Ocak, 2015

Dramatik Dekorlar

İtalyan evi Borgo Delle Tovaglie, Paris’teki ilk mağazasını şehrin prestijli “Haut Marais” bölgesinde açtı. Tasarımcı  Valentina Muggia ve eşi Guiliano Di Paolo’nun imzasını taşıyan Borgo Delle Tovaglie aydınlatma, sofra aksesuarları, mutfak malzemeleri ve dekorasyon objelerinden oluşan geniş koleksiyonu ve davetkar dekoruyla Paris’te uğramanız gereken adreslerden biri.  

 

YAZI: AKGÜN AKDİL 

Borgo Delle Tovaglie, Bologno’da 1996 yılında geçmişte tekstil çalışanlarının bulunduğu “Via Tovaglie” caddesinde kuruldu. 2005 yılında Valentina Muggia ve eşi Guiliano Di Paolo markalarını yeniden canlandırmak istediler. Geleneksel bilgi birikimine ve değerlere bağlı kalan tasarımcı çift, mobilya ve dekorasyon malzemelerinden oluşan çağdaş bir koleksiyon ortaya çıkardılar. Bu yeni stil Bologna’da yeni bir açılışla anlamını buldu. Marka evrilerek güncel, çağdaş bir dünyaya açıldı.

Markanın sanat yönetmeni olan Valentina Muggia her tasarımla, her gün büyük bir tutkuyla tek tek ilgileniyor. Borgo Delle Tovaglie’nin stili sabit kurallara bağlı değil ama her zaman farklı ve ayırt edilebilir. Eklektik ve kişiye özel bir stil. Eve dair bu özgün yorum bir espresso ve içten gelen bu stille açığa çıkıyor. Spontan ve güçlü karakterli evler için, kendini genişleten bir yaratıcılıkla (sadece mefruşat değil, odalarına varıncaya kadar eşine zor rastlanacak aksesuar ve mobilyalarla) tüm bir yaşam ortamını kapsayacak şekilde birbirine eklemlenmiş bir bütünlüğe erişiliyor.

Borgo Delle Tovaglie imzasını taşıyan kreasyon, İtalya’da tasarlanan ve elde üretilen özgün bir kimlik taşıyor.

 

İtalyan evi Borgo Delle Tovaglie yurtdışında açacağı ilk konfor mağazası için Paris’i seçti. Marka Paris’in seçkin “Haut Marais” bölgesinde sınırları zorlayarak eski bir kauçuk dükkanına yatırım yaptı. Tasarımcıları Valentina Muggia ve Guiliano Di Paolo’nun sofra aksesuarları, mutfak malzemeleri, aydınlatma ve dekorasyon objelerinden oluşan koleksiyonlarının tümü burada sergileniyor.

Valentina Muggia ve Guiliano Di Paolo klişeden uzak bu baştan çıkarıcı düzenlemeyle İtalya’daki mağazalarının çizgisinden uzaklaşmadan özel bir atmosfer yaratmak istemişler. Geleneksel ve çağdaş yaratıcılığın buluştuğu bu otantik atmosferde vurgulanan fikir ev aksesuarları, aydınlatma ve mobilyalardan oluşan bir koleksiyonu ham ve endüstriyel bir dekorla bağdaştırarak sergilemekti.

Borgo Delle Tovaglie, yüksek kalite standartlarını korumaya özen göstererek sunduğu kişiye özel hizmetle herkese kendini eşsiz bir evde hissettiriyor. Borgo Delle Tovaglie tüm dünyada en prestijli tasarım mağazalarında koleksiyonları satılan bir marka haline geldi.

Ayrıca Borgo Delle Tovaglie, Paris’teki konsept mağazasına özel, tipik bir bistro tasarladı. En iyi İtalyan şarapları ve gıda seçiminden oluşan bu şık mekan sıcak ve sıradışı dekoruyla büyülüyor. Paris seyahatinizde, Rue du Grand Prieuré yer alan Borgo Delle Tovaglie’ye ve şirin bistrosuna uğramadan dönmeyin.

 

Akgün Akdil 

 Röportaj Can Göknil

Can Göknil “Sazlı Sözlü Sergi” ile aralıksız çalıştığı 49 sanat yılını kutluyor

Can Göknil resimlerinde dervişler, atlar, develer, tombul kadınlar, kuşlar, ağaçlar, simgeler görürsünüz. Öz kültüründen ilham alarak ilerlemiş ve 49 sanat yılına ulaşmış bu değerli sanatçının son sergisinde çalışmaları bir Anadolu sevda türküsünden yola çıkmış..

