesi ile sizi İstanbul’un trafiğinden de kurtarıyor.

dfot

 

Burgazada

İstanbul adalarının en mütevazısı Burgazada, martı seslerinin yankılandığı sokakları, yazarlara ilham veren kırları ve zarif köşkleriyle huzurlu bir liman arayanları bekliyor…

Burgazada’da

Huzur ve renk

Diğer adalara nazaran daha az bilinen ve tercih edilen Burgaz’ın sakinliği, doğallığı ve eşsiz manzarası bir başkadır. Adaya ayak bastığınızda size en sıcak karşılamayı önce martılar ve kediler yapar. Sonrasında ise iskele meydanında mezeleri ile meşhur restoranlar muazzam kokularıyla aklınızı başınızdan alır.

 

Adayı gezdikten ve yorgunluk sarhoşu olduktan sonra da Ada’nın en meşhur dondurmacısı ile günü büyük bir keyifle noktalayabilirsiniz. Geri dönmek için hazırlanmaya başladığınızda ise içiniz burkulur ve bu huzuru hiç terk etmek istemezsiniz. Bahar Mahmure Derviş ise bu terk etme duygusunu bir daha yaşamamak üzere yıllar önce buraya yerleşip, adayı sindire sindire yaşamaya karar verenler arasında.

Hayatını dolu dolu yaşayan, her dakikasının kıymetini bilen huzur dolu ve inanılmaz hikayeler biriktiren Bahar Derviş Hanım evinin kapılarını Bast Home için açtı. Evin yolunu tutuyoruz ve bir kez daha Burgazada’ya aşık oluyoruz. İnanılmaz bir huzur eşlik ediyor bize. Sessizliği ne kadar özlediğimizi fark ediyoruz o an. Ve öğreniyoruz ki bu adada fayton atları genelde serbest dolaşırmış, eğer evlerin kapısı açık unutulursa bahçede  bir atla karşılaşma olasılığı çok yüksekmiş meğer. Bunu duyunca özellikle Büyükada için temennide bulunduk; en kısa zamanda şartlar değişip de buradaki atlar kadar özgür olabilsinler diye. Ve biraz yokuş çıktıktan sonra bizi bahçesinde çiçekler içinde karşılayan Bahar Hanım ile merhabalaştık ve bize ‘’Adalı” olmanın ne demek olduğunu anlattı.

‘Çocukken aile ile beraber adalarda büyümek ayrı, bir de seneler sonra ada hayatını tercih edip bunu yaşam biçimi haline getirmek ayrı. Ada hayatını tercih ettiyseniz bir kere kendinizi disipline etmeniz şart! Planlı ve programlı olmalısınız ki vapur saatleri programınızı alt üst etmesin.Onun dışında adada iseniz zaten tek yapmanız gereken bu hayata ayak uydurmanız. Unutmayın şehirdeki yaşantınızı buraya adapte etmek değil amaç aksine teslim olmak ve bir bütün halinde yaşamak’ diyor Bahar Hanım. Son 15 yılını Burgazada’da yaşadığını ve artık İstanbul’a yalnızca öğrencileri için gittiğinin altını çiziyor. Tam anlamıyla bir adalı Bahar hanım. Hatta öyle ki tatil tercihini de başka ülkelerin adalarına kaçmaktan yana kullanıyor. Kendi yaşadığı evin bahçesi görülmeye aslında yaşamaya değer diyebiliriz. 20 çeşitten fazla çiçek var bu bahçede.Ve her birine öğle bağlı ki kimseye teslim edemiyormuş.Gittiği yerlerden en nadide çiçekleri bile bu bahçeye taşıyormuş.Tüm bahçe bakımını bizzat kendi yaptığının altını çiziyor ve ekliyor, ‘Her bitkinin bakımı ve ihtiyacı apayrıdır. İşin en keyifli tarafı ise bunca çeşidin içinde her mevsimi bir başka yaşıyor olmanız. Bu bahçede her mevsimde farklı bir çiçek açar ve bahçe kendini yeniler. Öyle muazzam bir oluşuma şahit olursunuz ki bahçeniz adeta masalsı bir görünüme bürünür.’

Sohbet sırasında bir diğer öğrendiğimiz şey ise bu evin bulunduğu yerin Reşat Paşa Köşkü’ne ait olduğu. Sonrasında ise bu köşk kızları arasında bölüştürülmüş meğer.

