atatürk

Bağdat Caddesi Dosyası Vol.2

BİSTRO 33

120 kişilik bahçesinde her mevsimin tadını çıkarabileceğiniz samimi bir mekan….

İç dekorasyonunda geniş masif masalar ve deri koltukların tercih edildiği Bistro33 Erenköy aynı zamanda şömine başında keyifli sohbetler vaadediyor.

İç dekorasyonunda geniş masif masalar ve deri koltukların tercih edildiği Bistro33 Erenköy’de, şef Marcello Micci’nin özenle hazırladığı ve devamlı güncellediği bir mönü sunuluyor. Ağırlıklı olarak Toscana mutfağından karakteristik örneklerin yer aldığı mönüdeki seçkin lezzetler, gece 23.30’a kadar servis ediliyor. Saat 01.00’e kadar açık olan Bistro33 Erenköy, konuklarına özel hissettirmek ve keyifli anlar yaşatmak için her türlü ortamı hazırlıyor.

Günün her saati dostlarınızla keyifli anlar yaşayabileceğiniz Bistro33 Erenköy, Bağdat Caddesi’nde mutlaka uğramak isteyeceğiniz; sunduğu lezzetler, ambiyans ve rahatlığı ile favori adresler arasında…

BURBERRY

Dünyaca ünlü Britanyalı moda evi, kıyafet, parfüm ve moda aksesuarları üreticisi olan Burberry’nin kendine özgü ekose deseni şirketi dünyanın en yaygın olarak taklit edilen ticari markalardan biri hâline getirdi. Hiç şüphesiz Şirket en çok, kurucusu Thomas Burberry tarafından icat edilen simgeselleşmiş trençkotları ile tanınmaktadır.

İngiliz ikonu Burberry’yi, küresel lüks markaya dönüştüren Angela Ahrendts: Trençkot sayesinde dünyanın en hızlı büyüyen dördüncü markası oldu.Tüm kararları ikona dönüşen ürünleri olan Trençkot belirliyor. Bu ürün onların kimliği olarak geçiyor.  ‘Onlar artık sadece yağmurluk değil. Büyük bir markanın ve büyük bir şirketin temeli’ diyor Angela Ahrendts.

RAGIP PAŞA KÖŞKÜ

Ragıp Paşa Köşkü, Caddebostan’da, Cemil Topuzlu Caddesi’nde yer alır. Mabeynci Ragıp Paşa tarafından yaptırılan köşklerin mimarı; Sirkeci Garı’nın da mimarı olan Prusyalı August Carl friedrich Jasmund’dur. 1906 tarihli köşkler; büyük bir koruluk, iki köşk ve caddenin kara tarafında bulunan tek katlı selamlıktan oluşmaktadır. Yıldız Sarayı’nın güvenilir bir mensubu olan Ragıp Paşa, devlet memuriyeti yanında ticaretle de uğraşmış; Beyoğlu’nda birbirine yakın Anadolu, Rumeli, Afrika hanlarını yaptırmış, Umurca Rakı Fabrikası’nı kurmuştur. 1908 Meşrutiyeti’nden sonra padişahın Selanik’de Alatini Köşkü’ne gönderilmesini takiben Rodos’a sürgün edilmiş, orada hastalanarak mide kanserine yakalanmıştır. Tedavi için İsviçre’ye giden paşa, dönüşte çok yaşamamış, 1920 yılında bu köşkünde vefat etmiş.

Paşa’nın ölümünden sonra yapı önce avukat İbrahim Ali Bey’e, daha sonra Sait Çiftçi’ye satılmış. Bir süre Yat Kulübü olarak kullanılan köşk, 1. Dünya Savaşı yıllarında ise ordu tarafından İhtiyat Zabit Okulu ve Hastane olarak hizmet vermiştir.

