Bilge Baykuş

dfot

TARİHTEN GÜNÜMÜZE MİMARLIĞI BENİMSETEN OYUNCAKLAR

 

Merhabalar!

Geçen yıl, oğlumun anaokulunda çocuklara mimarlıkla ilgili eğitsel bir çalışma yaptırdım ve bir kez daha şunu fark ettim. Çocuklar bir şey üretirken veya öğrenirken müthiş bir heyecan ve coşku yaşıyorlar. Bu nedenle,  Ocak sayımızda, mesleğimin sevgisini çocuklara aşılayan oyuncaklara yer vermek istedim. Birazdan okuyacağınız yazı işte bu duygularla kaleme alındı. Mimarlık sevgisini çocuklara aşılayan, onların minik yüreklerine mesleğimin tohumlarını serpen oyuncakları altı ayrı kategoride incelemeyi uygun buldum. Sıralamamda ise bazen oyuncağın köklü tarihi,  bazen de popülaritesi öne çıktı.

 

BLOK OYUNCAKLAR 

Blok oyuncaklar, ilk olarak 17. yüzyılın sonlarında 18. yüzyıl başlarında Avrupa’da ortaya çıkmışlar. Çocuk gelişimine katkıda bulunmak üzere geliştirilen alfabe oyunu formatında olmuş ilk örnekleri. Çağdaş blok oyuncaklarının “atası” olarak gösterilebilecek ve üzerinde harflerin yer aldığı bloklar, İngiliz felsefeci John Locke tarafından 1693 yılında geliştirilmiş ve çocukların okuma sürecini hızlandırıp kolaylaştırmak amaçlı düşünülmüş. Başlangıçta Blok oyuncakların “inşa” referansı ile değerlendirilmek üzere geliştirilmesi ise 100 sene sonrasına, 19. yüzyıl başına denk düşmektedir. “Practical Education” (Pratik Eğitim) başlıklı kitapta, bloklar “akılcı oyuncaklar” olarak tanımlanmıştır ve bu noktada hala yapı oluşturma yönüyle algılanmaya başlanmadığını söylemek doğru olur. “Akılcı oyuncaklar”, çocuklara yer çekimi gibi temel fizik kurallarını ve basit mekânsal ilişkileri ifade edecek araçlar olarak değerlendiriliyorlar. Blok oyuncağa yapılan ilk mimari atıf, 19. yüzyıl ortasına denk düşüyor. Üstelik bu ilk oyuncaklar, bir kitaptan çıkıyor! Felix Summerly imzası ile çocuk kitapları yazan Henry Cole’un “The Home Treasury” isimli eserinin içinde terracotta bloklar yer alıyor. Açık ve seçik mimarlık göndermesi ise, bloklara eşlik eden ve içerisinde gerçek ozalit çizimlerin yer alan “Mimari Meşgale” (Architectural Pastime) isimli el kitapçığında geliyor.