Bahar hanım’ın bu evi nasıl seçtiği ise onun seneler evvel yaşadığı bir anıda gizli. Bu hikaye şimdilik bizde saklı kalsa da bir kelebeğin insanın hayatını değiştirebildiğini söyleyebiliriz. Evin her köşesi başka hikayelerle, başka anılarla dolu. Her objenin kendine ait bir hikayesi var. Evin içi o kadar sıcak detaylarla tamamlanmış ki kendinizi hiç de misafir gibi hissetmiyorsunuz.Evin başrolü ise şüphesiz kelebekler.Ancak mavi renk, melek figürlü detaylar ve antika objeler de arka planda kalmıyor. Bir oda bir salon olan bu ev son derece kullanışlı dekore edilmiş. Yazlık kışlık olarak kullanılan bu ada evinin her köşesi rahatlığa ve huzura işaret ediyor. Salondan bağımsız, kitabınızı alıp okuyacağınız bir alan dahi oluşturulmuş. Pencerelerden baktığınız bahçe manzarası ise görülmeğe değer. Kendinizi hem dağ evinde, hem de bir ada evinde hissedebileceğiniz nadir yerlerden anlayacağınız. Salondan verandaya açılan bir çıkış var ve Bahar Hanım’ın yine kendi yarattığı; Burgazada hatırası köşesi bulunuyor. Bu eve her gelenin mutlaka bu bölümde bir fotoğrafı ve hatırası olurmuş. Biz de es geçmiyor ve hemen bir hatıra fotoğrafı çekiyoruz elbette. Bahar hanımın hoş sohbeti ve samimiyeti  ile harika geçen bir günün ardından vapura biniyoruz ancak herkes gibi içimiz buruk bir şekilde terk ediyoruz adayı.Tez zamanda yeniden ziyaret etmek üzere…

SAİT FAİK

ABASIYANIK

MÜZESİ

Türk edebiyatının usta isimlerinden Sait Faik’in uzun yıllar yaşadığı tarihi köşke uğramadan yapılan bir Burgazada gezisi eksik kalır. Ada günlerinden geriye ölümsüz eserlerden oluşan paha biçilmez bir miras bırakan yazarın hayatının son yıllarını geçirdiği ev günümüzde bir müze. Güzel bir bahçe içerisinde yer alan köşkte yazarın el yazmaları, fotoğrafları, mektupları, kitapları ve kişisel eşyaları sergileniyor.

AYA YORGİ

KLİSESİ

17. yüzyılda yapıldığı sanılan manastır, Cennet Yolu’nun altındaki yamaçta inşa edilmiş. Üç katlı ve dikdörtgen planlı taş bina, 1920’li yıllarda Beyaz Ruslar tarafından da kullanılmış. Manastırın yukarısındaki çam ağaçlarıyla kaplı düzlükteki kilise ise 19. yüzyıl tarihli. Kilisenin içi ise resimler ve ikonalarla dolu bir müze gibi. Dekorasyonda kullanılan gümüşler ve ahşap oymalar ilginç.

KALPAZANKAYA

İskeleden yarım saatlik bir yürüyüşle, faytonla ya da gezi tekneleriyle ulaşabileceğiniz Kalpazankaya, adanın görülmeden geçilemeyecek yerlerinden biri. Püfür püfür rüzgârlarıyla yazın sıcağını hiç hissettirmeyen bu güzel doğa parçasının bir tarafı ormanla, diğer tarafı denizle çevrili. Hemen aşağısındaki küçük koy, güneşlenmek ve denize girmek için ideal. Civardaki kır gazinolarında ise balık ve kuyu kebabı çok lezzetli.

 

HRİİıSTOS TEPESıİ VE MANASTIRI

Bizans manastırı olan Theokoryphotos (Hz. İsa’nın Başkalaşımı), adının da söylediği gibi, Hristos (İsa) Tepesi’nin zirvesinde yer alır. Bizans kaynaklarınca doğrulanmamış olmamakla beraber, söylenceye göre, manastır Makedonyalı İmparator I. Basil tarafından (tks 867-86) bir antik Yunan tapınağının kalıntıları üzerine kurulmuştur.