İki tarafını meşe ağaçlarının süslediği taşlı bir yoldan Caddebostan plajına doğru gidilince, sağ tarafta, 27 dönümlük bir bahçe içinde yer alan Ragıp Paşa’nın kendisi için yaptırmış olduğu köşk, diğer yapılara göre büyük olandı.  4 katlı, kagir olarak inşaa edilmiş olan bu köşk, hareketli cephesi, rasat kulesi ve asimetrik planı ile diğer iki yapıdan tamamen farklı bir görünüşe sahip. Köşk yapıldığı yıllarda, geniş salonları, renkli camları, ihtişamlı kapıları, içinde  ve dışında kullanılan ve İtalya’dan getirtilen mermerleri, Prens Adaları’na bakan kısmında yükselen kulesiyle adeta şatoyu andırmaktaydı. Caddebostan yoluna açılan çift kanatlı büyük, oymalı demir kapısı ve deniz tarafında en şiddetli lodosların bile bozamadığı beyaz mermerden yapılmış sağlam bir rıhtımı vardı. Caddebostan yolunun genişletilmesi çalışmaları sırasında; duvarların ve kapının yeri değişmiş, bahçenin bir bölümü parsellenmiş, bazı ağaçları kesilmiştir. Köşkün önünde halen genişçe bir park alanı bulunmakta.

Ragıp Paşa Köşkü’nün bitişiğindeki büyük beyaz köşk, kızı Tevhide Hanım’a aittir. Tevhide Hanım Köşkü  ile selamlık, Ragıp Paşa Köşkü’ne göre daha yalın bir mimariye sahiptir. Tevhide Hanım Köşkü yapıldığı yıllarda, 18.000 m²’yi aşan ve denize kadar uzanan bir koru içinde bulunmaktaydı. Köşkün temelleri denize doğru uzanan kayalık bir burun üzerinde olup, istinat duvarı ve mermer korkuluklarla çevrilen bahçe kısmı toprakla doldurulmuştu. Bu arsa içinde halen 50 civarında dairenin bulunduğu bir dizi apartman yer almaktadır. Denizle bağlantsı, Caddebostan sahillerinde 1984’de başlatılan dolgu işlemi ile kesilmiş,bu sırada denize uzanan iskelesi de ortadan kaldırılmıştır. Yol tarafındaki bahçe duvarı, bahçedeki büyük havuz ve müştemilat da apartman yapımı sırasında tamamen yıkılmıştır.

Köşk, bodrum katı üzerine üç kattan ibaretir. Oda ve salonlarının balkonları, dikdörtgenler prizması formundaki yapıya hareketlilik kazandırmaktadır. Bir büyük hol, bir salon ve dört büyük odadan oluşan plan, her katta tekrarlanmaktadır.

Köşklerin mimarı ve süsleme bakımından birçok ortak özelliği vardır. Tamamen kagir olan yapıların üst katları ahşap kaplamadır. Ahşap panjurlar ve balkonların dekoratif sütunlarıyla yapılara tamamen ahşap görünüş kazandırılmıştır. İç mekanda tavanlarda ve bunlara uygun desenli kornişlerde barok, rokoko, Türk neoklasiği gibi çok farklı üsluplar bir arada kullanıldığı bezemeler görülür. Duvarlarda ve kapılarda tezyinat olmadığı için tavan süslemeleri daha çok göze çarpmaktadır.

 

Ragıp Paşa’nın kızları Nahide, Ayşe ve Tevhide, 1936’da Yusuf Ziya Demiriz’e satılana kadar bu köşkte oturmuşlardır. Sonrasında defalarca el değiştiren yapı, kat kat kiraya verilmiş; Vehbi koç, Abidin Dino, Ömer Yüksel gibi birçok tanınmış isim bu köşkte kiracı olarak ikamet etmiştir.

 

Gerek Ragıp Paşa Köşkü gerekse Tevhide Hanım Köşkü, etraflarını çeviren yüksek duvarlar dolayısıyla caddeden iyi görünmemelerine karşın, deniz tarafından muhteşem bir görünüşe sahiptir.

