Bast Stil | Muhteşem Bir Şehir Parkı…..

Muhteşem Bir Şehir Parkı…..

New York a gidip de Central Park a gitmeyen kimse yoktur sanırım. Central Park şehre nefes veren, yemyeşil doğası golleri ile her yastan kişinin kendini orada dinlendirebildiği, şehrin karmaşasından uzaklaştığı bir park. Her yıl 35 milyon kişinin ziyaret ettiği parkta pek çok farklı yeşil alanlar, üç büyük göl ve farklı aktivite alanları var. Amerika da peyzaj düzenleme yapılan ilk park olma özelliğiyle parkın tarihi 1850 yılında başlamaktadır. Avrupa’daki büyük parkları çok beğenmiş olan sponsorlar New York şehrinin de uluslararası bir üne sahip bir yeşil alana sahip olması ana fikriyle yola çıkmışlardır. Manhattan ‘ın merkezinde elde edilen bu çok kıymetli alan, her ne kadar bataklıklardan ve kayalıklardan oluşsa ve binlerce fakir konutu yerinden etse de, bugün New York şehrini bilen-bilmeyen herkesin bildiği bir yer haline gelmiştir.

 

1857 yılında ülkenin ilk peyzaj düzenleme yarışmasında Greensward planı seçilmiştir. Bu planın uygunluğu sonrası Central Parkın tamamlanması tam 20 yılı bulmuştur. Parkın tasarımcıları Frederıck Olmsed ve Calvert Vaux bu büyük alanı bataklıktan kurtararak yeşil alanlar ve göllerle bezeli yaşanılabilir bir park haline getirmişlerdir. Park bu güne kadar farklı ilaveler ile gelişmiş olmasına rağmen, bir dönem oldukça bakımsız kalmıştır. New York’un pek çok parkını yapan Robert Moses 1934 yılında Central Park’ı yeniden düzenleyerek çeşitli onarımlar yapmış, yürüme yollarını düzeltmiştir. Moses zamanında Hayvanat Bahçesi inşa edilmiş, onlarca çocuk oyun parkı, buz pateni alanı ve 12 top oynama sahası yapılmıştır. Moses’ın tüm çalışmaları 1960 yılında park komisyon başkanlığından ayrılmasından sonra yeterince korunamamış, bakımsız kalmıştır. Özellikle parkın yeşil alanları yaz konserleri, gösteriler ve yeni yıl kutlamaları ile oldukça zarar görmüştür. Central Parkın daha sonraları yeniden yapılandırılmasının başarısında şehir planlamacıları ve peyzajcıların park komisyonuyla ortak çalışmaları yatmaktadır. Şehir halkının katkısı da büyüktür. Central Parkı gezmek için parkın içinde farklı seçenekler bulunmaktadır. Yürüyüş, bisiklet ve fayton yolları park boyunca pek çok alternatif gezinti yerleri sağlamaktadır.  Parkın çok büyük olması ve içeriğinde bir çok görülmesi gereken yer barındırması sebebiyle tur veya rehberlik almak akıllıca olabilir. Fayton veya arkasında iki kişinin rahatça oturabileceği bisiklet turlarında size gezdiren kişinin rehberliğinden faydalanmak oldukça yararlıdır. Parkı yine bir rehber eşliğinde yürüyerek de gezebilirsiniz. Yürüyüş turları beş-altı saate kadar süre alabilir ki, bu turlar da bölgesel olmaktadır.
Central Park’ın en göz alıcı yerleri kuşkusuz ki gölleri ve yeşil alanlarıdır. Sheep Meadows adlı yeşil alan parkın tasarımcılarının yarattığı bütçesi en pahalı yer olmuştur. Zira kayalık ve bataklık bir alanı yeşil bir alana çevirmek hiç de kolay olmamıştır. Yılın her mevsimi oldukça kalabalık olan bu alanda piknik yapmak, güneşlenmek, müzik dinlemek, sohbet etmek için yüzlerce-binlerce insan biraraya gelirler. Bu alanda çimlerin zarar görmesini engellemek için spor veya kütlesel toplantılara izin verilmemektedir. Kış aylarında da çimenlerin bakımı için ise bu yeşil alanlar kısmen kapatılmaktadır.

 

Central Park’ın bir diğer yeşil alanı Conservatory Garden ise her biri farklı bir karaktere sahip İtalyan, Fransız ve İngiliz olmak üzere üç bahçeden oluşmaktadır. Burası oldukça sessiz bir bölge olarak konumlandırılmıştır. Burası her bahar pembe ve beyaz çiçek açan ağaçların yarattığı ambiansla adeta bir tablo gibidir. Paris’te yapılmış olan muhteşem bir demir kapı, bahçenin ana giriş kapısını oluşturmaktadır. Bahçede 12 metrelik bir çeşme ve Alman heykeltraş Schott’un üç dans öğretmeni çeşmesi ile bir anıt çeşme daha vardır. Bahar laleleri ve farklı çiçeklerin renklendirdiği bahçe zaman içinde tekrar restore edilmiştir.

