Şubat, 2015

AYLIK E-DERGİNİZ BAST HOME’UN MART SAYISI YAYINDA!

Şehirli yaşam alışkanlıkları konusuna yoğunlaşmayı kendisine amaç edinmiş ücretsiz Dekorasyon & Life Style E Derginiz Bast Home sadece bir “tık” mesafenizde… İster evde keyifle kahvenizi yudumluyor olun, ister yoğun trafikte araç içinde beklemede, isterse ofiste kahve molasında. Size keyifli zaman geçirtecek bir içerik aradığınızda, Bast Home hep elinizin altında. Tek yapmanız gereken bilgisayarınızdan, akıllı telefonunuzdan veya tabletinizden e derginizi indirmek.

Mart Sayımızda Sizleri Neler Bekliyor:

– Evlerde küçük dokunuşlar için pratik öneriler,

– Mimari, dekorasyon ve tasarım dünyasından en güncel haberler, son trendler,

– Evde hayvan beslemeyi düşünenler için faydalı bilgiler,

– Tasarımlarıyla öne çıkan otellerin izinde kısa bir dünya turu,

– Bağdat Caddesinde keyifli bir sanal gezinti,

– Dünyadan  ve Türkiye’den dekorasyon stilleriyle öne çıkan evler ve mekanlar,

– Sanat, edebiyat, gastronomi alanında renkli röportajlar.

 

Keyifli süprizlerle birlikte,  bunların hepsine ve daha fazlasına ücretsiz olarak ulaşmak için  sayfadaki linki tıklayın ve arkanıza yaslanın.

 

Keyifli okumalar…

İleriye Dönük Yenilikçi Tasarım Meraklıları İçin

9. Saint-Étienne Uluslararası Tasarım Bienali

Saint-Étienne 12 Mart-12 Nisan tarihleri arasında tasarımda dünya başkenti olacak! Cité du Design’ın düzenlediği 9. Uluslararası Tasarım Bienali bu yıl ileriye dönük ve yenilikçi tasarıma ayrılarak “Güzellik Deneyimleri” temasıyla kapılarını ziyaretçilerine açacak. UNESCO’nun Tasarım Ağı Kentleri’nin bir üyesi olan Saint-Étienne’i bu görkemli Bienal ile keşfetmeye ne dersiniz?2015 Saint-Étienne Uluslararası Tasarım Bienali, bir ay süresince 60’tan fazla sergi ve etkinliğe (sempozyumlar, söyleşiler, forumlar, yuvarlak masa toplantıları) ev sahipliği yapacak.

Çok ilgi gören Bienial’e 2013 yılında, 140.000’den fazla ziyaretçi gelmişti. IN programında Cité du design’daki sergiler, üretim bölgesi, Saint-Étienne’deki kurumlar ve kentin tüm önemli müzeleri ( Maden Müzesi, Saint-Étienne Modern ve Çağdaş Sanatlar Müzesi, Sanat ve Sanayi Müzesi, Le Corbusier-Firminy Saint-Pierre Kilisesi ve Rhone-Alpler Bölgesindeki Plateau- Hôtel ) yer alıyor. OFF programı da yine Saint-Étienne ve çevresinde düzenleniyor. Ayrıca, Lyon’daki Pôle Métropolitain ile L’Isle d’Abeau’da etkinlikler bulunuyor.

2015 Bienali’nin genel küratörleri Elsa Frances ve Benjamin Loyauté, tema olarak “Güzellik Deneyimleri”ni seçtiler. Bu temayla güzellik biçimlerinin önemi ve işleve, kullanıma ve yaşam kalitesine kazandırdığı anlamlar sorgulanıyor. Estetik hangi değerleri ifade ediyor ? Ne amaçla? Ve dünyanın durumu hakkında ne söylüyor? Sanayi üretiminin her zamankinden daha küreselleştiği bir çağda, bireyin benzersiz kimliğininin ihtiyaçları tasarım tarafından üretilen anlamlarla nasıl bağdaştırılır?

Bu Bieanal’in amacı sadece küreselleşme tarafından üretilenlerin kendini yineleyen rutin yolların değil, farklı yolların da olduğunu göstermek. 19 küratör ve sergi tasarımcısının bu tutkusu tasarımın estetik yönünün neler sunabileceği paylaşılıp gösterilecek.