CASSETTE

Birbirinden yetenekli genç tasarımcıların hayallerinden oluşan koleksiyonlarla farklı şeyler arayan,sıradan olandan sıkılmış,stil sahibi meraklıların buluşma noktası diyebiliriz. Bir butikten fazlası ;farklı tasarımların ve hot couture tasarımcıların sıra dışı ve çok farklı dizaynlarının bir arada satışa sunulduğu son derece tasarım kokan bir mağaza.

Buradaki ürünlerin bir diğer önemli ayrıntısı ise tasarım olan ayakkabılardan sadece sınırlı sayıda üretilmesi ve herkesin ayağında sadece ‘moda’ diye olmaması elbette.Kıyafetler de ayakkabılar gibi sınırlı sayıda geliyor Cassette’e Aynı stil ve tarzlardan sıkılanların ve tasarım meraklılarının mağazası Cassette, yepyeni koleksiyonu ile ilkbaharı karşılamaya hazır bile…

 

CKM

Büyük salonunda 655 koltuk, küçük salonunda 126 koltuk kapasitesi ile Caddebostan Kültür Merkezi (CKM), Anadolu yakasının vazgeçilmez kültür noktasıdır. Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi Sanat Galerisi, 29 Aralık 2005 tarihinde büyük bir katılımla açılmıştı.O günden bu yana herkesin ortak buluşma noktası olan CKM sinema,tiyatro, sergi alanı,konser alanı,kütüphane,toplantı salonları ve cafe’si ile günün yoğun temposunu üzerinizden atabileceğiniz en yakın adresler arasında diyebiliriz.

 

ALL HAPPY DAYS

Mekan tasarımcıları PETEK GÜVEN ve BÜLENT GÜVEN tarafından kapılarını dekorasyon tutkularına açan All Happy Days, provans tarzının sıcak ve romantik, barok tarzının elegans ve sofistik çizgilerini koleksiyonlarına yansıtan bir dekorasyon ve yaşam tarzı markası yaratmışlar. All Happy Days olarak, ister küçük bir obje ile hayatına romantik bir dokunuş ve mutluluk katmak isteyenleri, isterse evine ve tüm yaşam alanlarını yeniden tasarlamak isteyen herkesi İstanbul Nişantaşı, Suadiye ve Adana’daki masal dünyasını andıran mağazalarımıza davet ediyorlar. All Happy Days’i insanlara mutluluk vaat eden bir dekorasyon ve yaşam tarzı mağazası olarak hayal etmişler.İster küçük bir obje ile hayatına heyecan ve mutluluk katmak isteyen, isterse yatak odasından salona, mutfaktan bahçeye kadar tüm yaşam alanlarını yeniden tasarlamak isteyenler için, “sıcak, samimi, romantik, naif bir yaşam tarzı” sunuyorlar.

KOLEKSİYON MOBİLYA

Koleksiyon “yüksek kalitede mobilya mimarisi”ni yaratmak üzere, fikirleri, standartları, tasarım konseptlerini bir araya getiren, kırk yılı aşkın deneyimle edindiği yaygın itibara sahip bir şirketler grubudur. Koleksiyon, 70’li yıllardan itibaren, çizgiyi tasarıma dönüştüren, kalitenin tasarımını yaratan bir marka olarak Türk mobilya sektöründe varlığını sürdürmekte ve tasarımı endüstrinin hizmetine sunmaktadır. Tarihe ve kültüre tekrar bakmak; yaşanmışlara, bilgiye, biçimlere, renklere dokunmak; geçmişe sahip çıkarken güne meydan okumak; geleceği sorgulamak; erdemlere, anlamlara hitab etmek; mükemmeli aramak ve güzellikleri tekrar keşfetmek üzere yola çıkmış bir markadır.

Koleksiyon, zengin bir geçmişin parçası olarak; geleceğin, geçmişinden ve coğrafyasından kurgulanacağını, yerel değerlerin evrensel değerleri oluşturacağını söyler; sanatın, zanaatın, tasarımın coğrafyası olduğunu, özünün, değerinin burada yattığını düşünür.

