akvaryum

dergi_form_nisan
HAYATIMIZDAKİ ‘MÜZ’ LER…

 

Bahar kapımızda,artık geri sayım başladı diyebiliriz.
Nisan yağmurları,açan çiçekler ve mis gibi bahar kokusu…
Motto Tasarım bu ay bitkilerin tasarımla olan büyülü dünyasına ; MÜZ’ün yaratıcısı Gülriz Sansoy ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdi.

Günümüzde çokça yaygınlaşan Teraryum furyası sayesinde evlerimiz, ofislerimiz kısacası yaşam alanlarımız daha eğlenceli ve keyifli hale gelmeye başladı. Eğlenceli diyorum çünkü küçücük bir cam kabının içinde kendi hayal dünyanızı yaratabiliyorsunuz.Minik cam kürelerin içinde yaşayan bir dünya Teraryum. Değişik formda camlar, kaktüsler, yosunlar, sukulentler, sarmaşıklar ile birbirinden farklı ve özel tasarımlar yapan Müz hayalinizdeki küçük bahçenizi yaratmanızı sağlıyor. Aslında teraryum fikrinin atası, Dr. Ward’un bitki koleksiyonunu muhafaza etmek için tasarladığı ‘Wardian Case’lermiş meğer. Bitkileri dış etkilerden korumayı ve cam içinde kapalı bir döngü oluşturmayı amaçlayan küçük ölçekli seralar bunlar. ’Wardian Case”ler özellikle 19. yüzyılda Avrupa ve Amerika’da dekoratif salon objeleri olarak oldukça popüler olmuş, Viktoryen dönemin kirli havasında evlerde orkideler ve eğreltiotları gibi özel koşullara ihtiyaç duyulan egzotik bitkileri sergilemeye olanak sağlamış ve günümüze kadar gelmiş…

 

‘Müz’ ne anlamaya geliyor?

Müz, Mousai sözcüğünden geliyormuş. Bu sözcük etimolojik olarak, akıl, düşünce, yaratıcılık yeteneği gibi anlamlara gelen ‘men’ kökünden geliyor. Müzler Yunan mitolojisinde, ilham tanrıçaları, ilham perileridir. Doğal objeler, sıra dışı bitkiler ve yalın malzemelerden ilham alan MÜZ doğalın etkisine ve sadeliğe inanıyor.

‘Müz’ nasıl hayat buldu,hikayesi nasıl başladı?

Müz, biraz ileri gitmiş bir bitki merakından ibaret aslında. Bitkilerle oldum olası haşır neşirdim, bir sene evvel de teraryum’larla uğraşmaya başladım. İlk kıvılcımı onlar oldu. Doğadan ilhan alan tasarımlar üretme amacıyla da Müz ortaya çıktı…

Şimdilik bir mağazanız yok diye biliyoruz ancak bazı butik dükkanlar da ‘Müz’ tasarımlarına rastlıyoruz. Yakın planda kendi mağazanızı açma düşüncesi var mı?

Müz’e ait bir mekan veya herkese açık bir atölye oluşturma planım var, en kısa zamanda da gerçekleştirmek istiyorum aslında. Müz’ler şu an birbirinden farklı işlevleri olan beş dükkandalar, aslında bu da çok güzel. Değişik mekanlara adapte olabiliyorlar, bu tam da Müz’ün anlatmak istediği şey. Ama insanlarla birebir ilişki kurabilmek, daha rahat üretim yapabilmek ve Müz’e ait dünyayı görselleştirmek için bir mekan ihtiyacı doğdu.

Her konsepte uygun çeşit çeşit bitkiler ile farklı tasarımlar üretiyorsunuz. Sipariş aldığınızda nasıl bir süreçten geçiyorsunuz? Müşteri, siparişine ne kadar zamanda ulaşıyor?

Genelde bizden tasarım isteyen kişiler kararları bize bırakıyor. Müz’ün belli bir anlayışı var, gelen istekler de bu yönde oluyor zaten. Kişiye ve duruma göre adaptasyonlar yaparak ilerleyebiliyoruz. Sipariş ile ilerlediğimiz alanlar daha çok vitrin tasarımları veya mekanlara özel tasarımlar oluyor, zamanlamalar da beklentilere göre değişiyor tabii.

Teraryum hakkında bizi biraz bilgilendirebilir misiniz? Nedir Teraryum?

Teraryumlar özel koşullara ihtiyaç duyan bitkiler için oluşturulmuş cam muhafazalar. Bu fikir aslında 1800’lü yıllara dayanıyor, günümüzde biraz şekil değiştirerek tekrar yaygınlaştı. Klasik teraryum’larda tamamen kapalı veya ağzı dar camlar kullanılır, formları yüksek nem oranına ihtiyaç duyan ve ev koşullarında rahatça bakılamayacak bitkiler için idealdir. Bir bakıma Teraryum’lar küçük doğa parçaları ve bitki akvaryumları olarak görülebilirler.

