Doğa İle Tekrar Uyumlu Olmak ve Refleksoloji

Doğa İle Tekrar Uyumlu Olmak ve Refleksoloji

İnsan veya bilimsel adıyla Homo Sapiens, bir kaç milyon yıllık evriminin neticesinde hayatta kalma becerileri yüksek, sezgi ve zekasını en üst düzeyde kullanabilen, her coğrafyada yaşam geliştirebilen olağanüstü bir tür olarak ortaya çıkmıştır. Özellikle son on bin yıllık dönemde yaşam tarzında oldukça büyük değişiklikler geçirmiş, nüfusu görülmedik derecede artmış ve kendi merkezinde doğayı şekillendirmeye girişmiştir.

Günümüz insanı mağara insanında var olan donanımların büyük bir kısmını kullanmaya gerek duymadan yaşamını sürdürmektedir. Peki ne oldu da son bir kaç bin yılda insan bu kadar değişti ve doğadan o kadar koptu ki neredeyse kendini onunla birlikte yok edecek noktaya geldi ? Doğadan kopuş ona nelere mal oldu ? Bir kere daha belirtelim ki mağara adamı ile modern insan genetik olarak aynı insan. Bu iki insandan modern olanını çok iyi tanıyoruz; o biziz. Doğanın bağrında yaşamıyoruz, yaşamak için doğa ile işbirliği yaptığımız duyuları fazlaca kullanmıyoruz, ağacı bitkiyi taşı toprağı tanımıyoruz, birbirimizle temel ihtiyaçlarımızı karşılama konusunda işbirliği yapmıyoruz, hayvanları öldürüyor ve onların yaşam alanlarını daraltıyoruz ve birbirimize karşı sevgi ve anlayış üretmiyoruz.

Birbirimizden, nesnelerden ve doğadan korkar olduk, sahte idealler ve umutlar ile endişelerimizi yükselttik,  kırılganlaştık; çarçabuk çökebilen, hastalıklı veya dengesini koruyamayan insanlar haline dönüştük.

Aslında modern insanın on bin yıl önce yaşayan mağara adamından genetik ve fizyolojik olarak hiç bir farkı yok. Modern insanı bir süreliğine ilkel yaşam ortamına bıraktığınızda hiç kullanmadığı doğal yeteneklerini kullanmaya başladığını gözlersiniz. Kendinize bir bakın; deniz kıyısında bir kumsalda güneşi teninizde hissettiğinizde veya dostlarınızla ormanlık bir alanda dolaşırken aldığınız nefesin tazeliğini ayırt edebildiğinizde içiniz coşmuyor mu ? Bu mutlulukları isteyerek veya istemeyerek yaşamımızdan çıkardık ama onları geri kazanmak istiyorsak gündelik yaşamımızda da bazı değişiklikler yaparak ilkel ve sağlam atamıza benzeyebiliriz. Bu değişikliklerin en başında doğaya dönmek, ona yaklaşmak ve ona dokunmak var. Dokunmak derken; ayakkabılarınızı atıp toprağa, çime, kuma, çamura basmak var, ağaca sarılmak, asma yaprağını okşamak var, inşaat makineleri tarafından kırılmış kayalara ellerinizi koyup onlarla helalleşmek var, yanından geçtiğiniz balkabağı tarlasına uğrayıp yeni yağmış yağmurun bıraktığı çamuru ödünç almak var, var da var, ama çok önemli bir başka dokunuş daha var. ‘’Birbirimize dokunmak.’’ Neredeyse unuttuğumuz bir şey. Birbirimize dokunmak da aslında çok kolay görünmekle birlikte ustalık isteyen bir iştir. Bir kişiye parmaklarımızla dokunabiliriz ama onu anlamak, yüreğine de dokunmak gerekebilir; ancak o zaman bizim dokunuşumuz ona bir karşılıklılık hali yaşatır, yani asıl önemli olan temiz niyetlerle yüreklere dokunabilmektir.