Lego Blok Oyuncakların Tarihçesi

Danimarkalı bir marangozun atölyesinde başlayan LEGO serüveni, günümüzde saniyede 600, yılda ise 20 milyar parça sattıran bir oyuncak efsanesine dönüşmüş. (Bizim evdeki parça sayısından da bunu tahmin etmek zor olmazdı.) İsmini Danca’daki İyi oyunlar anlamına gelen “Leg godt” ifadesinden alan LEGO’nun yaradılış hikayesi de, bu ikonik blok oyuncağın Teknik serileri kadar zorlu ve meşakkatli bir sürece işaret etmekte. Ole Kirk Christiansen tarafından 1932 yılında ve ilk olarak ahşap blok oyuncak formatında üretilen LEGO’nun bugünkü halini alması, 24 yıllık bir çalışmanın sonucunda olmuş. 1947’de ahşaptan imal edilmesinden vazgeçilen ve ana malzeme olarak plastiği benimseyen LEGO, 1949’da kenetlenebilir parçalar halinde yeniden şekillenmiş. 1954 yılında “yaratıcı bir oyun sistemi” olarak kendini yeniden konumlaması ile kenet prensibi, bugünkü şeklini almış. Beş yıllık bir ARGE çalışmasının ardından ise ham maddesi olan plastiğin bugünkü formülü ortaya çıkmış. Özetle LEGO oyuncağının tasarım hikayesinin ardında da önemli bir mühendislik süreci yatıyor. LEGO’yu gerçekten de eşsiz kılan en önemli özelliği hiç şüphesiz modüler bir uyumluluk gösteriyor olması. “Evrensel bir sistemin bileşenleri” olarak nitelendirilen LEGO parçalarının 1958 yılından bu yana üretilen tüm versiyonlarının, bir diğeri ile uyumlu, yani kenetlenebilir olduğunu biliyor muydunuz? LEGO’yu mimarlığa bu denli yaklaştıran tam da bu özelliği üstelik. Çocuk veya yetişkin, hayal gücünüzün tek sınırı eldeki malzemenin doğru kullanımında yatıyor. LEGO ile bir şeyler  inşa etmek için, illa ki çocuk olmak ya da evde işsiz güçsüz oturmak da gerekmiyor desem buna ne dersiniz? BBC’nin şöhreti “Top Gear” ile parlayan sunucusu James May’in bin gönüllü ile birlikte, 3 milyonun üzerinde LEGO parçası kullanarak inşa ettiği iki katlı muazzam evi, herhalde LEGO severliğin en ihtişamlı örneğini teşkil ediyor. Profesyoneller tarafından gerçek inşaat süreçlerinden geçirilerek ve tamamen LEGO’ dan inşa edilen dünyanın bu ilk LEGO evi’nin çalışan bir tuvaleti, sıcak su tesisatı ve banyosu da bulunuyor. Düşünebiliyor musunuz; LEGO parçalarından yapılmış bir yatağı hatta kedisi bile varmış bu evin.

 

Mimarlıktan beslenmiş ve geleceğin müstakbel mimarlarına da ilham kaynağı olması için hazırlanmış belli başlı oyuncakları tanıyalım diye çıktığımız yolda ikinci durağımız Almanya’ya…

 

ANCHOR STONE

Almanya’nın Rudolstadt kentinde üretilmeye başlanan (Anchor Stone Blocks) Taş Blok oyuncaklarının; keskin hatları ve cilalı yüzeyi ile mimarlık oyuncakları dünyasında kalıcı ve önemli bir yeri olduğunu özellikle belirtmek isterim. Bir dönem Viyana,  St. Petersburg, Londra ve New York’ta da şubeleri bulunan Anchor Stone, dünyanın ilk sistematik oyuncağı olma ünvanına de sahiptir. Almanların teknik zekâsının gelişiminde bu taş blokların kritik öneme sahip olduğunu düşünen Amerikalılar,  I. Dünya Savaşı’nın hemen ardından, Almanya’nın “yeni bir savaş başlatma potansiyelini kökünden yok etmek arzusuyla ilk iş,  Alman – Amerikan ortaklığı olan Anchor Stone firmasını satışa çıkarmıştır. 130 yıllık köklü bir geçmişe sahip marka, bir dönem bu ve farklı nedenlerle tamamen ortadan kalkmış olsa da Amsterdamlı fanları sayesinde küllerinden doğmuş ve tekrar doğduğu kentte üretilmeye başlanmıştır yıllar sonra. Eğitim sistemine oldukça yumuşak ve esnek bir giriş olan “kindergarten”ı (anaokulu) kavramını ilk kez ortaya koyan Friedrich Froebel, geometrik şekillerin ve üç boyutlu strüktürlerin, çocukların zihinsel gelişimi üzerindeki etkisini göz önünde bulundurarak, 1840 yılında ilk yapı bloklarını geliştirmiştir. Ahşaptan yapılan ilk örneklerinin işçiliği, fikrin kendisi kadar sofistike olmadığından, üst üste konulan bloklar uzun süre bir arada kalamıyor ve devriliyordu. Ayakta durmayı beceremeyen ahşap bloklara alternatif üretmek üzere 1875’te işe koyulan Otto ve Gustav Liliental kardeşler; kuvars kumu, tebeşir ve keten tohumu yağı ile doğala çok yakın bir yapı malzemesi elde etmişler. Keskin hatlara sahip bu yeni taş bloklar, gerçek yapı malzemelerinin dayanıklılığına ve stabilitesine sahip olmuştur böylece Bauhaus’un kurucusu, ünlü mimar Walter Gropius’un da tutkulu bir kullanıcısı olduğu taş bloklar, doğru iletişim kanalları kullanarak kısa zamanda adını duyurmuş ve Thomas Edison gibi dönemin önemli bilim ve düşünce insanlarının övgüsünü toplamıştır.