 

NAMLI GURME

Müşterilerine kaliteli ve özenle seçilmiş ürünler sunma hedefiyle 1929 yılında gıda sektörüne giriş yapan Namlı Pastırmacılık, daha sonra peynir, et çeşitleri, şarküteri ve diğer gıda ürünlerini de bünyesine ekleyerek kuşaktan kuşağa bugünkü geniş ürün yelpazesine ve haklı ününe kavuşmuştur.

3. Kuşakta Engin Mepa tarafından 2007’de Karaköy’de kurulan Namlı Gurme ile Türkiye’de ilk defa cafe restoran ve şarküteri üçlüsü bir araya gelmiştir.

2009 yılında KT İç ve Dış Ticaret Gıda Sanayi Ltd. Şti.’ne verilen master franchising ile, Namlı Gurme daha da büyümeye ve şubeleşmeye başlamıştır. 16 Nisan 2010 da Ataköy ve 23 Temmuz 2011 de Caddebostan şubeleri açılmıştır.

PAŞABAHÇE

Şişecam Topluluğu, Atatürk’ün Türkiye’de cam sanayini kurma ve geliştirme talimatları doğrultusunda 1935 yılında Paşabahçe’de kurulan ilk cam tesisi ile faaliyete geçmiş. Topluluk, 1935’den bu yana, cam sektöründeki en ileri teknoloji kullanımı ve araştırma geliştirme faaliyetleriyle ülkenin tüm temel cam ürünleri gereksinimini karşılayan yatırım ve üretimleri gerçekleşiyor.

1960’lı yılların başından itibaren ise dünya pazarlarına da yönelerek sürekli büyüyen, ihtisaslaşması ve rekabet gücü yüksek faaliyetleriyle Avrupa’nın ve dünyanın seçkin üreticileri arasında yer alıyor.
Şişecam; Cam Ev Eşyası, Cam Ambalaj, Düzcam ve Kimyasallar gruplarıyla camın tüm temel alanlarında uzmanlaşmış ve klasikleşen bir  Paşabahçe markası haline gelmiş.
Cam Ev Eşyası Grubu, Paşabahçe markasıyla soda camı ve kristal cam otomatik ve el üretimi ile ısıya dayanıklı cam ürünlerle ülkemizde ve dünyada önde gelen firmalar arasında faaliyet göstermekte.

 

YARGICI

Bugün,modern ve şehirli kadının vazgeçilmezi haline gelen YARGICI markasının temeli, Emir Yargıcı ve kardeşinin 1978 yılında Osmanbey’de erkek gömleği üzerine açtığı ilk mağaza ile atılır.Türkiye’de hazır giyim sektörünün yeni yeni oluşmaya başladığı o günlerde, Avrupa’da büyük beğeni toplasa da Türkiye’de “sıra dışı” kabul edilen pastel renklerdeki erkek gömlekleri üretmeye başlayan Emir Yargıcı’nın farklı çizgisi, kadın müşterilerin kısa sürede ilgisini çeker. Bu ilgi, 1988 yılında YARGICI mağazalarında ilk kez kadın koleksiyonunun sunulmasıyla daha da artar.2001 yılından itibaren sadece kadın koleksiyonu tasarlamaya başlayan YARGICI, aynı dönemde “Waterworks” adı altında bir kozmetik koleksiyonunu takipçilerine sunarak, tüketicileri için sadece bir giyim firması değil, onlara bir yaşam tarzı sunacağının da ilk sinyallerini verir.Rahatlığı, şıklığı ve sadeliği ön plana çıkararak hem ofiste hem de hayatın her alanında kullanabilecek tasarımlarıyla bugün sadık bir müşteri kitlesine sahip olan YARGICI, ürün gamına dekorasyon ve ev aksesuarlarını da ekleyerek, müşterisini her sezon şaşırtmayı başaran bir marka haline gelir.

