Kasım, 2014

English Home | Modern Ortamlar Yaratmak

English Home Yatak odanızdan banyonuza, mutfağınızdan mobilyanıza, çocuk odalarınızdan balkonunuza kısacası tüm yaşam alanınıza her ürününü İngiliz tarzının da ötesine geçerek country detaylarla sizlere sunan bir marka. Arzusu; her alanda huzurlu,rahat, romantik, modern ortamlar yaratmak olan ...

Dyson Digital Slim

En güçlü kablosuz süpürge

Hometech Kasım ayında evimizin olmazsa olmazlarından şarjlı elektrik süpürgeleri arasından en iyisini seçtik ve Bast Home okurları için inceledik. Dyson dijital motor V6, 2 Tier Radial siklon teknolojisi ve yeniden tasarlanmış karbon fiber kıllara sahip zemin aparatı sayesinde Dyson DC62 Kablolu bir süpürge kadar  toz toplayabiliyor.

Dyson kablosuz süpürgeler Dyson dijital motor ile güçlendirilmiştir. Bu güçlü motor, dijital  akım teknolojisi  ve neodimyum mıktanıs ile çalışarak dakikada 110.000 tur döner. Motorun küçüklüğü makinenin de küçük, hafif ve güçlü olması anlamına gelir. DC62’de bulunan Dyson dijital motor V6 ve 4 kutuplu mıknatıs V2 motordan %50 daha fazla güç sağlar. Aşağıdaki videoyu özellikle izlemenizi isterim, Alex Knox, Dyson mühendislerinin direktörü, diğer kablosuz sürüpgelerin motorları ile Dyson dijital motorlarının karşılaştırmasını yapıyor.

Yeniden tasarlanmış zemin aparatları ile DC62, kablolu bir süpürge kadar toz toplar. Sert naylon kıllar sayesinde zeminle tam temas sağlayarak kiri ve tozu halılardan; karbon fiber kıllar ince tozları sert zeminlerden temizler.

Çoğu şarjlı süpürgede fırça çubuğu yoktur ve başlıklar sadece naylon kıllardan oluşan bir fırçaya sahiptir. Bu fırçalar, halıdaki tozları temizlerken, sert zeminlerdeki tozları temizlemede başarısızdırlar ve ince tozları arkalarında bırakırlar.

Dyson kablosuz süpürgelerin fırçaları ise farklıdır. Bu fırçalarda, naylon kıllara ek olarak, anti statik karbon fiber kıllardan oluşan bir şerit vardır. Bu kıllar, ince tozların sert zeminlere yapışmasına sebep olan statik elektriklenmeyi engeller ve emiş gücünün bu tozları da yakalamasına imkan verir.

Enes Türk

KADİKÖY’ÜN GİZLİ KÖŞESİ : YELDEĞİRMENİ

Haydarpaşa ve Kadıköy iskeleleri arasında bir koy…

Eskiden burada çalışan sandallar tren yolcularını bu koydan geçirirmiş.İşte bu koy boyunca uzanan kordondan içeriye uzanan semt Yeldeğirmeni’dir. Dik yokuşları ve yokuşların bitiminde minik meydanları olan bu semt bir ucu Kadıköy sahile, bir ucu tren raylarına kadar uzanıyor. İçinde daha  bilmediğimiz kim bilir ne hikayeler yatıyor.

Kadıköy ilçesinin en eski belki de en kenarda kalmış semtlerindendir Yel değirmeni.Çok kişi bilmez,tanıyanı çok yoktur derler .Her ilden insan yerleşmiş, eski binalarda köklenmişler. İç içe geçmiş hayatlar, bambaşka hikayeler  Yeldeğirmeni’nde hayat bulmuş ve bulmaya da devam ediyor.Çok kişi henüz bilmese de fazlasıyla değişimden nasibini almaya başlamış Yel değirmeni .Ama bu değişimin kaynağı ve beslendiği nokta çok farklı; sanat,sürdürülebilir yaşam ve birlik.

Yeldeğirmeni Mahalle Yenileme Projesi, Kadıköy’ün tarihi semtlerinden Rasimpaşa Mahallesi ve Yeldeğirmeni kentsel koruma Alanı içinde sürdürülebilir canlanmanın sağlanmasını amaçlayan, entegre bir kentsel canlandırma projesi.

Gezi’nin birinci yılında parklarda başlayan birlikte üretme ve paylaşma hadisesinin forumlardan sonra farklı boyutlara evrilerek devam ettiği, soyunun tükenmesini göze almak istemediğimiz yaşam modelinin sürdüğü işgal evlerindeyiz. Yeldeğirmeni Don Kişot İşgal Evi ve Caferağa Dayanışması Mahalleevi’ni, başka bir yaşamın mümkün olduğunu kanıtlıyor bizlere…

20 senedir kullanılmayan binaların  müteahhiti tarafından birden çok insana satılmış ve bu nedenle sahipsiz kalmışlar.  Yalnız ve kullanılmaz haldeki mekânları tinerciler keşfedince belediye binaların etrafını çevirmiş. Yeldeğirmeni Dayanışması tam da bu noktada devreye girmiş ve bu tartışmaya müdahale etmiş.Bu işgal evlerinde çeşitli organizasyonlar gerçekleştiriyorlar.Yoga dersleri,dans dersleri gibi.Aynı zamanda sergiler,mini konserlere de ev sahipliği yapıyorlar.İşin en güzel yanı ise dayanışma, ihtiyacı olan mahallelinin de yanında duruyor. Örneğin, komşuların  evindeki tesisat sorunuyla da ilgileniyorlar.Evle beraber mahalleliyle ilişkilerinin başladığını özellikle altını çiziyorlar. Dayanışma olarak mahalleli ve esnaf için çeşitli kampanyalar yapılıyor bugüne kadar. 100 yıllık bir binada eğitim veren Osmangazi İlkokulu’nun kapatılması gündemde olduğu için okulla ilgili çalışmalar yapıyorlar örneğin. Esnaf için yaptıkları bir diğer kampanya ise “Ne AVM ne süpermarket, esnaftan alışveriş et”. Mahalledeki Dallas Birahanesi ve Karadeniz Kıraathanesi’ne kadınların girebilmesine de ön ayak olmuşlar. Bu işin içinde hem sanat,hem birlik hem yardımlaşma hem de dayanışma  ve büyük bir paylaşım var.Umarız bu şekilde büyüyerek de devam eder ve sürdürülebilir yaşam giderek yayılır ve tüm sokaklara ulaşır…

 

 

 

 

 

MEKANLAR :

 

 Yeldeğirmeni sanat

2010 yılında ÇEKÜL Vakfı ve Tarihi Kentler Birliği üyesi Kadıköy Belediyesi’nin ortaklığında Canlandırma Projesi adı altında başlayan çalışmalar, ilk meyvesini verdi. Yeldeğirmeni Rasimpaşa Mahallesi’nde 1895 yılında manastır, okul ve kilise olarak kullanılan tarihi Notre Dame du Rosaire Kilisesi, Kadıköy Belediyesi tarafından restore edildi ve artık hayatına ‘Yeldeğirmeni Sanat’ olarak devam ediyor. 19. yüzyıl Tanzimat Dönemi’ne ait, tarihi bir mimarlık anıtı olan bu binada düzenlenen sanat etkinliklerini takibe almakta fayda var.