 

Şimdi öncekilere oranla daha yeni bir tarihçeye sahip  yapı oyuncağı var sırada;  Kapla’dan bahsediyorum.

KAPLA

Yediden yetmişe her yaştan amatör inşaat severe hitap eden ve blok oyuncak dünyasında “Sihirli Tahta” (The Magic Plank) olarak ile anılan Kapla, Hollandalı Tom Van Der Bruggen’in çocukluk hayalini gerçekleştirmesiyle ortaya çıkmış. Sanat tarihi eğitiminin ardından bir antikacı dükkanı açan ve bir yandan da mobilya restorasyonu işine soyunan Van Der Bruggen, 25 yaşında radikal bir karar alarak dükkanını satmıştır. Çocukluk hayali olan şato inşaatı yapmak tutkusunu gerçekleştirmek üzere Fransa’nın yolunu tutmuş. Tarn nehri yakınındaki harap bir çiftlik evini görür görmez, yapıya çarpılan mucidimiz, bu viraneyi; küçük kuleleri ve çeşmeleri olan bir güzel şatoya çevirmeyi kafaya koymuştur. Proje çizim aşamasındayken, strüktürün neye benzediğini görmek için ahşap bloklarla oynamaya başlamış ve de kullandığı malzemenin, yapının bazı elemanlarını inşa etmeye uyumlu olmadığını fark etmesi uzun sürmemiştir. Mevcut ahşap blokların performansından memnun kalmayan Tom Van Der Bruggen; verimli bir kullanım için yükseklik 1 birim, genişlik 3 birim ve uzunluk 15 birim olmak üzere bir altın oran keşfetmiş. Flamanca’da cüce tahta anlamına gelen “Kabouter Plankjes” kelimelerinin kısaltması ile ortaya çıkan “Kapla”, malzemesi kelimesi böylece ortaya çıkmıştır. Görünüm itibarı ile Jenga’ya benzese de, kule formunun yanı sıra çok çeşitli strüktürler elde edilmesine olanak sağlayan Kapla; herhangi bir bağlantı malzemesi ya da yapıştırıcıya gerek olmaksızın ayakta durmayı başarabilen bir materyal olarak hayatımıza girmiştir. Kapla yapılarının yıkılışı ise ayrı bir ritüel olarak nitelenebilir. Tıpkı art arda dizilmiş domino taşları gibi, Kapla tahtalarının kaderinde de sonunda tek tek düşmek vardır. 1988’de Fransa yukarıda anlattığımız şekilde ortaya çıkan Kapla, o tarihten bu yana çeşitli çevrelerden sayısız  ödül almıştır. Fransız eğitim sistemine de entegre edilen bu kendi halinde oyuncak, pedagojik faydalarının yanı sıra sosyalleşmede ve farklı toplumsal grupların birlikte vakit geçirilebilmesinde de öenmli bir rol üstleniştir. 2008 yılında Paris’teki Mimarlık ve Miras Müzesi’nde, binlerce Kapla bloku kullanılarak inşa edilen bir Eiffel Kulesi maketi sergilenmiştir. Kapla tasarımlarını ağırlayan kültürel mekanlar arasında Fransa’nın sanat mabedi Louvre Müzesi ile Manhattan’daki Çocuk Müzesi’ni de göstermek mümkün. Tüm bu tarihi örnekler hep aynı noktanın altını çiziyor bana soracak olursanız. Bu yazıda birlikte tanıdığımız oyuncaklardan  bize geçen mesaj çok net ve açık aslında; oyunun hayatımızdaki yerini hep koruyalım ki içimizdeki yumurcak manen  huzur bulsun  ve de sonsuz bir yaratıcılıkla ve üretkenlikle bize işimizde ve tüm hayatımızda yol göstermeye devam etsin.

 

İçinizdeki çocuğa kulak verin, Sevgiler.