Bast Sanat / Hasan Nazım Balaban

Hasan Nazım Balaban: Babam İbrahim Balaban’ın  “Sanat yaşantının izdüşümüdür” söylemine katılıyorum ve buna uygun resim yapıyorum.

Röportaj: Ayşe Gülay Hakyemez

Ressam Balaban’ın oğlu olarak resim yapmak, Balaban soyadını ve Nazım ismini taşımak çok zor olsa gerek.. Hasan Nazım Balaban’ın minyatür tadındaki naif resimleri ne kadar coşkuludur. Herbiri birer masal tadında Anadolu köylerinin gerçeğini yansıtıyorlar.

Son çalışmalarınızın hikayesini aktarabilir misiniz?

Çalışmalarım genelde kendi yaşam hikayemden ortaya çıkar. Bu hikaye benim olduğu gibi birçok insanın ve halkımızın hikayesidir de. Ben kendi yaşam deneyimlerimden yola çıkarak resimlerimle bir hikaye anlatıyorum. Her tablonun ayrı bir hikayesi olduğu gibi tamamı da bir hikaye oluşturur. Seçtiğim konular benim yaşantımdan çıktı demiştim: Son çalışmam da öyle.. (Resim 1- Köy Otobüsü 2016 95×125 cm)

Ben o çocuklar gibi otobüsün arkasından koştum; ayağımdan ayakkabım çıktı ve her zaman otobüsü yakalayamayıp “kösülen” çocuk ben olurdum.

 

Eserlerinizdeki değişim ve gelişimi sizin gözünüzden aktarmanızı rica etsem..

Resimlerimde bir hikaye anlatıyorum demiştim ki bu sebeple böyle bir resimsel anlatım dilini seçtim: Masalsı, cocuksu ve coşkulu. Bazıları babasını andırıyor dedi; bazıları Burügel’e benzetti. Birçok kişi de benim resimlerime “modern minyatür” dedi ki ben de buna katılıyorum. Ben minyatür yapmıyorum, resim yapıyorum; fakat, belki buradaki benzerlik minyatürlerin de bir hikaye anlatmasıdır diye düşünüyorum. İlk dönem tablolarımda daha çok pastel tonlar ve birbirine yakın  renkler kullanıyorken sonraları daha çok renk ve parlak tonlar kullanmaya başladım.

 

Genelde konularınız, ilham kaynaklarınız nelerdir? 

Benim yaşantıma paralel halkın yaşantısından besleniyorum. Konularım hep yaşanmışlıklardan çıkıyor. Hiçbiri uydurma değil; salt bir görsellliğin sonucu ortaya çıkmış bir fotoğraf değil. Yaşanmış gerçekler.

 

Son çalışmalarınızın izleyici ile buluşması sırasında neler gözlemlediniz?

Genel olarak izleyici benim sergilerimde kendinden, çocukluğuna dair gençliğine dair birşeyler buluyor. Hiç bir izleyici bugüne kadar siz burada ne anlatmak istediniz demedi; çünkü herşey o kadar açık ve net.

 

Malzeme konu ilişkisi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Ben tuval resmi yapıyorum. Hiçbir zaman da farklı malzemelerle değişik denemeler yapma fantazilerine girmedim. Böyle bir ihtiyaç da duymuyorum; çünkü benim anlatım dilime böylesi uygun. İlk zamanlar sadece yağlıboya ile çalışıyordum ki bu beni yavaşlatıyordu. Nedenine gelince: Ben boyaları ince ve transparan kullanıyorum; üst üste birkaç kat kullandığım için boyanın kurumasını beklemem gerekiyordu. Son zamanlarda akrilik boyayı keşfettim ve benim çalışma tarzıma çok uygun düştü. Şimdi kurumayı beklemek gibi bir problem yok. Sadece son aşama detaylandırmada yağlıboya kullanıyorum.

 

Sanatçı size göre kimdir? Sanat nedir?