 

Central Park’ın batı yakasında ise, ünlü şarkıcı ve söz yazarı John Lenon’un şarkısından ismini alan Strawberry Fields (Çilek Bahçesi) isimli bir alan yaratılmıştır. Bu alanın yaratılmasında Lennon’un eşi Yoko Ono peyzaj mimarı ile birlikte çalışarak katkıda bulunmuştur. Alanın tam ortasında İtalyan ustalar tarafından yapılan Imagine mozaiği bulunmaktadır. Lennon’un anısına hayranları bu mozaiğe çiçekler bırakarak, onun anısını tazelemektedirler.

Bir diğer ünlü kişinin ismini taşıyan Shakespeare Bahçesi ise sadece şairin eserlerinde yer alan bitkilerle bezenmiştir.

Central parktaki Bethesda Çeşmesi ve Suların Meleği heykelinin bulunduğu alan parkın en çok rağbet gören yerlerinden biridir. Büyük merdivenlerden bu alana inerken, 1860 lı yıllarda yapılmış olan Bethesda Terası’nın süslemeleri dikkat çekmektedir. Bu muhteşem karolarla bezenmiş yapıda 16000 den fazla renkli ve desenli fayans bulunmaktadır. Bir çok film ve dizi de bu alanda çekilmiştir.

 

Parktaki bir diğer anıt yapı da Belvedere Kalesi’dir. Bir kuş gözlem ve meteoroloji merkezi olarak da kullanılan kale, aynı zamanda parkın ve yanı başındaki kentin en iyi manzaralarını seyredebileceğiniz bir seyir terasıdır.

 

Central Parktaki en eski insan yapımı eser ise Obelisk yani Dikilitaş’tır. M.Ö 1450 li yıllarda Mısırlı bir Firavun tarafından yaptırılmış olan iki dikilitaştan birisi olan 22 metre yüksekliğinde, 220 tonluk Obelisk’in Mısır’dan New York’a getirilmesinin tam 112 gün sürdüğü söylenmektedir. Ayrıca bir zaman kapsülü de anıtın altına gömülmüştür.

 

Parkın eğlence yerlerinden biri de kuşkusuz Buz Pateni Pisti’dir. Wolman ve Lasker Rink’i adı verilen bu pistler parkın iki ayrı noktasında yer almaktadırlar. Wollman Rink, gece ışıl ışıl romantik manzara görünümüyle New Yorkluları kendisine hayran bırakmaktadır ve paten kaymak artık bir kış geleneği haline gelmiştir. Lasker Rink ise yazın yüzme havuzu olarak da hizmet vermektedir.

 

Parkın yapımından epey sonra eklenen Hayvanat Bahçesi de çok kişinin ziyaret ettiği yerlerden birisidir. Dünyanın dört bir yanından getirilen hayvanlar kendilerine özel titizlikle yaratılmış bölümlerde yaşamaktadırlar.

 

Ve elbette ki ziyaretçiler için en ilgi gören yerlerin başında 20 dönümlük Central Park Göl’ü gelmektedir. Bu muhteşem gölde sandal kiralayarak gezinti yapmak ve fotoğraf çekerek, yaban ördeklerini ve tabiatı izlemek en keyif veren aktivitelerden biri olmaktadır.

 

Central Park’ta çok sayıda heykel var. Ancak bunlardan kuşkusuz en önemlilerinden biri, hikayesiyle de ön planda olan Balto heykeli. Hikaye kısaca şöyle:

1925 Ocak ayında Alaska Nome’daki tüm çocuklara yayılan ölümcül bir difteri salgınının önlenmesi için ilaç götürülmesi gerekiyor. Nome’un 1000 km uzağında bulunan ilaç, kış şartlarında tren yoluyla Nenana kasabasına kadar getirilebiliyor. Fakat sonrasında olumsuz hava koşulları hiçbir aracın kalkışına müsaade etmiyor. Bu yüzden ilacın köpeklerle taşınmasına karar veriliyor. Yolun da yaklaşık 13 gün süreceği hesaplanıyor. 12 yaşındaki Togo isimli köpeğin liderliğindeki köpekler, rehber sürücüyle birlikte yola çıkıyorlar. Ancak kış şartları rehberin görüşünü de tamamen kestiği için kişi, rehberliği köpeklerden 3 yaşındaki husky cinsi Balto’ya bırakıyor. Eksi 40-50 derecede ve çok ağır kış koşullarında, sert rüzgarın hem köpekleri hem de kızakları savuruyor olmasına rağmen Balto rehberliğindeki köpekler; çoğunluğu gece olan bu zorlu yolculuğu 7 günde tamamlayarak ilacı yerine ulaştırıyorlar. Yaklaşık 675 kilometreyi aşarak Nome’a varıyor ve salgını önlüyorlar. Balto heykeli ise bu olaydan altı ay sonra 17 Aralık 1925 de Central Park’taki yerini alıyor. Animasyon filmi de çekilen Balto’nun heykeli, New York’un bir köpek adına yapılan tek heykelidir. Üzerinde kızak köpeklerin anısına bir de plaket vardır. Bu gerçek hikaye her New Yorklu gibi beni de her zaman çok duygulandırır.

 

Seçil Mutlu