Emir Yargıcı’nın “travel hard, work harder” felsefesini sürdüren, vizyon sahibi, işine tutkuyla bağlı genç ekibi ve Türkiye genelindeki mağazalarıyla heyecanını hiç yitirmeden yoluna devam etmektedir.

 

dfot

 

20.YY Mimarisinin Temellerini Atan Mimar: Le Corbusier

Le Corbusier olarak tanınan Charles-Edouard Jeanneret, İsviçre asıllı, Fransız mimardır. 1887-1965 yılları arasında Yaşamıştır, uzun bir profesyonel kariyeri olmuştur. Modernizme ve uluslararası tarza yaptığı katkılar ile dünya genelinde tanınmıştır. İsviçre’ de La Chaux de Fonds’ da saat kadranı ustası bir babanın ve piyano dersleri veren bir annenin ilk erkek evladı olarak doğan ve fikirleri dünya genelinde büyük bir ilgi gören Le Corbusier, dönemin “çığır açan mimarı olarak” ismini tarihe altın harflerle yazdırmıştır. Le Corbusier adını, 1920 yılında, büyükannesinin  “Lecorbésier” olan soyadından esinlenerek kendisine seçmiştir.

“Mekanı tam olarak kavrayabilen iki mimar var dünyada; biri Mimar Sinan biri de ben”
Le Corbusier

13 yaşında okulu bırakarak babasının yanında çalışmaya başlayan Le Corbusier, iş hayatının yanı sıra uygulamalı güzel sanatlar okulundaki dersleri de takip etmeyi ihmal etmemiştir. Bu süreçte sanat okulundaki çizim ve sanat tarihi öğretmeninin etkisinde kalarak mimarlığa ilgi duymaya başlamıştır. “Mimarlık, ışıkta bir araya getirilmiş kütlelerin ustaca, doğru ve muhteşem oyunudur” düşüncesiyle, modern mimarinin kuruculuğunu yapmış ve kendisi kadar ünlü olan şezlongunun tasarımına imza  atarak, 20.yy’ ın en ünlü mimarlar ve tasarımcılarının arasına girmiştir.

1907-1911 yılları arasında, Orta Avrupa ve Akdeniz ülkelerini gezmiş olan mimar, beyaz badanalı, dört köşeli sade Akdeniz evlerinden çok etkilenmiştir. Bu nedenle, bu yapıların mimarileri ile yakından ilgilenmiş, iklimsel farklılıkların, yöreye özgü mimari tarzlar şekillendirdiğini yakinen gözlemlemiştir. Bu gözlem kendisinde, “Mimarlığın ihtiyaca cevap vermesi” fikrinin gelişmesinde etkili olmuştur. Bu gezilerinde kent dokusunu ve tarihini en ince detaylarına kadar incelemiştir. Yaptığı değerlendirmelerde geçmişin değerleri ile büyük heyecanla takip ettiği teknolojik gelişmeleri bir arada yorumlayabilmeyi başartmıştır. Geçmiş ile güncel arasında daima bir köprü kurmaya çalışmış ve eserlerinin çoğunda bunu ustalıkla başarmıştır. Bu gezileri sırasında, yapılarına betonarme kullanan Parisli mimar Auguste Perret ve ilk endüstriel tasarımcılarından biri olan Peter Behrens ile birlikte çalışma olanağı bulmuştur. Mimarlık anlayışının gelişmesinde bu iki tasarımcının büyük rolü olmuştur.

Binalarda ilk kez kolonu kullanarak bütün mimarlık anlayışını değiştiren bir adım atan Le Corbusier, o güne dek, aynı zamanda taşıyıcı olarak da kullanılan  duvarları yükten kurtarmıştır. Bu yöntem tasarımı özgürleştirmiş ve yapının işlevselliğini artırmıştır. Eserlerinde betonu ve tuğlayı heykeltıraş gibi kullanmış, onları o zamana kadar kullanılmış biçimlerinden farklı olarak çıplak bırakmaktan korkmamıştır.