2015 Saint-Étienne Uluslararası Tasarım Bienali tasarımcılardan firmalara, öğrencilerden halka kadar her türlü ziyaretçiyi bekliyor. Bu nedenle Bienal’de nesneler, hizmet, donanım yanında duyular için bir deneyim sunan ortamlar da yer alacak.

Tasarımın ekonomi üzerindeki dinamik rolü Bienal’in tam merkezinde yer alıyor. Buluşlara ve uzaya adanmış forumun ikinci ayağı olan Les Labos (Laboratuarlar)’ta şirketler, ziyaretçilerin prototip ve yenilikçi ürünleri denemelerine olanak sağlayacak.

Son olarak, Benjamin Loyauté ve Elsa Frances bu 9.Bienale uluslararası boyut katmak için büyük bir kararlılık göstermişler ve tasarımın bazı önde gelen isimlerlerini küratör olarak Bienal’e davet etmişler; Christophe Bailleux, Sam Baron, Frédérique Bompuis, Lise Coirier, Kim Colin, Rodolphe Dogniaux, Gaëlle Gabillet, Sam Hecht, Bart Hess, Alexandra Jaffré, David- Olivier Lartigaud, Oscar Lhermitte, Giovanna Massoni, Marc Monjou, Jean- Luc Moulène, Florence Ostende, Dennis Parren, Eric Petrotto, Kyung Ran CHOI, Tim Simpson, Yuri Suzuki, Dieter Van Den Storm, Sarah Van Gameren, Ionna Vautrin, Samuel Vermeil ve Stéphane Villard.

Saint-Étienne UNESCO’nun 11 dünya kentinden oluşan Tasarım Ağı Kentleri’nin bir üyesi. Bu ağda yer alan diğer Avrupa kentleri ise Berlin ve Graz. Bienal’in onur konuğu olan ve UNESCO’nun tasarım ağında yer alan kentlerden Seul; heykeltıraş LeeBul’un Saint-Étienne Modern ve Çağdaş Sanatlar Müzesi’ndeki sergisi ve Kyang Ran CHOI küratörlüğündeki yeteneklerle temsil ediliyor. Saint-Étienne Bienali Cité du Design tarafından, Saint- Étienne Belediyesi, Rhône-Alp Bölgesi ve İletişim ve Kültür Bakanlığı desteğinde gerçekleştirilen bir etkinliktir.

 

HAZIRLAYAN : AKGÜN AKDİL

 

Evde Hayvanlı Yaşam

Kimisi İçin Olmaz, Kimisi İçin De Olmazsa Olmaz…

Başka bir canlıyla, koşulsuz, katıksız, çıkarsız bir ilişki kurabilmek, sevgi ve emek isteyen bir yolda hiç karşılık beklemeden birlikte var olabilmeyi başarabilmek, biz insanoğlunun deneyimleyebileceği en özel, en gerçek duygulardan biri bize soracak olursanız. Bizimle aynı fikri paylaşmak zorunda değişiniz tabi… Hatta aynı fikirde olmayıp (hayvana zarar vermek dışında tabii) bu düşünceye hiç sıcak bakmayıp, hatta buna karşı antitezler sıralamaya hazır olanlarınıza da saygımız sonsuz.

Zaten, iyi günde ve bir o kadar da kötü günde, hasatlıkta sağlıkta, yaşlılıkta evcil bir hayvanla çıkılacak bu uzun yolculuğu biz de herkese tavsiye edecek kadar çılgın değiliz. Hatta mümkünse emin olmadan böyle bir adım atmamanız için konusunda sizi isteyeceğinizden de çok yüreklendirmeye hazırız. Hatta pet shopların önünüzden geçerken içinizde uyanan hevesin de gönüllü katilleri oluruz seve seve. Ama diyelim, lütfen yapmayın. Çok iyi düşününün, tüylülüler evet zaman pisler, evet çok büyük sorumluluk tatile çıkmak bir dert, işe gitmek ayrı bir dert, daha önce hiç beslemediyseniz büyük olasılıkla ilk bastığınız kusmuktan, yatak odanızdan gelen ilk kaka kokusundan sonra ondan, hayattan ve kendinizden nefret edeceksiniz. Asla güzel bir hediye değiller ne sevgililer gününde vermek için ne de doğum gününde.