Refleksoloji, bir çeşit dokunma sanatıdır. Refleksoloji ustası, bildiğini yürek dostu olarak kabul ettiğine uygular. Dokunduğu noktalar yürek dostunun yüzü, elleri ve ayakları üzerindedir. Bu noktalar aslında dostun doğa ve diğer insanlar ile iletişim kurarken sıklıkla kullandığı noktalardır. Bu kadim bilgi antik çağdan günümüze korunarak gelmiş 20. Yüzyılda modern tabipler tarafından keşfedilerek bilimsel yönünün araştırılması ve uygulamanın geliştirilmesi sağlanmış, günümüzde çok sayıda enstitü, klinik ve bağımsız kuruluş tarafından yararları araştırılmakta ve sonuçlar makaleler ile paylaşılmaktadır. . Literatürde Refleksoloji, insan vücudunun tüm bölgelerinin, organlarının ve sistemlerinin ayaklarda birer refleks noktası ile karşılık bulduğu bilgisinden yola çıkarak o noktalara yapılan özel bir masaj tekniği olarak kabul edilmiştir.

Alternatif veya tamamlayıcı tıbbın içinde yer alır. 1971 yılında Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından tamamlayıcı tedavi tanımlanmasıyla birlikte tüm dünyada en popüler ilaçsız destek tedavisi olarak kabul edilmiştir. 2012 yılında TC. Sağlık Bakanlığı tarafından Türkiye de tamamlayıcı tedavi olarak onaylanmıştır. Tamamlayıcı tıp uygulamalarının bir çoğunda olduğu gibi refleksolojide de, vücudun kendi potansiyelini kullanarak fayda yaratılmaktadır. Sadece bu konuda uzmanlık sahibi olan refleksologların yapabileceği özel masaj teknikleriyle  tüm yaşam sistemleri birbirleriyle en uyumlu hale getirilebilir. Ortalama 90 dakika süren refleksoloji seansı sonunda danışan kendisini hem fiziksel hem de ruhsal açıdan son derece iyi hisseder. Toksinlerin atılması, kan dolaşımının desteklenmesi,  sinir sisteminin ve beynin rahatlatılması, beraberinde bir çok rahatsızlığın da azalması sonucunu yaratır. Seans sırasında usta, yürek dostunun doğa ile iletişim ile rahatlıkla çözebileceği ancak modern hayatın getirdiği nedenlerden dolayı doğa ile yaşadığı kopuklukların neticesinde oluşmuş bazı sorunları refleks noktaları üzerinden algılar ve yürek dostunun bu rahatsızlıklardan ari hale gelmesi için kadim bilgiyi kullanarak uygulamasını yapar. Genelde ilk seans bir çeşit teşhis gibidir ama sürdürülen seanslarda rahatsızlıkların ortadan kaldırılması amaçlanır. Her şeyin başında iyi niyet ve doğaya saygı yatmaktadır. Refleksoloji insanın kendini ve doğasını algılaması için ona sunulmuş nimetlerden biridir.

Kutu içinde faydaları özetlenebilir.

  • Kan dolaşımına fayda sağlar ve bunun bir çok rahatsızlık için fayda yarattığı bilimsel bir gerçekliktir.
  • Nörolojik hastalıklarda destekleyici tedavi olarak kullanılır. Özellikle engelli çocuklarda fiziksel ve zihirsel açıdan çok olumlu sonuçlar, yine destekleyici faktör olarak gözlemlenmiştir.
  • Anksiyete, depresyon gibi psikolojik tabanlı rahatsızlıklarda destekleyicidir.
  • Ağrı ile mücadelede fayda yarattığı yapılan binlerce uygulamadan alınan önemli bir geri bildirimdir.
  • Sindirim sorunları ile mücadelede faydalıdır.
  • Uyku bozukluğu sorunlarında etkilidir.
  • Cinsel sorunlarla ilgili olarak refleksolojiden faydalanılabilir.
  • Hormonal dengenin kurulmasında destekleyicidir.
  • Refleksoloji seansı alırken oluşan rahatlama geçici bir kür gibi algılanabilir ancak uzmanın belirleyeceği period ve seans adedine uyum sağlanırsa uzun dönemli fayda elde edilebilir
Neslihan Muradoğlu