Le Corbusier, mimarlık görüşünü beş temel ilkeye dayandırmıştır;

Kolonların duvarları taşıyıcı olmaktan kurtararak bütün yükü alması,
Yapının taşıyıcıları ve duvarların işlevsel yönden birbirinden bağımsız olması,
Betonarme strüktürün teknik özelliğin dışında estetik öğe olarak kullanılması,
Serbest cephenin bir parçası olarak yatay bant şeklinde uzanan pencerelerin iç mekanı aydınlatması,
En üst katta binanın doğal çevreyle uyumunu sağlamak için çatıların teras bahçeye dönüştürülmesi…

Tüm bu ilkeleri bilinen en ünlü yapılarından olan  Villa Savoye’ de kullanmıştır. Adeta yerden yükseltilmiş bir kutu görünümünde olan evi çevreleyen yatay pencereler üstü açık balkon bölümünde bile kesintiye uğramayıp bu bölümün cepheleri de salon pencereleri gibi gösterilmiştir. Küp formu çatı katında silindirik duvarlarla bozularak hareket kazandırılmıştır. Binaya bakıldığında ilk olarak geometrik oran göze çarpar. İnce kolonlarla yerden koparılan ev havada duruyormuş izlenimi verir. Bu yaklaşım, yükün kolonlara aktarılmasıyla neler yapılabileceğini göstermektedir.

Le Corbusier’ nin “Bir şey, bir ihtiyaca cevap veriyorsa güzeldir” bakış açısı, işlevselcilik akımının da temelini oluşturur. 2.Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan işçi mahalleleri ve kent merkezlerinde artan nüfus yoğunluğu ile giderek ağırlaşan yaşamsal sorunların ancak yepyeni bir mimarlık anlayışı ile mümkün olabileceğine inanmıştır. Bunu gerçekleştirecek yegane düşüncenin de “işlevselcilik’’ ten başkası olmadığını savunmuştur. İşlevselcilik, biçim ile öz arasındaki gerçek ve doğrudan ilişki kurabilmeyi amaçlayan bir akımdır. Bu akımın mimarideki temsilcisi olan Le Corbusier “Yeni bir Mimarlığa Doğru” (1923) adlı kitabında mimarlıkta işlevselliği detaylı bir şekilde anlatmış, estetik değerler ve işlevselliğin uyumlu olması gerektiğinin altını çizmiştir.

1925’ te Paris’ teki uluslararası bir dekoratif sanatlar sergisinde Le Corbusier’ nin, “Yaşayan Hücre“ olarak nitelediği ilk işlevsel ev modeli sergilenmiştir. “Modular Oranlar Sistemi” diye tanımlayarak yarattığı yaklaşımında kentleri insana benzeterek, modern kentlerde yer alan yapıların, ancak insan vücudu baz alınarak tasarlandığında en çok sayıda insana en sağlıklı çevrenin yaratılabileceğini söylemiştir. Bu sistemde boyu 1,80 olan bir insanın ölçülerinden yola çıkılarak binaların ölçülerini ilişkilendirmiştir. Hücre adını verdiği birimleri bir araya getirerek bir blok oluşturmuştur. Bu bloklardan birini Marsilya’ da 1946-1952 yılları arasında yapılan başarılı olamadığı, daha sonra “Deliler Evi” olarak adlandırılan  United ‘Habitation ‘ tasarlamıştır. Yerleşim Birimi 1.800 kişiyi barındıracak 18 katlı bu yapının içinde rafa dizilen şişeler gibi yerleştirilmiş apartman dairelerinin yanı sıra anaokulu, tiyatro, alışveriş merkezi, spor salonu gibi ortaklaşa kullanılacak hizmet birimlerini yerleştirmiştir. Bu yapıdaki hatalarını daha sonları kabul ederek  “Haklı olan mimari değil, hayattır.” şeklinde özetlemiştir bu durumu.

