art

dfot

 

Renklerin içinde kaybolmak…

31 Mayıs-1 Haziran tarihleri arasında süren Denver Tebeşir Festivali, her yıl olduğu gibi şehrin ünlü caddesi Larimer ve çevresini adeta bir tebeşir sanatı müzesine çevirdi.

Colorado eyaletinden iki yüzden fazla sanatçının katıldığı festivalde caddeler rengarenk sanat eserleriyle doldu. Sanatçıların  canlı bir müzik performansı sergilemesi gibi izleyenlerle bütünleşmesi, resim meydana çıktıkça duyulan heyecan ve paylaşım çok keyifli bir hafta sonu geçirmemize sebep oldu. Müzik, yemek, dans ve çeşitli etkinlikler festival havasını hepimize yaşattı. Katılımcılar profesyonel sanatçıların yanısıra amatörler ve sanat okulu öğrencileriydi. Çocuklar için de ayrı bir köşe düzenlenmişti. Miniklerin resimleri de oldukça eğlenceli ve yaratıcıydı. 3 gün boyunca zaman zaman hava şartları bozulsa bile şemsiyelerin altında resimler yapılmaya devam edildi. Festival sonunda süpürgelerin ucunda yok olacak olan bu sanata verilen emek, değer ve ciddiyet görülmeye değerdi. Umarım sizler de paylaştığım bu rengarenk dünyayı beğenirsiniz.

Tebeşir ile resim yapılması uzun saatler sürer ve göründüğü kadar basit değildir. İlk olarak sanatçı kalem ve kömür pastel kullanarak orantılı olarak orijinal resmin taslağını çizerek resme başlar. Sanatçı resmin katmanlarını yaratırken tebeşirle gölge, derinlik ve kontrast oluşturur. Akla gelen ilk şey, saatlerce süren uğraşıdan sonra resmin festival sonrasında yok olacağıdır, öyleyse bu uğraş nedendir? Aslında bu bir performans sanatıdır. Birçok sanatçı için, resim yapma sürecinde izleyenler ile kurulan diyalog bir resim yaratmak kadar tatmin edici olmaktadır. İnsanlar bir resmin oluşturulmasındaki bütün aşamaları, yaratılışından, renklendirilmesine, tasarım ve sonuca kadar tüm ilerleme aşamalarını festival süresince görebilirler.

Tarihsel olarak yerlere resim yapma sanatı, 16 yüzyıl Rönesansı’nda  İtalya’da sanatçıların kaldırımları tebeşir yardımıyla tuvale çevirmeleriyle sokak boyama sanatı olarak başlamıştır. Kiliselerin ön bahçelerinde, genellikle St.Mary’i resmettikleri için Madonnari olarak isimlendirilen bu sanatçılar, hem resim yaparak hem de harçlıklarını kazanarak seyahat ve özgürlüklerini elde ediyorlardı. Yüzyıllar boyunca Madonnari’ler İtalya’da şehirleri dolaşıp, tebeşir kullanarak her kaldırımı birer sanat eseri haline getirdiler. Çalışırken izleyenlerin bıraktıkları bahşişlerle veya beğenenlerin istedikleri resimleri çizerek geçimlerini kazandılar.   Ancak 2. Dünya Savaşı’nın zorlukları bu sanatçıların sayısını büyük ölçüde azalttı.  İtalya’da 1972’de Grazie di Curtatone isimli küçük bir kasabada ilk Uluslararası Sokak Boyama Yarışması’nın başlamasıyla bu sanat 400 yıl sonra tekrar ortaya çıktı ve yaygınlaştı. Bugün dünya çapında sanatçılar, yeni teknikler, yeni fikirlerle bu eski geleneği yaşatmaya devam ediyorlar. Yaz ayları boyunca dünyanın birçok yerinde, pekçok alanda yerleri boyama festivalleri düzenleniyor. Bunlardan biri de 2002 yılından beri süregelen Denver Chalk Festivali.  Festival, geleneksel eserlerin yanısıra modern parçalar, gerçeküstü tebeşir sanatı eserleri ve 3D resimlerle görenleri her zamanki gibi cezbetti.

Denver Tebeşir Festivali’nin bir özelliği de yeşili ve yeşil girişimciliği, nehirleri ve yaban hayatı koruması. Festival sonunda binlerce tebeşir kullanılarak yapılan herbir sanat eseri, özel sokak süpürgeleri kullanılarak temizlenmektedir.

Denver Tebeşir Sanat Festivali yeşil girişimi kucaklayan diğer yolları:

• Festival süresince kullanılan tüm karton, plastik ve camlar geri dönüşümlü.

• Festival süresince satıcılar geri dönüştürülmüş yemek takımı ve kağıt ürünleri kullanmakta.

• Gerekli güç kullanımını en aza indirdiği için dizel ile çalışan jeneratörler kullanılmış.

• Çok sayıda afiş ve malzemeleri geri dönüşümlü ve yeniden kullanılabilir olarak tercih edilmiş.