 

  • Ayrılık çeşmesi

Bu çeşme, Osmanlı Sultanları’nın Anadolu’ya sefere giderken; Hacı kafilelerinin ve Surre alaylarının İstanbul’dan çıkarken kendilerini uğurlayanlarla vedalaşıp ayrıldığı noktadır.

 

  • Bubi

Eğer siz de disiplinlerarası çalışmayı ve kolektif bilinci yaygınlaştırmayı hedefliyorsanız, Bubili olabilirsiniz…

Bubi, “Buluş Biliş Sanat/Bilim/Doğa Derneği”nin kabile adı. Kadıköy merkez ofisinde etkinlik/eğitim ve buluşmalar düzenliyor. Yaz boyunca düzenledikleri gezilerde üç alandan (sanat/bilim/doğa) profesyonelle “deneyim” etkinlikleri de düzenlemişler. Uluslarası ve yerel projeler tasarlar ve hayata geçirme yolunda bilgiyi ağa yaygınlaştırmayı hedefliyorlar.

Elif Demirci, Tolga Bayraktar, Onur Ertin ve Sezgi Durgun’un el ele verip kurduğu Bubi, sanat/bilim/doğa alanında çalışan tüm bağımsızlar için bir buluşma mekânı.

Üretimlerinizi ve ürettiklerinizi paylaşabileceğiniz bir alan. Bubi’de sadece bağış kabul ediliyor ve bir ay içinde onlarca etkinlik düzenleniyor…du. Bubi, kısa bir zaman önce duvarlarını yıkmaya karar verdi ve merkezi bir sabit yapıdan gezici bir çalışma düzenine geçti. Yeldeğirmeni’ndeki Bubi ofisi bu sebeple şu aralar yeni konuklarını bekliyor, Bubi’nin önümüzdeki dönem aktiviteleri için ise web sitelerinden ulaşabilirsiniz

  • MAHALLE EVİ

Canlandırma Projesinin ilk adımı, geçtiğimiz yıl Kasım ayında Karakolhane Caddesinde açılan Mahalle Evi oldu. Mahalli gönüllü örgütlenmesinin oluşturulması amacı ile açılan “Mahalle Evi”, içinde sosyal hizmet birimlerini, gönüllü merkezini ve proje ofisini barındırıyor. Mahalle gönüllüleri, halkın ihtiyaç ve fikirlerinin projeye aktarılabilmesi için canlandırma sürecinde en önemli halkayı oluşturuyorlar. Gönüllüler sayesinde mahalleli ile komşuluk ilişkisi kurularak canlandırma sürecine dinamik bir yol çizmek mümkün olabiliyor.

“Mahalle Evi” bünyesinde ayrıca çocuklara yönelik bir ruh sağlığı merkezi ve çocuk etüt merkezi bulunduruyor. Projenin, etüt merkezine gelen çocuklar ve sosyal hizmetlerden yararlanan kadınlarla aynı mekanı paylaşıyor olması, katılım açısından stratejik bir önem teşkil ediyor. Proje başladığı günden bu yana çocuklara ve kadınlara yönelik pek çok aktiviteye ev sahipliği yaptı. Bunun yanı sıra mahalleye yapılacak her uygulama, uzlaşma toplantıları ile yine Mahalle Evi’nde tartışmaya açıldı.

  • İŞGAL EVİ FOTOĞRAFLARINA YAZI GEREK YOK ÇÜNKÜ GENEL YAZI DA ANLATIYOR .SADECE İŞGAL EVLERİNDEN BİRİ DİYE YAZILMASI YETERLİ .

 

  • AYİOS YEORGİOS KİLİSESİ

Karakolhane Sokak’taki Ayios Yeorgios Kilisesi kilisesi 1919 yılında ahşaptan yapılmış. 1933 yılında kilisenin taştan inşa edilmesi için alınan kararın uygulaması ancak 1953 yılında gerçekleştirilebilmiş.Kubbeli bazilika planlı kilisenin, çan kulesinin yapımında eski tren yolu rayları kullanılmış.

 

  • HUSH GALERİ

 

2009 yılından beri faaliyet gösteren Hush Gallery, konumlandığı Yeldeğirmeni semtindeki farklı kültürler, büyüyen fikirler ve üretim için bir paylaşım ağı oluşturmayı hedefliyor. Herhangi bir otoritenin çatısı altında bulunmadan ulaşılabilir sanat kavramını geliştirmeye odaklanıyor. Hush, özellikle “genç çağdaş” sanatçıların üretimlerini teşvik etmek amacıyla yerel ve uluslararası sergi projelerine ev sahipliği yapmaktadır.

 

  • HUSH  HOSTEL  LOUNGE

 

Hush Hostel Lounge 2009 yılından beri Kadıköy’ün karakteristik ve tarihi mahallerinden biri olan yeldeğirmeninde misafirlerini ağırlıyor. Bir çok farklı ülkeden ve şehirden gezgine rahat ve keyifli bir konaklama imkanı sunuyor. Farklı tiplerde 25 odası ve 70 kişilik yatak kapasitesi olan Hush Hostel’de her sabah açık büfe kahvaltı verilmektedir. İlkbahardan itibaren bahçemizde barbekü akşamları ve çeşitli etkinlikler yapılmakta. Ayrıca Avrupadaki önemli 49 şehirin içinde bulunduğu Famous Hostels ağına İstanbul için seçilen tek hostel.

 

  • OSMANGAZİ OKULU

TCDD Haydarpaşa Garı’nı yapan Alman şirketinin( Anadolu Demiryolları ) mühendis ve işçi çocuklarının eğitimi için Haydarpaşa’daki yeni okul yapısı tamamlanarak, gerek öğretmenler  gerekse personeli lojmana kavuşmuş.İlk  açıldığında 48 öğrenci okula başvurur. Anadolu Demiryolları  okul yapısı için arsa tahsis etmiş ve inşaatını  üstlenmiş.Yapıldığı dönemde mülkiyeti Anadolu Demiryolu Müdürü Edouard Huguen’in üzerinedir. 134 000 Mark harcanarak inşa edilen yapının finansmanında Alman endüstrisinin yanı sıra Tünel’deki Alman Okulu’nda da hizmetleri bulunan Wülfing ve Otto Kapp’ın katkıları büyüktür.Tünel’deki Okulun ek yapısında olduğu gibi, Mimar Schwatlo(w) okul projelerini bedelsiz üstlenmiş.