Apel Sanat Galerisi’nde türküler eşliğinde izleyebileceğiniz “Sazlı Sözlü Sergi” 21 Şubat’a kadar açık olacak.

Resimle ilişkiniz nasıl başladı?

Ortaokulu bitirine kadar evimiz Ankara’daydı. Ben de Ankara Kolejine devam ediyordum. Üç yaş büyüğüm, ablam pianist olma yolundaydı, ben de ona özenip keman dersleri almaktaydım. Çok kabiliyetsizdim, bu uğraş sadece 2 yıl sürebildi. Annem yöresel elişlerine önem veren birisi olarak Türk El Sanatlarını Tanıtma Derneği’ni kurmuştu. Babam Rumeli göçmeniydi. Haftasonları için tiyatro, opera ve sinema  biletlerimizi hiç eksik etmezdi. Ablam ve ben Robert Kolej’in lise giriş sınavını kazanınca İstanbul’a taşındık.

On beş yaşındaydım. O zamanlar Arnavutköy Amerikan Kız Koleji adını taşıyan okulumuzun muhteşem kütüphanesi, okulun sanatsal etkinlikleri, seçmeli sanat dersleri ve benim  Seniye Fenmen’den aldığım özel resim dersleri sanat yaşamımdaki ilk adımlarımdı. İngilizceyi iyi öğrenmekle de dünyaya açılım kolaylaşıyordu. 1966 da Robert Kolej’den mezun olurken Ankara’da Devlet Dövizli Öğrenci sınavını da kazanınca, üniversitede Güzel Sanatlar Eğitimi için Amerika’ya gittim. Eşim de Robert Kolej mezunuydu. Aynı üniversiteye evli ve burslu öğrenci olarak devam ettik.

Mezun olunca da yüksek  eğitimimiz için New York’a taşındık. Yüksek lisans çalışmalarıma New York Şehir Üniversitesi’nde devam ettim. Ama işin gerçeği benim ufkumu açan New York şehrinin ta kendidir. Çünkü 1968-1974 arası hergün gezdiğim müze ve galerilerde sergilenmekte olan tüm önemli sanatçıları izlemekteydim. Yaşadığımız kent dünyanın en önemli kültür merkeziydi.

Resimlerinizin zaman içinde gelişim ve değişimini kendi gözünüzden aktarabilir misiniz?

Sanat hayatımdaki evreleri iki bölümde açıklayabilirim. İlk önce yaş konusu var. Burada gençliğin çoşkusu, cesareti, atılganlığı, duyarlılığı söz konusu. O günlerde ürettiğim yapıtları bugün yapamam. Yapmağa çalışsam da ifade yapay kalır, aynı tazeliği taşımaz. Gelişimimde diğer önemli unsur ise sanat eğitimim + genel kültür yani kişisel ve görsel deneyimdir.

Lisedeyken özel resim derslerim beni akademik çalışmalara yönlendiriyordu. Amerikan üniversiteleri ise deneysel çalışmaları destekliyor ve sergileme imkanı sunuyor, ayrıca yarışmalar düzenliyordu. Önemli olan çok üretmek ve ara vermeden çalışmaktı. Soyut işler üretiyordum.

Yüksek eğitim döneminde ise yavaş yavaş kendi sanat dilimi keşfetme ve geliştirme yolundaydım. Öykücülük, humor ve fantazya görsel anlatılarımın temeline yerleşmeğe başlamıştı, zaman içinde de bu özellikler güçlendi. Sanatım  hakkında yazdığım bir kitap var: Gölgem Renkli mi?  (Can Yayınlarından çıktı, ilgi duyanlara)

Son serginizin öyküsünü anlatır mısınız?

“Sazlı Sözlü” sergimle sanatta  49. yılımı kutluyorum. 49 sene aralıksız çalışmış olma şansım olduğu için kutluyorum. Yaratıcılığım beni yarı yolda terk etmediği için kutluyorum ve bunu yapmak için sağlıklı kalabildiğim için de kutluyorum.

