Bast Kitap | Taş Uykusu Hayatlar!

Bast Kitap / Taş Uykusu Hayatlar!

Taş Uykusu; ağır, sert ve bir o kadar da ‘sözün bittiği yer’i bize sıkça hatırlatan bir roman. Kitabın etkileyici üslubu, yazarın tercihi gibi görünse de karakterlerinin bu ağır ve sert anlatımda katkısı oldukça fazla. Seçilmiş ya da kendini seçtirmiş bu karakterlerin hayatlarından kesitler,  en gerçekçi halleri ile giriyorlar romana. Aslı Tohumcu ile Taş Uykusu’nu kaşlarımız çatık; çocuk edebiyatını ise içimizde yeni umutlara kanatlar çırparak konuştuk.

Önce çocuklar ve kadınlar

Aslında, bu başlıkta ‘kadınları’ ön sıraya almış yazarımız. Fakat Tohumcu’nun çocuk edebiyatına Radikal Kitap’taki köşesinin ‘ilham’ verdiğini düşünürsek, en azından çocuk edebiyatı okumalarında bu sıranın doğru olduğunu söyleyebiliriz. Kadınlar ise, Tohumcu’nun kitaplarında olanca ağırlıkları ile varlar. Taş Uykusu’ndaki ‘kadınlara’ ve diğer kahramanlara geçmeden önce, muhtemel Kasım ayında raflardaki yerine alacak olan yeni çocuk kitabından söz açılıyor. İyi de oluyor aslında. Az önce de söylediğimiz gibi, önce çocuklar der demez, “Son zamanlarda özellikle çocuk edebiyatına yöneldim,” diyerek başlıyor konuşmasına Aslı Tohumcu. “Çünkü” diyor. “çocuk edebiyatı ‘uçmaya’ daha elverişli bir tür.” Kesinlikle öyle; okurken de yazarken de! Yazarımız anlatmaya devam ediyor: “Örneğin ejderhalardan söz ediyorsunuz. Tamamen fantastik bir anlatım öyle değil mi? Fakat siz bu fanteziye inanırsanız çocuklar da inanıyor. Aslında çocuk okuyucu eleştirileriyle yazarı mutlu etmesini biliyor.” Çocuklar için yazmanın en güzel tarafı da bu olsa gerek. Çocukla çocuk olmak! Bununla birlikte yazar, ‘büyükler’ için yazdıklarını da subjektif olarak değerlendiriyor. Diyor ki, “Taş Uykusu depresif bir edebiyata sahip… Aslında genel olarak bakıldığında bütün eserlerim için bunu söyleyebiliriz. Ama çocuk kitaplarımda eğlence ve macera gırla!” Son cümleyi kurarken gözleri ışıldıyor.

Aslında, bu başlıkta ‘kadınları’ ön sıraya almış yazarımız. Fakat Tohumcu’nun çocuk edebiyatına Radikal Kitap’taki köşesinin ‘ilham’ verdiğini düşünürsek, en azından çocuk edebiyatı okumalarında bu sıranın doğru olduğunu söyleyebiliriz. Kadınlar ise, Tohumcu’nun kitaplarında olanca ağırlıkları ile varlar. Taş Uykusu’ndaki ‘kadınlara’ ve diğer kahramanlara geçmeden önce, muhtemel Kasım ayında raflardaki yerine alacak olan yeni çocuk kitabından söz açılıyor. İyi de oluyor aslında. Az önce de söylediğimiz gibi, önce çocuklar der demez, “Son zamanlarda özellikle çocuk edebiyatına yöneldim,” diyerek başlıyor konuşmasına Aslı Tohumcu. “Çünkü” diyor. “çocuk edebiyatı ‘uçmaya’ daha elverişli bir tür.” Kesinlikle öyle; okurken de yazarken de! Yazarımız anlatmaya devam ediyor: “Örneğin ejderhalardan söz ediyorsunuz. Tamamen fantastik bir anlatım öyle değil mi? Fakat siz bu fanteziye inanırsanız çocuklar da inanıyor. Aslında çocuk okuyucu eleştirileriyle yazarı mutlu etmesini biliyor.” Çocuklar için yazmanın en güzel tarafı da bu olsa gerek. Çocukla çocuk olmak! Bununla birlikte yazar, ‘büyükler’ için yazdıklarını da subjektif olarak değerlendiriyor. Diyor ki, “Taş Uykusu depresif bir edebiyata sahip… Aslında genel olarak bakıldığında bütün eserlerim için bunu söyleyebiliriz. Ama çocuk kitaplarımda eğlence ve macera gırla!” Son cümleyi kurarken gözleri ışıldıyor.

 

 

 

Yazar etkileşimleri

Çocuk yazını pek de kolay olmadığı gibi ayrıcalıklı bir edebiyat türü. İyi beslenmek için çokça okumak, çokça gözlemek gerekiyor. Yazarlar yerli ya da yabancı yazarların kitaplarıyla nasıl etkileşim kuruyorlar? “Kendi edebiyatımıza bakıyorum ve neden yaratıcı yazarlık yapamıyoruz diye düşünüyorum,” diyerek cevap veriyor Aslı Tohumcu soruma ve devam ediyor. “Ülkemizin politik durumu, atmosferi, geleceğe dair umutsuzluklarımız mı buna neden oluyor?  Pek çok yabancı yazar politik ya da distopik kurgular yaratabiliyor. Biz de hala bu tür pratikler gelişmiş değil. Örneğin bilimkurguyu küçümsüyoruz.  Polisiye dahi yeni, yeni prestij kazanıyor. Yetişkin edebiyatı açısından bakıldığında kendimizi dünya edebiyatında hep birkaç basamak aşağıda görüyoruz.