• Aynı zamanda çevre dostu olan sponsorlar ile çalışılmış.

 

dfot

 

 

 

Yusuf Aygeç:

“Baykuşlar ormanların gece bekçileridir normalde.

Fakat şu anda ormanların katli ve birçok orman alanının imara açılmasıyla birlikte, ormanların şantiye bekçiliğine terfi etmiş durumdalar.”

Röportaj: Ayse Gülay Hakyemez

Akaretler’deki C.A.M. Sanat Galerisi’nin bu ayki sergisi

START “Art within Reach” adını taşıyor.

Genç sanatçıların yer aldığı karma sergide Yusuf Aygeç’in hayvan resimleri dikkatimi çekti. Foreks üzerine kağıt presleyerek karışık teknik (yağlıboya akrilik, isographi kalemi ve sprey) ile ürettiği eserler modern zaman “fabl”ları gibi.

Son sergi çalışmalarınızın serüvenini anlatır mısınız?

 

Seride kullandığım hayvanlar, dünya üzerinde küresel ısınma ve hayvanların yaşam alanlarının katlini, bozulan hayat dengelerini ve bozan ögeleri anlatıyor. Bir resimde, önde baretli bir baykuş ve arkada bir inşaat silüeti görürsünüz. Baykuşlar ormanların gece bekçileridir normalde. Fakat şu anda ormanların katli ve birçok orman alanının imara açılmasıyla birlikte artık ormanların şantiye bekçiliğine terfi etmiş durumdalar.

Sanat ve sanatçı tanımınız nedir?

 

Doğanın bize sunduklarından, güzelliklerden türeyen bir kavramdır sanat.  teknolojinin gelişmesi, devletlerin büyümesi, sermaye düzeni öğelerinin çoğalmasına tepki veren sanat eserleri birer tarih görseli artık. Devletlerin marka dayatmaları ve teknolojinin had safada kullanılmasını yeren bir alan halini almıştır sanat.

 

Sanatçı ise şu an özgürlüğünü bir bakıma kaybetmiş bir bedevi gibidir. doğasına geri dönmeye calışıyor. Kapitalist  sebeplerden ötürü önceliği para almış durumda. Yaptığı sanatın önceliğinin önüne malzemelerinin parası ve kullandığı atölyesinin giderleri geçmiş durumda.  Bunun yanında ruhen besleneceği bir doğa da kalmamış. Tüm bu olumsuzlukların içerisinde sanatçı, katledilen doğayı gözlemlemeye çalışır, dayatılan bir ideolojiyi takip edip onu eleştirmeye çalışır. Bu dayatmadan kendini sıyırıp sağlıklı bir biçimde objektif bakabilen kişidir sanatçı.

Mutluluk ve sanat arasındaki ilişki nedir sizce?

 

Sanat motivasyondan beslenir çoğunlukla. Değişik ruh hallerinden esinlenir. Bu durum sanat üretimini tetikler. Bence sanat bir mutluluk aracı değil, tam aksine mutluluklarımızı eşit bir şekilde yaşamamızı sağlayacak bir tepki biçimidir. Sanatçının en mutlu olduğu an, eserinin izleyici veya eleştirmen tarafından doğru tespitlerle okunduğu, eser ile sanatçı arasında doğru bir köprü kurulabildiği andır.

Sizi tetikleyen unsurlar, ilham kaynaklarınız nelerdir?

 

Gün içerisinde birçok duygu değişimi ve ruh hallerine gireriz hepimiz.  İlham kaynağı dediğimiz nokta tamamen bizim kendi inanç ve maneviyatımızdır. Bizi bunlar besler, ilham verir. Tetikleyen unsurlar ise herşey olabilir. Kendi doğrularımıza uymayan her şeye tepki olarak sanat üretebilirsiniz. Yaşam şeklinizi sanatınıza aktarırsınız. Hayatın aslında “bir varmış bir yokmuş”luğuyla ilgileniyorum. İçerisindeki mizahdan besleniyorum. Yaşadığımız toplum ve kültürün kült öğelerinden yola çıkıyorum.

Sanatın insan yaşamındaki yeri nedir, ne olmalıdır sizce?

 

Her insanın hayatında sanat vardır. İnsan zaten kendi başına bir sanat ürünüdür. Sadece bu yetiyi açığa çıkarmayı veya okumayı öğrenme evreleri vardır. Bizlere öğretilenin dışında, derine inmemiz gerekmektedir. Soru sorup o sorulara cevap arayabilmemiz gerekmektedir. Özü ve manayı araştırıp o doğrultuda sanatı ve sanatçıyı okuyabilmemiz gerekir.

Günümüz sanatı hakkında neler söyleyebilirsiniz?

