Aşçılar Alanya’da Buluştu! | Bast Mutfak

Aşçılar Alanya’da Buluştu!

Günün erken saatlerinde başlayan uçak yolculuğumuz Gazipaşa Havalimanı’nda son buluyor. Şehir, dorukları bulutlarla kaplı Toroslarla karşılıyor bizi. Anadolu’nun güney sahili boyunca ünlü Pamfilya ovasına kurulan Alanya, kuzeyinde Toros Dağları, güneyinde etkileyici Akdeniz sahilleri ile göz kamaştırıyor. Sırada kara yolculuğu var. Sıradağların eşliğinde Alanya’ya doğru yol alıyoruz.

Doğrusu, nisan ayında Alanya’da olmak bir başka güzel. Alanya, ilkbaharın son ılık günlerini yaşıyor. Muhtemel, birkaç haftaya kalmadan yaz mevsiminin kavurucu sıcakları başlayacak. İşte o zaman şu gözümüzün önünde sere serpe uzanan nefis kıyılarda iğne atsanız yere düşmeyecek! Öyle de olmalı. Turizmin geçim kaynağı olduğu şehir, sezon boyunca yurtiçinden ve yurtdışından bin lerce turisti ağırlıyor. Karayolu yolculuğumuz boyunca gözümüze çarpan büyük otel inşaatları turizmin giderek gelişmekte olduğunun en güzel kanıtı. Tek üzücü nokta, şehirle iç içe olan dağ ormanlarında yerleşim alanlarının çoğalması. Oysa ormanlar orman kalmalı, dağlar da dağ! Böyle olacağına dair umuduz var diyerek, gözümüzü portakal ağaçlarına çeviriyoruz. Turuncunun en güzel tonlarını taşıyan portakal ağaçları ve o nefis, baş döndürücü portakal çiçeği kokusu! Sadece bu kadar da değil. Alanya aynı zamanda bir muz şehri! Otele ulaşıp, öğle yemeğimizi yedikten sonra Cengiz Şef’in rehberliğinde gezdiğimiz Alaiye Resort Hotel’in serası, domatesinden salatalığına, muzundan portakalına kadar her gıdanın tazeliğini bir kez daha -üstelik tadına bakarak- anlamamızı sağlıyor. Açıkçası bu taze ve doğal tatları özlemişiz. Toprak dönümü olarak oldukça büyük olsa da sera yalnızca özel ziyaretçiler için açılıyor. Seranın hemen girişinde bulunan profesyonel tenis kortu, çocuk bahçesi ve havuz ise, otantik muz ağaçlarının arasında gün boyu turistleri ve çocuklarını ağırlıyor.

Öyle de güzel böyle de güzel

III. Geleneksel AKTAD Aşçılar ve Tedarikçiler Buluşması’nın galasına katılmak üzere geldiğimiz Alanya’da Alaiye Resort Hotel’de konaklıyoruz.  Altın Kepçe Turizm ve Aşçılar Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanı Şef Mustafa Nail Özden ve ikinci başkan Şef Cengiz Yıldız’ın misafirperverliğine eklenen otelin nefis hizmeti ve yemekleri, bu özel galayı daha da ayrıcalıklı hale getiriyor. Otelimiz şehrin Selçuklular dönemindeki adını taşıyor. Tarih sayfalarını araladığımızda Alanya’nın geçmişte pek çok farklı isimle anıldığını okuyoruz. Şehir antik tarihinde Latince “Coracesium”, Luvi dilinde ise “uç/çıkıntılı şehir” anlamına gelen “Korakassa” Bizanslılar döneminde Yunanca “güzel, hoş dağ” anlamındaki “Kalonoros” isimleriyle anılmış. Selçuklular ise şehrin adını I. Alaeddin Keykubad’ın ismine benzer bir isim olan Alaiye’ye çevirmişler. On üç ve on dördüncü yüzyılda İtalyan tüccarlar Candelore  veya Cardelloro ismini kullanmışlar. Şehrin isminin Alanya olmasının da ilginç bir öyküsü var:

Mustafa Kemal Atatürk’ün 1935 yılında yaptığı ziyaret sırasında şehir ismi bugün ki halini almış. Söylentilere göre, bir hata sonucu telgraftaki Alaiye kelimesi Alanya şeklinde yazılmış ve Resmi Gazetede Alanya adının kullanılmasıyla birlikte bu isim resmilik kazanmış. Ne hoş! Fakat Sertab’ın şarkısında söylediği gibi: “Öyle de güzel, böyle de güzel!”

Aşçılar şehri!