Ama çocuk edebiyatı hakkında böyle düşünmüyorum. Bana göre giderek evrensele yaklaşıyoruz. Bu da bana oldukça keyif veriyor.” Tohumcu’ya Ölü Reşat’ı hatırlatıyorum. “Evet, haklısın,” diyor. “Ölü Reşat’ta fantastik kurgudan söz edebiliriz ama yetişkin edebiyatında ‘öyle değil de şöyle anlatmak’ noktasında istediğim beceriyi henüz kazanamadım. Fakat Ölü Reşat’a haksızlık etmek istemem. Üslubu biraz ağdalı olsa da komik ve fantastik tarafları da vardı. Aslında kendi yazınım konusunda acele etmiyorum, oturup sakin, sakin düşünüyorum.” Hatta ‘depresif’ tarzından dahi vazgeçmeye niyetli yazar. “Diyorum ki derdimi biraz daha güleç ya da kara mizahla anlatayım. Fakat senin de bildiğin gibi bu çok kolay olmuyor. Demek istediğim yaratıcı yazarlık yapmak istiyorum. Okuyucum da kitabın kapağını gülerek ya da şaşırarak kapatsın.”

 

 “Taş Uykusu”

Doğan Kitap imzası ile okurla buluşan ‘Taş Uykusu’, yazarın az önceki isteğinden hayli uzakta. Roman, Tohumcu’nun ‘hikâyelerini’ daha uzun soluklu anlatmak istediği bir dönemin ürünü. Otobüs ise yazar tarafından özellikle seçilmiş bir alan-yer-atmosfer ya da hikâyelerin başlayıp bittiği kapalı devre bir dünya. Sanki herkesin kendi hikâyesini düşünmek-yaşamak orada aklına geliyor. Karamsar-kapalı, bir yer otobüs. Sözü, otobüsün içindeki karakterlerin yaratan yazara bırakalım.

“O dönemde Kadıköy-Ümraniye arasında belediye otobüsü ileuzunca saatler yolculuk yapıyordum. Bu yolculuklarda insan halleri dikkatimi çekiyor, ben de bu hallerle açıkça ilgileniyordum. Yanımda, yöremde duran insanlar birbirleriyle konuşuyor, dertleşiyor ya da birbirlerine hayatlarına dair birtakım şeyler anlatıyorlardı. Küçük, küçük cümlelerdi bunlar ama bir hayatı kapsayan bilgiye sahipoluyordum. Birisi cep telefonu ile sevgilisiyle konuşuyordu, biri küfrediyordu; birisi telefonun diğer ucundaki adama ya da kadına bağırıyor, kızıyordu. Biri dalmış gitmiş, kim bilir neler düşünüyordu. Bir diğeri uyukluyor, böylesine derin uyabildiğine göre kim bilir ne kadar zor bir işte çalışıyordu? Tüm bunları izlerken, dinlerken ve bu insanları düşünürken ‘hikâyesini anlatmak istediğim herkesi bu belediye otobüsüne bindireyim’ diye düşünmeye başladım. Otobüse ilk önce şoför biniyor. Daha sonra, aklımda biriktirdiğim her kim varsa duraklarda binmeye başlıyorlar; Türkü, Kürdü, Ermenisi… Yaşlısı, genci, kadını, erkeği…” Böylece kurgunun gerçek ile iç içe geçtiği hayat öykülerine imza atıyor Aslı Tohumcu. Bu da romanı, -Boğaz Köprüsü’nden kendini atmaya niyetli bir adam, öğrencilerini taciz etmekle suçlanan bir öğretmen, tecavüze uğramış bir kadın ve diğerleri-  gerçekçi toplumsal boyutu taşıyor. Buradaki ‘gerçekliğin’ karşılığı ‘şiddeti kanıksayan ya da tam içinde yaşayan bir toplum olmak!’ Bir süre önce izlediğim Seren Yüce’nin “Çoğunluk” filmini aklıma getiriyor  romandaki karakterler. Romanın filmin konusu ile farklılıkları var elbette. Fakat çoğunluk’adı öylesine etkileyici bir tanımlama ki!  “Taş Uykusu”ndakiler de toplumun ‘çoğunluğu’ diye düşünüyorum. Otobüstekilersuçluluğu ve masumiyeti, hüznü ve şiddeti aynı anda, aynı yerde yaşayan bir çoğunluk! Filmde hissettiğim sarsıcı durum, Tohumcu’nun romanında da var. Öyleyse diyorum kendi kendime, ‘Bizler nasıl bir toplum olduk?’ Böylesine mutsuzluk, böylesine ağır psikolojik sorunlar, delirmiş ruhlar! Mutsuzluk ve acı, bağıra çağıra toplumun kadınına, erkeğine, büyüğüne küçüğüne işlemiş. Çok karamsar evet, ama yazarın-sanatçının topluma ayna tutması bu ya da aynaya yansıyan! İşte kitap da tam bu noktada başlıyor. Otobüse binen herkes tek, tek -bazen de birbirleriyle konuşuyorlarmış gibi-  kendi ‘kara’ hikâyesini anlatıyor. Sayfalar ilerledikçe hızlı bir bilinç akışı korosu ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Herkes kendi kendisiyle konuşuyor. Herkesin kendisine anlattığı ise hiç de iç açıcı hikâyeler değil doğrusu. Yazar bunu, “Zor hayatlar kitaptakiler. Dünyaları ‘kıyamet’ bir dünya,” diyerek açıklıyor. Tohumcu, Taş Uykusu’nda gerçekçi ve sert kalemi ile toplumumuzu ve -otobüste- yanı başımızdaki hayatları aynadan yansıtıyor.

 

Şebnem Atılgan