Beyaz Perdenin Rüya Evleri | Downtown Abbey

“Dizi Gurmeleri” nin başyapıtlarından biri olan Downtown Abbey , 20.yy ın başlarını anlatan hikayesi ve muhteşem kalesi ile gördüğü ilgiyi fazlasıyla hak ediyor.

Dizinin neredeyse tamamının çekim alanı olan muhteşem kalede yaşayan Crawley ailesi ve dönemin İngiliz soylularının aile ve yaşam alışkanlıklarının destansı bir dille ve detaylı olarak anlatıldığı dizinin her karakteri başrolü hak eden performansa sahipler.

 

İngiliz aristokrat ailesi Crawley’lerin , Lord Grantham Crawley liderliğinde, 1912 ‘de başlayan bdöneminin anlatıldığı dizi, ünlü gemi Titanic’ in batışı ile perdelerini açıyor.Bu kazanın ailenin tüm dengelerini alt üst eden sonuçları ile başlayan hikaye, aile mirasının komtrolünün sürekli el değiştirmesi ve bunun sonuçlarını inceliyor.Ailenin iki ferdinin bu kazada ölüm haberi ile özellikle Highclere Kalesinin kontrolünün de kimde olacağı en önemli konu oluyor.Ailenin yönetiminde tek söz sahibi olan Lord Grantham’ ın tüm ailenin bu kaza sonrası değişen dengesini kontrol etmesi , kızlarının hayatlarındaki değişiklikler ve herkesi etkileyecek olan evlilikleri , ailenin binlerce dönüm üzerinde kurulu kasaba da dahil olmak üzere değişen zaman, savaşlar ve tüm etkileri muhteşem bir dille anlatılmış.

Ölümler , entrikalar, doğumlar ve süpriz evliliklerle değişen hayatlar ile süpriz aksiyonların da eksik olmadığı bir dizi.

Downtown Abbey , Julian Fellowes tarafından yaratılmış , Lord rolünde Hugh Bonnevile nin oynadığı ve İngiltere’ de 2010-2015 arasında yayınlanan bir dizi.

Dizinin konusu ve detayları ile ilgili çok şey yazılabilir. Lord ve ailesinin yaşam alışkanlıkları,geçmişleri,hikayeleri ve başlarına gelenler,neredeyse her bireye birden fazla hizmetkarın düştüğü binlerce metrekarelik müthiş kale ve hatta neredeyse aileden daha kalabalık olan, her birinin şahsına münhasır karakterleri ve kendi içlerinde bambaşka bir serüvenin yaşandığı hizmetkarlar …

Ama herşeyden öte muhteşem bir kale

Highclere Kalesi…

Highclere,Newbury,Berkshire İngiltere’ de 1679’ da inşa edilmiş bu dev kale , aileye ait olan neredeyse 5.000 dönümlük bir arazinin içerisinde zamanla kasaba haline gelmiş yerleşim yeri olan Earl of Carnarvon ile beraber yer alıyor. Mimar Charles Barry tarafından inşa edilen kalenin tarzının tam adı aslında bir birleşim.Jacobethan stili olarak adlandırılan tarz, 1500 lerin ortasında yaşanan İngiliz Rönesansının etkisindeki Elizabetian ve Jacobean tarzlarının bir birleşimi.Kalenin parkının peysaj mimarı ise Lancelot “Capability” Brown.

Ailenin , dilediğinde avlanmaya , at gezisine veya köylülere kiraladığı tarım alanlarını gezmeye bile çıkabileceği  hatta arazilerin içerisindeki kasabaya gidip oradaki yaşamın bir parçası olup günler sonra geri gelebileceği kadar büyük bir alan içerisinde yer alıyor kalemiz.

Kale yaklaşık 200 yıl sonra 1840’ da ve sonrasında 2009’ da büyük bir renovasyonlar geçirmek durumunda kalmış. Özellikle nem sebebiyle neredeyse bütün odaları kullanılmaz hale gelen kale 12 milyon poundluk bir maliyetle şu anki haline getirilmiş.

Kalenin ihtişamını rakamlarla da anlatmak gerekirse; yaklaşık 5000 m2 lik bir yaşam alanına sahip kalede 80’i yatak odası olmak üzere yaklaşık 200 oda bulunmakta.Bunun yanında 2 büyük kütüphane,büyük bir yemek salonu, kilerler, dinlenme alanları ile büyük bir mutfak, büyük bir çamaşırhane, büyük bir garaj , ana büyük salon , oturma dinlenme çalışma odaları nın yanısıra ağırlar ve hizmetlilerin yerleşkesi ile 30 tuvalet bulunuyor.

 

Evlilikler, doğumlar, ölümleri saymazsak yaklaşık 20 kişilik bir aile ve bir o kadar da hizmetli için bile oldukça büyük bu kalenin bugün halen turistik ziyaretlerle binlerce kişiyi ağırladığını duymak kimseyi şaşırtmamalı.