Konu itibariyle sevda türkülerini seçtim. Halk dilinin naifliğini sevdiğim için. Nurer Uğurlu, İlhan Başgöz gibi halkbilimcilerin kitaplarından yararlandım. Tuba Kaftancıoğlu ve oğlu bana atölye ziyaretine gelmişlerdi. Tuba Hanım aile hekimi. Annesi de kendi gibi türkü aşığı. Resimlediğim güftelerin bestelerini onlardan elde ettim. Galeri Apel’de sergiyi gezerken dinleyebilirsiniz.Türkülerin yanı sıra fasıl müziğimiz var. 5’li peguen orkestrası “Asıl Fasıl” adıyla segimizde. Ayrıca türkü yakanlar da heykelleşerek sergimize katıldı. Saz, söz, göz bu sergide bir arada. Ayrıca “Derya Dervişleri” var, bu şenliğe eşlik ediyorlar, akşamları, el ayak çekilince onlar izleyici görevini üstleniyorlar. Heykel ve tablolar 3-4 senelik bir çalışmanın ürünleridir..

İlham kaynaklarınız ve tekniğiniz hakkında bilgi rica edebilir miyim?

İlham kaynaklarım veya yol haritam öz kültürümüz. Yıllardır da böyle oldu. Sergideki 15 tuvali akrilikle çalıştım.

“Yanık Güfteler” ise ufak boyutlu kitap heykelleri. Türkü yakmak değimini ifade edebilmek için kişileştirdim onları. Fimo çamuru, kurşun ve metal ayrıntılar, ahşap parçalar, yanık kitap heykellerinin diğer unsurları.

“5’li Penguen Korosu” ahşap, kurşun ve saç. Akrilikle boyadım. Ahşap notalıkları da var. Onları eşim yaptı. Yüksek Elektronik mühendistir kendisi. İlgi ve uğraşları pek çok. Marangozluk, bahçe, aşçılık, şarapçılık gibi.. Zaman zaman birlikte çalışırız.

“Derya Dervişleri” ise fimo çamuru, deniz kabuğu ve deve çanlarından oluştu. Sergilerimde farklı malzemeleri konuma uydukça herzaman kullanmışımdır.

Sanat ve mutluluk ilişkisi nedir size göre?

Bana göre bir kişi sevdiği insanlarla yaşıyorsa, sevdiği işi hakkıyla yapıyorsa mutludur. Ama hepimiz için sağlıklı olmak en başta gelir. Sanatla mutluluk ikilisi yaratıcı ve üretken olabilmenin sevincidir.

Sanat ve sanatçı tanımınızı alabilir miyim?

Özgün olmak.

İzlediğiniz, eserlerini beğendiğiniz sanatçılar kimlerdi? 

Sanatında samimi olan herkesi izlerim, pek çoğunu beğenirim, birkaçını can-ı gönülden severim. Ama şıpsevdi olduğum için bu liste değişim halindedir, isim vermek istemem.

Ayşe Gülay Hakyemez

Konulu sergileriyle tanınan Galeri Apel 15. Yılını kutluyor

Galeri Apel, en az düzenlediği sergiler kadar ilginç bir mekan. İçeriye gireni sarıp sarmalayan bir gizemi, büyüsü var. Kurucusu ve sahibi Nuran Terzioğlu, 32 yıllık galeri yöneticiliği deneyimiyle, güven ve saygı yaratan, coşkulu ve şevkatli bir kişilik. Galeri hakkındaki soruları sanki ilk kez duyuyormuş gibi büyük bir zerafet ve içtenlikle yanıtlayabilen iyi bir ev sahibi. Yeniden ve yine gitme arzusu uyandırıyor. Bir sanat galerisinin başarısı için bu duyguyu yaratmak azımsanacak şey değil..

Galerinin 15. Yıldönümü kataloğunda Hasan Bülent Kahraman, Nuran Terzioğlu hakkında şöyle yazıyor: “Bugünkünden çok farklı, neredeyse tümden unutulmuş bir semt olan Çukurcuma’yı sezgileriyle buldu. O binbir hengamenin yaşandığı apartmanı ancak onun çılgınlığı öngörebilir, işleyebilirdi, öyle yaptı. O ilginç, her defasında küçük bir mabede benzettiğim o galeriyi, bütün dehlizleriyle birlikte oluşturdu. Apel’i, daima Nuran’a çok yakıştırdım.Orayı gene her defasında bir Orta Çağ mekanı gibi gördüm, çıplak tuğla duvarları, girintileri, oyukları, kovukları, labirentimsi geçitleriyle, Nuran, orada, bir ortaçağ keşişi gibi, bir manastır insanı gibi, biraz da karanlığı kullanarak, sabırla, inatla, gayretle ve delice bir coşkuyla işini yaptı. Sergi üstüne sergi açtı.”