18. yy.ın sonunda ise manastır terk edilmiş, bir harabe haline gelmiştir. Manastırdan günümüze, eski manastır bölgesinin çeşitli yerlerine dağılmış, önceki yapılara ait harabeler ve mimari kalıntıların yanı sıra, 19. yy.da yapılmış bir kiliseyle 18. yy.da inşa edilmiş iki katlı bir yapı kalmıştır. Manastır bölgesi girişinin içinde, çok güzel oyulmuş dört Bizans sütun başını da içeren bir dizi antik mimari kalıntısı bulunur.

Manastır yöresinin sınırları içinde bugün bile hâlâ yağmur sularını toplayan dört adet kocaman, kemerli yer altı sarnıcı bulunuyor.

Tepeden seyredilen manzara harikadır: Bütün Adalar ve Asya sahilleri görülebilir. Rumlar ve diğerleri hâlâ, Hz. İsa’nın Başkalaşımı’nın panigirisini (o yerdeki kiliseye adını veren azizin anısına yapılan şenlik) hatırda tutmak üzere 6 Ağustos’ta kiliseye geliyorlar; bu olay eskiden, tepenin zirvesinde müzik ve danslarla kutlanırdı.

Rum mezarlığı, manastır bölgesinin hemen yukarısında. Mezarlıktaki minik kilise, tapınakları hep tepelerin zirvesinde kurulmuş olan Hagios Profitis İllias’a adanmıştır.

KINALIADA

Krikor Lusavoriç Kilisesi

Ada nüfusunda önemli bir payı Ermeniler oluşturmaktadır. Gregoryen kilisesi sahil yolunda yer almaktadır. Prens adaları içerisindeki tek Ermeni kilisesi olma özelliğine sahiptir. 1857’de kurulmuştur ve 1988’de yeniden inşa edilerek bugünkü halini almıştır. İçerisinde ortaçağ taş oymacılığının güzel örneklerini içeren panolar bulunmaktadır.

KINALIADA CAMİİ

Kınalıada’da yaşayan müslümanların isteği ile modern bir  camii yapılmıştır.Üçgen çatısı, kesik yivli minaresi ve zikzaklı yedigen bir poligon oluşturan ana binasıyla Kınalıada Camii, İstanbul’da örneği bulunmayan modern bir mimari üslup taşıyor. Deniz kenarındaki 450 metrekarelik bir alan üzerine kurulu ibadethanenin avlusunda, şadırvan, cemaat odası, sağlık merkezi, gasilhane ve su sarnıcı bulunuyor.

DÖNÜŞÜM MANASTIRI

Dönüşüm Manastırı, Manastır Tepesi’nin üstündedir. Bu manastır aynı isimdeki Bizans manastırının yerine kurulmuştur. Bu manastırın bazı mimari kısımları katholikon yani keşiş manastırının içine yerleştirilmiştir, diğerleri ise araziye yayılmış durumdadır. Türklerin fethinden sonra manastır yıkılmaya başlamış ama sonra 1722’de İstanbul’da iş yapan Sakızadalı bir grup zengin Yunanlı tüccar tamamen onarımını üstlenmiştir. Bu tüccarlar Bizans katholikonunun yerine yeni bir kilise inşa ettirmiş ve yanına Aziz Paraskevi’ye adanmış bir şapel eklemişlerdir. İconostasis ve piskoposluk tahtı ağaç oymacılığının güzel eserlerindendir. Özgün katholikondaki Bizans ikonları İstanbul’da Rum Ortodoks Patrikhanesi’nde korunmaktadır. Şimdiki kilisenin ikonları Rus yapımıdır ve 1723’te Patrik III. Jeremias’a Çar Büyük Petro tarafından yollanmıştır.

RUM ORTODOKS PANAYİA KİLİSESİ

Adanın doğusunda yer alır ve Bizanslı tarihçiler tarafından bu manastırın İmparator V.Leon’a (813-820) kadar yaşadığı kabul edilir. Temel kazımı sırasında şamdanlar, zeytinyağı elde etmeye yarayan aletler, büyük mermer parçaları ve yazılı sütunlar ortaya çıkmıştır.

SİRAKYAN İKİZ EVLERİ

Ali Baran Meydanında bulunan Sirakyan İkiz Evleri Osmanlı döneminde mesken olarak kullanılmak için inşa edilmiştir. Üç katlı ahşap yapılardır ve Kınalıada’nın simgelerindendir.