1918 yılında 1. Dünya Savaşının bitmesiyle mağlup taraflardan biri olan Almanların ülkemizi terk etmesiyle okul Osmanlı-İngiliz mektebi olmuş. Ancak 1935 yılında diğer tüm yabancı okullar gibi okulumuz da Türklere bırakılmıştır…

 

 

  • KEMAL ATATÜRK ANADOLU LİSESİ

1894 yılında Fransa’dan Türkiye’ye (Kadıköy’e) gelmiş olan Oblates de l’Assomption rahibelerinin 1895 yılında Haydarpaşa da (Yeldeğirmeni’nde) eğitime açtıkları bu okula, Kadıköy’ün önemli azizesi olan Saint Euphemie’nin adı verilmişti.
Bu rahibeler aslında bugün yerinde olmayan Moda’daki Şifa Hastanesi ile ilgileniyorlardı ve 1905 yılından itibaren bu hastanede faaliyet göstermişlerdi.1894 yılında Fransa’dan Türkiye’ye (Kadıköy’e) gelmiş olan Oblates de l’Assomption rahibelerinin 1895 yılında Haydarpaşa da (Yeldeğirmeni’nde) eğitime açtıkları bu okula, Kadıköy’ün önemli azizesi olan Saint Euphemie’nin adı verilmişti. 13 Aralık 1934 tarihinde yürürlüğe giren, ancak 1935 yılında uygulanan “Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun”, din insanlarının dinî binaların dışında, özellikle okullarda, sokaklarda dinî kıyafetle dolaşmalarını yasaklamıştı. Kolejlerde öğretmenlik yapan papazlar, rahipler ve rahibelerin çoğunluğu bu kanuna uymakta zorlanmışlar ve ülkeyi terk etmek zorunda kalmışlardı. Onların eğitim verdiği okullar ise eğitim veremez duruma gelmiş, ayrıca ekonomik sebeplerin de etkisiyle kapanmak zorunda kalmışlardı. Daha sonra Maarif Vekâleti’ne devredilen bu okullardan biri olan Saint Euphemie Okulu da 1935 yılında kimlik değiştirmiş ve 3. Orta Mektep adıyla eğitim vermeye devam etmişti. 1950 yılında Kemal Atatürk Ortaokulu adını alan okul, 1999 yılındaki depreme kadar öğrencilerine hizmet etmiştir. 17 Ağustos Depremi sonrası başlatılan okulları güçlendirme çalışmaları nedeniyle okul restorasyona alınmış…

 

 

  • TARİHİ YELDEĞİRMENİ FIRINI

Yeldeğirmeninde Karakolhane caddesinin sonlarına doğru yer alan, mis gibi ekmeği ve çıtır çıtır pideleri olan, muhitin en eski ekmek fırını burası.

 

  • HAYDARPAŞA GARI

 

1908’de İstanbul – Bağdat Demiryolu hattının başlangıç istasyonu olarak inşa edilmiş Haydarpaşa Garı…

Devrin Osmanlı padişahı II. Abdülhamit döneminde, 30 Mayıs 1906 tarihinde yapımına başlanmıştır. 19 Ağustos 1908 tarihinde tamamlanıp hizmete girmiş. Bir rivayete göre binanın bulunduğu sahaya III. Selim’in paşalarından Haydar Paşa’nın adı verilmiş. Binanın inşaatı, Anadolu Bağdat adı altında bir Alman şirketi gerçekleştirmiş. Ayrıca bir Alman’ın teşebbüsüyle garın önünde mendirek inşa edilerek Anadolu’dan gelecek veya Anadolu’ya gidecek vagonların ticari eşyasını yükleme ve boşaltma işlevi için tesisler yapılmış.İki Alman mimar Otto Ritter ve Helmuth Cuno tarafından hazırlanan proje yürürlüğe girmiş, garın yapımında Alman ustalarla İtalyan taş ustaları birlikte çalışmış.I. Dünya Savaşı sırasında gar deposunda bulunan cephanelere 1917’de yapılan bir sabotajla çıkan yangın sonucu binanın büyük bir bölümü hasar görmüş. Yeniden onarılan bina bugünkü şeklini almıştır. 1979’da Haydarpaşa’nın açıklarında Independenta adlı tankerin bir gemiyle çarpışması sonu meydana gelen patlamadan ve sıcaktan dolayı binanın O Linneman adlı ustanın yaptığı kurşun vitrayları hasara uğramış. 1976’da aslına uygun olarak yeniden geniş çapta onarılmış ve 1983’ün sonunda dört dış cepheyle iki kulenin restorasyonu tamamlanmış.28 Kasım 2010 tarihinde çatısında çıkan ağır yangından dolayı çatısı çökmüş ve 4. katı kullanılamaz hale gelmiş. Ankara-İstanbul Yüksek Hızlı Tren Projesi kapsamında Istanbul-Eskişehir bölümündeki demiryolu çalışmaları nedeniyle, 1 Şubat 2012 tarihinden itibaren 24 ay süreyle ülke çapındaki tren seferlerine ara verildi.

DÜNYANIN EN ESKİ EKMEK VE YEMEK TARİFLERİ BU KİTAPTA!

Şebnem Atılgan

Dünyanın en eski ekmek ve yemek tariflerinin ülkemizin topraklarında yazıldığını biliyor musunuz? Aşağı yukarı üç bin beş yüz yıl öncesinden söz ediyoruz. Güzel Anadolu’nun neredeyse ilk yerleşiklerinden olan Hititler, sadece dünyanın en eski yemek kültürüne sahip değillerdi.  Aynı zamanda yaşam ve mutfak kültürlerini yüzlerce tablete yazacak ve geleceğe bırakacak kadar da ritüellerine bağlıydılar.

Binlerce yıl öncesinde bir tabletin üzerine yazılmış bir tarifi pişirmek ister misiniz? Bunun imkânsız olduğunu sanmayın. Eğer, Asuman Albayrak, Ülkü M. Solak ve Ahmet Uhri’nin kaleme aldığı “Deneysel Bir Arkeoloji Çalışması Olarak Hitit Mutfağı” kitabına sahipseniz binlerce yıl öncesinden gelen bir tarife dayanarak ekmek ya da yemekler hazırlayabilirsiniz. Benim tercihim “Haşhaşlı, kırmızı şaraplı, buğday unundan, mayalı, ballı ekmek”ten yana. Ama önce kitabın önsözünde Mahfi Eğilmez’in verdiği bilgilerden yola çıkarak Hititlerin tarihine kısaca bir göz atalım.

