Edito

dfot

Kasım geldi; evim, planlarım ve ben başbaşayız nihayet;

Bayram bitti, tatiller geçti, sıcak yaz geceleri artık çok geride. Kasım gerçekliğimize geldi sıra; azalan tatil günleri ve hayatsal mecburiyetler artık kapıda. Elimizde ne mi var? Güzel anılar… Gezdiğimiz, gördüğümüz yerlerin belleğimizde oluşturduğu kültürel doyum ve elbette  keyifli bir ev yaşantısıyla tüm bunlar arasında nefes alacağımız mutlu bir yuva. O zaman bu iki noktayı evimizle ilgili kış planlarımızda bir araya getirmenin tam da zamanı. Bunun için çok da gözünüzde büyüttüğünüz kadar büyük bütçeler gerekli mi tekrar bir üzerinden geçelim.

 

Bütün dünyada, ibrenin çok da tüketimden yana olmadığı bir yaşam tarz gelişmekte ve elbette bu akım, hayatımızı olduğu gibi dekorasyonu da etkilemekte olduğunu siz de  farketmişsinizdir. Bohem, eklektik, junk, vintage, hatta biraz da  hippi bir duruş artık hiçbirimizin önünde durmaya cesaret edemeyeceği  yükselen değerler; direnmeye gerek yok. Kısaca özgürlükçü,  çeşitliliğe önem ve değer veren, hızlı tüketime dolayısıyla kıymetsizleştirmeye karşı net bir tavrı olan, objelerle insanlar arasında ruhsal bir etkileşimi öngören tavırlarda evler çoğalacak yakın zamanda.  Biz neden başı çekmeyelim?

 

Kişiselleştirilmiş, kişilikli evler diyorum ben bunlara kısaca; Gezdiğimiz yerlerden ilgi alanlarımıza göre toparladığımız objeleri sergilediğimiz köşelerimizin olduğu, ekodesign tasarımlara yoğunlaştığımız, sıradanlığın tuzağına düşmediğimiz, ruhu olan evler.

Çok mu zor peki tüm bu kimimize karmaşık gelebilecek tabirlerle tanımladığımız yaşam biçimi? Gördüğümüzü alan, hazır oluşturulmuş takımlara bayılan bir değilsek, mağaza vitrini gibi düzenlenmiş, detay barındırmayan yerlerde yaşamayı sevmiyorsak ya da seçmiyorsak hiç de zor değil aslında. Biraz emek vermek, biraz ruh, biraz yakıştırmayı bilmek yeterli.

Bir düşünelim; babaanneden kalma bir koltuk, büfe olarak kullanılan ve sevdiğimiz renge boyadığımız eski bir gardırop, ceviz bir masa ve belki de eskicilerden toparladığımız çeşitli renk ve modellerde sandalyeler, yerde el dokuma bir kilim. Rahat bir koltuğa yaydığınız rengarenk tasarım yastıklara eşlik eden ve elinizle ördüğünüz koltuk örtüsü, çocuğunu eski bir oyuncağından dönüştürdüğünüz bir sehpa.  Duvarda seyahatlerinizde çektiğiniz fotoğraflardan bir köşe, eski bir ayna ve yanında en sevdiğiniz ressamın küçük de olsa bir sanat eseri.

 

Sizin gözünüzü kapattığınızda gözünüzün önüne gelen tablo ne? Bu ve benzer tarzda döşenmiş köşelerinizi bizimle paylaşır mısınız; elbette “orijinal bir fotoğraf veya kolajla”  ve kısa bir anlatım eşliğinde bekliyoruz. Biz de seçtiklerimize dergimizde yer verelim. Çalışmalarınızı doğrudan e-posta adresime atabilirsiniz: evrim.yenier@basthome.com.tr

Söz, hepsiyle şahsen ilgileneceğim.

 

Sevgiler!