Bast Moda | DOĞANIN MODAYA İLHAMI

DOĞANIN MODAYA İLHAMI

Temmuz ayının başlamasıyla beraber 2016 ilkbahar-yaz modasına dair tüyolar bizlere ulaşmaya başladı.  Defileler ve trendlere dair fuarlar bu ay itibariyle ajandalarımızı dolduruyor ve de asla kaçırılmaması gerekenler listesi uzamaya devam ediyor.

 

Şu bir gerçek ki, moda dediğimiz kavram aslında ilk insandan ve de ilk çağlardan beri farklı etkenlerle harmanlanarak günümüze gelmeyi başarmış bir olgu. Bunun başrolünde ise doğa var. Hayatta kalabilme mücadelesinin modern versiyonunu Survivor yarışmasında net olarak görebiliyoruz ama eskiden doğal unsurlar gereği daha acımasız olmak, oyunun ilk kuralıydı. Bu sebeple aç kalmamak için öğün olan hayvanların derisi veya postu modanın ilk ayaksesleriydi aslında… Soğuk hava şartlarından, ikinci bir deriye ya da kürke sarınarak yaşamlarına devam eden insanlar, kıyafet kavramını bilmeden hayatlarımıza sokmayı başardılar…

 

Günümüzde ise gelişen teknoloji ile doğanın modaya olan ilhamı sınır tanımadan devam ediyor.  Çiçeklerin gerçekmiş gibi olan üç boyutlu hali, dijital baskı siteminin ilerlemesiyle hertürlü kumaşa basılabiliyor, hatta boyut katılarak canlıymış hissiyatı yaratılıyor.  Öyle ki; bazı desenlerde kadın – erkek ayrımı dahi ortadan kalkmış durumda.

 

Bunu net olarak hissettiğimiz ve de tüm dünyaya ilham veren şehir kuşkusuz Floransa. PittiUomo fuarının yansımaları, İtalyan erkeklerinin tartışmasız şıklığı ve tarihi dokusuyla tüm gelen misafirlerini etkisi altına alan bir şehir.  Fuardaki trendler sizleri yanıltmasın; erkek modasının yeni sezonki ayaksesleri, ardından kadın modasına yansıyor. Dediğim gibi bazen cinsiyetsiz bir moda anlayışını hissedebiliyorsunuz.  Bu tip görüntüler, modanın en yaygın olduğu, markaların başarısının yıllardır kendini ispatladığı şehirlerde daha da ön planda. Paris, Londra, New York, Tokyo… İtalya’nın Floransası ve tabii ki sugötürmez en canalıcı moda şehri olan Milanosu, kendinizi başka bir dünyada gibi hissetmenizi sağlar. Özellikle moda haftalarında veya moda fuarlarının olduğu dönemlerde sokaklarda gördüğünüz Tim Burton filmindeki karakterlere benzeyen insanların psikolojisi, ayrı ayrı incelenecek bir tez konusudur belki de… Anna Dello Russo,Daphne Guinness ve  rahmetli Isabella Blow ilk akla gelen isimlerdir. Kendi masal dünyalarında, ama modanın izinde, sıradışı olmayı başarabilmek kolay bir iş değil; beğenseniz de beğenmeseniz de ….

 

 

Son 2-3 yıldır erkeklerin üzerinde görmediğiniz kadar rengi, deseni, palmiyeyi ve hatta flamingoyu gördüğünüzü farkındasınız değil mi? Hem de her yaştan müşteri kitlesinde! İşte bunu yapabilmek hakikaten zor iş! Düşünsenize 60 yaşındaki babanız üzerinde pembe flamingolu bir deniz şortuyla havuza giriyor! Şahsen ben çok isterdim ama rüyamda bile görsem pek de hayra yormam. Ama giyenler var! Belki gençliğinde o desende bir mayoyu çok istemiş amabulamadığı için sahip olamamış, Türk Filmlerinin vazgeçilmezi slip mayo ile idare etmiş. Bilemeyiz…

Artık giyim sektörünün her türlü ekonomik güce göre marka yaratabilmiş olmasından dolayı trendlere ulaşmak çok kolay. Mağaza dahi olması şart değil; semt pazarlarında ya da Taksim veya Merter’deki ihraç fazlası ürünler satan toptancılarda, dünyaya trend salgılamasıyla ün yapmış markaların tasarımlarına ulaşmak çocuk işi. Çocuk işi diyorum çünkü çocuklar bile ne giymek istediklerini televizyon, tablet ve filmler sayesinde ailelerinden önce karar verir oldular. 3.5 yaşındaki bir kız çocuğu alışverişe annesiyle gittiğinde askıların arasından kendi beğendiğini çıkarıp alıyor. Ki bence de böyle olmalı. Bu sayede giyim zevkine kendi özgürce yön vermiş oluyor.

 

Televizyondaki yerli veya yabancı kanallardaki stil yarışmalarının korkunç kombinleri bizlerin gözlerini yoradursun, siz içinizden ne giymek isterseniz onu giyin. Karşınızdakine beğendirmekten çok daha önemli birşey var ki o da önce sizin beğenip, mutlu olmanız!

 

Doğa ile bol vakit geçireceğiniz, ilham dolu harika bir tatil ayı diliyorum

 

Sevgilerimle

 

Begüm Akdoğanlar