Hititler, Anadolu coğrafyasının en eski uygarlıklarından birisi. Tarih sahnesine Milattan Önce 1650’lerde ‘gizemli’ bir şekilde çıkıyor ve yine ‘gizemli’ bir şekilde 1200’lerde kayboluyorlar. Dönemin en büyük üç imparatorluğundan birisini kuruyorlar. Eğilmez’in verdiği bilgilere göre, Hititler, on binlerce yazılı belge (tablet) bırakıyorlar. Bu belgelerde ekonomiden siyasete, din kültüründen mutfak kültürüne kadar birçok bilgi kayıtlı. Hititlerin geride bıraktığı yaşam kültürlerine dair bilgilerin hepsi çok önemli ve kendi topraklarımızda böylesine önemli bir imparatorluğun gelip geçtiğini öğrenmemiz de öyle. Hititlerin ve dolayısıyla Çorum’un, Hattuşa’nın, Şapiuwa’nın ve öteki Hitit kazı yerlerinin izini takip ederek asıl konumuz olan Hititlerin mutfak kültürlerine doğru yöneliyoruz.

 

Çivi yazılarında yeme-içme vasiyeti!

“Hitit tabletlerinin üzerinde yazılanların Freidrich Hrozny tarafından okunabilmesiyle Hitit kültürü daha iyi anlaşılmıştır”, diyor kitabın yazarlarından Ahmet Uhri ve devam ediyor: “Ne rastlantıdır ki, bu tabletlerin içinden ilk okunabilen ya da daha doğru bir deyişle ilk anlamlandırılabilenlerinden biri I. Hattuşili’nin vasiyeti içinde geçen ve yeme-içme ile ilgili bir nasihati barındıran metindir.” Yazarın devam eden metninde Friedrich Hronzy’nin 1915 yılında Alman Doğu Kurumu Haberleri’nde yayınladığı “Hitit Sorununun Çözümü” adlı makalesinde çözüm aşamalarını anlatırken ilk olarak “balık ve baba” sözcüklerini tanımladığı ve daha sonra “ekmeği yiyeceksiniz, suyu da içeceksiniz” cümlesini çözebildiğini belirtir. (Kitabın bu bölümünü okumanızı öneririm. Hititçenin bir Hint-Avrupa dili olduğundan yola çıkan Hronzy’nin yukarıdaki cümleyi nasıl çözdüğünün heyecanına siz de kapılacaksınız.) Şimdi Uhri’nin satırlarında bizi ilgilendiren bölüme bakalım. I. Hattuşili’nin vasiyetnamesinin içinde, 19. satırda geçen yeme-içme ile ilgili nasihat şöyledir:

“… Babanın sözlerini korursan, (ekmek yiye) çeksin, su da içeceksin! (Yüreğ) ine olgunluk çağı (gelince), günde iki kez, üç kez ye! Kendine iyi bak! Yüreğine yaşlılık (çökünce), doyuncaya kadar ye! (O zaman babanın) sözünü (bir kenara) at!”

Doğrusu yabana atılamayacak ve üç bin beş yüz yıl önce söylenmesine rağmen bugün hala geçerliliğini koruyan bir nasihat!

 

Deneysel bir arkeoloji çalışması

“Deneysel Bir Arkeoloji Çalışması Olarak Hitit Mutfağı”nın hazırlanmasında Çorum Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi öğretmenleri olan Asuman Albayrak ve Ülkü Menşure Solak’ın yaptığı saha çalışmaları oldukça önemli bir yer tutuyor. Albayrak ve Solak, Çorum çevresinde yaptıkları araştırmalarda; köylerde kullanılan fırınları, ocakları, çanak çömlek yapımını ve tahıl öğütme yöntemlerini yerinde inceliyorlar. “Kısacası,” diyor Ahmet Uhri, “yapılan çalışmada üç temel noktadan hareket edildiği söylenebilir. Bunlardan birincisi; çevre köyler gezilerek elde edilen etnoarkeolojik veriler. İkincisi; Hitit metinlerinde geçen yemek ve ekmek adları ile kazılarda ortaya çıkarılan maddi veriler. Üçüncüsü ise gastronomi bilginlerinin bu iki veriden yola çıkılarak deneysel çalışmalara uygulanmasıdır ki, bu uygulama biçimi çoğu zaman ‘deneysel arkeoloji’ olarak adlandırılmaktadır. Deneysel arkeolojinin yeme-içme alanındaki bu uygulamasının, Türkiye’de yapılan sayılı çalışmalarından biri bu kitap içinde yer alan tariflerdir, demek olasıdır.”

 

Deneysel bir ekmek yapalım!

Bunca bilgi, bir yandan Anadolu’nun üç bin beş yıl öncesine gitmemizi sağlarken bir yandan da Hitit mutfağını keşfetme çabasında arkeolojinin önemini bir kez daha anlamamızı sağlıyor. Bu özel kitabın sayfalarında -mutlaka okumanızı bir kez daha öneriyorum- “Hitit Mutfak Kültürü”ne dair pek çok değerli bilgi var. Örneğin Neolotik Çağ’dan beri buralarda bilinen tahıl tarımı ve bunun sonucu olarak tahıla dayalı beslenme elbette. Bu durumda da ekmeğin onlar için ne kadar değerli ve önemli olduğunu tahmin etmek zor değil. Ahmet Uhri’ye kulak verelim: “Hititler 180’den fazla ekmek ya da unlu ürün yapmaktaydılar. İçinde yufka ya da lavaş olarak çevrilebilecek ince ekmek de olan bu ekmek çeşitlerinin bazılarının adlarını şöyle sıralayabiliriz: Ballı ekmek, yağlı ekmek, acı ekmek, narlı ekmek, biralı ekmek, diş ve üzüm salkımı şeklinde ekmekler, bezelyeli ekmek, ekmek pudingi.”

Yukarıda isimleri saydığım ekmekleri ve çok daha fazlasını -elbette bugünün malzemeleri ile- pişirmek, deneysel bir ekmek yapmak ve Hititlerin damak tadı konusunda fikir sahibi olmak isterseniz kitabın üçüncü bölümünde yer alan “Deneysel ve Etnoarkeolojik Çalışmalar Işığında Hitit Mutfağından Tarifler” sayfalarını inceleyebilir ve tek tek pişirilen ekmekler ile yemekler konusunda bilgi sahibi olabilirsiniz.

Doğrusu, 21. yüzyılda, M.Ö. 1650’lili yıllara doğru yolculuk yapmak ve Anadolu’da yaşamış Hititlerden günümüze miras kalan bu değerli tarifleri pişirmek ve tadına bakmak ayrı bir heyecan olsa gerek!

Afiyet olsun!

 

Şebnem Atılgan

Astroloji | Yay Burcu

Astroloji Yay Burcu Yay Burcu sonbaharın sonlarına, kışın başlarına doğru olan dönemdedir. Bu dönemde yağmur, rüzgar ve kar kuzey yarım küre topraklarında etkisini göstermeye başlar. İnsanlar evlerine ve sosyal yaşamda kapalı mekanlara çekilir. Bu dönemde ...

