Enerji Dosyası | Geleceğin Kaynakları neler olmalı?

Geleceğin Kaynakları neler olmalı?

Yaşadığımız son felaketlerle gündeme gelen madencilik başta olmak üzere, farklı enerji sektörleri ve birçok enerji türü; gerek doğaya verdiği zararlar, gerekse sürdürülebilirliği konusunda duyulan şüpheler nedeniyle hepimiz tarafından sorgulanıyor. Enerjisiz yaşamayacağımız, bugün birçoğumuz için mutlak gerçek ama “doğaya zarar vermeyen ve yenilenebilen” olarak en genel hatlarıyla tanımlanabilecek, geleceğin enerji türü ne olmalı konusunda her kafadan bir ses çıkıyor. Akademik düzeyde olmasa da, toplumsal düzeyde hem ülkemizde hem de dünyada durum böyle ne yazık ki!

ABD ve Avrupa’da iklim konusunda çalışan bir sivil toplum kuruluşu olan Vision Prize, değişik sorularla uzmanların ve toplumda ilgilenenlerin görüşlerini topluyor ve kamuoyuyla paylaşıyor belirli aralıklarla. Son anketinde uzmanlara şöyle bir soru yöneltmiş:

“Gelecek 100 yıl içinde küresel ısınmanın tehlikeli düzeylere varmasını önlemek için büyük kapital sahiplerine nereye yatırım yapmalarını önerirdiniz?”

Cevapların dağılımı şöyle:

İlk 3 sırayı:

1. %29 ile yenilenebilir enerji teknolojileri,

2. %26 ile enerji verimliliği ve

3. %17 ile üçüncü nesil nükleer enerji almış.

Merkezi yenilenebilir enerji tesisleri %10 ile 4. sırada yer alırken 5. sırada “Hiçbir teknoloji tehlikeli düzeye varmayı önleyemeyecek” yanıtı, 6. sırada ise “Tehlike yok ve böyle teknolojilere de gerek yok” yanıtı bulunuyor. Listeye Karbon 7. sırada, doğal gaz ise 8. sırada girerken, son sırada %0 ile nanoteknoloji bulunuyor

Soru değiştirilip “Bu yüzyıl içinde hangi teknolojilerin küresel ısınmayı yavaşlatma potansiyeli var?” diye sorulunca %45 yenilenebilir enerji derken, %20 enerji verimliliği denmekte. Diğer seçenekler ise çok düşük oranlarda ilgi görebilmiş bu soruş şekliyle. Bu da uzmanlar tarafından seçenek olarak kabul edilmediklerini ve çok daha arkalarda yer bulduklarını gösteriyor. Yine Vision Prize tarafından aynı kitleye, çevre problemleri sorulduğunda ise konuyla ilgili acil karar verilmesi gerekliliği bir kez daha ortaya çıkıyor.

Örneğin aynı uzmanlara ,BM çatısı altında çalışan Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporlarında açıklanan deniz seviyesinde yükselme öngörüleri hakkındaki görüşleri sorulduğunda, daha karamsar bir tablo çıkıyor ortaya. Deniz seviyelerindeki yükselme konusunda uzmanlar ağırlıklı olarak, IPCC raporlarının fazla iyimser olduğunu, gerçek yükselmelerin rapor öngörülerinden çok daha fazla olduğunu ve olması beklendiği dile getiriyorlar.

Olaya bakış açımızı biraz daha genişletmek istersek, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı OECD (Organization for Economic Co-operation and Development) ülkeleri arasında kişi başına tüketilen enerjinin yılda ortalama 200 GJ olduğu biliniyor. Artan dünya nüfusu ve insanların yükselen yaşam standartları, kişilerin enerji tüketimlerinin hızlı şekilde büyümesine neden olmakta. Yaklaşık 6.5 milyar olan dünya nüfusunun 2025 yılında 8 milyar olacağı ve yüzyılın sonlarına doğru 10 milyara ulaşacağı tahmin edilmekte.

Nüfus artışındaki büyüme hızı, çoğunlukla, halihazırda yeryüzünde yaşamını sürdüren insanların ortalama dörtte üçünü oluşturan gelişmekte olan ülkelerde görülecek diye öngörülüyor. Kalkınmış ülkelerin etkin enerji tasarrufu uygulamalarına rağmen dünyada hızlı artış gösteren nüfusun enerji talebinin, 2050 yılına kadar, iki kattan fazla olması öngörülmekte. Uzun lafın kısası doğa kaynaklar bize sinyal veriyor! Doğru seçeneklerin ne olduğu konusundaki farkındalığımızı , eyleme dönüştürme konusunda tüm gelişmiş ülkeler gibi acil eylem planlarına ihtiyacımız var…