Amelie | Beyaz Perdenin Rüya Evleri

Amelie ve onun masal evi…

Sinema tarihinde “kendini iyi hisset filmleri” vardır.  Eski örneklerden It’s A Wonderful Life (Frank CAPRA) daha yenilerden Cinema Paradiso (Giuseppe Tornatore), Ölü Ozanlar Derneği (Peter Weir) elbette Forrest Gump (Robert Zemeckis), Once (John Carney)… Amelie bence bu listenin en üstünde yer alması gereken gerçek bir kendini iyi hisset filmidir. Amelie’yi izlerken deli gibi gülersiniz, bir an sonra ağlamaklı olursunuz birkaç sahne sonra duygulanırsınız, sonra gene gülersiniz ve tekrar ağlarsınız…Sinemanın büyüsünün en güçlü hissedildiği filmler listesinin ilk onu (bence beşi!) içine koyabileceğimiz Amelie neden bu kadar iyi bir göz atalım.

Bazı filmler vardır… Onlar hayatınızı ya da hayata olan bakış açınızı tamamen değiştirebilirler. İnanmadınız mı? O zaman Jean Pierre Jeunet’nin yönettiği Amelie ile tanışma vaktinizi gelip geçmiş… Jeunet’nin daha önceki filmlerine bir göz atarsak aslında Amelie, yönetmenin tarzının tamı tamına zıttı bir film. Zira Jeunet daha önce Delicatessen (Şarküteri), Le Cite Des Enfants Perdus (Kayıp Çocuklar Şehri) ve Alien: Resurrection ile bilinir! Her biri görsel olarak şaheser olan bu filmler insan ruhunun en karanlık köşelerini bize açar. Oysa Amelie bunun tam tersini yaparak suratımızda aptal bir gülümseme yerleştirecek kadar mutluluk veren bir peri tozu saçar!

Amelie dramın, komedinin, melodramın hafif bir korkunun, fantastik sinemanın kısaca neredeyse tüm film türlerinin çok ender görülebileceği bir dengeyle harmanlandığı gerçek bir modern zamanlar masalı… Filmin başrolünde yer alan Audrey Tautou Amelie ile dünyaca ünlü bir yıldız statüsüne ulaşmıştır. Aslında filmin adı Emily ve başrol için düşünülen kadın oyuncu da Emily Watson imiş! Bir gün Jeunet bir posterin önünde geçerken bir çift kahverengi göze çarpılır; bir masumiyet ışıltısı, sıra dışı bir ifade…

Bu gözler, bir Vénus Beauté posterindeki Audrey Tautou’ya aittir.  Onunla bir toplantı ayarlar.  Bir deneme çekimi yapar ve  on saniye sonra, onun doğru kişi olduğunu anlar… Diğer rollerde ona eşlik eden Mathieu Kassovitz, Dominique Pinon (yönetmenin gedikli oyuncusu), Rufus (diğer gedikli oyuncu) Jamel Debbouze ve geriye kalan tüm oyuncuların sergiledikleri performanslar olağanüstüdür ve sanırım bir daha böyle bir büyünün tekrarlanması çok ama çok zor…

Amelie müzikleri ile de gönüllerde taht kurmuş ve filmin Yann Tiersen tarafından bestelenen soundtrack albümü, çoktan klasikler seviyesine yükselmiştir.

 

Size daha bir sürü neden sayabilirim filmin neden bu kadar iyi olduğu hakkında ancak artık peki ne anlatıyor bu film ona bakalım.

 

Amélie Paris’te, kendine özgü bir dünyada yaşamaktadır.  Annesinin ani ölümü, babasının soğuk tavırları ve yaşadığı travmalar sonucu küçük şeylerden haz almaya başlar:

Kek pişirmek, elini pirinç kavanozuna sokmak, o anda tüm şehirde kaç kişinin orgazm olduğunu düşünmek gibi… Montmartre’da bir daire kiralar.  Hostes komşusu Philomène uçuşa gittiğinde, onun kedisine bakar.  Hassas kemikli komşusu Dufayel’i suçluluk duyarak gözetler.

Hikâyede daha önce bahsettiğimiz gibi hayata atılmak için evinden Paris’e taşınan Amelie Montmartre’da küçücük bir apartman dairesi kiralar. Creme Brulee’nin kabuğunu kaşığının ucuyla kırmak, fasulye çuvalına gizlice elini sokmak –küçükken rahmetli dedemin bakkalında oyalanırken mercimek versiyonunu yapmışlığım var- ya da Saint Martin Kanalı’nda taş kaydırmak gibi hayatta yapmaktan zevk aldığı ufak hınzırlıklar gibi küçük bir daire.Tipik bir Fransız avlulu apartmanı olan evinde genel olarak müthiş bir renk çeşitliliği hâkimdir. Onun cıvıl cıvıl yaşam ve umut dolu dünyasının birebir yansıması gibi kırmızılar, maviler, yeşiller ve sarılar kaplar bu şirin daireyi. Kırmızı ve sarı karolarla döşeli mutfağının camındaki perde anneanne evi perdesidir aslında… Mutfakta teknoloji namına bir tek mikrodalga fırın görürüz. O da yalnız yaşayan bu genç kadının yemek yapmaktan çok daha idealist amacıyla doğru orantılıdır belki. İnsanlara mutluluk dağıtmak! Cıvıl cıvıl mutfağın balkonundan mahallede tüm olan biteni de takip edebilir meraklı Amelie…

Ev genel hatlarıyla tipik bir 1950-60 yılları evidir. Savaş sonrası umutların yükseldiği belki de son güzel zamanlardan kalan. Aslına bakarsanız evin genel mesajı filminki ile aynıdır: Mutluluk eşyalarda, mobilyalarda değil küçücük detaylarda saklıdır.

 

İşte Amelie böyle büyülü bir film. Son olarak zamanında yabancı basında film hakkında çıkmış birkaç kritiği sizinle paylaşmak istiyorum.

 

 

Aralık’ta görüşmek üzere…

İlkbahar meltemi gibi hafif ve serinletici bir film.

LE FIGARO

 

Bu bir mucize.  İki saatlik katıksız bir mutluluk.  Şu küçük keyiflerden biri değil, doyumsuz bir haz…

L’EXPRESS

 

Amelie sinemanın hep ulaşmak istediği o tatlı hayali.

INTERVIEW

 

Amelie zamanın en iyi Fransız filmi olacak.  Bu öyle bir Fransız film kahramanı ki, izleyiciler onu kolayca seviyorlar ama asla kolay kolay unutamıyorlar.

DAILY TELEGRAPH