Sektörel Haberler

Tasarım Ve Teknoloji Dünyasının Dâhileri Alldesign 2015’te Buluşuyor

Dünyanın önde gelen yaratıcılık ve teknoloji liderlerinin buluşma noktası  “alldesign Yaratıcı Endüstriler ve Gelişen Teknolojiler Fuarı & Uluslararası Tasarım Konferansları” 19-21 Şubat 2015 tarihleri arasında Lütfi Kırdar Kongre ve Fuar Merkezi’nde düzenlenecek. İstanbul, tasarım ve teknoloji dünyasının dâhilerini ağırlayacağı üç günlük bir buluşmaya hazırlanıyor. “Alldesign Yaratıcı Endüstriler ve Gelişen Teknolojiler Fuarı & Uluslararası Tasarım Konferansları”, 2015 yılında Lütfi Kırdar Kongre ve Fuar Merkezi’ne taşınıyor. Yıllardır yoğun ilgiyle takip edilen alldesign, büyüyerek taşındığı yeni mekânında 19-21 Şubat 2015 tarihleri arasında gerçekleşecek.

 

Modern Mimarlığın Başyapıtı Modulor Nihayet Türkçede…

YEM Yayın, modern mimarlığın öncülerinden olan Le Corbusier’nin başyapıtı Modulor’u yayımladı. Mimarlık tarihinde bir başyapıt olarak kabul edilen ve mimarlıktan sosyolojiye, şehircilikten siyaset bilimine pek çok disiplini içeren geniş bir perspektifte yüzlerce tez, kitap ve makaleye konu olan, uluslararası mimarlık alanında uzun yıllar üzerinde tartışılan kült kitap Modulor nihayet Türkçede.

 

Hayatımız artık mobil… Akıllı telefonlarımız, tabletlerimiz her an her yerde yanımızda. Mobil teknolojilerin hızlı gelişimi, DYO’nun boya ve dekorasyon dünyasına dair yaratıcı fikirleri bir araya getiren yeni uygulaması, ‘Düşle Yap Olsun’u yarattı. IOS ve Android uyumlu akıllı uygulama, 3 farklı bölümden oluşan özelliği ile bir ilk. Dyorum ile yenilikleri duymak, Dyoskop ile gerçek renklerin DYO dünyasındaki yansımasını görmek, Stüdyo ile çektiğiniz fotoğrafları istediğiniz gibi boyayıp paylaşmak mümkün…

 

60’ların İtalyan Esintisi Yeniden Banyolarda

 

Geleneksel ve çağdaş çizgilerle sentezlenerek tasarlanan ISVEA’nın Palazzio serisi, 60’lı yılların tarzını günümüz banyolarına taşıyor. Tasarımındaki yumuşak hatlar ve güçlü simgeler ile dikkat çeken Palazzio, banyolar için farklı çözüm imkanları sunuyor.

 

Türkiye’de uyku kültürünün öncüsü Maya Tekstil, Amerika’nın en büyük mobilya üreticilerinden Best Home Furnishing’in birbirinden rahat TV koltuklarını PENELOPE Mağazaları’nda tüketicilerle buluşturuyor.

 

NESCAFE DOLCE GUSTO 

Modern Sanatı Mutfaklara Taşıyor

Dünyaca ünlü tasarımcı Billy the Artist’in imzasını taşıyan ve sınırlı sayıda üretilen NESCAFÉ Dolce Gusto Genio kahve makinesi, üstün kalitede kahve deneyimini modern sanat ile birleştiriyor.

 

LAV’dan çorba sunumlarınıza yeni bir yorum:

Moon Çorba Kasesi

Özgün cam tasarımlarıyla sofraları renklendiren LAV, Moon Çorba Kasesi ile zengin Türk mutfağının olmazsa olmazı çorbalara yeni bir bakış açısı kazandırıyor. Soğuk kış günlerinde sofraya ilk servis edilen yiyecek olan çorbanın sunumu sofra şıklığı açısından büyük önem taşıyor. LAV Moon Çorba Kasesi, Türk sofrasının olmazsa olmazı çorba ritüelini camla zenginleştiriyor.

 

Siemens Kahve Makinesinde Sessizlik Hız Ve Yoğun Aroma Bir Arada

Siemens Ev Aletleri, piyasanın en hızlı, 300 gramlık çekirdek haznesi, 2,4 litrelik su tankı ile en büyük kapasiteli, sessiz çalışan ve LCD ekranlı yeni TE803209RW tam otomatik espresso ve kahve makinesini tüketicilerin beğenisine sunuyor.

 

Yeni Electrolux Ultraflex

Evde Her Yere Rahatça Ulaşmanız Için Tasarlandı.

Evlerde temizliğin asıl özü görünen zeminlerin yanı sıra ulaşılamayan zor köşelere de erişip temizleyebildiğiniz zaman gerçekleşmiş oluyor. Electrolux’ün yenilikçi tasarım ekibinin geliştirdiği yeni UltraFlex Elektrik Süpürgesi en zor köşelerde bile derinlemesine temizlik sağlayan esnek yapısı ile evde her noktaya ulaşmaya imkan veren özellikleri bir araya getirdi.

 

Tefal, yeni Pro Express Total’i tasarladı

Mükemmel ütüleme performansını arayanlar bilirler, her kumaşın ihtiyacı olan ısı ve buhar ayarı farklılık gösterir. Bu nedenle en mükemmel ütüleme sonucu için Tefal yenilikçi teknolojilerindeki tecrübesi ile ütü yapmayı kolaylaştıracak Tefal Pro Express Total’i geliştirdi. Üç farklı ısı ve buhar ayarına sahip ütü sayesinde giysiler parlamıyor ve kolay ütüleniyor.

 

Evdema, ünlü Alman markası Villeroy&Boch Parke’nin Türkiye’de tek yetkili distribütörü oldu.

1748 yılından bu yana banyo, mutfak ve seramik ürünleri alanlarında faaliyet gösteren dünyaca ünlü Alman markası Villeroy&Boch, 1 Eylül 2014 tarihi itibariyle parke distribütörlüğünde Evdema ile anlaştı. Bünyesinde, dünyanın en çok tercih edilen, dekorasyon alanında hizmet veren 11 markasını bulunduran Evdema, Eylül ayında dünyaca ünlü Villeroy&Boch’un parke distribütörlüğünü alarak yeni bir atılıma imza attı.

 

Samsung NX Mini’nin ‘Bebek Monitörü’ özelliği ile her an bebeğinizin yanındasınız

Şık görünümü ve göz alıcı kompakt tasarımı ile Samsung NX Mini’nin ses algılama özelliği sayesinde, anne ve babalar her an bebeklerinin yanında olabilecekler.

 

Doğanın en güzel dokuları Country ile evlere geliyor

Modern teknolojisi ve zengin ürün seçenekleriyle tüketicilerin beğenisine hitap eden Çanakkale Seramik, ahşap görünümlü özel serisi Country ile doğanın en güzel dokularını yaşam alanlarına taşıyor.

