Bast Trend

dfot

 

ESKİ YENİ

 

Son yıllarda sıkça duyduğumuz bir sözcük Vintage. Tüm dünyayı saran bu akım son bir kaç senedir ülkemizde de sıkça karşımıza çıkıyor. Aslına bakarsanız bir bence yaşam biçimi. Peki nedir bu vintage?

Aslında bağbozumu anlamına gelen Vintage günümüzda bir moda terimi olarak kullanılıyor, geçmiş yıllardaki döneme ait tek ve özel parça ya da koleksiyona verilen ad.  Bir parçanın vintage olabilmesi için belli bir geçmişi olması gerekiyor. Yani belli bir akımı, dönemi temsil eden bir parça ya da bir tasarımcının ikonlaşmış bir tasarımı olması gerekiyor.

 

Yeni olan güzeldir…

Ancak günümüzde o kadar çok yeni var ve erişimi o kadar kolay ki hızına yetişemiyoruz. Bugün moda olan yarın bir bakmışız eski olmuş ve biz hevesimizi almışız. Hep yenilik peşindeyiz, yeni olanın peşinde…

Asıl sorun iç dünyamızın da bu şekilde çalışıyor olmasında. Zamanla içimizde oluşan boşluğa çözüm bulmaya çalışıyoruz. Vintage akımın bu denli yaygınlaşmasının temelinde bu çözüm arayışı yatıyor işte. Yaşanmış, hikayesi olan parçalar bu yüzden bizi etkisi altına alıyor ve sahip olmak istiyoruz.

Eskimeyen stil

 

Popüler kültürün negative etkilerinden biri de moda olan şeyin bir anda yayılıp, kendini eskitmesi, özelliğini yitirmesi. Vintage da bundan payını alıyor elbet ancak direnci diğer akımlara kıyasla oldukça yüksek. Zaten eski olan bir şeyi eskitmek kolay olmuyor.

 

Vintage bir parçanın taşıdığı ruh, yaşanmışlığı, bize anlattıkları ve hissettikleriyle büyülenip, kolayca etkisi altına girebiliriz. Bir bakmışız, evimizde baş köşede, kendimizi hikayelerini anlatıp misafirlerimize gururla gösterirken buluyoruz.

 

 

Bu işe gerçekten gönül vermiş bir kaç arkadaşım var. Daima eski olanın peşindeler. Yanlış anlaşılmasın, antika değil burda eskiden kastettiğim. Büyük annelerimizin evindeki eski bir koltuk, köşe lambası, zigon sehpahalar ya da eskiden beğenmediğimiz bugün bize kıymetli görünen parçaları kastediyorum.

Dünyanın dört bir yanından bu parçaları topluyor ve binbir zorlukla getirtiyorlar. Biraz da popüler olmasından ötürü, yeni bir tasarımdan bile pahalıya gelebiliyor zaman zaman.

 

 

Eski ve yeni el ele

 

Şahsi fikrim, baştan aşağı vintage mobilyalarla dekore edilmiş bir mekan sıkıcı, biraz da depresif olabilir. Önerim ve tercihim eski ve yeninin bir arada kullanılmasından yana. Ister modern ister klasik bir mekanda zamana meydan okuyan vintage parçalar ya da farklı dönemlere ait parçaların kombinlenmesi zenginlik ve derinlik kazandıracaktır.

 

Eski ve yeninin elele olduğu bu yemek odasında kullanılan rengarenk İskandinav sandalyeler mekanı neşelendirirken, şöminen üzerine asılan vintage varak ayna mekanı şıklaştırıyor.

 

Vintage’yi fark etmek

 

Vintage akımının günümüz iç mimarisi ve modasına etkisini yadsınamayacak boyutta. Bu nedenle café, restaurant gibi pek çok popüler mekanda bu stili görebiliyoruz.

Mobilya firmaları da bu doğrultuda tasarımlarına yön vererek, eski ve popüler parçaları yeniden yorumlayarak üretiyor. Bu sayede vintage görünümlü yepyeni parçalara çok daha uygun fiyatlarla ve kolayca erişebiliyoruz.

 

Tam bu noktada vintage ile retro arasındaki farkdan söz edebiliriz. Eski görünen herşeyi vintage sanmamalıyız. Retro belli bir dönemi temsil ederken, 60-70’ler, vintage çok daha geniş bir kapsamda, geçmiş ‘modasına ait herşey’ olarak nitelendirilebilir. Yani eski görünümlü yeni ürünler de retro kapsamına girer, gerçekten eski olanlara ise vintage diyebiliriz. Özetle her retro ürün vintage sayılabilirken, her vintage retro değildir.