Peki, bakımı hakkında bilinen yanlışları düzeltmek adına bize birkaç ipucu verebilir misiniz ?

Kaktüs ve Sukulent türleri için yüksek nem zararlıdır, bu yüzden kapalı teraryum’lara uygun değiller. Teraryum yaparken kullanılacak bitkileri araştırmak ve ihtiyaçlarını gözetmek en önemli özelliklerden biri…

En çok talep gören bitki veya tasarım hangisi, var mı böyle bir kıstas?

Kaktüs ve Sukulent teraryum’ları bakım kolaylığı ve bitki çeşitliliği açısından en çok ilgi görenler.

Üzerinde çalıştığınız veya yakın zamanda bizleri bekleyen başka projeler de var mı?

Yine cam ve seramik odaklı ürünler ve Müz’e ait bir mekan oluşturmak şu sıralar üzerinde çalıştığımız konular. Aynı zamanda iki yeni vitrin projemiz var.

Peki, sizin hayatınızdaki ilham perileri neler veya kimler?

Kendimi dinlemek ve kafamdaki kalabalığı susturabilmek en büyük ihtiyacım, ilhamın adresini veremiyorum ama ona böyle ulaşıyorum.

Müz’e internet sayfanız dışında nerelerden ulaşabilir okuyucularımız?

instagram.com/muz_se adresinden takip edebilir, info@muz.se’ye email göndererek bize ulaşabilirler.

Son olarak ‘motto’nuz ?

Bitkiler ışık saçıyor…

 

dergi_form_nisan

dfoit_subat

 

Kuzey’in Venedik’i Bir Kültür Şehri Amsterdam

Kuzey Avrupa’da Amstel nehrinin ağzında küçük bir balıkçı köyü olarak kurulan kasaba 13. yüzyıl başlarında, 150 yıla yakın bir sürede bira ve balık ihracatında en önde gelen şehirlerden biri olmaya aday olmuştur. 1452 yılında meydana gelen büyük yangında şehrin yarısından fazlası yanınca, yangının büyümesine sebep olarak gösterilen basit ahşap yapılardan dolayı, ahşabın yapı malzemesi olarak kullanılması yasaklanmıştır. 17. yüzyılda artan ticaret ve nüfus ile şehir, yeni mimarisiyle birlikte büyümeye devam etmiştir. Tüccarlar, ressamlar, mimarlar, saygın devlet çalışanları için, büyüyen üçlü kanal etrafında ihtişamlı binalar inşa edilmeye başlamıştır.

 

 

ŞEHRİN MİMARİSİ :

 

Amsterdam şehrinin tasarlanması 17. yüzyıl başlarına dayanıyor. 1664 yılında Daniel Stalpaert, hazırlanması yaklaşık 56 yıl süren şehir planları ile, kenti günümüzdekine çok yakın bir şehircilik anlayışıyla oluşturmultur. Amsterdam’ ın neredeyse tamamı su seviyesinin altındadır. Bu sebeple dalga bariyerleri ve setlerle deniz etkisinden korunmuştur. Binalar¸ ağırlıkları hesaplanarak beton kazıklar üzerine oturtulmuş, zemin altları kil ve turba tabakaları ile desteklenmiştir. Amsterdam, şehir mimarisinde bir ekoldür. Arsa genişliklerinin az olması, bina ağırlıklarının fazla olmaması gibi bağlayıcı unsurlar sebebiyle dış cepheleri, çatıları, kapı ve pencerelerinde farklı detaylarla her biri birbirinden farklı şıklık ve gösterişte binalar ortaya çıkmıştır. Kanallardaki yüzen evler de halen şehrin en popüler bölgesidir. Binaların özellikle çatı detayları yapım yıllarını gösterir. 1600’ lü yıllarda basamaklı çatılar sıkça uygulanmıştır. Rönesans tarzını yansıtan bu sivri çatılar, yunus süslemeleri, taş vazo ve çelenkler ile bezenmiştir. 18. yüzyıl öncesi binalarda ise genellikle sivri çatılar , 1700 yılından itibaren de sivri çatıların yerini kornişler almıştır. Bu dönemin en çok kullanılan çatı detayları dişli kornişler ve Rokoko parmaklıklı parabolik çatılardır. Farklı çatı ve dış görünüşe sahip bu binaların her biri dar cephelidir. Bunun da sebebi, vergilerinin sokağa olan ön cephe genişliğine göre alınmasıdır. Bu tarihi evlerin yıkılması, yerine yeni görünümlü binaların yapılması özellikle şehir merkezinde ve kentin büyük bir bölümünde yasaktır. Bu yüzden tarihi doku hiçbir şekilde değişmemekte ve korunmaktadır. Amsterdam şehrinin en bilinen sembollerinden biri de Yel Değirmenleridir. Amsterdam merkezinde 8 tane yel değirmeni mevcuttur.