 

Tarih kokan bir mekan. Yaşanmışlığı her dokusunda hissedebiliyorsunuz. Galeri Apel’in adının (fransızca: çağrı) hakkını veren bir davetkarlığı var. Galerinin tasarımı mimar Nevzat Sayın’a ait. Alışılmış bir galeri mekanının nötr’lüğü yok Apel’de; sergilenen eserlere değer katan olumlu bir havası var. Tıpkı sahibesi Nuran Terzioğlu gibi..

 

 

32 yıllık galeri yöneticiliği

Terzioğlu, 1983 yılında Ankara’da Tanbay Sanat Galerisi ile mesleğe başlamış. 1986’da Urart Sanat Galerisi’ne geçmiş. Daha sonra İstanbul’a gelip 1994 yılında Çukurcuma’daki mekanı satın alıp 1998’de Apel’i açmış. Galeri Apel, adını ilk iki katında yer aldığı yüzkırk yıllık Apelyan Apartmanı’ndan alıyor. Galeri’nin onuncu yılını kutlamak amacıyla düzenlenen sergiye de “Benim Adım Apel” adı verilmişti..

 

Tematik sergilerinin adları günlük yaşamdan..

Galeri Apel tematik sergilerine “Damak”, “Sokak”, “Hasat”, “Komşu”, “Düğün-Dernek” ve “Çarşı-Pazar” gibi günlük hayattan seçilen konularla başladı ve “Gece”, “Okuma Köşesi”, “Giyim kuşam”,  “Mutfak Üzerine”, “Tahta İşler”, “Yaz Rehaveti”, “Bir Reklam Arası” gibi günümüz sanatını yaşamın bir parçası yapmayı hedefleyen konulu birçok sergiyle 15. yılına ulaştı..

 

Ancak galeride yer alan sergiler her zaman da tematik olmadı. Ama kişisel sergilerin de isimleri hep ilginç oldu: Gülsün Karamustafa “Vaat Edilmiş Resimler”, Emre Senan “Banal, Katalog”, Aslımay Altay Göney “Eldiven Fabrikası”, Bayram Candan “Aciliyet”, Şakir Gökçebağ “Salı Pazarı”, Yücel Kale “Hayal Ürünü”, Güler Güngör “Yakın Gelecek”, Y.Bahadır Yıldız “Huzursuz Bacak”, Raziye Kubat “Bana Masal Anlatma” gibi..

 

Romantik Galericilik

Nuran Terzioğlu’nun deyişi ile Galeri Apel “romantik galericilik” yapıyor. Yani sanatçısına ve sanat eserlerine öncelik verip ticari kaygıyı arka planda tutuyor.

Konulu sergilerinde sanat eğitimi olmayan ama sergiye çok şey katacağına inandığı yetenekli kişilerin çalışmalarına da yer veriyor Terzioğlu.. yeter ki içtenlikle bu işe kollar sıvanmış olsun..

 

Ayşe Gülay Hakyemez

Markalar

Markalar BOCCI Bocci, Kanada Vancouver’da bulunan, Almanya merkezli, çağdaş bir tasarım ve imalat evi olarak tanımlanabilir. Tipik kurumsal yapılardan farklı olarak Bocci, tasarımcılar, mimarlar, zanaatkarlar, teknisyenler, acenteler, yönetim organları, test tesisleri, hammadde tedarikçilerini bir araya ...

Kış Evi Dekorasyonu

Kış Evi Dekorasyonunda Öne Çıkan Tarzlar Kışın evlerimiz ister istemez yaşamımızın odak noktası haline geliyor. Bunda, içeride geçirdiğimiz zamanın artmasının yanı sıra dışarıdayken bile ev sıcaklığını ve rahatlığını daha çok özlediğimiz durumlarda daha çok olmasının ...

Naja Munthe’nin Kopenhag’daki Evi

Naja Munthe’nin  Kopenhag’daki Samimi ve Şık Döşenmiş Evi Naja Munthe, ünlü bir Danimarkalı moda tasarımcısı.  Şehrin merkezinde kendisi ve ailesi için hazırladığı bu güzel evde sade ama rafine çizgiler olmasına öncelik vermiş. Kişisel ihtiyaçların sade ...