 

LIVVING İLE AZ ASLINDA ÇOKTUR…

Zarafeti ve sadeliği doğal malzemelerle yeniden yorumlayan Livving, Basic koleksiyonuyla sofraları sofistike tasarımlarla buluşturuyor. Peçete ve amerikan servislerden oluşan koleksiyon, küçük dokunuşlarla her tarza ve beğeniye hitap edebiliyor. Doğayı yüksek kalite işçilikle %100 keten kumaşlara işleyerek evlerimize taşıyan Livving, koleksiyonlarında tasarım ve sadeliği ön plana çıkarıyor. Yumuşak renk tonlarıyla esnek bir kullanım sağlayan Basic koleksiyonu, sofralarında kendi tarzlarını oluşturmak isteyenlerin vazgeçilmezi olacak…

 

 

Tupperware’den sihirli doğrayıcı: Dilim Dilim

İnsanların hayatlarını kolaylaştıran tasarımlarıyla dikkat çeken Tupperware, şekilli doğrayıcı ‘Dilim Dilim’ ile lezzetli yemekler hazırlarken zamandan tasarruf etmenize yardımcı oluyor. Sebze ve meyveleri farklı şekil ve kalınlıkta doğrama imkanı sunan ‘Dilim Dilim’ mutfaktaki en büyük yardımcınız olmaya aday…

 

Breville ile tatlı keyfi!

Güzel bir waffle hamuru ve nefis bir tat için Breville waffle makinesi luksbazaar.com’da!

 

Metal renkli BWM 620 EX Waffle makinesinin aynı anda iki adet waffle yapmaya olanak sağlayan bölmeleri, dört ayrı çeşit waffle yapma ayarı, 12 farklı kızartma derecesi, eşit ısı dağılımı sağlayan termal özelliği ve yapışmaz yüzeyi ile şimdi tatlılar daha lezzetli.

 

Duvar Kağıtları

Her Dönem Dekorasyonun Vazgeçilmezleri

Duvar kağıdı rahat, huzurlu, konforlu ortamlar oluşturmak, sanat ve güzelliği birleştirmek açısından her geçen gün önemini arttırmaktadır. Duvar kağıdı seçimi yapmak aslında çok basit bir işlem gibi dursa da, ev dekorasyonu kısmında en çok zorlayacak uygulamalardan biridir. Duvar kağıtları ile ilk tanıştığımız yıllarda zenginliğin yansıması anlamına gelen bu malzeme genellikle altın varak baskılı ve klasik desenli olarak üretilir ve uygulanırdı. Şimdilerde teknolojinin hızı ile yapılan modeller çok şık, modern çizgi ve tasarımlar ile mekanlarımızı süslemekteler. Duvar kağıdı mekan dizaynında baş sırada yerini alırken, doğadan ilham alanlar başta olmak üzere çeşitli tasarımlar sayesinde ortamlar aydınlık  ve huzurlu bir özelliğe sahip olacaktır. Her geçen gün duvar kağıdı modelleri oldukça renkli ve bol desenli farklı ilginç tasarımlarla hayatımızda yer edinmekteler. Dikkat çekici çiçek, dal, ağaç, kuş desenlerin yanında, geometrik desenler ve özellikle üç boyutlu çizimler oldukça fazla yer almaktadırlar.

Renk uyumunu mekandaki diğer tekstil ürünleri ile değerlendirmek de çok önem kazanmaktadır. Duvar kağıdı seçerken oturma odası ve mutfakta sıcak renkler kullanmak yerine pastel renklere yönelmek ,güneş gören mekanlarda ise güneşi kıran renkler yani mor, mavi yada kahve ve bej tonlarını seçmek tavsiye edebileceğimiz ince detaylardır.

Son yıllarda mutfaklarda duvar kağıdı kullanımı artış göstermektedir. Modern mutfak tasarımlarında birbirinden renkli ve canlı desenlerle duvar kağıdı uygulamaları mutfaklara ayrı bir hava katmaktadır. Neme ve suya dayanıklı seçenekleri ile duvar kağıdı uygulamaları mutfakları renklendirirken, ferah ve hareketli bir görünüm sağlamaktadır. Özellikle mutfak kullanımlarında

silinebilir özellikte olmalarına dikkat edilmesi gerekmektedir. Ev, ofis, otel, cafe  hatta hastane gibi ortak kullanıma açık mekanlarda tv arkasında özellikle dikkat çekici bir uygulama olarak duvar kağıtları ön plana çıkmaktadır. Özellikle doğal taş kaplama yapmanın uzun sürmesi ve maliyetli olması sebebiyle bu alanlarda taş desenli duvar kağıtları tercih edilmektedir.

Çocuk odası dekorasyonlarında duvar dekorasyonları odaya canlılık katan ayrıntılar arasında yer almaktadır. Son derece sade dekore edilmiş bir çocuk odası duvar kağıdı seçimi ile bambaşka görünümlere kavuşabilir. Animasyonlu, üç boyutlu, renkli çizgili duvar kağıdı seçimleri ile çocuk odalarına yeni bir tasarım kazandırılabilir. Animasyonlu duvar kağıtlarını 0-6 yaş grubu çocuk odalarında kullanmak gayet akıllıca bir seçim olacaktır.

Banyo ve tuvaletlerin duvarlarında renk renk, çeşit çeşit, desen desen duvar kağıtları kullanarak birbirinden şık, kullanışlı ve sevimli banyolar elde edilebilir. Banyolarda sadece fayans döşemeleri ile sınırlı kalmak istenmiyorsa, daha fazla seçenek ve daha fazla renk isteniyorsa duvar kağıdı fikrini düşünülebilir. Şık ve ıslak mekana uyumlu duvar kağıdı modelleri ile banyolar evin diğer odaları kadar hoş görünecektir. Duvar kağıdına uygun olarak kullanılacak ayna ve apliklerle banyoların şıklığına şıklık katılabilir.

Eğer tekdüze bir ofis dekorasyonu istenmiyor, ofisin dekorasyonu özel bir boyuta taşımak isteniyorsa, yapabileceklerin en başında duvar kağıtlarını kullanmak gelir.

Kişiliğin, zevklerin ve tarzın  yansıtılmasının en doğru yollarından biri olan duvar kağıdı, bulunduğu ortama anlam, derinlik ve kalite katar. Uzun zamandır ev ve villa dekorasyonlarında sıkça kendine yer bulan duvar kağıtları, bir süredir ofislerin ve ofis dekorasyonlarının da gözde parçası haline gelmiştir. Tarzı ya da dönemi ne olursa olsun hemen hemen her dekorasyon stilinde kolaylıkla uygulanabilen duvar kağıtları doğru kullanıldığı takdirde ofiste son derece sıradışı ve klas bir atmosfere ulaşılabilir.

 

Gülen Yalçınkaya Özelçi

Shigeru Ban 5 Ağustos 1957 yılında Tokyo’da doğmuştur. Çocukken evlerine gelen geleneksel Japon marangozlarını büyük dikkatle inceleyen Ban için bu ustaların kullandıkları aletler, inşa yöntemlerini ve ahşabın kokusu sihirli bir güce sahip olmuştur. Önceleri marangoz olmak isteyen küçük Shigeru’nun, mimarlık ile yolu, 11 yaşında kesişmiştir. Öğretmen sınıftakilerden basit bir ev tasarlamalarını istemiş, Shigeru Ban’ın tasarımı okulun

en iyisi seçilirken, o da mimar olma kararını o gün itibariyle vermiştir. Güney Kaliforniya Mimarlık Enstitüsü’nde (SCIArch) mimarlık eğitimi almıştır. 1984 yılında New York’taki Cooper Union üniversitesinden mezun olmuştur.