 

MÜZELER KENTİ

 

Amsterdam’da 50 nin üzerinde müze, 141 sanat galerisi bulunmaktadır. Turizm bürosundan ve tüm müzelerden satın alınabilen Museumkart ile, Hollanda’daki bütün müzeler için bir yıllık abonelik hakkı elde edilebilir. Sanatta özellikle resimde haklı bir üne kavuşan Amsterdam, bir müzeler kentidir. Şehir merkezinde yer alan Rijksmuseum (Devlet Müzesi) başta gelir. Yaklaşık 7 milyon sanat yapıtının yer aldığı müzede yağlı boya tablo sayısı 5 bini aşmaktadır. Rembrant’ın fırçasından çıkmış tablolar karşısında büyülenmemek olası değildir. Vermeer, Frans Hals gibi dünyaca ünlü Hollandalı ressamların yapıtlarının da sergilendiği 1885’te açılan, Amsterdam’ın en çarpıcı mekanlarından Rijksmuseum olmak üzere, Amsterdam’da yer alan diğer ünlü modern sanat müzelerinden biri de Stedijk Müzesi’dir. Bu müze modern klasikler ağırlıklıdır. 1850 sonrası sanat dünyasında ünlenmiş Picasso, Monet, Kardinsky başta olmak üzere Matisse, Mondriaan, Cezanne ve çok sayıda sanatçının eserleri burada yan yana asılıdır. Ünlü I amsterdam yazısı da buradadır.. Yüzlerce Van Gogh resminin yanı sıra Vincent Van Gogh’un kardeşi Theo’ya yazdığı mektupların da sergilendiği Van Gogh Müzesi ise yakın çağın en ünlü müzesi olarak bilinir. Londra’daki merkez müzesinde olduğu gibi Madame Tussaud Mumya Müzesinde, ünlü kişilerin mumya modelleri sergileniyor. Kopyalar ünlü Hollandalı ressamların yapıtlarından alınmış.
Mimar Renzo Piano tarafından gemi şeklinde tasarlanmış Nemo Bilim müzesi; özellikle çocuklar için bilim ve teknoloji müzesi olarak önem kazanmıştır. Avrupa’nın en eski hayvanat bahçelerinden biri olan Artis Hayvanat Bahçesi’nde ise 6 bin hayvan çeşidi yaşıyor. Ayrıca içinde bir Jeoloji Müzesi, akvaryum ve planetoryum da mevcut.

 

NERELERE GİDİLİR?

 