İlk iş olarak boyunlarındaki kırmızı hediye kurdelesini kemirip, kendilerini boğmaya çalışmakla hayalinizdeki “hayvan sahibi olmak” fantazisini yerle bir edecekler. Zor öğrenecekler, hatta bazen hiç öğrenmeyip size “öğretecekler” onlara uygun yaşamayı, çok masraf ve hesapta olmayan bir sürü dert çıkaracaklar. Çiftleşmek isteyecekler veya istemeyecekler, yavrular ya kimsenin istemeyeceği kadar çirkin ya da sizin veremeyeceğiniz kadar şirin olacaklar. Her durumda da hayatınız kayacak, çoklu hayvan bakmaya geçeceksiniz. Siz de “hayvanlı” insanlardan olacaksınız; kilolarca kum ve mama taşıyan evlerine, evde hep bir derinden hayvan kokusu gelen, üstlerinde (en ciddi iş takımlarında bile) hayvan tüyü görebileceğiniz. Veterineriniz hayatınızdaki en önemli kişi olacak, bütçenizin büyük bir kısmını o yönetiyor ne de olsa! Ayşe teyzeniz “yatağına da çıkıyor, iğrenç” diyerek size tiksinerek bakmaya başlayacak, oysa bunca yıldır onun güzel kızı yakışıklı ve başarılı oğluydunuz. Hayat acımasız ne de olsa…

Çocuğunuz varsa ya da olursa anne- babalığınız herkes tarafından sorgulanacak. Yardımcınızdan, kayınvalidenize, komşunuzdan bakkal Ahmet’e kadar herkesin sizin ev yaşamınız hakkında bir fikri olması zaten doğal. Bir hayvan sahibi olma kararını verdiğiniz gün onlar bu hakkı kazandılar. Arkadaşlarınızın odaya kapama ricalarını, komşularınızın ağızlarının içinde mırmırlanmalarını saymıyoruz bile. Tatillerinizi, sosyal hayatınızı, hayatı kontrol etme çabanızı, hijyen standartlarınızı, uykunuzu, bütçenizi mahvettikten sonra bir de utanmadan yaşlanıp, hastalanıp sizi yarı yolda koskoca bir yarımlık hissiyle ortada bırakıp gidecekler. Eviniz artık eski eviniz olmayacak, tüm anılarınız yarım, tüm duygularınız öksüz, tüm sevinçleriniz eksik, duygularınız anlamsız.

Evde hayvanlı yaşam işte öyle bir şey. Bu arada kendinizi dünyanın en özel en eşsiz insanı hissedeceğinizden, barınaktan veya sokaktan bir can kurtardığınızda onun süper kahramanı olacağınızdan, en mutlu ve en acı, en özel anlarınızda asla kendinizi yalnız hissetmeyeceğinizden bahsedecektik oysa ki bu yazıda. Ama olmadı işte, kısa sürecek bir hevese kapılmayın diye bundan bahsedemedik doya doya. Bir tek şunu belirtmeliyiz ama herhalde kendimiz tutmayıp; çocuğunuza karşılıksız sevmeyi, kendini farklı şekillerde anlatan bir bireye nasıl saygı duyması ve onlarla yaşamayı öğrenmesi hakkında bir şeyler öğretmek istiyorsanız alın size en iyi okul.

Ama bilin onlar bir kere evinizden içeri girdi mi hayatınız sonsuza kadar değişecek. Bu kadar yazdık; iyi yönde mi, kötü yönde mi ona siz karar verin artık. Son bir not daha evinize bir hayvan almaya karar verdiğiniz gün evinizi ve hayatınızı bundan böyle ona göre düzenleyeceğiniz gerçeğine teslim olun. Mutlu etmeyi beceremeyeceğiniz bir cana asla kıymayın.

Satın Alma Sahiplen

Tüm söylenenler bir yana aile ve/veya birey olarak bu ağır ve keyifli sorumluluğa hazırsak, yapmamız gereken çok net. Hala hayvan ticaretinin yapıldığı ve canlıların alınıp- satılabilen bir varlık olarak görüldüğü sistemin dışında kendimize çözümler bulmalıyız. Sahipsiz hayvanların hayatlarını kurtarmaya yönelik birçok organizasyon var ülkemizde, üstelik bunların hemen hemen tamamı gönüllü. Bu organizasyonlar sosyal medya üzerinden bize sadece bir tık uzaklıkta. Hem onların bu yoğun ve yorucu mücadelelerinde yanlarında olmak hem de ev arkadaşımızı seçerken bir canlıya 2. bir hayat fırsatı verme mutluluğunu yaşatmak için tek yapmanız gerken bu gönüllülere ulaşmak. İhtiyacınızı doğru belirlemek ve hayatınıza ortak edeceğiniz 4 ayaklı dostunuza kavuşmak için onlar size gerekli desteği vereceklerdir. Sokaktan ve barınaklardan kurtarılmış her can mutlu bir yuvayı hak ediyor. Ailenize yeni bir üye katmaya hazırsanız tek yapmanız gereken yandaki linkleri tıklamak.