Ardından eğitim yaşamına devam ettiği Cooper Union School of Architecture’da New York Five üyelerinden John Hejduk’un öğrencisi olmuştur. 2005 yılında 48 yaşında Virginia Üniversitesi tarafından verilen Thomas Jefferson Madalyasına Mimarlık alanında layık görülmüştür. Time Dergisi tarafından 21. yüzyılın mimarlık ve tasarım alanında çığır açan isimleri arasında gösterilen Shigeru Ban felaket bölgelerinde halk için ekonomik ama aynı zamanda anıtsal tasarımları ile tanınmaktadır. Ban 21. yüzyılda mimarın rolü ve sorumluluğu üzerine çalışmalar yürüten, pratiğini bu kavram üzerine temellendiren aktivist mimarlardan biridir. Shigeru Ban barınma ihtiyacını karşılarken, insanların yaşam kalitesini artıran ve dünyanın iç güzelliğini kutsayan yeni mekânlar yaratmaya çabalamaktadır.

Projelerinde mimarlık pratiğinin her noktasında strüktür, malzeme, manzara, doğal havalandırma ve aydınlatmayı temel alan, geniş çeşitliliğe sahip tasarım çözümleri getiren Shigeru Ban, kullanıcılar için konforlu mekanlar yaratmayı amaçlamıştır. Günümüz yapılarında sıkça kullanılan yüksek teknolojili çözümlere bel bağlamayan Shigeru Ban yapıları; özel konut yerleşimleri ve genel müdürlük binalarından müzelere, konser salonlarına ve diğer kamu yapılarına kadar orijinallik, ekonomiklik ve ustalıkları ile öne çıkmaktadır.

Japon mimar projelerinde bambu, kumaş, kağıt,  plastik ve kağıttan geri dönüştürülmüş elyaf gibi alışıla gelmeyen ve düşük maliyetli malzemeler kullanmaktadır.  Shigeru Ban’ın mimarisi çoğunlukla sürdürülebilir ve çevreye saygılı olarak tanımlanmaktadır.

Shigeru Ban; ‘paper architect’ (Kağıt mimarisi) adını verdiği, kağıt tüplerinden yapıları ile tanınıyor olsa da, çantasında sakladığı basit ve çok çaba gerektirmeyen, çevreci mimari projeleri de bulunmaktadır. Bu projelerin her biri de, kontekste, doğaya ve kullanıcılara büyük bir hassasiyet göstermektedir.

Japon mimarın Tokyo, Paris ve New York’taki ofislerinde üretilen projeler, mimarlık dünyasının nadir örnekleri arasında sayılmaktadır. Özel sektör için şık ve inovatif işlere imza atan Shigeru Ban, yaratıcı ve zengin kaynaklı tasarım anlayışını, insani yardım çalışmalarında da aynı düzeyde sergilemektedir.

Mimarın insanlığa karşı sorumlu olduğunu pek çok çalışmasında doğrulayan Japon mimar, son 20 yıl içerisinde dünyanın dört bir yanında doğal ve insan kaynaklı afetler sonucu tahrip olan bölgeleri ziyaret ederek, yerel halk, gönüllüler ve öğrencilerle birlikte afetzedelere yönelik düşük maliyetli, geri dönüştürülebilir yapılar tasarlamış ve inşa etmiştir.

Shigeru Ban, 2014 yılında Pritzker Ödülü’nün 37.sine değer görülen 7’inci Japon vatandaşı mimar olarak tarihe geçmiştir. Ödülünü 13 Haziran 2014 tarihinde Amsterdam Rijksmuseum’da düzenlenen törende almıştır. Pritzker jürisi ödüle layık görülmesinde Shigeru Ban’nin yapı malzemelerindeki deneysel yaklaşımı ve yenilikçiliğinin etkili olduğunu altını çizmişlerdir.

Sürdürülebilirlik terim haline gelmeden uzun bir süre önce, Mimar Shigeru Ban karton borular ve kağıt gibi ekolojik yapı malzemeleriyle deneylere başlamıştır. Onun dikkat çekici yapıları genellikle Haiti, Ruanda veya Japonya gibi afetzede ülkelerde geçici konutlar olarak amaçlanmış, evsiz kalmış insanlara yardım etmek için tasarlanmıştır. Fakat çoğu zaman binalar hedeflenen amacına hizmet etmesinden uzun süre sonra bile manzaranın sevilen bir parçası olarak kalmıştır. Bu kapsamda sayısız işler yapan Ban halen bu duyarlılığını sürdürmektedir.

Afet yardım barınaklarını inşa ederken sütunlar, duvarlar ve kirişler için çoğunlukla geri dönüşümlü karton kağıt borulardan faydalanmaktadır. Afet yerinde kolaylıkla ulaşılabilen bu malzeme hem ucuz, hem de kolay taşınıp kolay monte/ demonte edilebilmektedir.

 

Milyonlarca insanı trajik yaşam koşulları ile baş etmek zorunda bırakan 1994 Ruanda Katliamı’nın ardından insani yardım çalışmalarında görev almaya başlayan Shigeru Ban, karton borudan barınak önerisini BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne sunarak danışman sıfatıyla projeye dahil olmuştur.

1995 Kobe depreminin ardından yine afetzedelerin yardımına koşan Ban, Vietnamlı mülteciler için “Paper Log House” projesini hazırlamıştır. Yardım vakfına bağışlanan bira sandıklarını kum torbaları ile dolduran mimar, duvarları oluşturmak için karton boruları sıralamıştır.

 

Kobeli depremzedeler anısına bir toplum merkezi yaratmak isteyen Ban, yine karton borulardan “Paper Church”ü tasarlamıştır. Daha sonra demonte edilerek Tayvan’a gönderilen kağıt kilise, 2008 yılında burada yeniden inşa edilmiştir. Mesleki bilgisini insanlık yararına kullanmayı görev edinen Ban, 1999 depreminin ardından Türkiye’deki afetzedelere de yardımda bulunmuştur. Afetzedeler, öğrenciler ve diğer gönüllüler ile birlikte afet yardım projelerini hayata geçiren Shigeru Ban, 1995 yılında “VAN: Voluntary Architects’ Network” (Gönüllü Mimarlar Ağı) adlı bir sivil toplum örgütü kurmuştur. Deprem, tsunami, fırtına ve savaş gibi felaketlerin ardından çalışmalarını bu bölgelere yönelten VAN, şu ana kadarJaponya, Türkiye, Hindistan, Sri Lanka, Çin, Haiti, İtalya, Yeni Zelanda veFilipinler ‘e yardımda bulunmuştur.