Yılda yaklaşık 15 milyon kişinin ziyaret ettiği Kuzey Avrupa’nın en büyük şehri olan Amsterdam, güzellik ve dinginliğin, hareketli gece hayatı ile mutlu bir beraberlik kurduğu muhteşem bir yerdir. Şehrin müzeleri, kanalları, dar sokakları, parkları, restoranları ve kafeleriyle mutlaka görmeniz gereken birçok yeri bulunmaktadır.
Dam Square olarak da bilinen Dam meydanı, kentin dünyaca ünlü üç ana meydanından biridir. Meydanın en büyük özelliği 2. Dünya Savaşı’nda ölen Hollandalılar için dikilen anıt ile Kraliçenin taç giyme töreni için yapılan Kraliçe Sarayıdır. Diğer iki ünlü meydan ise, Rembrant ve Leidse Meydanı’dır. Dam’ın hemen yakınındaki Kırmızı Işık Bölgesi olarak adlandırılan eski kent, her şeyi ile görülmeye değer bir bölgedir. Eski kent, eğlence hayatı, yaşam biçimi ile gerçekten ilginçtir. Burada kentin en eski kilisesi Oude Kerk’i, tarihi Portekiz Sinagogu’nu gezebilir ve Yahudiliğin Hollanda’daki geçmişini Musevi Tarihi Müzesi’nde görmek mümkündür. Şehrin tarihinin 1275’ten II. Dünya Savaşı’nın sonrasına kadar sergiler ve belgelerle anlatıldığı, Amsterdam Tarih Müzesi ve Anna Frank’ın Evi de görülmesi gereken yerler arasındadır. Dam’ın hemen yakınındaki Kırmızı Işık Bölgesi olarak adlandırılan eski kent, her şeyi ile görülmeye değer bir bölgedir. Eski kent, eğlence hayatı, yaşam biçimi ile gerçekten ilginçtir. Burada kentin en eski kilisesi Oude Kerk’i, tarihi Portekiz Sinagogu’nu gezebilir ve Yahudiliğin Hollanda’daki geçmişini Musevi Tarihi Müzesi’nde görmek mümkündür. Şehrin tarihinin 1275’ten II. Dünya Savaşı’nın sonrasına kadar sergiler ve belgelerle anlatıldığı, Amsterdam Tarih Müzesi ve Anna Frank’ın Evi de görülmesi gereken yerler arasındadır. 2. Dünya Savaşı sırasında 15 yaşındaki Anna Frank’ın ailesi ile dört yakınının Nazilerden saklandığı bu tarihi evde Anna Frank günlüğünün bir bölümü ile bazı aile fotoğrafları ve Yahudi düşmanlığı üzerine sergiler bulunmaktadır. Hemen yakındaki Westerkerk, ünlü sanatçı Rembrandt’ın gömülü olduğu yerdir. Kendine özgü sokaklardan ve çekici kanallardan oluşan Jordaan, Amsterdam’ın en güzel bölgelerindendir. Amsterdam’ın en canlı meydanı olan Leidseplein, mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Meydan gündüzleri, kafelerde oturanlarla, sokak göstericileri ve müzisyenleriyle dolar. Geceleri ise burası çevredeki kafe, bar, restoran, gece klübü ve sinemaları ile gençliğin buluşma noktası haline dönüşürür. 1668 yılında kurulmuş olan Rembrant Meydanı’nda Rembrant’ın dev bir heykeli ve en bilinen tablosu Gece Nöbeti’nin heykellerle yapılmış bir versiyonu bulunmaktadır. Bu tablo ve yüzlerce başka tabloyu Rijksmuseum’da görmek mümkündür.Amsterdam’daki restoranların en yoğun olduğu yerler Müzeler Semti’ndeki Van Baerlestraat, Kırmızı Fener Mahallesi (Red light District), Nieuwe Zijde’deki Spui, Doğu Kanal Çemberi’ndeki caddeler ve Jordaan’dır.

 

Rijksmuseum çıkışında, Spigelgrach adında şık ve dar bir sokak içinde 80 e yakın mağazanın bulunduğu bir antikacılar çarşısı bulunur. Buradaki antikacılarında neler bulunur diye soracak olursak; saat ve müzik kutusu, eski müzik aletleri, modern resim galerileri, eski yağlıboya baskı satan, antika mücevherler, arkeolojik sanat eserleri, etnik yağlıboya resim ve haritalar vb…

 

Waterloo Meydanı’nda kurulan bit pazarda ise elektronikten, yağlı boya tablolara, antika duvar saatlerden ipek halılara varıncaya kadar çok şeye rastlamak mümkündür. Ayrıca Pazar günleri Spui meydanında kurulan seramik, cam ve modern resim ağırlıklı açık hava modern sanatları pazarını da mutlaka uğranması gereken yerlerden biridir. Çiçek pazarı da, Spui meydanına yakın bir yerdedir. Amsterdam’ın yüzen çiçek marketi her gün yerli ve yabancı ziyaretçilere açıktır. Çiçek çeşitleri zenginliği ile de dikkat çeken Çiçek Pazarı’ndaki en popüler çiçek tabii ki Osmanlı’dan gelen Flemenk laleleridir. Bu sanat şehrinde, opera veya bale gösterisi izlemek; Art Deco mimarisiyle ünlü, 1500 kişi kapasiteli Tuschinski Tiyatrosu nda film seyretmek ve Netherlands Film Müzesi’nin cafesi Vertigo da sıcak bir kahve molası vermek de çok keyifli olacaktır. Amsterdam’dan alınabilecek hatıra eşyaları arasında; geleneksel tahta pabuçlar, seramikler, Gouda peyniri, çikolatalı Droste şekerlemeleri ve çiçekler tercih edilebilir. Şehirde bisiklet yolları ve bisiklet park alanlarıyla, Amsterdam bisiklet dostu bir şehirdir. Şehirde, nüfusun iki katı yaklaşık 2 milyon bisiklet olduğu söyleniyor. Central istasyonun yakınındaki Fietsflat 2500 bisiklete ev sahipliği yapan çok katlı bir bisiklet otoparkı. Neresinden bakılırsa bakılsın; 88 adacıktan oluşan, irili ufaklı 1200’e yakın kanalla sarmalanan, 1400’e yakın köprüyle birbirine bağlanan, “Kuzey’in Venedik’i” olarak da anılan, mimariyi sevenlerin asla vazgeçemeyeceği, bir hoşgörü ve kültür kentidir Amsterdam.

 

dfoit_subat