 

Teknolojinin de gelişmesiyle doğru orantılı olarak şu an sanat işçilikten uzaklaşmış, sadece manifestolar üzerine kurulu bir düzen halini almıştır. Sanatçıların yerini makineler ve endüstri almıştır. Bunun içerisinde de hala sanat yapılıyor, yapılmaya devam edecektir. O yüzden de bitmeyen bir serüvenin içerisindeyiz. Önemli olan bu sistemin parçası olmadan, kendi doğru ve yanlışlarımızdan çıkardığımız sonuçlarla sanat yapabilmek.

 

 

dfot

Galeri Zilberman

Galeri Zilberman 2008 yılında kuruldu. Amacı, hem çağdaş Türk sanatçılarına uluslararası alanda destek vermek, hem de yabancı sanatçıları yerli sanat çevresine tanıtmaktır. Galeri Zilberman her sene iki galerisinde toplam 10 ila 12 arası sergiye ev sahipliği yapmaktadır. Galeriler, art deco mimarisinin İstanbul’daki en ünlü örneklerinden biri olan, 1910 yılında Ermeni asıllı Osmanlı mimar Hovsep Aznavur tarafından tasarlanan Mısır Apartmanı’nın iki ayrı katında yer almaktadır.

Galeri Zilberman Türkiye’nin pek çok köklü sanatçısını temsil etmektedir. Mecralarının sınırlarını zorlayan Ahmet Elhan ve Azade Köker, veteran sanatçı ve eleştirmen İpek Duben ve Türk performans sanatının en öncü isimlerinden Şükran Moral’ın yanısıra galeri, yeni kuşak Türk sanatçılarıyla da çalışmaktadır.

 

Galeri Zilberman’ın kuruluş hikayesini, sanata bakışını ve güncel sergilerini galeri direktörü sayın Moiz Zilberman anlattı. Şu anda galeride Kay Rosen ve Burçak Bingöl eserleri sergileniyor.

 

Galeri aynı zamanda uluslararası sanat fuarlarında da güçlü bir konuma sahiptir; koleksiyonerler, kuratörler ve kültürel düşünürlerle yakın ilişkiler kurup galeri sanatçılarına yeni imkanlar yaratmaktadır.

 

Ticari bir galerinin aynı zamanda eğitim ve izleyici kitlesi geliştirme konusunda sosyal sorumluluk alması gerektiğinin bilinciyle Galeri Zilberman, düzenli olarak sanatçı sohbetleri, konferanslar, kitap tanıtımları ve yuvarlak masa toplantıları düzenlemektedir. Bu organizasyonlarla ilgili daha geniş bilgiye www.kat1.org adresinden ulaşılabilir.

 

Galeri Zilberman, Burçak Bingöl’ün yeni çalısmalarından olusan sergisini sunmaktan mutluluk duyar. Sergi 9 Mayıs Cuma günü Mısır Apartmanı’nda açılıyor.

Sanatçının Galeri Zilberman’daki bu ikinci solo sergisi, adını, Recaizade Mahmut Ekrem’in “Araba Sevdası” isimli klasik romanından alıyor. 1896’da yazılan bu roman, tipik bir ask hikayesinden farklı olarak; Türkiye’nin, Batı’daki sınıf, adap ve modernlik olgularındaki konumuna olan tutkusunu hikayelestirerek, Batı’yla aynı düzeyde olabilme arzusuna ayna tutuyor. Yazar, mizahi, yer yer de alaycı bir üslupla, modern Türk’ün zihin karmasasını okuyucuya aktarıyor.

 

 

Galeri aynı zamanda dünyanın her tarafındaki sanat emekçilerine açık, 10.000 Euro ödüllü yıllık araştırma bursu Zed Grant’a da destek vermektedir. Bu ödül, her sene değişen ve galeriyle ilişkisi olmayan sanat uzmanlarından oluşan bir jüri tarafından verilmektedir. Bu seneki jüri Irit Rogoff, Bassam El Baroni ve Gerard Byrne’den oluşmaktaydı. Bu konuda ayrıntılı bilgiye www.zedgrant.org adresinden ulaşılabilir.

 

Galeri Zilberman, Amerikalı sanatçı Kay Rosen’ın tek kisilik sergisini sunmaktan mutluluk duyar. Sanatçının Istanbul’daki ilk tek kisilik sergisi, yeni desen, resim ve mekana özgü bir duvar resminden olusmakta. Açılısı 9 Mayıs Cuma

günü saat 18.00 – 21.00 arasında gerçeklesecek olan sergi, 26 Temmuz 2014’e kadar devam edecektir. Kay Rosen, 30 yılı askın bir süredir, dilin güvenilmez dogasına odaklanmakta. Rosen’ın sanatı, görselin nasıl bir algı ve yeniden idrak

etme ile benimsendigine deginir ama aslında bunun ötesine gitmektedir: dilin sergiledigi mekanizmaları bir iletisim sistemi olarak

arastırmakta ve yeniden sekillenen, sunulan, yürürlüge konan sıradan kelimeler ve anlatım tarzları ile dilin özünü bozmaktadır.