 

Avrupa’nın 6 Sıradışı Mimari Projesi Seçildi: Biri Türk…

Bluffers.com, dünya genelinde, 2014’in en sıra dışı 6 mimari projesini belirledi ve açıkladı. Geçtiğimiz yıl Türkiye’de Türk bir mimari ofis tarafından gerçekleştirilen bir projede bu listede yer aldı; Sancaklar Camii. Proje daha önce de, farklı mecralar tarafından, yılın önemli mimari çalışmaları arasında seçilmişti. EAA- Emre Arolat Mimari Ofis tarafından hayata geçirilen, Sancaklar Camii geçtiğimiz yılın en özel ilk on projesinden biri olduğunu tüm dünyaya göstermiş oldu böylece. EAA-Emre Arolat ‘ın mimari ekibini bir kez daha kutluyor ve başarılarının devamını diliyoruz.

Marqués de Riscal Vineyard Otel

Elciego, İspanya

Görülmeli çünkü: Kendi şarap mahzenine sahip.

Efsanevi Frank O. Gehry tarafından tasarlanan ve inşa edilen, Marqés de Riscal Elciego ortaçağ İspanyol köyünde tarihi 19. yüzyıl şarap mahzenlerinde tezat bir yapıda serbest akışlı, asimetrik titanyum tasarıma sahiptir. 43 lüks odalarının her biri bir asma yaya köprüsü ile bağlanan iki kanattan oluşan ayrıntılı bir tasarımı vardır.

 

CERN Globe of Science,

Geneva, İsviçre

Görülmeli çünkü: Burası CERN.

27 metre yüksekliği, 40 metre çapı ile CERN Globe of Science and Innovation, dünyanın en büyük ahşap kubbeli yapısıdır. Mimarlar T. Büchi ve H. Dessimoz tarafından tasarlanan binanın, devamlı bilim sergisine ev sahipliği yapan evleri Neu- chatel Gölü kıyısında geceleri ahşap panelli yapısıyla modern bir görünüm oluşturur.

 

Kunsthaus Graz Museum Graz, Avusturya

Görülmeli çünkü: Modern sanat sokakta başlar.

Graz’ın 2003 yılında Avrupa Kültür başkenti olarak seçilmesine sebebiyle, en modern “White Cube” tasarımı ile inşa edildi. Colin Fournier ve Peter Cook tarafından tasarlanan yapıda, 19. Yüzyıla ait barok çatıları ve kendine özgü cephe formu ile dikkat çeker. Mimarlar bu tasarımlarının “blob mimari”

tarzı olduğunu belirtmiş ve binaya “Dost Uzaylı” takma adını takmışlardır.

 

Refuge Gervasutti, Massif du MontBlanc Val Ferret, İtalya

Görülmeli çünkü: fena bir uyanma şekli değil.

Refuge Gervasutti’nin muazzam manzaralarindan bahsetmeden önce, İtalyan leapfactory mimarları tarafindan Mont Blanc’in ustune ne kadar ustaca yerlestirildiginden bahsetmek gerekir. Amator ve profesyonel dagcıların konaklaması için yapılan bu modern kulube olusan yapi 12 kisiliktir.

 

Troll Wall Visitor Centre Trollveggen, Norveç

Görülmeli çünkü: Game of Thrones dizisindeki büyük duvarı andırıyor.

Yerden 3600 ft yükselen bu duvar Avrupa’nın en yüksek dikey kaya yuzu olarak bilinir. Reiulf Ramstad Mimarlarından ziyaretci merkezinin bölgenin ihtişamlı zeminine uygun bir şekilde yapılması istendi. Mimarların çözümü ise ustacaydı. Saydam cam yapısı sayesinde her şeyi kolaylıkla görebildiginiz bu yerde, arkanızda pürüzlü kayaların ihtişamı bekliyor olacak.

 

Sancaklar Camii İstanbul, Türkiye

Görülmeli çünkü: Sanki yaşayan bir gezegen gibi.