İnsanın güzelliğe ihtiyacına da vurgu yapan ünlü mimar, güzelliğe ulaşmanın iki yolu olduğunu savunur: “Oransal geometri ile form ve işlev arasındaki birebir ilişki”. Aynı zamanda kent planlamacısı da olan  Le Corbusier tasarladığı kentler, “Yaşamın, çalışmanın, aklın ve bedenin uyumu” diye tanımlamıştır. Onun ütopik kentinde yukarı yükselen yapılar, sokağa çıkmayı gerektirmeyen alışveriş alanları, teras parklarında gezinti ve piknik alanları, tenis kortları gibi spor kompleksleri olan bloklar, yerin metrelerce altında garajlar ve yollar yer almıştır. Le Corbusier’ nin kentlerinde yaşayan insanlar, yollar yer altına indiği için evlerinden çıktıklarında parklar, bahçelerle karşılaşır. Le Corbusier yerleşimlerin, her zaman doğal çevreyle bütünleşmiş olarak ele alınması gerekliliğini öne çıkarmıştır. Gerçek bir hümanist olan ünlü mimar, daima toplumsal faydanın, yani en fazla sayıda insana en sağlıklı çevreyi yaratmanın,  ulvi bir amaç olduğunu vurgulamıştır.

Gezdiği ve mimarisinden etkilendiği ülkelerden biri de Türkiye olmuştur. “Mekanı tam olarak kavrayabilen iki mimar var dünyada; biri Mimar Sinan biri de ben” diyerek Mimar Sinan’ a olan hayranlığını dile getiren Le Corbusier’ nin, bu yaklaşımı meslektaşları arasında ve sektörde pek de hoş karşılanmamıştır, tahmin edebileceğiniz gibi. Le Corbusier’ in Türkiye ile ilişkisi bu kadarla da sınırlı kalmamıştır. Atatürk’ ün İstanbul’ u yeniden planlaması için teklif götürdüğü Le Corbusier, İstanbul mimarisinden etkilenerek geliştirdiği çatı bahçelerinden bahsetmiş ve İstanbul’ un tarihinden gelen Bizans dokusunun bozulmaması gerektiğini belirten bir mektubu Atatürk’ e bizzat iletmiştir. “Hayatımda yaptığım en büyük hata Atatürk’ e yazdığım mektuptur. Eğer İstanbul’u bu dokusu ile bırakın, imar planı yapmayın bu şehir Bizans kokusunu taşımalıdır gibi aptal bir gafı yapmasaydım, şu an dünyanın incisi olan bu şehrin imar planını ben yapıyor olacaktım” diyerek kariyerinin en önemli hatasını yapmış olduğunu itiraf etmiştir daha sonları, çeşitli ortamlarda.

Yapılarında geometrik biçimlerin öne çıktığı teknolojiyi kullanmaktan kaçınmayan, avantgarde mimarinin öncüsü Le Corbusier, tarihi ve geleneği göz ardı etmeden mimarlık anlayışına çağdaş bir yorum getirmiştir. Sadece bir mimar olarak değil, düşünür ve sanatçı olarak kabul edilen mimar, çağdaş mimarlığa yeni bir tanım getirmekle birlikte, mimarlığın sanat dalı olarak kabul görmesinin ötesinde diğer sanatlara ilham veren bir noktaya gelmesini de sağlamıştır. Uzun yıllar süren kariyerinde, Avrupa, Hindistan ve Rusya başta olmak üzere, dünyanın dört bir köşesinde çok önemli yapıla inşa etmiştir. Modern yüksek tasarımın öncü çalışmalarını yapmış ve kendisini toplu konutlar ve kalabalık şehirler için daha iyi yaşam koşullarını sağlamaya adamıştır.
İşlevsel ve sade mobilya tasarımın da çok öneli bir isim olan Le Corbusier’ nin birçok tasarımında 1920 yılına kadar mobilya üretimi alanında hiç kullanılmamış olan çelik borular yer almıştır.