 

Gülen Yalçınkaya Özelçi

Çarlar Şehri Moskova

Neredeyse 900 yıllık geçmişe sahip Rusya Federasyonu’nun başkenti olan Moskova,  11 milyona yaklaşan  nüfusuyla Avrupa’nın, yüzölçümüyle de dünyanın altıncı en büyük kentidir. Mimarisi ve metrosu çok dikkat çekicidir.Moskova, kesinlikle diğer Avrupa şehirlerinden farklıdır. Yıllar süren rejimin etkisini mimaride hisssetmemek imkansızdır. Şehircilik açısından herşey planlanmıştır. Şehrin içindeki çok geniş oto yolları, buna bağlı yan yollar ve yaya kaldırımları, her apartmanın arkasında yer alan yeşillikler içindeki avlular, çocuk parkları, her mahalle için gereken yaşama alanları tümüyle düşünülmüştür.

Mihail Gorbaçov’un Perestroyka (Yeniden Yapılanma) devrini başlatmasıyla beraber Moskova, çağdaş bir Avrupa kentine dönüşmeye başlamıştır. Yüzlerce bina yeniden yapılmakta, yeni ticaret, eğlence ve iş merkezleri kurulmakta ve ulaşım ağları örülmektedir.

Moskova Nehri’nin üstünden geçen köprüler, şehri bir inci kolye gibi adeta süsler,  akşamları aydınlatıldıklarında ise köprüler elmas gibi parlar.  Nisan ayında başlayan tekne gezileriyle bu köprüleri yakından tanıma fırsatı doğmaktadır.

Başkent Moskova’da yetmişe yakın müze vardır. Moskova tiyatroları arasında en meşhur olanı, elbetteki Bolşoy’dur. “Rus Klasik Balesi”, her turistik gezi programının vazgeçilmez bir parçasıdır. Bolşoy tiyatrosu 1825 yılında yapılmıştır. Çok popüler olan bir diğer gösteri sanat dalı da sirktir. Şehirdeki sirklerin birçoğu, gösterilerine hiç aralık vermeden devam etmektedir.

En çok bilinen müzeler, Kremlin,  Puşkin Güzel Sanatlar Müzesi ve Tretyakov Sanat Galerisi’dir.

Moskova nın en eski yapısı olan Kremlin, Rusya’nın sembolüdür, kale anlamına gelmektedir. Yüzyıllar boyunca devlet iktidarının simgesi olmuştur. Bu yüzden büyük bir bölümü halka açık değildir. Moskova’nın en eski Katedral meydanı ise Kremlin’in merkezindedir. Çarların ve prenslerin taç giyme törenlerinin düzenlendiği Kremlin Katedralleri bu meydanda bulunmaktadır. Bütün katedrallerin duvarları ve kubbeleri eşsiz frekslerle süslenmiştir.

Büyük Kremlin Sarayı 1849 yılında inşa edilmiştir. Moskova uzay müzesinde ise, 12 nisan 1961 de uzaya ilk giden insan ünvanı alan Yuri Gagarin in heykelini görebilirsiniz. Rusya’nın en yüksek binası olan Büyük İvan Çan kulesi 81 metre yüksekliğindedir. Dünyanın en büyük çanı burada bulunmaktadır. Çar Aleksey’in yaptırdığı çan, 1701 yılında çıkan yangında kuleden düşerek parçalanmıştır, ağırlığı 200 tondan fazla olduğu bilinmektedir.

Moskova’ya giden gitmeyen herkesin bildiği Kızıl Meydan, Moskova’nın ana meydanıdır. Burada merasim törenleri, resmi geçitler ve kutlamalar yapılır, konserler verilir. Aziz Vasili Katedrali, Moskova’nın simgelerinden biridir ve Kızıl Meydan’da bulunur. Kazan Hanlığı üzerine kazanılan zaferin şerefine inşaa edilmiştir. Anıt mezar Lenin Mozolesi de Kızıl Meydan’dadır. Lenin’in naaşı kristal bir tabutun içinde yer alır.

 

Kurtarıcı İsa Kilisesi muazzam bir mimari eserdir. 1883 yılında inşa edilmiş olan kilisenin iç mekanlarını ünlü Rus ressam ve heykeltraşları yapmıştır 1931 de Stalin’in emriyle tahrip edilmesine rağmen, 1994 yılında eski kroki ve fotoğraflardan yola çıkılarak  altı ay içinde yeniden inşa edilmiştir. İlk yapımı ise 45 sene sürmüştür.

Stalin zamanında inşa edilen 7 adet bina, birbirine benzer yapıda inşa edilen binalar Moskova Gökdelenleri olarak bilinir. Bunların içinde 238 metre yüksekliğinde olan Moskova Devlet Üniversitesi en bilinen gökdelendir.

180 hektarlık bir alan üzerine kurulmuş olan muazzam bir spor kompleksi Lujiniki, 1980 yılında Olimpiyat oyunları’nın yapıldığı yer olmuştur. Lujiniki’de 140 spor tesisi vardır.

 

İstanbul’un İstiklal caddesi neyse, Arbat da Moskova için odur. Adı Arapça ‘’Rabad’’ dan gelir. Değişik dönemlerde burada Rus yazarlar, sanatçılar yaşamışlardır. Seksenli yıllarda Arbat, sadece yayalara ait bir yol olarak kullanılmış, turistler için Kızıl Meydan kadar popüler bir yer haline gelmiştir.

Günde milyonlarca kişinin kullandığı Moskova Metrosu ise, heykelleri, avizeleri, gösterişli tavan süslemeleri ile haklı olarak bir mimari eser sayılmaktadır. Metroyu, Moskova’nın en iyi mimarları şekillendirmiştir. İlk metro istasyonlarının yapımına, devrim öncesi Rusyası’ndaki Çar Sarayları’nın inşasında harcanan miktardan daha fazla mermer harcandığı söylenmektedir. Büyük Savaş zamanında metro, sığınak olarak kullanılmıştır. Rus çarı 2. Nikolay’ın önderliğiyle yapımına başlanan ve bugün 80 yaşını dolduran Moskova metrosu, günde 9.5 milyona yakın yolcu taşıyor. Trenler eskiden 60 sn ara ile gelirken şimdi 90 sn arayla istasyonlardan kalkıyorlar. İstasyon sayısı 188 , metro ağı ise 312 km. Metro yapımına 1931 yılında başlanmış. Herbiri ayrı birer sanat eseri, adeta birer müze görünümünde olan metro istasyonları arasındaki ortalama mesafe 1800 metredir. Kızılkapı ve Mayakovskaya İstasyonları, Paris ve Brüksel de yapılan milletlerarası sergilerde Büyük Ödül’e aday olmuşlardır. Mayakovskaya, NewYork Dünya Fuarında büyük ödülü kazanmıştır.

Seçil Mutlu