Çoğu mimar insanları etkilemek için görkemli yapıtlar tasarlar, ama Emre Arolat İstanbul Büyükçekmece Sancak Camii için tam tersini yaptı. Bunun yerine, bir parkın altına inşa edilen yapıda, insanın dünya ile olan fiziksel mesafesi azaltılarak, manevi dünyaya olan yakınlığı artırılmıştır

Evlere Küçük Dokunuşlar

Hayat her zaman dergilerdeki, filmlerdeki kadar ideal alanlarda, güzel geniş ev veya dairelerde geçmiyor malum. Bu güzellikler ilham almak için gerekli ama kendi hayatımıza bu yaratıcı ve birbirinden estetik çözümleri her zaman adapte etmek her zaman söz konusu değil.

Maddi, manevi bir sürü engel var önümüzde. Sizin de aklınızdan geçmiştir çoğu kez bir fotoğrafa bakarken “Bu kanepeyi alsam, bizim bütün salonu kaplar” veya “Nerede bizde o bütçeler? diye örneğin. Oysa hayat bazen algıladığımız kadar zor ve zalim olmayabiliyor. Belki yeni ve geniş bir eve yerleşip her şeyi sıfırdan satın alamayabiliriz, ama zamana yayacağımız pratik çözümler ile gözümüzde büyüyen değişimleri hale yola sokabiliriz. Yaşam alanlarımızı güzelleştirmek için bazen biraz pratiklik ve uygun mobilya seçimi yeterli olabilir iddiasındayız.

PRATİK ÇÖZÜMLER

Çoğu zaman erteleriz evlerimiz için yapmak istediklerimizi. Gözümüzde büyütürüz, komplike çözümlerin peşinde koşarız. Ve zaman geçer. Ertelediğimiz, çözmediğimiz konularda evde bizi rahatsız etmeye devam eder. Biz de memnuniyetsizliğimizi çaresizlikle açıklarız. Çözemediğimiz konula kadar bu çaresizlik hissi de bize kendimizi kötü hissettirir. Bu kısır döngü böyle sürer gider. Biz zamanla sebebini bile unuturuz ama evimize her girişimizde, ya da çözemediğimiz karışıklığı yaşadığımız alandan her geçişimizde içimizi sebepsiz bir sıkıntı kaplar. Bu tablo hepimizin zaman zaman içine ister istemez düştüğü bir durumdur.

Oysa cevap bazen de basittir. Pratik ve çözümcül olmak çoğu zaman meselenin yarısını halleder. Duruma ve konuya en “ideal” çözümü üretemiyorsak, sorunun altında kalmak yerine pratik birkaç küçük müdahaleyle durumu iyileştirmeye çalışmak, hem ruh halinize, hem evinize iyi gelecektir. Evde önüne geçemediğiniz düzensizliklere, köklü ve kalıcı çözümler üretemediğiniz birikmelere, gözünüzü rahatsız eden köhneliklere bir de bu gözle bakmayı deneyin. Ne kaybedersiniz? Biz de evinizde yapacağınız küçük pratik müdahalelerde işinize yaracağını düşündüğümüz ürünlerden bir katalog hazırladık sizin için. Buyrun bizim pratik çözüm önerilerimiz…

KÜÇÜK ALANLARA YERLEŞMEK

Şehir yaşamı insanı zaman zaman malum, küçük alanlarda büyük dünyalar kurmaya zorluyor. Bunun da keyfini çıkarmayı bilmek gerekli. Uygun dekoratif çözümlerle ısınmaya, temizliğe vb çeşitli lojistik ihtiyaçlara çok fazla emek, zaman ve para da ayırmadan konforlu bir yaşam sürmek mümkün oluyor aslında küçük metrekarelerdeki daireler sayesin de. Bunun da tadını çıkarmak gerekli, uygun eşyalarla hiç sıkıntı çekmeden bu tarz küçük alanlara yerleşmek mümkün. Doğru depolama, sıklıkla kullanılmayan eşyaların elden çıkarılması da konuya dahil edilmesi gereken eylem planları olacaktır.

Paris’te Geçmişten Günümüze Estetik Bir Yolculuk

Paris’te geçmişte de, günümüzde de genellikle sanatçıların tercih ettiği bir bölge olarak bilenen Saint Germain des Prés’deyiz. Geçmişe saygı duruşunda bulunan aynı zamanda da modern dokunuşlarla günümüze güncel referanslardan olan bu özel ev, mimar Joseph Dirand tarafından restore edilmiş.