Alanya bir turizm şehri, bu doğru! Turizmin ana ekseninde ise hizmet ve elbette yeme-içme bulunuyor. İşte bu nedenle Alanya’yı aynı zamanda “aşçılar şehri” olarak adlandırmak da yanlış değil.

Aşçı dernekleri

Son yılların popüler meslekleri arasında yer alan aşçılık göründüğü kadar kolay bir meslek değil. Mesleğin ustalarının da belirttiği gibi her şeyden önce bu zor mesleği “çok sevmek” ve “çok çalışmak” gerekiyor. Bununla birlikte meslek ustalarının sektöre kazandırdığı pek çok değer var. Kültürümüzün bir parçası olan “usta-çırak” ilişkisi ya da mutfakta “alaylı” eğitim bugün de varlığını koruyor. Mesleğin bir diğer özelliği ise çağın teknolojik gelişimlerine son derece açık olması… Bu da pişirme yöntemlerine yansıyarak mutfakta işlerin çok daha hızlı ve lezzetli hazırlanmasını sağlıyor. Tabii ast olanın “ustalık” olduğu unutulmadan…

Üniversitelerin ve meslek okullarının gastronomi-yeme-içme bölümlerinden mezun olan “okullu aşçı ve aşçı adayları” da ustalarının yanında Türk mutfağını tanımaya ve tanıtmaya devam ediyorlar. İşte tüm bu devinim içerisinde aşçılar “dernek”lerin çatısı altında buluşmayı başarıyor. Birer sivil toplum kuruluşu olan derneklerin çalışmaları, aşçı ve aşçı adaylarının sosyalleşmelerinin yanı sıra mesleki sorunların konuşulduğu, eğitime destek verildiği ve dayanışmanın sağlandığı alanları da kapsıyor. Bununla birlikte aşçı dernekleri Türk mutfağının ulusal ve uluslararası platformlarda tanıtılması için de pek çok etkinlik düzenliyor ya da bu tür etkinliklere katılıyorlar.

Altın Kepçe Turizm ve Aşçılar Derneği de tüzüğünde yer alan “mesleki” misyon ve vizyonunu en iyi şekilde yerinde getirmek için çalışıyor. Bu yıl üçüncüsünü gerçekleştirdikleri Geleneksel AKTAD Aşçılar ve Tedarikçiler Buluşması, bu tür organizasyon çalışmalarından birisi. Bugüne kadar ulusal ve uluslararası yemek yarışmaları başta olmak üzere pek çok önemli etkinliğe imza atan Altın Kepçe Turizm ve Aşçılar Derneği Yönetim Kurulu, bu kez aşçılar ve tedarikçileri aynı çatı altında buluşturuyor.  Etkinlik aynı zamanda derneğin 8. Yıl kutlamasına da ev sahipliği yapıyor. Bu keyifli buluşmada kimler yok ki! İstanbul’dan Aşçılar Derneği, çevre şehirlerden pek çok Executive Chef, aşçılar, turizm çalışanları, satın alma müdürleri, otel işletmecileri ve genel müdürleri ile Alanya’nın turizm kurumlarının yöneticileri. Bu misafirler arasında Gökhan Güney’i görmek de çok hoş doğrusu. Yıllara meydan okuyan sanatçı, usta şeflerin eşliğinde etkinliğe katılan tedarikçilerin stantlarını gezip, ürünlerin tadına bakmayı da ihmal etmiyor. Güney’in gala gecesi konserinde ise tüm aşçılar keyifli zaman geçiriyor

Aspendos’tayım!

Alanya’ya kadar gelmişken bir kez daha Aspendos’u görmeden İstanbul’a dönmek olmaz diyoruz -daha doğrusu diyorum.- Etkinliğin ertesi günü erken saatte şefleri bulmak pek mümkün değil fakat Şef Uğur Özden’in kibar jesti tam zamanında yetişiyor. Şefin kuzeni ve arabasıyla yollara düşüp neredeyse 40 dakikada Aspendos’a varıyoruz. İyi ki varıyoruz! Aspendos işte! Tüm ihtişamlığı, geçmiş ve gelecek zamanlara karşı vakur, görkemli duruşu ve muhteşem güzelliği ile karşılıyor bizi. Tıpkı, antik çağlardan bu yana insanoğluna kucağını açan verimli Pamfilya ovası ve çevresini saran su kaynakları gibi. Tiyatronun yüz yıllar boyunca milyonlarca ayak tarafından basılmış taş basamaklarını adımlayıp, merdivenleri çıkıyoruz. Yirmi birinci yüzyılda ama aynı zamanda, zamanın bu kadar gerisinde durmak-olmak o kadar heyecan verici ki! Aspendos’ta geçmişten geleceğe selam olsun!

Şebnem Atılgan