Le Corbusier’ e 1943 yılında, Zürih Üniversitesi tarafından, matematiksel yapı ilkelerinin uygulanışındaki başarılarından ötürü fahri doktora ünvanı verilmiştir. Bunun dışında 1955′ te ETH Zürich, 1959′ da Cambridge Üniversitesi, 1961′ de Columbia Üniversitesi ve 1963 yılında Cenevre Üniversitesi tarafından doktora ünvanları almıştır. 1968 yılında, Amerika Mimarlar Enstitüsü’nün (AIA) Onur Üyesi olmuştur. Le Corbusier, 78 yaşında, yazlık evinin yer aldığı Le Cabanon yakınlarında denizde yüzerken kalp krizi geçirmiş ve orada boğularak vefat etmiştir. Kültür Bakanı André Malraux, 1 Eylül’ de Carrée-Hofdes Louvre’ da kendisi için resmi bir cenaze töreni düzenlemiştir ve Roquebrune-Cap-Martin mezarlığına defnedilmiştir.

ESERLERİ

Villa Savoye / Fransa-1929

Le Corbusier’ in en önemli eserlerinden birisi olarak kabul edilir. Fransa’ nın başkenti Paris’ in hemen dışındaki Poissy bölgesinde yer alan bu yapı, enternasyonel stilin en önemli ve tanınmış örneklerinden birisidir. İnşaatı 1929 yılında tamamlanmış olan bu önemli eserinde Le Corbusier, dökme betonarme malzemesini ağırlıklı olarak kullanmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasından kullanılmayan ve harap hale gelen yapı, sonradan restore edilmiş ve sergilenmek üzere halka  açılmıştır. Yapı, Le Corbusier’ in öncülük ettiği   “Yaşayan Makine” teorisinin de önemli örneklerinden birisi olarak da kabul edilir.

Carpenter Görsel Sanatlar Merkezi, Harvard Üniversitesi / Cambridge, Massachusetts, ABD-1961

Carpenter Merkezi’ nin inşası, ünlü mimarın, 1959-1962 yılları arasında gerçekleştirdiği, Amerika’ daki ilk ve tek projesidir. Bu proje, diğer UNO Binaları’ndan farklı olarak Corbusier’ e sorumluluk yüklemiş ve kendi adı altında yürütülmüş özel bir çalışmadır.

Unitéd’Habitation / Marseille, Fransa, 1947-1952

Unitéd’Habitation, Le Corbusier tarafından, aynı zamanda ressam da olan mimar olan Nadir Afonso’ nun işbirliği ile, modernist stilde tasarlanan yerleşim birimleridir. Devamında aynı tasarım yaklaşımı ile Avrupa’ nın birçok yerinde Unitéd’Habitation ismi altında inşaatlar gerçekleşmiştir. Unitéd’Habitation çatısı altında toplanan bu projelerin en ünlüsü hiç şüphesiz, Cité Radieuse (Parlak Şehir) adıyla anılan projedir. Fransa’ nın Marsilya şehrinde 1947 ile 1952 tarihleri arasında inşa edilmiştir. Le Corbusier’ in en tanınmış çalışmaları arasında yer alan bu projenin, Brutalist mimarlık stiline ve felsefesine oldukça önemli etkileri olmuştur. Le Corbusier tarafından tasarlanan ve  Shadrach Woods ile George Candilis’ in katkılarıyla inşa edilen CitéRadieuse projesinde, 337 apartman dairesi 12 kata yayılmıştır. Projede; mağazalar, spor ve sağlık merkezleri, eğitim birimleri ve bir otel de yer almaktadır. Düz olarak konumlandırılan ve üzerinde yürüyüş alanları olan teras çatısında ise ayrıca toplanma alanı, koşu parkuru ve bir havuz da mevcuttur.

Diğer Eserleri;

Notre DameduHaut Şapeli / Ronchamp, Fransa, 1950-1954

Batı Sanatları Ulusal Müzesi / Tokyo, Japonya 1957-1959

Heidi Weber Müzesi (Le Corbusier Merkezi) /Zürih, İsviçre 1967

Chandigarh’daki binalar (Meclis Sarayı), Hindistan, 1952-1959

 

dfot