Sanatçının bir çok tarifi yapılmıştır; ben başka bir açıdan bakacağım. Sanatçı da herkes gibi insandır öncelikle; bir farkla ki o diğer insanların duymadığını duyar, görmediğini görür ve bunları belleğinde saklayıp yorumlayabilir. Bu yorumladıklarını tuvale, kağıda, taşa işler. Ama diğer insanlar gibi yer, içer, uyur falan, yani herkes gibi yaşar. Yaşamak için de paraya ihtiyacı vardır; ürettiği eserlerin satılması gerekir bunun için de. Bizim ülkemizde sanatçı olmak müslüman mahallesinde salyangoz satmak demektir. Sanat alıcısı az. Böyle bir kültür yok denecek kadar az. Bunun müslüman bir ülke olmamızla ilişkisi de var, aristokrat sınıfın olmamasıyla da, burjuvazinin yeni yeni oluşmasıyla da.. Bizim insanımız sanatçıya işi gücü olmayan, canı sıkıldığı için bir şeyler çizip boyayan biri diye bakıyor üzgünüm ki.

 

Sanat şudur diye kesin bir tarif yapmak zor, bana göre böyle, sana göre öyle olabilir. Ama ben babam İbrahim Balaban’ın “ Sanat yaşantının izdüşümüdür” söylemine katılıyorum ve buna uygun resim yapıyorum.

 

Sanatçının özgünlüğü nasıl oluşur?

Sanatta özgünlük öncelikle birilerini taklit etmemekle olur. Burada etkilenmekten söz etmiyorum; üstüne basarak taklit diyorum. Bizim ülkemizde olan genelde batıyı taklit etmektir ne yazık ki. Halbuki bizim ülkemizin zengin kültürel bir altyapısı var bunlardan ilham almak gerekir. Yerel olmaktan korkmamak gerekir. Batıyı taklit ederek özgün olunmaz; taklit her zaman aslını yüceltir. Dünyaya şöyle bir bakarsak: Meksika sanatı, Japon sanatı, Hint sanatı, İran sanatı diye birşey varsa bunlar batıyı taklit ettikleri için değil bilakis kendi öz benliklerine sıkı sıkı sarıldıkları için vardır.

 

Sanatın toplumca içselleştirilebilmesi için sanatçının yapabileceği bir şeyler  var mı?

Var elbette. Sanatçı “ben ne yapayım, sanatımı yaparım gerisine karışmam” diyemez. Halktan kopuk, halkın anlamayacağı yabancı olduğu işler üretirsen toplum da bunları içselleştiremez. Bir sanatçı toplantısında aynı şeyden şikayet ediyorlardı sanatçılar: “İnsanlar ilgi göstermiyor, sergileri gezmiyor.” gibi. Ben de şöyle demiştim: “Sizler bir avuç entellektüel için sanat üretirseniz. Halktan ilgi beklemek gibi bir lüksünüz olamaz..”                                          Bu konuda en önemli görev, siyasilere ve devlete düşüyor bence, bu bir devlet politikası olmalı. Sanatın önemli olduğu insanlara öğretilmeli, gösterilmeli. Şöyle ki: Siyasiler sergilere, tiyatrolara, konserlere gitmeli. Devlet kurumlarının duvarlarına roprödüksüyon dahi olsa resim asılmalı, bahçelerine, girişlerine heykel konmalı. Devlet kurumları kendisi eser satın aldığı gibi; eser satın alan özel şirketlere de bunu cazip kılacak kolaylıklar getirmeli.
Beğendiğiniz, takip ettiğiniz sanatçılar kimler?

Ben Rönesans öncesi ve Rönesans dönemi sanatçılarına hayranım. Güncel sanatçıları da takip ediyorum tabii ki. Sanatla uğraşan, sanat yapan ve sanatsever olan herkese sevgim ve saygım var. Ben de bir sanatseverim; kendi çabamla oluşturduğum küçük bir koleksiyonum da var.

 

Mutluluğun sanatla nasıl bir ilişkisi var sizce?

Sanatla ilgilenen insanlar için bir ilişkisi var muhakkak. Sanatı satın alabiliyorsanız bu geçerli. Şöyle ki: Bir kitap, bir CD alabiliyorsanız okursunuz, dinlersiniz. Bu sizi mutlu eder, sinemaya, tiyatroya, konsere  gidersiniz sizi mutlu eder. Ama bir tablo, bir heykel almak o kadar kolay değildir. Sadece sergilere, müzelere gidip izleyici olursunuz ki bu da ne kadar mutlu ederse..
Size verilmiş en etkili profesyonel nasihat neydi, kim vermişti?

Babam İbrahim Balaban vermişti. “Kimseye özenmeden, bildiğin inandığın gibi çalışmaya devam et, ısrar et. Sabırlı ol.”