Belle Epoque döneminin bütün mimari özelliklerini rahatlıkla gözlemleyebileceğiniz bu ferah ve görkemli yapı, yenilenme sürecinde aslına sadık kalınacak şekilde esas doku muhafaza edilerek yenilenmiş. Ünlü mimar, restorasyondaki tecrübesini bu yapıda ustaca gözler önüne sermiş. Binanın dış cephesinden alınan tarihi referansla evdeki malzemelerde göze batmayan rafine detaylar içeren dokular ön planda tutulmuş.

Bu detayların ustaca sergilenmesi için renk karmaşasından özenle uzak durulmuş. Açık renklerdeki yer ve duvar kaplamaları doku ve desenlerindeki ince detaylarla öne çıkarılmış. Evin tarihi orijinal parçaları göz alıcı detaylarla öne çıkarılarak dekorasyonda ön planda tutulmuş.

Bu tarihi dokuya ustaca tezat oluşturacak biçimde evdeki dekoratif objelerde, aydınlatmalarda, mobilyalarda hatta kullanılan sanat objelerinde modern çizgiler ön planda tutulmuş. Ev sahiplerinin de kişiliklerini en doğru biçimde yansıtması hedeflenen daire, dönemin ihtişamını panellerle, mermerin bolca kullanımı ve modern siyah, beyaz, gri ve altın renk paleti ile ihtişamı ve yalınlığı aynı potada eritmeyi başarmış.

Fonksiyonel ve yalın çizgilerin tarihi dokuyu ustaca tamamladığı bir iç dekorasyon anlayışının tercih edildiği bu yapı, Parizyen estetik anlayışının doğru harmanlanmış bir biçimini müthiş bir denge ile gözler önüne seriyor demek hiç yanlış olmaz.

Bu muhteşem dairede dolaştığınızda geçmişten bugüne hızlı bir tur yapıyor gibi hissedeceksiniz kendinizi.

Her İşin Başı “Yapmak”

Son dönemde “her şeyin doğrusunu ben bilirim” durumu çevremde çok yaygın bir hastalık oldu ve ben de bundan çok sıkılır oldum. Herkes, herkesin “neyi, nasıl, ne zaman” yapması gerektiği konusunda müthiş yaratıcı ve özgüvenli. Araba mı aldın ? Senin için en akıllıca seçenek, hatta daha fenası, “tek” akıllıca seçeneği ben biliyorum. Bir yerde mi yedin? Bir yere mi gittin? Niye öbür yere gidip, öbür türlü yapmadın ki? Dur bak doğrusunu ben sana göstereyim. Zamanında Mazhar Alanson ne güzel söylemiş:

Peki peki anladık, sen neymişsin be abi !

Gittiğimiz her restoran, her mekan, her ofis yanlış yönetiliyor. Herkes “bu tarz benim” iddiasında ! Herkes neyin nasıl yapılacağını en iyi biliyor. Hele sosyal medyada ahkam kesmek en tadına doyulmaz

olanı. En devrimcisi, en gezgini, en gurmesi, en şıkı hatta daha da ileri gidersek en mutlusu hep orada. Emek verip yapana saygım var, ama yarım yamalak yaşanmışlıklarla uzman kesileni, fabrika ayarlarına geri döndürmek geliyor içimden. Tabii ki üniversitesinde okumak da gerekmiyor bir konuda fikir sahibi olmak için, onu da kabul ederim ama bir “yap” önce bir kere dene bari kardeşim. Emek ver, biraz burnun sürtsün, steril ortamından bir çık. Yapmadan, emek vermeden üstün körü, yarım yamalak, duyduklarından esinlenerek ortalığa düşme. Ha bir de zaten ortalığa düşme! Sen “doğrusunu” biliyorsan da atlama her şeye. Herkes kendi “yapsın”, kendi deneyimlesin, kendi doğrusunu bulsun. Özetle her işin başı “yapmak”, çok biliyorsanız “yapın” kurtulun. Millet de kurtulsun, siz  de…

Evrim Yenier

Yaz Saati Uygulaması 29 Mart 2015

Yaz Saati Uygulaması 29 Mart 2015 Saatler Ne Zaman İleri Alınacak Yaz saati uygulaması ülkemizde sıklıkla tartışılsa da, vazgeçilemeyen bir uygulama. “Peki 2015 yılında yaz saati uygulamasına ne zaman geçilecek?” diye merak edenler, buyurun sorunuzun ...